18 Mayıs 2022
Mübarek Ramazan Bayramınızın kutlu olması dilekleriyle bu yazımızda şiirden bahsedelim, özellikle bayrama ait olanlarından…
Kâşgarlı Mahmud’a göre kelimenin aslı Farsça beẕrem/beẕrâm, “sevinç ve eğlence günü” manasına geliyor.
“ Bayram” şeklinde telaffuzu da Oğuzlara aittir. (Dîvânü lugāti’t-Türk Tercümesi, I, 263, 484; III, 176).
Bayram kelimesinin Arapça karşılığı îddir (el-ʿıyd) “âdet halini alan sevinç ve keder; bir araya toplanma günü” demek.
Geleneğimizde bayramlar çok önemli ve sevinçle, esenlikle yaşanması gerekli günler. Ne olursa olsun mutlaka akraba, dost, elbette sevdiklerimizle yaşayacağımız kutsal zamanlarımız.
Bayram ile ilgili şiirlere gelince… Ne çok zenginiz, ne çok örnek var!
Önce Nedim!
Divan şiirinin “şeyda” aşığı Nedim elbette bayramda sevdiceğinin yüzünü görmek istiyor ve diyor ki:
"Sevdiğim cânım yolunda hâke yeksân olduğum
Iyddır çık nazile seyrana kurban olduğum
Ey benim aşkında bülbül gibi nâlân olduğum
Iyddır çık nâz ile seyrana kurban olduğum"
Muhibbi mahlasıyla şiirler yazan Kanuni de Muhıbbi Divanında duygularını şöyle anlatıyor:
I”yd-ıkurban oldı ben kurbânı cânân olmışam
Herkesün bir şuglı var ben yâra hayran olmışam
Geydüm ihramı harîmi kûyına vardum bugün”
Terk idüp varlık libâsın cümle üryan olmışam (Muhibbî Divanı, s. 1122)
Aziz Dostlar,
Halk ozanlarımız da bayramlarla ilgili, dönemlerine uygun olarak ne güzel bilgiler veriyorlar ve zamanı hiç geçmeyen sevgiyi bayramları da vesile kılıp ne hoş anlatıyorlar. Öylesine zengin bir hazine ki bu konu, örnek seçmekte zorlandık.
Halk ozanı Davut Sulari’den (1925- 1985) bir misal getirmek istedik. Ozanımız yaylayı mekân gösterip dosta şöyle sesleniyor:
“Bugün bayram günü âlem eğlenir
Sen bizim yaylaya gel başın için
Dertliler oturmuş derdin söyleşir
Etme intizarı gül başın için
Davut Sulari'yem ahd-ı amanda
Bir yıldız doğmuştur devr-i zamanda
Seher bülbülüyem ulu divanda
Sen benim vekilim ol başın için”
Dost ve halk ozanı deyince aklımıza geliveren isimlerden biri de Mahzuni Şerif’in bayram için dillendirdikleri ve dostlar arasındaki gönül bağını anlatması ayrı güzel:
“İki gönül bir olunca
Bayram olur seyran olur
Bir dost bir dosta gelince
Bayram olur seyran olur.”
1801-1911 yılları arasında dünyaya misafir olan rahmetli Azeri şair Göyçeli Aşık Ah’ın mısralarını okurken hüzünlere ve garipliğe “merhaba” dememek mümkün mü? Bayram yalnızlığını ne güzel anlatıyor şu dizeleri:
“Bayram oldu küllü âlem bezendi
Heç menim halımı bilen olmadı
Dost dostu cağırdı, qohum qohumu
Men garibi yada salan olmadı”
Kardeş Azerbaycan deyince elbette aklımıza İmadeddin Nesimî geliyor. Seyid Nesimî mahlası ile ünlenen, 14. yüzyılda yaşamış Türkmen Hurûfi divan şairi. Boynu kesilip derisi yüzülerek öldürülmüş. Ama tavizsiz bir hayat yaşadığı anlaşılıyor. Şu şiirinden de açıkça belli değil mi:
“Har içinde biten gonca güle minnet eylemem
Arabi farisi bilmem, dile minnet eylemem
Sırat-i müstakim üzre gözetirim rahimi
iblisin talim ettiği yola minnet eylemem”
…..
Ey Nesimi, can Nesimi ol gani mihman iken
Yarın şefaatlarım Ahmed-i Muhtar iken
Cümlenin rızkını veren ol gani serdar iken
Yeryüzünün halifesi hünkara minnet eylemem
Evet…
Aziz Dostlar,
Nesimi deyince bir Nesimi daha var, Tokatlı. Üstelik serimizde de Tokat’lılık var. Bu durumda Tokatlı halk ozanlarından bahsetmemek olur mu? Olmaz, hiç olmaz!
Tokat'ın Almus ilçesine bağlı Görümlü ( Varzıl) köyünden olan Kul Nesimi XVII. asırda yaşamış. Ademoğlunun dünya macerasında nelere dikkat etmesi gerektiğini ve sonunda bir sonun olduğunu, bu macerada başarı veya galibiyet gibi görünenlerin asıl hakikat karşısında nasıl çaresiz kaldığını ne güzel anlatıyor:
“Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün
Dünya kadar malın olsa ne fayda
Söyleyen dillerin söylemez olur
Bülbül gibi dilin olsa ne fayda
Bir gün seni götürürler evinden
Hakkın kelamını kesme dilinden
Kurtulmazsın Azrailin elinden
Türlü türlü yolun olsa ne fayda.”
Üstat şair Abdürrahim Karakoç çok başka bir konuya dikkati çekiyor bayramla ilgili olarak ve fakirliğin insanın boynunu ve belini nasıl büktüğünü dizelerinde adeta resmeyliyor!
Okurken Sevgili Türkiye’mizi ve elbette mavi gezegenimizi düşünmemek mümkün mü?
Şöyle diyor Üstat Karakoç:
“Güneş yükselmeden kuşluk yerine
Bir adam camiden döndü evine
Oturdu sessizce yer minderine
Kızı “Bayram” dedi, yalın ayaklı
Adam “Bayram” dedi, tam ağlamaklı...
Eli öpüldükçe içi burkuldu
Konuşmak istedi, dili tutuldu
Güç belâ ağzından bir “off! ” kurtuldu
Oğlu “Bayram” dedi, sırtı yamalı
Adam “he ya” dedi, gözü kapalı...
Düşündü kış yakın, evde odun yok
Tenekede yağ yok, çuvalda un yok
Yok yoka karışmış; tuz yok, sabun yok…”
Aziz Dostlar,
Şehirlerimizin manevi hayatına imza atmış öyle zatlar vardır ki dilden dile dolaşır isimleri ve menkıbeleri hep anlatılır.
Hacı Bayram-ı Veli de Ankara için böyle büyük isimlerden. Bayram için şöyle diyor o ünlü ilahisinde:
“Cân bula cânânını
Bayrâm o bayrâm ola
Kul bula sultânını
Bayrâm o bayrâm ola”
Hazır şiirden bahsetmişken, halk ozanımız üstat Mehmet Ali Kalkan Bey kardeşimizin de bir dörtlüğünü okuyalım.” Gönül Sabaha Gelir” adlı şiirinin son dörtlüğü şöyle:
“Gün olur tütmez duman,
Yere iner asuman,
Sur üflenir bir zaman
Her şey Allah’a gelir…”
Efendim,
Serde Tokat’lılık var dedik ya, bizden de bir misal verelim. Tokat Sergisi hazırlığımız var.
Ve… Tokat’ımızın da ak zambakları çok ünlü.
Ben de bir tezhip çalışması yaptım, tasarım bana ait, naçizane fırçamdan, akzambaklardan ilhamla…
Bütün bayramlarımızın huzurla ve mutluluklarla geçmesi dileğiyle,
Hayırla, bereketle…

Bu kategorideki Makalelerden