8 Aralık 2022

Eğrisi ile doğrusu ile bir NATO toplantısı daha sona erdi, sevgili okurlar. NATO’ya müracaat eden iki Nordik ülkesi İsveç ve Finlandiya’nın Türkiye’nin veto kartı ile girişinin askıya alınma süreci NATO Liderler zirvesinin başlangıcında Türkiye’yi zaten dünya gündemine oturtmuştu. Ancak bu askıya alma süreci, Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsveç, Fin başbakanları ve NATO Genel Sekreteri'nin bir araya gelip altı saat sonra uzlaşmaları sonrası meydana gelen olumlu hava gergin ortamı bir anda gevşetmiş, bir o kadar da rahatlatmıştır. Bu şekilde baş ağrıtacak birçok diplomatik olası krizden de kaçınılmıştır. Bu durum, artık iyice belirginleşmeye başlamış olan NATO’nun “Güvensizlik Temelindeki Müttefiklik” ruhuna da önemli bir katkı sağlamıştır. Bir başka ifadeyle bu durum NATO içerisinde bilhassa Yunanistan tarafından Türkiye’ye karşı oluşturulan güvensizliğin duraksayarak güvene evrildiği yeni bir evreyi de ortaya koymuştur. 

Ayrıca en çok önemsediğim bir konu da bir Avrupa ülkesi Türkiye, NATO’dan ayrı olarak Kıta Avrupa’sının savunma ve güvenliğini hemen her vesileyle “Avrupa Birliği’nin Ortak Güvenlik ve Savunma Mimarisi”(OGSM)’nde de başat yapı taşı olduğunu gösterme fırsatını da yakalamıştır.  Türkiye akıllı bir çıkışla Avrupa Birliği’nin ‘OGSM ve Politikası'na katılımı için destek maddesini de “Dörtlü Mini Zirve” sonucunda imzalanan “Üçlü Mutabakat Muhtırası” (Memorandum of Understanding) metninin içerisine koymayı başarmıştır. Bir başka ifadeyle bu ülkelerin NATO üyeliğine destek verirken, “Siz de benim AB savunma sistemi içinde yer almamı destekleyin” demesini de bilmiştir. AB 2009’da başlattığı, 2017’den itibaren hız kazandırdığı PESCO (Permanent Structured Cooperation) adı verilen “Kalıcı Yapılandırılmış İşbirliği” ile ortak güvenlik ve savunma konusunu hayata geçirmeye başlamıştır. Sağlıklı bir kıymetlendirme ile PESCO, Avrupa Kolordusu ya da Ordusu kuruluşunda olması gereken hem nitel hem de nicel bakımdan en deneyimli kuvvetin AB’ye kabul edilebildiği takdirde ‘Türkiye’gerçeği başarılı bir biçimde ortaya konulabilmiştir. Bilindiği üzere NATO içerisinde en büyük kuvvet yapısını ve kuvvet çarpanlarını büyük ölçüde Türkiye üstlenmiştir.  Ancak, Türkiye’nin bu PESCO işbirliği sürecine katılım talebine şu ana kadar olumlu bir karşılık verilmemiştir. Madrid, Türkiye’nin NATO’nun geleceğinde de söz sahip olmasını sağlarken, öte yandan NATO dışında OGSM içerisinde bulunmayı istemekle bu konuda yeni dönemin kapısını da aralamıştır.

Evet akla gelmişken, bu arada söyleyelim. NATO liderler zirvesi başlamadan önce yapılan bu “Dörtlü Mini Zirve” sonucunda imzalanan “Üçlü Mutabakat Muhtırası” tartışmaları da beraberinde getirmemiş midir? Tabii ki evet. Öyle ki “Dörtlü Mini Zirve” sonucunda ortaya çıkan metin konusunda tartışmalar birbirine zıt kutuplarda devam ederken Türkiye’nin Madrid’deki duruşunun başarılı mı, başarısız mı, zafer mi, hatta bir hezimet mi? ye kadar getirilmiştir. Bu konuda tarafgirlik yapmamak için söylemeliyim ki, bu konunun tartışmasına girmeden önce en son söyleyeceğimizi en başta söyleyelim, Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi, “pacta sunt servanda” (akde vefa) kenar başlıklı 26. maddesi: “Yürürlükteki her antlaşma tarafları bağlar ve tarafların antlaşmayı iyi niyetle icra etmesi gerekir.”biçiminde bağıtlanmıştır. Devletlerarasında imzalanan metin, ister bir antlaşma olsun, isterse anlaşma ya da muhtıra taraflar arasında esas olanın samimiyet olduğu gerçeğidir. Neticede bütün bunlar hukuki bir yaptırımdan ziyade samimi olarak iyi niyet ilişkilerini ortaya koymaya matuftur. Mutabakat muhtırası 3 ülkenin meclisinden geçene kadar yapılması gerekenler için bir yol haritası sunmaktadır. Ayrıca mutabakat bağlayıcı bir anlaşma olmasa da Ankara'ya baskı yapma şansı verdiğini peşinen söylemek gerekmektedir. NATO zemininde de atılacak her adımda veto kartı her zaman devreye girebilir. Metinle ilgili yorum farklılıklarına karşın Ankara, bu mutabakatı Demokles’in Kılıcı gibi iki Nordik ülkesine karşı kullanabileceğini açıkça göstermektedir. Türkiye’nin özellikle terörizm konusunda mutabakat zaptına yansıtmış olduğu talepler bu ülkelerin başta yasama ve yargı olmak üzere iç kurumlarını karşı karşıya getirebileceği de değerlendirilmektedir. İsveç’te Kürt kökenli bağımsız vekil Amineh Kakabaveh’in oyu sayesinde güvenoyu alabilen hükümet şimdi Parlamento Dış ilişkiler Komitesi’ne mutabakata açıklık getirmeye davet edilmiştir. Bu durumda İsveç Meclisi’nde yapılacak ilk güven oylamasında hükümetin düşebileceği öngörülmektedir. (1) 

Şimdi gelelim esas konumuza “NATO 2030”: Yeni Stratejik Konsept’e.  Anımsanılacağı üzere, 2010 yılındaki NATO Lizbon Zirvesinde NATO’nun geleceğine yön verecek Stratejik Konsept’inde “Kollektif Savunma, İşbirliği ve Kriz Yönetimi” açılımları ortaya konulmuştu.  Gerçekten de 2010 sonrası gelişmelere bakıldığında NATO’nun özellikle Arap Baharı sürecinde kriz alanlarına müdahale konusunda etkin olma gayreti içerisinde bulunduğu görülmüştür. Daha önce Yugoslavya örneğinde olduğu gibi, güdülenen Libya krizinde NATO hava unsurlarıyla bölgede aktif olduğunu göstermiş ve gerekirse yapmaya muktedir olduğu müdahalelerde bulunabileceği mesajını vermiştir. Ancak görülmüştür ki, NATO müdahaleleri kuruluş ve işleyiş maksadının aksine Avrupa’yı daha güvenli bir bölge haline getirmemiş aksine mülteci akını ile Avrupa’yı baş başa bırakmıştır. Gerek Afganistan ve Irak gerekse Libya müdahaleleri sonrası oluşan göç dalgalarına karşı NATO etkin bir girişim içerisinde bulunmamış. Bırakılan tortunun ister “sığınmacı” ister “geçici sığınmacı” adı ne konulursa konulsun Türkiye bu konuda en çok etkilenen ülke olmuştur. 2010 Lizbon Zirvesinde kabul edilen stratejik konseptin yerini alacak “NATO 2030: Yeni Bir Çağ İçin Birliktelik” adlı belge, NATO’nun temelini oluşturan birlik ve dayanışma ilkelerinin önemini bir kez daha teyit etmektedir. On yılda bir gözden geçirilen stratejik konsept, NATO'nun izleyeceği yol haritası konusunda önemli ayrıntılar içerdiğini de öncelikle belirtelim. Metin doğal olarak Ukrayna savaşı dolayısı ile Rusya üzerine odaklanmakla birlikte Çin ile ilgili olarak onun da ötekileştirilme kervanına katılmasına özel önem göstermektedir. 

Anımsanılacağı üzere 3-4 Aralık 2019 tarihlerinde Londra’da yapılan NATO zirvesinde Çin ilk defa "stratejik bir zorluk" olarak tanımlanmıştır. 2020’de yapılan zirvede ise Çin, küresel bir güvenlik sorunu olarak resmedilmiş ve NATO’nun tehdit algısında Asya’ya doğru bir kayma yaşandığı ifade edilmiştir. Yine 2020 yılında yapılan zirve sonunda yayınlanan bildiride Çin bugün olduğu gibi “sistemik bir zorluk” olarak tanımlanmıştır. Çin’in görünürlülüğü daha çok öne çıkarabilmek amacıyla sayısal ve ekonomik konularına belli sistemler çerçevesinde bakıldığı için “sistemik” olarak değerlendirilmiştir.  

 “NATO 2030” stratejik konsepte katkı sağlayan önemli bir raporda da aynen Çin’in 2030’a doğru “sistemik” anlamda daha önemli hale geleceği ve bu bağlamda NATO’nun “siyasi yoğunluklu bir strateji” geliştirmesinin gerekliliği üzerinde durulmaktadır. (2) Belgede Çin’in ortaya koyduğu hırs ve politikaların ittifakın güvenliğine, çıkarlarına ve değerlerine zarar verdiği iddia edilerek, Çin’i tehdit algılamasının üst seviyesine taşınmasına özel bir çaba gösterilmiştir. Daha da öte Çin’in hibrit yöntemler kullandığı ve siber alanda kendisini geliştirdiği belirtilerek ekonomik bağımlılığı bir silah olarak kullandığı ileri sürülmektedir. Kuşkusuz bu işin bu şekilde yazılmasında Pentagon’un NATO’nun Avrupa’nın güvenlik savunmasından ziyade ABD’nin hedefleri doğrultusunda sıklet merkezini Pasifiğe aktarılmasını hedeflemesi son derece önemli görülmüştür. 

Belgede Çin ve Rusya arasındaki derinleşen stratejik ortaklık yerküreyi karıştıranlar olarak ortaya konulduktan sonra NATO, Çin ve Rusya’nın kurallara dayalı uluslararası düzeni bozmaya yönelik ortaklaşa bir girişim içerisinde bulunduğu ve bunun ittifakın çıkarlarına aykırı olduğu değerlendirilmektedir. Uzun lafın kısası “NATO 2030 Stratejik Konsept Belgesi”nde NATO ortaklarının çıkarları, güvenliği ve değerlerine meydan okuyan güç olarak Çin, gelecek 10 yılın stratejisinde satranç tahtasının merkezine oturtulmaktadır. Küresel liderliğini kimseyle paylaşmak istemeyen ABD tarafından hazırlandığı açıkça belli olan belge öylesine akilane bir şekilde kaleme alınmıştır ki, ne diyelim, allem edilmiş, kallem edilmiş, ÇHC ve RF ABD’nin tek kutuplu dünya tasavvurunu bitirmek isteyen bir güç olarak gösterilmiştir, sevgili okurlar.

Dipnotlar

(1) Fehim Taştekin, “NATO çirkin, sen çok güzelsin!”, Gazete Duvar, 30 Haziran 2022; https://www.gazeteduvar.com.tr/nato-cirkin-sen-cok-guzelsin-makale-1571511/Erişim Tarihi:03.07.2022/

(2) Hüseyin KORKMAZ, “NATO’nun Stratejik Yolu ve Çin” TASAM, 01 Temmuz 2022; https://tasam.org/tr-TR/Icerik/70110/natonun_stratejik_yolu_ve_cin/Erişim Tarihi:03.07.2022/

Yazar Hakkında:

Esat ARSLAN

Esat Arslan, İstanbul’da 15 Nisan 1947 tarihinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da; yükseköğrenimini Ankara’da tamamlayan Esat Arslan, Savunma Bilimleri, Kamu Yönetimi dallarında yüksek lisans; Türkiye Cumhuriyeti Tarihi dalında doktorasını ise Ankara Üniversitesinde yaptı. Şam Büyükelçiliği nezdinde askerî ataşelik görevinde de bulunan Esat Arslan, Türkiye’ye döndükten sonra doçent oldu.

1997-2005 yılları arasında Bilkent Üniversitesinde, Türkiye Cumhuriyet Tarihi Koordinatörlüğü görevini yürüten Prof. Dr. Esat Arslan; 29 Mart 2000 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti Devlet Övünç Madalyası” ile ödüllendirildi. Ayrıca kendisine, Türkiye–Ermenistan ilişkilerine yapmış olduğu katkılardan dolayı, Avrasya Araştırmalar Merkezi (ASAM) nin bünyesindeki Ermeni Araştırmalar Enstitüsü tarafından «2002 Yılı Özel Ödülü» verildi. 2005 yılında Çağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde göreve başlayan Esat Arslan, 2012 yılına kadar Bölüm Başkanlığı yaptı. 2010-2015 yılları arasında BM nezdinde Uluslararası Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu üyeliği de yapan Esat Arslan, halen Türk Askeri Tarih Komisyonu Genel Kurulu Üyeliğini yapmaktadır. Bu komisyonun üyesi olarak ülkemizi, Güney Afrika, Brezilya, İspanya, İtalya, Portekiz, Bulgaristan ve Çin’de temsil etmiştir. Sekiz kitabı bulunan Esat Arslan 2002-2012 yılları arasında, TBMM Tarih Araştırma Grubu üyeliği sırasında yazmış olduğu 1852 sayfalık üç cilt halindeki «XVI. Dönem Parlamento Tarihi» adlı eseri 2013 Aralık ayında TBMM Meclis Başkanlığı tarafından yayınlanmıştır.

Suriye Devlet Arşivleri, İran Dışişleri Bakanlığı Belgeler Arşivi, Washington Ulusal Arşiv Dairesi ve Amerikan Kongre Kütüphanesinde araştırmalar yapan, Prof. Dr. Esat Arslan, SKYTURK televizyonunda dış politika yorumculuğu ATA Tv. de, ART televizyonlarında her hafta yayınlanan “Bakış Açısı” ve “Vizyoner” programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlenmiştir.

Prof. Dr. Esat Arslan iyi derecede İngilizce, Arapça, orta derecede Farsça, İspanyolca, Makedonca ve uzmanlık seviyesinde Osmanlıca bilmektedir.”

 

Yazarın diğer makalelerinden: