27 Haziran 2022

            

Türkçede “bahâr” adını taşıyan iki mevsim olmasına rağmen, bu kelime tek başına telâffuz edildiğinde, hep “ilkbahâr” aklımıza gelir.  Söyleyen de, yazan da, dinkeyen de, okuyan da, bunu böyle anlar.            

Seyyid Murâdî merhûmun, Barbaros Hayreddîn Paşa’dan dinleyip yazdığı “Gazavât-ı Hayrü’d-dîn Paşa”da, şânlı Deryâlar Sultânı’nın, yâni Barbaros Hızır Reis’in, Cezâyir mütegallibesine hitâbında,  XVI. asır Türkçesinin billûr sular gibi akan şu cümlesi yer alıyor:            

“Bunlarun ılıcak[1] mevsimleri terle kesilüb ve koyun hakkı geçüb ilk yaz[2] olıcak virile, denmiş. İşte, bu mikdâr üzerine kayd olmuş. Pes, öyle olıcak, sizler bu yıldan vâki’ olıcak hukûkı, heb almışsız. Durub varun, yine kışlan.[3] Yine andan sonra ilk yaz olıcak, gelün, heb, hakkınuz ne ise, bir eksüksiz virülsin.”           

Hayreddîn Paşa, bu cümleyi kurduğunda, Cezâyir Türk Devleti’nin Sultânı’dır. Yâni, o bir devlet reisidir ve kendi bildiklerini okumaya cür’et eden Cezâyir şeyhlerine, hadlerini bildirmektedir. Burada geçen şeyh sözü, toprak ağası, derebeyi, mânâsınadır. O şeyhlere verilecek olan da, altın cinsinden paradır. Bu Barbaros satırlarının, târîhî, sosyal ve iktisâdî daha nice temâs edilecek tarafı vardır. Lâkin, esas kıymet ve değeri, Türk dili başlığı altında ortaya çıkmaktadır. Murâdî ceddimiz, bu kısa paragrafda, ilkbahâr yerine geçen şu ifâdeleri kullanıyor:                 

“Ilıcak mevsimleri terle kesilince / koyun hakkı geçip ilk yaz olunca.”             

Lûtfen, bu sımsıcak ve dahî sarıp sarmalayıcı kelime, tâbir ve ibârelerin, on altıncı asırda söylenip yazıldığı unutulmasın. Bizim, aslını inkâr eden eğitim sistemimizde, on altıncı asır Türkçesinden bahsedilirken, hep bühtân cümleleri kurulur. Veysî ve Nergisî satırları hatırlatılır, sâdece fiilleri bitiren “-dir, -dir, -cek, -cak, -mış” gibi eklerin Türkçe olduğu, ilâç prospektüsü kabîlinden metinler gösterilir. Murâdî’nin, Yûnus’dan ve Karacaoğlan’dan mülhem Türkçesinden aslâ söz edilmez. Çünkü, Murâdî’ye ulaşmak için kütüphâne raflarında dolaşmak lâzımdır. Bu iş ise, zahmetin ötesinde, bir külfet olarak görülmektedir.             

Türk ordusu ve donanması, şâyet bir düşman hamlesi ve tehlikesi yoksa, kendi irâdesi ile eştiği seferlerine hep Nîsân ayı içinde çıkardı. Târîhimize şân ve şeref veren nice kara ve deniz zaferinin, yaz sonuna veyâ sonbahâr içine rastlaması, hep bu Nîsân gözetlemesindendir. Nîsân, hem bahârın, hem de yağmurun, yâni bereketin, yâni tâzeliğin müjdecisi bir kutlu aydır. Nîsân, bizim zafer doğuran ayımızdır. Nîsân’dan Ağustos’a uzanan zamân dilimi içinde, Murâdî rahmetlinin dediği ılıcak mevsiminin kesildiği ve koyun hakkının geçip ilk yazın geldiği şen ve şâtır bir vakit vardır. O vakit, Türk’e dâimâ zafer ve fetih sahîfeleri açmıştır.               

Evet, evvel bahâr, ilk yaz, yâni ılıcak mevsiminin terle kesildiği ve koyun hakkının geçtiği günler geldi ve dahî geçiyor. İnşâallâh, Türk’ün zafer ve fetih defterleri yeniden açılır, Âlem’e Türk’ün emeli ve niyâzı saçılır..

 

      

 

[1] ılıcak mevsimi: ılıkça, az ılık mevsim.

[2] ilk yaz: bahâr, ilkbahâr.

[3] kışlan: kışlayın, kış mevsimini geçirin.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: