3 Aralık 2022

Bir Eskişehir kanalında 09 Hazîran 2022 günü, Tevfîk Eriş Bey’in sunduğu çok güzel bir görüşme sunuldu. Eskişehir, Tepebaşı Belediyesi’ne bağlı Çalkara köyü tanıtılıyordu. Köyün muhtarı, Bulgaristan muhâciri olduklarını, köyün havasının güzelliğini anlattı. Tevfîk Eriş Bey’in, isâbetle, acınarak belirttiği, “bâzı köylülerin, yumurtayı bile köye gelen seyyar satıcılardan aldığı” acı gerçeğine karşılık, muhtar, yemyeşil bahçesini göstererek, pazara gitmek ihtiyacı duymadığını, evinin bir yıllık ihtiyâcını, bahçesinde yetiştirdikleriyle, beslediği tavuklarıyla karşıladığını anlattı. Ekmeği de, hanımının, evin balkonundaki kuzinede pişirdiğini söyledi. Aynı köyden, soyadı “Ballı” olan bal üreticisi de, kovanlarının yanında yaptığı kısa konuşmada, “ilâç” dediği, tabiî olarak ürettiği balı anlattı. 

Görüşmenin başlangıcında, muhtar, harâbe hâlindeki kilisenin civarında kendisinin de çocukken – 50 yıl önce – oynadığını, o yıkıntı  taşlarının, köy odası yapımında kullanıldığını, sonra da kahvehane binası yapımı için kullanıldığını anlattı. Yıkılıp gitmiş Ermeni kilisesinin altındaki tünelimsi kemerler gösterildi. Muhtar, köye turistlerin getirilmesi için bu yeraltındaki kısmın gün yüzüne çıkarılarak değerlendirilmesi gereğini dile getirdi. 

Görüşmenin sonunda da – en mühim nokta burası – bâzı kimselerin, tapu topladığını söyledi. Birileri gelip, başka hiçbir şey sormadan, “tapu” diyerek, yerini bile görmeden tarlalar satın aldığını anlattı. Harabesi, yıkıntısı bile kalmamış, muhtar söylemese, yeri bile bilinmeyecek bir Ermeni kilisesinin 1000 yıl önce bulunduğu bu köydeki tarlaları, VATAN TOPRAĞI’nı, kimlerin satın aldığını tahmîn etmek zor değil. Muhtar, tarlaları kimin veya kimlerin satın aldığını bilmediklerini belirtti, Filistin’de, yahûdîlere toprak satmanın nasıl acı sonuç getirdiği dile getirildi… Çok iyi, pek âlâ, …

Muhtar, bilinçli, işin farkında ve dert yanıyor… da “toplumca yönlendirildiğimiz”, “turizm zokası yutturularak” gâvur turist (1856 yılında ‘gâvura gâvur demeyi yasak eden’ İslâhât düzenlemelerinin artık hükmü kalmadığı için, gâvur kelimesini, hakaret kasdı olmaksızın, bir sıfatı belirtmek için özellikle kullanıyorum) gelip üç kuruş bırakacak diye, toplumca yönlendirildiğimiz ‘gâvur eserlerini koruma’ trendine uygun davrandığını fark ediyor mu? o kahvehânenin yerinde eski bir kilise olduğunu kendimiz ortaya koymuyor muyuz? Bu konuda kabâhatli olan muhtar değil; başlangıçtan beri ‘arkeoloji’ bilimini yanlış yörüngeye oturtan, Türk arkeologlara Anadolu’nun çeşitli yerlerini harıl harıl kazdırarak putperest Roma kalıntılarını gün ışığına milyonları bu milletin kesesinden harcayarak çıkartmakta olan, halkı da, ‘eski eser’ diye, bizden öncekilerin kalıntılarını korumağa yönlendiren zihniyettir.

Aynı gün, 37 kardeş ve dost ülkenin katılımıyla, Amerikan ve Yunan gâvuruna gözdağı verircesine Anadolu’nun en Batı noktasında, Seferîhisâr’da gerçekleştirilen başarılı tatbikat tv lerde yerini alıyordu ve Türkiye Cumhûriyeti, en yetkili ağzından, Suriye’ye, terör koridoruna izin vermemek için gireceğini ilân ediyordu.

Tipik bir durum: er meydanında kazanırsın, arkandan başka türlü kuyular kazılır. Uyanmakta geç kalmayacağımızı umalım.

Tapu konusunda, Hollanda ve İngiltere’deki uygulamadan bahsediliyor. Oralarda, toprak satın alınmıyor, üzerindeki ev 99 yıllığına kiralanıyor. Benzer bir uygulama bizde de yapılabilir. Ancak, bu honuda hukuk düzenlemelerinin yapılması zaman alabilir; toprak sahiplerinin bilinçli hareket etmeleri, YABANCIYA, elin gâvuruna toprak satmamaları gerekir. Şimdiye dek bu bilinç yerleşmemişse, gelmemişse, sivil toplum örgütlerinin, her bilinçli insanımızın, elden geldiğince bu konuda gayret göstermesi gerekir.

Yazar Hakkında:

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet Maksudoğlu, Eskişehir’de Kırım kökenli bir âile içinde doğdu. İnkılâp İlkokulunu, Eskişehir  Lisesini ve Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesini bitirdi. İzmir İmam-Hatîp Lisesi’nde Meslek Dersleri Öğretmeni olarak Arapça, Farsça, İngilizce ve Hadîs öğretti. Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde İslâm Târihi Asistanı oldu. Tunus’ta doktora tezi ile ilgili malzeme topladı, dilbilgisini bildiği Arapça'nın pratiğini yapmak imkânını buldu. Dördüncü sınıfına kabûl edildiği Burgiba Yaşayan Diller Enstitüsü Arapça Bölümü’nü bitirdi. Türkiye’ye dönüp İstanbul, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde belge inceledi. "Tunus’ta Osmanlı Hâkimiyeti" konulu doktorasını verdi. İngiltere’de, University of Cambridge’de Faculty of Oriental Studies’de Türkçe öğretti, orientalistlerin nasıl yetiştirildiklerini gördü. Türkiye’ye dönüp Diyânet İşleri Başkanlığına bağlı olarak İzmit, Ankara ve İstanbul’da vâizlik yaptı. Marmara Üniversitesi'nde 1983 yılında Yardımcı Doçent, 1986 da Doçent ve 1995 yılında Profesör oldu. İzinli olarak gittiği Malezyadaki International Islamic Universty’de 4 yıl (1991-95) Târih ve Medeniyet Bölümü başkanlığı yaptı, Osmanlı Târihi öğretti. Orada iken yazdığı Osmanlı History adı geçen üniversite tarafından bastırılıp (1999) textbook olarak kullanıldı. Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde bir yıl daha öğretim üyeliği yaptıktan sonra Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi kurucu dekanı olarak Eskişehire gitti. 2004-2005 öğretim yılında izinli olarak gittiği Kazakistan’ın Türkistan Beldesindeki Hoca Ahmed Yesevî Milletlerarası Türk-Kazak Üniversitesinde, Hollanda Rotterdam Milletlerarası İslâm Üniversitesinde bir dönem öğretim üyeliği yaptı.

Yazarın diğer makalelerinden: