27 Haziran 2022

Haydi gel de şimdi, Türkiye Cumhuriyeti olarak, Finlandiya ve İsveç'in NATO Üyeliğini veto etmeden, destekle ve onay ver. İnanın, sevgili okurlar, Finlandiya’nın NATO üyeliği ortak açıklamasından beri bu durumu ve tüm olasılıkları düşünüyorum. Bilmiyorum sizler de bu durumu içinize sindirilebiliyor musunuz? Doğrusu ben bu durumu bir türlü kabullenemiyorum. İsterseniz, Finlandiya ve İsveç'in olası NATO üyeliklerini şöyle sesli düşünelim ve irdeleyelim. Bu iki ülke, Türkiye’nin onlarca yıldır canını dişine takarak mücadele ettiği hem PeKaKa’yı hem de uzantısı Suriye PeKaKa’sını özgürlük savaşçıları olarak kabul etmekte ve destek vermektedirler. Ancak Finlandiya, PKK’yı doğrudan terör örgütü olarak tanımasa da AB kararlarından dolayı terör örgütü olarak tanıyan ülkeler arasında bulunmaktadır. Bireysel bazı Suriye PeKaKası destekleri dışında ülke doğrudan açık destek vermemektedir. Ezcümle, Finlandiya örtülü bir şekilde desteğini sürdürürken, İsveç başta finans olmak üzere açık desteğine tüm zeminlerde devam etmektedir. Örneğin, şimdiye kadar 210 milyon dolar destek veren İsveç’in bu desteği 2023’e kadar 376 milyon dolara çıkarması planlanmaktadır. Her iki ülke ABD’ye ilaveten Suriye PeKaKasına savunma desteği de vermektedir. PeKaKa’nın STK yapılanmaları başta olmak üzere Türkiye, Irak ve Suriye’de bulunan örgüt uzantılarına maddi kaynak bulmakla görevlendirilen sözde Kürdistan Kızılayı İsveç’te de faaliyet göstermekte ve Avrupa ülkelerinde bağış adı altında yıllık 30 milyon Avro para topladığı hesaplanmaktadır. (2) Ancak, sadece bununla kalsalar ama, ne gezer. Bununla yetinmeyerek, Türkiye Cumhuriyeti’nin ayrılıkçı terör örgütüne karşı mücadelesini de sekteye vurmaya çalışarak Türk savunma sanayine yaptırımlar uygulamakta, Türkiye’nin müttefiklerinden ithal ettiği ürünlere bile kısıtlamalar getirmektedirler. Peki durum şöyleden böyle iken bizden ne yapmamız isteniliyor ne yapalım?  

Bu durumda Türkiye’den bu iki ülkenin NATO Üyeliğine veto kartını kullanmadan hiçbir şey olmamışçasına onay vermesi beklenebilir mi? Kuşkusuz, Türkiye'nin İsveç ve Finlandiya'nın olası NATO üyeliklerini veto edeceğini ilan etmesi için vaktin henüz erken olduğunu düşünüyorum.  Ancak mevcut durum da ortada. Peki Türkiye’nin yıllardır PeKaKa teröründen etkilendiğini, bölgedeki masum sivillerin hedef alınarak, yaş ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin on binlerce insanın örgüt tarafından şehit edildiğinin, görmezden mi gelinmesi istenilmektedir. Evet tam da Türkiye’den fedakârlık göstermesi istenilen durum budur. Üzülerek ifade etmek gerekir ki, Türkiye nasıl olsa yine kabul eder mantığı NATO’nun tüm katmanlarına egemen olmuştur.” Mantık tam da budur, Türkiye onlarca yıldır NATO'nun güvenilir ve sadık bir ortağıdır, NATO’nun genişleme sürecinde hiçbir ülkeye sorun olmamış, köstek olmamış, her zaman destek olmuştur. Ne diyelim, bir nevi “Ağır Abi”modeli bu olsa gerek. Anımsayın Türkiye, bundan üç yıl önce, canına tak etmiş, Suriye’de ABD destekli sözde Suriye Demokratik Güçleri’nin önemli bir bölümünü oluşturan Suriye PeKaKa’sının NATO tarafından terör örgütü olarak nitelenmesini talep etmiş, bu talebi yerine gelmedikçe de Baltık ülkeleri ve Polonya için hazırlanan güvenlik planına onay vermeyeceğini belirtmişti.

Aslında Türkiye Cumhuriyeti “NATO’nun Baltık Ülkeleri Planı”nda veto hakkını kullanacağını ilan etmesine karşın 2019 Londra NATO Zirvesi’nde büyük devlete özgü bir tutum sergileyerek veto hakkını kullanmamıştır. Ancak arkasından NATO Genel Sekreteri Stoltenberg Londra’daki zirvede “NATO’nun YPG’yi nasıl nitelemesi gerektiği konusunu görüşmediklerini de belirtmesi” yüreği her gün Türkiye ile birlikte atan Türk insanını rencide etmiştir. Üzülerek ifade etmek gerekir ki, bu durum gündeme bile gelmemiştir.  Unutmayalım, bu durum bugüne özgü değil, Osmanlı Devletinden beri gelişerek devam eden bir konudur. Çıkış noktası da Kürt Teâvün (Yardımlaşma) ve Terakkî (İlerleme)Cemiyeti kurucularından, Sadrazam Said Halim Paşa’nın kız kardeşiyle evlenen Mehmet Şerif Paşa’nın Ferikliğe yükseltilip 1898 yılında Stockholm ortaelçiliğine atanmasıdır. Ayrılıkçı hareketin İsveç’te taban oluşturması onun zamanında başlamıştır. Fransızca “Beau Şerif” (Güzel Şerif) lakabını Süleyman Nazif’in ifadesiyle “boş herif”e çeviren Şerif Paşa’nın Birinci Dünya Savaşı sırasında Mezopotamya (El Cezire)’da Kürtleri kazanmaları yolunda İngilizlere hizmet dahi teklif etmiştir.  1971 ve 1980 askeri darbelerinin İsveç’te yaratmış olduğu demokrasi karşıtı durum nedeniyle siyasi oturum son derece kolay bir biçimde ‘Ben Komünist Partisinin üyesiyim veya aranıyorum’ demek yeterli olmuştur. Resmi olmayan istatistiklere göre 1971-1984 yılları arasında 6000 kişinin İsveç’e geldiği ifade edilmektedir. Bu arada ifade etmek gerekirse İsveç’te Kürtler üzerine yayınlanan veya Kürtçe ’ye tercüme edilen kitapların sayısı devasa boyutlardadır. Burada sadece bir Kürt yazarın İsveççe 32 kitap yazdığını söylemekle yetinelim. (3)

Sadece İsveç ve Finlandiya değil tüm İskandinav ülkeleri terör örgütlerine sadece yardım ve yataklık etmiyor, adeta misafirhanesi gibi hizmet vermekte olduklarını da belirtelim. PeKaKa’sı, THKP-C’si İsveç’te, Hollanda’da yuvalanmış durumda olduklarını Mısır’daki sağır sultan bile bilmektedir. Sadece bu kadar değil tabii ki, Meclislerinde yer almaktadırlar Türkiye’deki kanlı terörü alenen destek vermekte oldukları da bilinmektedir. Ha, aklıma gelmişken, bu arada bir NATO ülkesi olan Norveç’i de unutmayalım.  NATO'nun Norveç'teki “Trident Javelin”(Üç Oklu Cirit)  Türk insanının belleklerinde yer etmiştir. Simülasyonların kullanıldığı tatbikat, Norveç'te başkent Oslo'ya yaklaşık 300 kilometre mesafedeki Ortak Harp Merkezi'nde (Joint Warfare Center) yapılmıştır. Bu tatbikat sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı ve Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün heykelinin fotoğrafını tatbikat kapsamındaki kurgusal hasım ülkelerin liderleri arasında göstermişlerdir. (4) Ayrıca bununla da yetinilmeyip Cumhurbaşkanı Erdoğan adına sahte hesaplar açarak NATO düşmanıymış gibi göstermeye de özellikle çalışmışlardır. Türkiye bunun üzerine derhal karşı bir hareket göstererek NATO tatbikatında görevli 40 askerini geri geri çekmiştir. Bu aks-ül amel üzerine NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Türkiye'nin Norveç'teki NATO tatbikatında görevli 40 askerini geri çekmesine neden olan olaydan dolayı özür dilemiş, arkasından bir özür de Norveç Savunma Bakanı'ndan gelmiştir. 

Peki, Türkiye’nin “Veto hakkı” nereden kaynaklanmaktadır? 1949 NATO Kuruluş antlaşmasından. 1949 NATO Kuruluş antlaşmasının 10’uncu maddesi, “Kuzey Atlantik Bölgesinin güvenliğine katkı yapacak durumda olan herhangi bir Avrupa devletini bu Antlaşma ‘ya katılmaya oy birliği ile davet edebilirler.” şeklinde bağıtlanmıştır. (1)  Bu bir başka ifadeyle NATO'nun bir açık kapı politikasıdır ve Türkiye üye olmasından bu yana örneğin NATO’nun askeri kanadından çekilen Yunanistan’ın üyeliğine karşı olduğu dönemde bile tekrardan askeri kanadına dönüşünün önünü açmıştır. Malum, Yunanistan, Türkiye'nin 1974'te gerçekleştirdiği Kıbrıs Barış Harekatı'ndan sonra tepki olarak NATO'nun askeri kanadından çekilmiştir. Yunanistan’da Cunta Hükümeti devrildikten sonra, işbaşına gelen Yunan hükümetleri aynı koşullarla NATO askeri kanadına dönmesi talebi Türkiye’nin vetosu nedeniyle mümkün olmuyordu. Unutulmaması gereken ise Türkiye'de siyasi istikrarsızlığa karşın işbaşına gelen hiçbir hükümet tarafından, Türkiye’ye karşı devamlı olarak tehditkâr taleplerine devam eden Yunanistan'ın askeri kanada dönmesine onay verilmiyordu. ABD tarafından desteklenen Yunanistan'ın askeri kanada dönüşü için en uygun ortam 12 Eylül 1980 sonrası darbe lideri Orgeneral Kenan Evren’in NATO Avrupa Yüksek Müttefik Komutanına 6 Ekim 1980 tarihinde vermiş olduğu şifahi bir söz ile sağlanmış, NATO’daki Türk vetosunun kalkması üzerine Yunanistan resmi olarak iki hafta sonra 20 Ekim 1980 tarihinde 'de NATO’nun askeri kanadına dönmüştür. Gerçekten de bunun getirisi büyük olmuş, AB müktesabatındaki yükümlülükleri yerine getirmesine bakılmaksızın Yunanistan 1 Ocak 1981 tarihinden itibaren AB tam üyeliğine kabul edilmiştir.  Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, Türkiye’nin vetosunun kalkmasından sonra hem Yunanistan’ın hem de Yunanistan’ın büyük çabalarıyla AB’ye üye yapılan Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin AB zeminini kullanarak Türkiye’ye yönelik saldırgan tutumlarına dur durak bilmeksizin devam etmektedirler. 

Rusya Federasyonu’nun Kırım'ı ilhak ettiği 2014 yılından bu yana NATO ile yakın iş birliğine giren ve halkın sadece yüzde 25'inin NATO üyeliğini desteklediği 5,5 milyon nüfuslu Finlandiya’da çoğunluk tarafsız kalınması gerektiğini savunmakta idi. Ukrayna savaşından sonra bu durum tümüyle tersine dönmüş, bu hafta başında yapılan son anket halkın yüzde 76'sının ve parlamentodaki 200 milletvekilinin çok büyük bir çoğunluğun NATO üyeliğine destek verdiğini ortaya koymaktadır. Bu durum sonrası 10 Mayıs 2022 tarihinde Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö ve Başbakan Sanna Marin ortak bir açıklama yayınlayarak, katılma gerekçelerini, "NATO üyesi olmak Finlandiya'nın güvenliğini güçlendirecektir, bir NATO üyesi olarak Finlandiya ittifakı bir bütün olarak güçlendirecek" sözleriyle açıklamışlardır. Ancak bununla beraber, 10 kadar Fin milletvekili NATO'ya katılmanın "tehlikeli sonuçlar doğuracağını" ve Finlandiya'nın "tarafsız kalması" gerektiğini savunmaktadır. 

Malum uzun bir süre İsveç egemenliği altında kalan Finlandiya, 1809'dan itibaren Rus egemenliği altına geçmiş, Rus Devrimi'yle birlikte, 1917'de bağımsız olmuştur. 1939 yılındaki Sovyet saldırısı ülke kaderinde son derece etkili olmuş, onlar da Rus dış politikasına ilişkin önemli ödünleri kabul ederek Rus komşusu ile iyi geçinen, tarafsız bir ülke olmayı yeğlemiştir. İkinci dünya savaşının başlarında Sovyetler Birliğinin genişleme çabaları sonunda üs ve toprak taleplerinin Baltık ülkelerine kabul ettirttikten sonra, Finlandiya'dan da hak iddia ettiği toprak ve üsleri istemesi ve Finler’ in reddetmesi sonucu nedeniyle çıkmıştır. Ruslar kendisinin 5'te biri büyüklüğündeki Fin ordusuna karşı 3 ay Mannerheim hattını geçemeyerek bir şey yapamamış, zor kış şartlarında kayaklı Fin birliklerine karşı ağır kayıplar vermiştir. O sıralar üç maymunu oynayan Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam), şimdiki BM gibi ortalıkta görünmemeye dikkat etmiş, Finlandiya'ya yapılan saldırı karşısında kendisinden beklenenden çok daha kısa sürede tepki vermiştir. Sovyetler Birliği (SB)'ni saldırgan ilan etmiş ve cemiyetten çıkarmıştır. Bir İskandinav ülkesi olarak Norveç ve İsveç de zor bir dönem geçirdiklerini bahane edip yardım edemeyeceklerini açıklamışlar, Fransa ve İngiltere de Finlandiya'yı kendi kaderine terk etmişlerdir. Bunun üzerine durumu değerlendiren SB topçu ve uçak destekli milyona yakın askeri cepheye sürünce Fin cephesi çökmüş ve Finler tüm Rus taleplerini kabul ederek barış imzalamak zorunda kalmışlardır. Bu durumun kazanımı da komünist rejim tüm dünyada tepki toplamış, Finlilere karşı sempati duyulmuştur. 

İsveç henüz resmî açıklama yapmamakla birlikte İsveç Savunma Bakanı Peter Hultqvist de ülkesinin devlet radyosu SR'ye yaptığı açıklamada, İsveç ve Finlandiya'nın NATO'ya katılması halinde İskandinavya'nın savunma gücünün artacağını kaydetmiştir. Finlandiya’nın resmî açıklamasının ardından gecikmeksizin Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov, Finlandiya'nın NATO üyeliğine kabul edilmesinin Rusya'nın güvenliği için tehdit oluşturacağını iddia etmiş ve açıklamasını şöyle sürdürmüştür:

"Finlandiya'nın NATO'ya girmesi Rusya için tehdittir. NATO'nun genişlemesi Avrupa'yı daha güvenli bir yer yapmaz."(5)

Evet sevgili okurlar, iki ülkenin bir şekilde NATO’ya girmesi hiç şüphe yok ki, Baltık Denizini, Roma İmparatorluğu zamanının deyimiyle bir “Mare Nostrum” (Bizim Deniz) ya da bugünkü deyişiyle bir NATO gölü haline getirebileceği ancak bu durumun Avrupa'yı daha güvenli bir yer yapmayacağı da açık bir gerçek olarak görülmektedir. Üstelik RF’nın Baltık kıyısında bir karasal bağlantısı olmayan Prusya Devletinin eski başkenti Koningsberg’i, bir savaş ganimeti olarak şimdi RF ‘nın elinde bulunan Kaliningrad ile Kuzey Akım-2 boru hattını akil duruma getirebileceği değerlendirilmektedir. Ancak görülmektedir ki, her iki ülkenin NATO’ya kabul süreci zaman alacağından resmi üyelik statüsüne kavuşulmasının aylar ve hatta bir yıllık bir zaman alacağı kıymetlendirilmektedir. Öyle görülmektedir ki, NATO üyeliği gerçekleşene kadar geçecek süre zarfında Finlandiya ve İsveç’e ABD ve Birleşik Krallık tarafından NATO dışında çeşitli güvenlik taahhütleri sunulabileceği planlanmaktadır. Bu durumda Rusya’nın Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyelik başvurularını engellemede yetersiz kalacağından hareketle Ukrayna’daki savaşın uzayabileceği RF’nın küçük kilotonda da olsa nükleer silah kullanmaya yeltenebileceği düşünülmektedir.  

Dipnotlar

(1) Kuzey Atlantik Antlaşma Örgütü Kuruluş Antlaşması, 4 Nisan 1949, Md. 10.   

(2) İsveç 40 yıldır PKK’yı destekliyor, Yeni Şafak gazetesi, 14 Mayıs 2022;  https://www.yenisafak.com/gundem/isvec-40-yildir-pkkyi-destekliyor-3819746/Erişim Tarihi 15.05.2022/

(3) Şoreş Reşî,  İsveç’te Kürt yayın ve çeviri dünyasından bir görünüm ,PKAN , 6 Temmuz 2019; https://www.kurdenanatolien.com/isvecte-kurt-yayin-ve-ceviri-dunyasindan-bir-gorunum/Erişim Tarihi 15.05.2022/

(4) “NATO ve Norveç Türkiye'den özür diledi”, Deutsche Welle, 17 Kasım 2017; https://www.dw.com/tr/nato-ve-norve%C3%A7-t%C3%BCrkiyeden-%C3%B6z%C3%BCr-diledi/a-41429775/Erişim Tarihi 15.05.2022/

(5) https://www.haber7.com/dunya/haber/3221792-rusyadan-tepki-natodan-destek-finlandiya-natoya-girmek-istedigini-acikladi/Erişim Tarihi 15.05.2022/

Yazar Hakkında:

Esat ARSLAN

Esat Arslan, İstanbul’da 15 Nisan 1947 tarihinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da; yükseköğrenimini Ankara’da tamamlayan Esat Arslan, Savunma Bilimleri, Kamu Yönetimi dallarında yüksek lisans; Türkiye Cumhuriyeti Tarihi dalında doktorasını ise Ankara Üniversitesinde yaptı. Şam Büyükelçiliği nezdinde askerî ataşelik görevinde de bulunan Esat Arslan, Türkiye’ye döndükten sonra doçent oldu.

1997-2005 yılları arasında Bilkent Üniversitesinde, Türkiye Cumhuriyet Tarihi Koordinatörlüğü görevini yürüten Prof. Dr. Esat Arslan; 29 Mart 2000 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti Devlet Övünç Madalyası” ile ödüllendirildi. Ayrıca kendisine, Türkiye–Ermenistan ilişkilerine yapmış olduğu katkılardan dolayı, Avrasya Araştırmalar Merkezi (ASAM) nin bünyesindeki Ermeni Araştırmalar Enstitüsü tarafından «2002 Yılı Özel Ödülü» verildi. 2005 yılında Çağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde göreve başlayan Esat Arslan, 2012 yılına kadar Bölüm Başkanlığı yaptı. 2010-2015 yılları arasında BM nezdinde Uluslararası Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu üyeliği de yapan Esat Arslan, halen Türk Askeri Tarih Komisyonu Genel Kurulu Üyeliğini yapmaktadır. Bu komisyonun üyesi olarak ülkemizi, Güney Afrika, Brezilya, İspanya, İtalya, Portekiz, Bulgaristan ve Çin’de temsil etmiştir. Sekiz kitabı bulunan Esat Arslan 2002-2012 yılları arasında, TBMM Tarih Araştırma Grubu üyeliği sırasında yazmış olduğu 1852 sayfalık üç cilt halindeki «XVI. Dönem Parlamento Tarihi» adlı eseri 2013 Aralık ayında TBMM Meclis Başkanlığı tarafından yayınlanmıştır.

Suriye Devlet Arşivleri, İran Dışişleri Bakanlığı Belgeler Arşivi, Washington Ulusal Arşiv Dairesi ve Amerikan Kongre Kütüphanesinde araştırmalar yapan, Prof. Dr. Esat Arslan, SKYTURK televizyonunda dış politika yorumculuğu ATA Tv. de, ART televizyonlarında her hafta yayınlanan “Bakış Açısı” ve “Vizyoner” programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlenmiştir.

Prof. Dr. Esat Arslan iyi derecede İngilizce, Arapça, orta derecede Farsça, İspanyolca, Makedonca ve uzmanlık seviyesinde Osmanlıca bilmektedir.”

 

Yazarın diğer makalelerinden: