27 Haziran 2022

Bu sıralar Kombassan, Yimpaş vb. muhafazakarların şirketlerinin yaşadığı çöküşlerle ilgili okumalar yapıyorum. Polly Peck ve Asil Nadir bey de yeterince analiz edemediğimiz ve hatta unuttuğumuz bir konu. Dünyanın en zengin insanları arasına girmiş, Kıbrıs davasına hizmet etmiş biri olarak bilinen Asil Nadir hakkında zamanında epey yazıldı, çizildi. Şirketinin bazılarının iddia ettiği gibi kötü yönetildiği için mi battığı yoksa gizli servisler ve Rum lobisinin gayretleri sonucu mu batırıldığını iyi analiz etmek gerekiyor.


Bu konuda da bir film çekilse iyi olurdu. Aslında hikâyeyi rahmetli babası İrfan Nadir’le başlatmak gerekecek. Önceleri Mağusa’da polis memuru olan İrfan bey daha sonra kısa bir süre Lefke’de Kıbrıs Madenleri Şirketi’nde tercüman olarak çalışır. 1943’te tekrar Mağusa’ya döner ve “I N Bookshop” adlı kitapçıyı açar. Bundan sonra Heinz, Crosse & Blackwell gibi gıda firmalarının temsilciliğini alarak işlerini büyütür. 1950’de ise Maraş’ta (Kıbrıs) Europa Novelty ile Europe Patisserie açılır. 1953’te İngiltere’den ithal ettiği altı adet kırmızı halk otobüsünü çalıştırmaya başlar. Kıbrıs’taki EOKA terörünün tırmanmasıyla sahip olduğu işlerini İngiltere’ye taşıyan Nadir ailesi burada kurdukları Nadir Modes, Fame Models tekstil işlerini Asil’in kurduğu Wearwell markası altında birleştirip büyütürler. Libya, Suudi Arabistan, BAE, Irak’a ihracat yapmaya başlarlar. 


Raymond ve Sybil Zelker tarafından 1940 yılında kurulan Polly Peck mali kriz yaşadıktan sonra 1980’de Asil Nadir Polly Peck’in %57'sini 270.000 Sterlin karşılığında satın alır. Bundan sonra da 1982'de Kıbrıs’ta narenciye ihracatı için Sunzest Trading Ltd.'yi kurar. O dönemde yetiştirilen narenciyeyi ihraç etmede kullanılan karton paketler Kıbrıs'ta üretilmiyordu. İkinci bir şirket olarak Uni-Pac de bu amaçla kuruldu. Voyager Kıbrıs Ltd. Türkiye'deki Sheraton Voyager Hotel'i satın almak ve Kuzey Kıbrıs'ta oteller inşa etme amacını taşıyordu. Nadir ticari gemiler satın alınarak deniz ticareti işine girdi. İlk geminin adını annesine ithafen Safiye Sultan koydu. 1983’te Kıbrıs Rumları Londra’da Asil Nadir aleyhine kampanya yürütmeye başladılar. 24 Temmuz’da Güney Kıbrıs hükümeti İngiltere’den Polly Peck hakkında soruşturma açılmasını talep edeceğini duyurdu. 


Nadir tekstilde büyümeye devam etti. ABD firması Santana’nın ve İngiliz Inter City’nin çoğunluk hisselerini satın aldı. 1986 yılında başka şirket satın alımlarıyla tekstil işini Uzak Doğu'ya genişletti. 1987'de gömlek üreticisi Palmon Ltd.'nin de çoğunluk hissesini satın aldı. Nisan 1984'te Vestel'in yüzde 82'sini satın alarak elektronik işine girdi. 1985’te Başbakan Turgut Özal'ın da katılımıyla Manisa'daki fabrikanın açılışını yaptı. Yine Niksar su şişeleme tesisini kurdu. Asil Nadir müthiş bir ekonomik güce ulaşmıştı. Tabi bu tür holdinglerin yanında onları destekleyen ya da onları yıpratmaya çalışan birtakım siyasi ve istihbari güçler olduğunu söylemek gerekir. 

Gerek Türkiye gerekse de 1983’te genç bir cumhuriyet olan kurulan KKTC Asil beyle yakın ilişkiler kurmuştur. Asil bey de onlarla yakın ilişkiler kurmuştur. Bir süre sonra Asil Bey’in Türk basınında büyük patron haline gelmesi ilişkilerin derecesini göstermesi açısından manidardır. Kendisi Temmuz 1988'de özel uçağı Dalaman havalimanına indiğinde, onu Günaydın gazetesinin sahibi Haldun Simavi karşılamıştır. 44 milyar liraya ilaveten 5 milyon sterlin karşılığı dönemin popüler gazetesi Günaydın Asil Nadir’e geçmiştir. İddialara göre Haldun Simavi birkaç ay önce Günaydın’ı bu paranın yedide birine satmaya razıydı. Gazeteci Metin Münir'e göre bu satışın nasıl bu fiyata yapılabildiği, kimlerin hangi aracılıkları yapıp ne kadar komisyon aldığı bir muammaydı. Bir süre sonra Güneş gazetesini de piyasa değerinin belki on katına satın aldı. 1988'de üç gazeteyi satın aldığında, Günaydın 220 bin, Tan 130 bin, Güneş ise 120 binlik tiraja sahipti ve aslında Günaydın dışındaki iki gazete artık para kazandırmayan yayınlardı. Gelişim Yayınları ile birlikte hepsi 70 milyon dolara mal oldu. Metin Münir'in naklettiğine göre Özal, Harbiye Orduevi'nde bir yemek verdi. Sabah'ın sahibi Dinç Bilgin, Hürriyet’in sahibi Erol Simavi, gazeteciler Zafer Mutlu, Güneri Cıvaoğlu, Oktay Ekşi ve Çetin Emeç oradaydı. Masada boş sandalyeler vardı ve saatler ilerlediğinde Asil Nadir yanında Ahmet Özal'la içeri girdi. Erol Simavi, Nadir'i görür görmez ayağa kalkarak yemekten ayrılacağını söyledi. Dinç Bilgin ve Özal'ın telkinleriyle sakinleşip oturmayı sürdürdü. Simavi, "her şeyi alıyorsun, Hürriyet’i de alsana" dediğinde Asil Nadir, "alırım, benim çok param var" diye cevap verdi. “Simavi “sağda solda Hürriyet'i alıp Simavi'nin ağzını kıracağım diyormuşsun, ver parayı, kır o zaman” dedi. Ardından ayağa kalkıp ağzını açtı. Masadakiler onu sakinleştirdiler. Simavi sonra Özal'a dönerek "Turgut Bey aracılık et satayım Hürriyet’i. Seçimler için sana para lazım. Yüzde 10 komisyonunu alırsın" dedi. 


Bir medya patronu bir başbakana hakaret ediyor…” Bu olay bizi bir çıkarıma götürüyor. Özal basında kendisini eski yapıya karşı desteklemek için Asil Nadir’e başvurmuştu. Sonraki dönemde Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in damadı ve MİT üst düzey yöneticisi Erkan Gürvit’in de Asil Nadir ile beraber çalışması idareyle yakınlığı açısından bir göstergeydi. 


On yıldan kısa bir süre içinde Polly Peck’in piyasa değeri 300.000 Sterlin’den 1.7 milyar Sterlin’e çıkmıştı. Polly Peck International (PPI) Dünya çapında 200'ün üzerinde ana ve iştirak şirketten oluşan bir holding haline gelmişti. 845 milyon sterlin net varlığı ve 17.227 çalışanı ile grup İngiltere'de borsanın en büyük şirketlerinden biriydi.

 
Ülkemizdeki kimi dini/milli yapılar ve büyük şirketler yönetim zaafları nedeniyle çökmüştür. Bunlardan bir kısmının yabancı tesirler veya içlerine sızan donanımlı unsurlar tarafından çökertildiğinden şüphelenmek gerekir. Bu yapı ve şirketlerin yönetiminde büyük hatalar bulmak mümkündür. Rahmetli Serdar Saydam Asil Nadir’in ekip çalışmasına hiç bir zaman inanmadığını ve kendi bildiğini yapmayı tercih ettiğini, alanlarında tanınmış birçok insanı yüksek maaşlarla bünyesine katmasına rağmen, onlara takım ruhunu veremediğini söylüyordu. Ancak olayı böyle basit okumak mümkün değildir. 


Eylül 1990'da, SFO (İngiltere Ağır Dolandırıcılık Masası), South Audley Management'a baskın düzenledi. İddia Polly Peck'in Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'taki yan kuruluşlarına milyon sterlinler aktardığı, Polly Peck'in bazı varlıklarının gizlice Asil Nadir'in adına kaydedildiğiydi. Baskın Polly Peck hisselerinin çöküşüne neden oldu. Şirketin kısa vadeli kredileri 100 milyon sterlinin üzerindeydi. Nihayetinde şirket battı ve Asil Nadir’e sahtekârlık ve hırsızlık içerikli 70 ayrı suçlama yöneltildi. 


Doğu Perinçek’in yönettiği “2000’e Doğru” dergisinin 27 Ağustos 1989 sayısında Nadir, Koskotas ve Kaşıkçı’nın silah ticareti yapmaya Lüksemburg’ta başladığı, Lüksemburg’ta Credit Trust Bank’ın olduğunu, bu kuruluşun şubeleri aracılığıyla gayriresmi silah ticaretine bulaştığı, İran’a bazı Avrupa silahlarının satıldığı, Güney Kıbrıs’ta çıkan Demokrat gazetesine göre Polly Peck’in KKTC’de gayrıresmi bir istihbarat örgütü kurduğu, 1990’da yapılacak KKTC seçimlerine müdahil olmak istendiği, kendi adamlarını milletvekili seçtirmeyi planladığı, ABD’nin Kıbrıs’ta uzlaşmanın gerçekleşebileceği ortama hazırlık olarak bir hamle yaptığını, ABD’nin Koskotas ve Kaşıkçı’dan sonra Asil Nadir’i de harcadığı iddiası yer alıyordu. Bu yakıştırmaların birçoğunun geçerli bilgilere dayanmadığını, manipülasyon amaçlı olduğunu söylemek gerekir. 


İlginç bir noktayı yakalayan Hürrem Elmasçı Doğu Perinçek’in bugün başında bulunduğu Kaynak Yayınevi’nden çıkan kitabında Müfit Özdeş’ten Kıbrıs mücadelesi için Asil Nadir’in 1960’larda Türk Mukavemet Teşkilatı’na önemli miktarda para verdiğini, Nadir’i İngiliz derin güçlerinin yok ettiğini aktardıktan sonra “derginizin yazdığı mı, yoksa yayınevinizin yayınladığı kitaptaki bilgiler mi doğru? Değerli Doğu Bey, Asil Nadir aleyhindeki haberleri size kimler yaptırdı, o dönem Asil Nadir aleyhinde yalan bilgileri size kimler getirdi?” sorularını soruyor.

 
Asil Nadir İngiltere'den ayrılarak önce Fransa'ya sonra KKTC’ye uçtu ve burada yıllarca kaçak kaldı. Uçağın pilotu Peter Dimond, bir kaçağa yardım etmekten suçlu bulundu, sonra mahkûmiyeti bozuldu. Bu dönemde Asil Nadir ile yakın ilişkilerine dair iddiaların basında yer aldığı devlet bakanı Michael Mates istifa etmek zorunda kaldı. 1994 yılında vergi borçlarını ödemek için otelleri satıldı, Endüstri Bankası 2009'da Kuzey Kıbrıs Merkez Bankası tarafından devralındı. Elinde Kıbrıs Gazetesi’nin yanı sıra bir TV ve radyo istasyonu kalmıştı. 


29 Temmuz 2010'da Asil Nadir, İngiltere'de kefaletle serbest bırakılması için yasal işlemlere başladı ve geri dönmesine izin verildi. SFO Nadir'in Birleşik Krallık'a dönmesi halinde 66 ayrı suçtan yargılanacağını söyledi. Kefaletle serbest bırakılacağına, ancak elektronik gözetim altında tutulacağına dair bir taahhüt aldıktan sonra 26 Ağustos 2010'da İngiltere'ye döndü. Davası 23 Ocak 2012'de başladı. 22 Ağustos 2012'de Polly Peck’ten yaklaşık 29 milyon sterlinlik bir meblağı almaktan suçlu bulundu. On yıl hapis cezasına çarptırıldı.

 
Afrika Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Şener Levent Asil Nadir'in adada Rumlar için tam bir kabus haline geldiğini, Güney'deki statükoyu yıkabilecek bir potansiyel olarak görüldüğünü, Rum tarafını çok ürküttüğünü söylemiştir. Şener Levent’e göre Muhafazakâr Parti’ye milyonlarca sterlin yardım yapan, parasını İngiliz bankalarında tutan Asil Nadir İngilizlerle de uyum içinde olan bir portre çiziyordu. Vergi kaçakçılığıyla da suçlanmadı, zimmete para geçirmek dendi. Şener Levent’e göre zimmete geçirilen para, sahip olunanın yanında devede kulaktı. Yani o para yüzünden de o şirket batmazdı ve bu kesinlikle siyasi bir karardı. 


1990’larda İngiltere’de bir Anti-Nadir kampanyası yürütüldüğü açıktı. Haciz sırasında Asil Nadir’in savunmasına dair evrakın dahi evinden alınması buna dair iyi bir detaydır. Kuzey İrlanda Bakanı Michael Mates 29 Haziran 1993’te televizyonda yaptığı konuşmada İngiliz, Amerikan ve Kıbrıs Rum gizli servislerinin Asil’i ve Polly Peck’i bitirmek için beraber çalıştıklarını ve bu olayları Kıbrıs konusunda bir baskı unsuru olarak kullanmak istediklerini söylemişti. Adalet Bakanı Asil Nadir’in savunmasına ait iki torba mahrem belgenin SFO tarafından alınıp fotokopilerinin savcılara verdiğini, daha önce bunun aksini söyleyerek parlamentoyu yanılttığını ifade etmiştir. Bütün bunlar bir operasyonun parçaları gibi duruyor. Polly Peck’in son döneminde yöneticilik yapan bazı kimselerin de başkaları hesabına çalışmış olduğu söylenmekteydi. Bir başka iddia AN Graphics, Voyager Otel ve Mediaprint ile ilgili satış işlemleri için tayin edilen kayyumların satışların istedikleri şekilde gerçekleşmesi için rüşvet çarkı kurmalarıydı. 


Çağımızda milli davaların işadamı, şirket, vakıf, dernek ve sanatçılar desteğiyle yürütülmekte olduğunun altını çizmek lazımdır. Polly Peck Kuzey Kıbrıs'taki 7.500 çalışanı ile devletten sonra en büyük işverendi. Şunu görmek gerekir. Polly Peck’in batması demek Türkiye’nin Kıbrıs davasının büyük bir darbe alması demekti. Bu batışı bugün Türkiye gibi bir ülkenin kendi şirketlerini ve işadamlarını uluslararası tehditlere karşı ne kadar koruyabildiği bağlamında yeniden tartışmalıyız. 

Yazar Hakkında:

Mustafa Kadir ATASOY