1 Şubat 2023

Türkiye enerji arz güvenliğinde ne kadar başat rol oynuyorsa Ukrayna-Rusya savaşı devam ederken en az onun kadar gıda arzı güvenliğinde de pivot bir rol üstlenmeyi kendisine görev bilmiştir. Özellikle gıda arzı güvenliğinde ilginç olan, Türkiye’nin Ukrayna-Rusya savaşının başlamasıyla birlikte durumdan vazife çıkarması, meselenin vahametini saptaması ve doğrudan göreve talip olmasıdır. Başka bir deyişle, Türkiye yaşanabilecekleri önceden görmüş ve Ankara merkezli üretmiş olduğu herkese eşit mesafeli tarafsız politikalar çerçevesinde Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu’nun ta Latin Amerikalara giderek gerek Ukrayna gerek Rus buğdayına muhtaç ülkelere güven telkin etmiştir. Kuşkusuz bu açılımın, kendiliğinden bu göreve talip olmanın kazanımı dünya kamuoyunda Türkiye’ye oldukça önemli bir sempatinin oluşmasına da vesile olmuştur. Gıda arzı güvenliği tıpkı enerji arzı güvenliği gibi dikkatli bir programlamayı, planlamayı ve bütçelemeyi gerekli kılmaktadır. Diğer bir deyişle ilgili hedeflere ulaşmak için hazırlanan ve kısa-orta-uzun vadeli planlamalar doğrultusunda hayata geçirilen politikaların başarısız olması durumunda yaşanabilecek gelişmeler, gıda güvenliğini etkilemekle kalmayarak ulusal güvenliği de tehdit edecek boyutlara ulaşabilme duyarlılığıdır. Malum, gıda arzı güvenliğinin sağlanması ulusal güvenliği de doğrudan ilgilendirmektedir. Gerek gıda ve gerekse enerji arz güvenliğinin sağlanması ile ulusal güvenliğin sağlanması arasında doğrusal bir bağlantı bulunmaktadır. Ancak, unutulmaması  gereken esas mesele meydana gelen bu durum, bir insanlık meselesidir, insanların acılarını dindirilmesidir, dünyadaki özellikle çatışma zamanlarında açlığın hafifletilmesidir, gelişmekte olan ülkelerin desteklenmesidir ve hiç kuşkusuz bu şekilde istikrarın sağlanabileceği beklentisidir. 

Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş 5’inci ayını sürdürürken, bir taraftan Rus Kuvvetlerinin geçici olarak işgal ettiği yerlerin kontrolünü sağlamaya çalışması, diğer yandan Ukrayna’nın muhtelif yerlerinde özellikle Kırım’ın susuzluğunu engellemek için Kerson; Donbas’ın bütünlüğünü sağlamak için Mariupol gibi kentleri kalıcı olarak ele geçirmeye çalışması, Ukrayna’nın tahıl sevkiyatını büyük ölçüde engellemektedir. Öte yandan Rusya’nın Karadeniz donanması tarafından hububat sevkiyatının ablukaya alınmasıyla birlikte, Ukrayna ihracatını yapamadığı gibi, dünya da bu durumdan büyük ölçüde etkilenmektedir. Ukrayna limanlarında yaklaşık 20-25 milyon ton tahılın sevkiyatı beklenmektedir. Karadeniz kıyıdaş ve Karadeniz Boğazı, Marmara Denizi ve Akdeniz Boğazlarını kısaca Türk Boğazlarını elinde bulunduran Montrö Boğazlar sözleşmesinin başat aktörü konumundaki Türkiye tahıl sevkiyatı için kamuoyunda “kırmızı hat” olarak nitelendirilen tahıl koridorunun dünya pazarına açılması amacıyla sorunun çözümüne sahip çıkmış, BM şemsiyesi altında yapılabilecek bir örgütlenme sistematiği için önerilerde bulunmuştur. Türkiye’nin tüm uluslararası açılımları palyatif değil, her zaman hukuk tabanlı olmuştur. Savaşın başlaması ile birlikte Dışişleri Bakanının Latin Amerika ülkelerini ziyaret etmesi bu açılımın emareleri olmuştur. Savaşan her iki ülke de bu durumu doğru bir şekilde tespit ederek bir jest olarak 'Azov Concord' isimli Türk gemisinin Ukrayna'nın Mariupol limanından ayrılabilmesine olanak sağlanmıştır. Savaş nedeniyle dünyayı etkileyen buğday krizini aşmak üzere BM’nin önerdiği tahıl koridoru Türkiye’yi Karadeniz’de kilit bir role yükseltmiştir. Ancak Kiev yönetiminin işgal altındaki bölgelerden Türkiye’ye buğday taşıyan tahıl yüküyle Karasu Limanı’na yaklaşan Rus bandıralı ‘Zhibek Zholy’ adlı geminin yasadışı buğday ihracatına karıştığı iddiası süreç içerisinde olumsuzlukları da dikte ettirmektedir.  Ukrayna’nın talebi üzerine geminin Karadeniz’de RO-RO seferleri için kullanılan Karasu Limanı açıklarında alıkonulması, Rusya-Ukrayna-Türkiye üçgeninde yeni bir krize zemin hazırlamıştır. (1)

Sevgili okurlar, mesele şu. Evet mesele şu: Ukrayna limanlarında bekleyen tahıl ve gıda maddelerinin deniz yoluyla emniyetle sevki edebilmesidir. Ukrayna’daki buğday için mayınların temizlenmesiyle güvenli bir koridor açılarak, o gemilerin buğdayı tüm dünyaya taşıması, ihtiyaç duyan ülkelere ihraç edilmesi meselesidir. 1 Mart 1999 tarihinde yürürlüğe giren Ottawa Anlaşması veya kısaca ‘Mayın Yasağı Sözleşmesi’ adıyla da bilinen ‘Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme’; mayınların üretimini, kullanımını, depolanmasını ve devredilmesini yasaklarken, Ukrayna savaşının başlamasının ardından Karadeniz’de görülen ve gündeme gelen deniz mayınları, modern deniz savaşlarında tercih edilen bir silah olmaya devam etmektedir. Deniz mayınları, 1904-1905’teki Rus-Japon Savaşı’ndan bu yana ortak bir deniz savaşı aracı haline gelirken; siviller ve ticari nakliye gemileri de dünya genelinde deniz mayınlarının kullanımından muzdarip olmaya devam etmektedir. Anımsanılacağı üzere, Ukrayna donanmasının Karadeniz ve Azak Denizi’ne yerleştirdiği mayınlardan 10’unun rüzgârın etkisiyle koptuğu bildirilmiş, bunlardan ikisi Türkiye karasularında görülmüş, güvenlik endişeleri doğmuştu. Gemileri yok etmek veya onlara zarar vermek için tasarlanan deniz mayınlarının hedefi, daha sıklıkla kullanılması durumunda düşmanın operasyonel olarak önemli deniz bölgelerine erişmesini engellemektedir. (2) Deniz mayınları deniz üslerinin ve limanların gerek su üstü gerekse denizaltılara karşı korunması amacıyla belli bir röper noktasına ve bir anahtara göre döşenmektedir. Deniz Mayınları coğrafi koordinat olarak döşeyen tarafından belli yerleri sabitleştirilmiş mahallerdir. Bu durumda genel bir ilke olarak asıl olan mayını döşeyenin kaldırmasıdır. Mayınlar kesinlikle serpme şeklinde döşenmez. Serseri mayın olayı doğal ve meteorolojik koşullar nedeniyle kopmadan meydana gelebilir. Gıda arzı güvenliği kapsamında “Tahıl Koridoru” meselesine deniz mayınları nokta-i nazarından bakıldığında mesele doğrudan bir askeri meseledir, diğer bir deyişle bir güvenlik meselesi ve bir eş güdüm sorunudur.  

İşte bu nedenle “Tahıl Koridoru Eş Güdüm Toplantısı” Millî Savunma Bakanlığının ev sahipliğinde ve sorumluluğunda, BM gözetiminde 13 Temmuz 2022 tarihinde Ukrayna-RF Savunma Bakanlıkları temsilcilerinin katılımıyla İstanbul’da yapılmıştır. İşte bu noktada Montrö Antlaşmasının önemi ortaya çıkmaktadır. NATO Liderler Zirvesinden bir gün önce yapılan ‘Dörtlü Mini Zirve’den mülhem, “Tahıl Koridoru Eş Güdüm Toplantısı”na; “Dörtlü Zirve” (Quad Summit) ya da “Tahıl Koridoru için İstanbul'da 4'lü Zirve” demek yanlış olacaktır. Doğrusu “Dörtlü Toplantı”dır. 

Türkiye, Rusya ve Ukrayna savunma bakanlıkları askeri heyetleri ile Birleşmiş Milletler heyeti arasında 13 Temmuz 2022 tarihinde Kalender Kasrı’nda, daha doğru bir ifadeyle Kalender Orduevinde bir “Dörtlü Toplantı” toplantı yapılmıştır. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres İstanbul’da yapılan bu toplantının önemini 13 Temmuz 2022 tarihinde New York’taki BM Genel Merkezi’nde yapmış olduğu basın toplantısında Yapılan toplantının, kapsamlı bir anlaşma yolunda önemli ve temel bir adım” ifadelerini kullanması, ayrıca küresel açlığı hafifletmek için umut ışığı olduğunu belirtmesi ve de Türkiye’ye teşekkür etmesi önemli bir açılım olmuştur. (3) 

Ukrayna Dışişleri Bakanı Dimitro Kuleba’nın da tahıl koridorunda son aşamada olunduğunu, bu aşamadan sonra her şeyin Rusya’nın adımlarına bağlı olduğunu kaydetmesi İstanbul’da yakında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ev sahipliğinde Putin-Zelensky ‘Üçlü Zirvesi’nin emarelerini de göstermektedir. Bir başka emare ise Rusya- Ukrayna Savaşının 24’üncü gününde barış şartlarını 3’ ten beşe çıkaran RF Başkanı Putin’in günümüzde gelinen noktada barış şartlarını tekrardan üçe indirmesidir. Gelinen bu durumu bir görev bilinciyle değerlendiren ve ikinci kez Ukrayna'daki harekât bölgesini ziyaret eden Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu Rus birliklerini denetlemiş ve askere moral vermek için ileri hatlarda görev yapan komutanlara talimatlar yağdırmıştır. BBC'nin açık kaynakları kullanarak ve askerlerin aileleriyle konuşarak yürüttüğü bir araştırma projesine göre, bugüne kadar Ukrayna savaşında hayatını kaybeden yüksek rütbeli askerlerin oranı bir hayli şaşırtıcı rakamlara ulaşmıştır. Batılı yetkililer ise Rus ordusunda morallerin çok düşük olduğunu; morali yükseltmek için saygı duyulan üst düzey generallerin cepheye sürüldüğünü savunmaktadırlar. (4) 

İstanbul’da bir “Üçlü Zirve”nin olasılığını “Tahıl Koridoru Eş Güdüm Toplantısı” üzerinden kıymetlendiren Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskıy bu durumu aşağıdaki tümcelerle ifade etmiştir: 

“Dünya pazarına gıda arzını yeniden sağlamak için gerçekten önemli çabalar sarf ediyoruz. Birleşmiş Milletler’e ve Türkiye’ye çabaları için minnettarım. Bu hikâyenin başarısına sadece devletimizin değil, abartısız olarak tüm dünyanın ihtiyacı var” ifadelerini kullanmıştır. Uzun lafın kısası tarafların Türkiye'ye ciddi bir güveni bulunmaktadır, ancak şunu da unutmayalım. İnsani yardım ve insan tahliyesi amacıyla gönderildiği Ukrayna'da kalan TSK'ya ait iki uçağın durumunu unutmamak gerekmektedir. Peki şimdi soru şu? “Tahıl Koridoru Eş Güdüm Toplantısı” hangi konularda mutabık kalınmıştır? Toplantı gündemi ile kararlaştırılan konular aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

1. Toplantının BM şemsiyesi altında yapılması TR’ye dünya kamuoyunca beslenen olumlu izlenimleri arttırıcı mahiyettedir. 

2. Odesa’daki 4 liman üzerinden 3 koridor açılması ve Tahıl Koridorlarının Karadeniz geçiş emniyeti ile Türk Boğazları (Karadeniz (İstanbul)-Marmara Denizi-Akdeniz (Çanakkale))’ndan geçiş emniyetlerinin alınması ile özellikle liman çıkışlarında üçlü müşterek bir kontrolde taraflar karar kılmışlardır.

3. Genel bir anlayış birliği ve uyum çerçevesinde İstanbul'da bir harekât merkezi kurulması kararlaştırılmıştır. 

4. Oluşturulan koridorlardan 8 aya kadar ekonomik değerinin 35 milyar dolar olan 30-35 milyon ton gıda çıkarılması hedeflenmiştir.

Görüldüğü üzere hem RF hem de Ukrayna’dan çıkacak ürünlerin Türkiye'de diğer piyasalara nazaran yüzde 25 daha ucuza satılması halkımız için günümüz ortamında gerçekten sevindirici olduğu değerlendirilmektedir.  

Bütün bunlardan sonra demem odur ki, Türkiye savaşan her iki tarafın hem aralarını düzeltmek hem de çatışmaların diğer aktörlere getirmiş olduğu kısıtlamaları bertaraf edecek tarzda kolaylaştırıcı bir rol üstlenmiş durumdadır. Daha doğru bir deyişle Türkiye taraflarla konuşup istenmeyen bir durum oluşmadan işin planlandığı şekilde gerçekleşmesi için uğraş vermektedir. Türkiye kendisine düşen görevleri bihakkın yerine getirdiği gibi tarafların Türkiye'ye ciddi güvenini zedelememeye azami dikkat etmektedir. Türkiye’nin beklentisi, bir an önce tahıl yüklü gemilerin limanlardan emniyetli, ayrılması güvenli bir seyri müteakip hedeflerine emniyetli bir şekilde varmalarıdır, sevgili okurlar.  

Dipnotlar:

(1) Fehim Taştekin, ‘Tahıl koridoru’ planı Karadeniz’de battı mı?’, Al Monitor, 7 Temmuz 2022; https://www.al-monitor.com/tr/originals/2022/07/turkey-under-pressure-crack-down-russian-shipments-stolen-ukrainian-grain/Erişim Tarihi 17.07.2022/

(2) Diken, Dünyanın görünmeyen öldürücü kirliliği: Mayınlar ve patlayıcı savaş kalıntıları, 

03.04.2022; https://www.diken.com.tr/dunyanin-gorunmeyen-oldurucu-kirliligi-mayinlar-ve-patlayici-savas-kalintilari/Erişim Tarihi 17.07.2022/

(3) Sesli Makale, Tahıl Koridoru İçin İstanbul'da Kritik Toplantı! 13 Temmuz 2022; https://seslimakale.com.tr/haberdetay/tahil-koridoru-icin-istanbulda-kritik-toplanti-24888/Erişim Tarihi 17.07.2022/

(4) Olga Ivshina ve Kateryna Khinkulova, “Rusya'nın Ukrayna'da ölen generalleri bize savaşla ilgili ne anlatıyor?”, BBC Rusça Servisi, 20 Haziran 2022; https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-61863836/Erişim Tarihi 17.07.2022/

Yazar Hakkında:

Esat ARSLAN

Esat Arslan, İstanbul’da 15 Nisan 1947 tarihinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da; yükseköğrenimini Ankara’da tamamlayan Esat Arslan, Savunma Bilimleri, Kamu Yönetimi dallarında yüksek lisans; Türkiye Cumhuriyeti Tarihi dalında doktorasını ise Ankara Üniversitesinde yaptı. Şam Büyükelçiliği nezdinde askerî ataşelik görevinde de bulunan Esat Arslan, Türkiye’ye döndükten sonra doçent oldu.

1997-2005 yılları arasında Bilkent Üniversitesinde, Türkiye Cumhuriyet Tarihi Koordinatörlüğü görevini yürüten Prof. Dr. Esat Arslan; 29 Mart 2000 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti Devlet Övünç Madalyası” ile ödüllendirildi. Ayrıca kendisine, Türkiye–Ermenistan ilişkilerine yapmış olduğu katkılardan dolayı, Avrasya Araştırmalar Merkezi (ASAM) nin bünyesindeki Ermeni Araştırmalar Enstitüsü tarafından «2002 Yılı Özel Ödülü» verildi. 2005 yılında Çağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde göreve başlayan Esat Arslan, 2012 yılına kadar Bölüm Başkanlığı yaptı. 2010-2015 yılları arasında BM nezdinde Uluslararası Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu üyeliği de yapan Esat Arslan, halen Türk Askeri Tarih Komisyonu Genel Kurulu Üyeliğini yapmaktadır. Bu komisyonun üyesi olarak ülkemizi, Güney Afrika, Brezilya, İspanya, İtalya, Portekiz, Bulgaristan ve Çin’de temsil etmiştir. Sekiz kitabı bulunan Esat Arslan 2002-2012 yılları arasında, TBMM Tarih Araştırma Grubu üyeliği sırasında yazmış olduğu 1852 sayfalık üç cilt halindeki «XVI. Dönem Parlamento Tarihi» adlı eseri 2013 Aralık ayında TBMM Meclis Başkanlığı tarafından yayınlanmıştır.

Suriye Devlet Arşivleri, İran Dışişleri Bakanlığı Belgeler Arşivi, Washington Ulusal Arşiv Dairesi ve Amerikan Kongre Kütüphanesinde araştırmalar yapan, Prof. Dr. Esat Arslan, SKYTURK televizyonunda dış politika yorumculuğu ATA Tv. de, ART televizyonlarında her hafta yayınlanan “Bakış Açısı” ve “Vizyoner” programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlenmiştir.

Prof. Dr. Esat Arslan iyi derecede İngilizce, Arapça, orta derecede Farsça, İspanyolca, Makedonca ve uzmanlık seviyesinde Osmanlıca bilmektedir.”

 

Yazarın diğer makalelerinden: