19 Ağustos 2022

Yeni bir şey yazmıyor veya keşifte bulunmuyorum. Bu satırları okuyanların da içinde yaşamakta olduğu toplumda /daha genişletirsek insanlık ailesinde/ gördüklerinizin, gözlemlediklerinizin, yaşadıklarınızın, yaşatılanların bir kısmını sadece cümlelere dökmekten başka bir şey yapmayacağım. Bu yazıda ilgili konularda sadece farkındalığınızın uyanmasına sebep olmaya çalışacağım.

Belki bazılarına tuhaf gelecek ama toplumda gözlemlediğim umumi hüzünleri dert edindiğim için hala kitap olarak yayınlanma sırasını bekleyen “İnsanın İşgali” ve “Gerginlik Toplumu”ndan sonra “Gibiler Toplumu”nu yazmayı düşündüm. Toplumda gördüğüm, gözlemlediğim mış gibi davranışlar, sözler, yazılanlar, nutuklar, iş yapmalar ve bir kısım yöneticilerin dürüst, üretici, gerçek bir gelişmeyi hep engellediğini gördüm. Mesela ezan okunurken saygı duyar gibi davrananların, başkalarına doğruluk nasihatleri çekenlerin, fırsat buldukları en kısa zamanda kendilerine aykırı davranış ve sözlerde bulunduklarına çok rastladım. Kovit dolayısıyla iki yıl maske takmaya karşı sabredemeyen çoğunluğun ömür boyu “gibi maskesi” takmaktan zevk aldıklarını, bu maskeleri çıkarmamak için her yola başvurduklarına rastladım. Oysa gibi maskelerinin insanları gerçeklikten, hakikatten, hatta bireyleri kendinden uzaklaştırdığının bir türlü sorgulanmadığına da şahit oldum. Ya da toplumdaki benzer sahnelerin sorgulanmamasını belki birilerinin işine böyle gelmesine yordum. Mesela gibi toplumu yapısından fayda uman her anlayış, kurum, kuruluş ve güçler buna dahildir. Bir toplum düşününüz ki en sık adından bahsedilen insani ve insanca değerler o toplumda en az yaşanıyor ya da hiç yaşanmıyor, yaşatılmıyor ve çelişkiler gözlemleniyorsa işte buna benzer toplumlara gibiler toplumu denir.

Benim işaret etmek istediğim “gibi”, “asıl-gerçek” değil asıl gibi, gerçek gibi görünmeye çalışmaktır. Gibi de riya, iki yüzlülük, dalkavukluk, yağcılık, hilekarlık, kurnazlık, aldatma ve daha birçok benzeri özellikler vardır. Kişinin kendi olamaması, toplumun kendi olamamasıdır. Elbette birazcık olsun mazur gösterilebilecek olan cehalet de bu sayılan özelliklere  eklenebilir.

Bir toplumda her türlü gibilere karşı olma tavırları, tepkileri çoğalmazsa ve bunlar takdir görürse, muhafazakâr gibiler, milliyetçi gibiler, devrimci gibiler, sağcı gibiler, solcu gibiler, adaletçi, özgürlükçü gibiler, yazar gibiler, aydın gibiler, yönetici, dürüst gibiler, kahraman gibiler vb. o toplumu tam anlamıyla bir çıkmazın içine sürükler. “Sahici” olanla “gibi olan” ayırt edilemez hale gelir. İt izinin at izine karıştığı,  kurtlarla çakal sürülerinin oynaştığı, insan ilişkilerinin ve sosyal hayatın toza dumana bulandığı ne gönüllerin ne de gözlerin görebildiği virane bir toplum manzarası ortaya çıkar. Bu manzarayı insanlar sadece şaşırarak değil aynı zamanda hayretle seyrederler. Toplum kaygılıdır, gergindir, şaşkındır. Kitleler hipnoz edilmiş gibidir. Bazen akıl bile tercihlerinde safsataların çıkmazlarına uğratılmakta, insanlara kararsızlıklar yaşatılmaktadır. Gibiler toplumunda gözlenenler ve yaşananlar akıl ve bilim dumura uğratıldığından  bunları ne toplumsal değişme ile ne de sosyolojik kuramların verileri ile açıklamak da mümkün değildir. Çünkü gibiler toplumunda insanlar arasında güven kalkmış, umutlar aşınmış, kararsızlıklar çoğalmış, çaresizlik ve vurdumduymazlık toplumun her alanına bulaşıcı bir hastalık gibi yayılmaya devam etmektedir.

Farkındalık bilincini uyanık tutanların fark ettiği gibi toplumda kitlelerin duyguları ile hareket etmelerini sağlamak onları heyecana getirmek için çok iyi sloganlar, sloganvari metinler yazılıp çizildi. Hatta bu eylemler hızını artırarak/ kullanılan teknolojiler çoğaltarak sürdürülmektedir. Yazılan bu metinlerde, kitaplarda hep heyecanlar, duygular, hamasilik ağırlıklı olarak pompalanmaktadır. Oysa yıllar sonra anlaşıldı ki bu tür eylem yetmemiş. Çünkü ne atılan sloganların ne de yazılan kitapların içleri aydınlatıcı, üretici, düşündürücü fikirlerle doldurulmamıştı. Sloganla aydınlatma ve özgür fikirler üretilemeyeceği anlaşıldığında çözülmeler, dağılmalar, hatta toplumsal çürümeler çoktan başlamıştı. Ancak bu durumlar karşısında “ne oluyoruz, niçin böyle olduk?” gibi sorular sorulmaya başlandığında çok geç kalındığı da anlaşıldı. Toplumda “milliyetçi, Atatürkçü, İslamcı, devrimci, sağcı, solcu vb.” gibi içi doldurulmayan bu kavramlara çelişkiler/kofluklar egemen oldu. Bu egemenlik toplumun her alanını, yaşama tarzını ve felsefesini asıl köklerinden uzaklaştırarak, sahicilikten kopararak toplumu “gibi” olması için zorlamaya devam ediyor. Dünün sloganları yerine zamanımızın “gibi olma” yaklaşımları, yaşama tarzları ve davranış kalıpları oturtuldu…

“Gibiler”in analiz edildiğinde içlerinin doldurulmasına ve geliştirilmesine ihtiyaç olduğu toplumsal aynanın yansıttıklarından; herkesin her şeyi bildiğini sandığı ekran alimlerinin(!) konuşmaları, vatandaşın sorunlarına çözüm diye sunulan/aslında onları küçük düşüren, alay eden söylemler/ hem de sosyoloji biliminin profesörü olduğu söylenen benzer kişilerin akla ziyan sözlerinden, konuşmalarından, yazılarından ortaya çıkmaktadır. Uçağa kafa attıranlar artık akla da vites attırmaktadırlar.

Bu tür sorunların kökeni nerede aranırsa aransın sebeplerinin başında hep “gibi olmak” gelmektedir. Öğrendiklerini üretime, uygulamaya, davranışa, artı değerlere dönüştüremeyen her ne sıfat veya unvanı taşırsa taşısın hep mış gibi bir hayatın kurgulaması içinde kaldığı anlaşılmaktadır. Böyle bir hayatın içindeki toplumdan, sanatçısından, yazarından, aydınından gerçeğin, hakikatin değil “mış gibi” söz ve davranışların sergilenmesine de şaşırmak gerekir mi? Mesela bilim ve sanat yapılır gibi, toplum yönetilir gibi, adalet gibi, hukuk, gazetecilik gibi, yazarlık gibi gösterilenlerde belki doğru bilgiler aktarılacak ama bunlar birey ve toplum hayatında hiçbir zaman davranış haline gelmeyecektir. Hatta dindar gibiler, milliyetçi gibiler, yurtsever gibiler, halkçı gibiler birbirini takip edecektir. Değerler ve fikirler meta pazarlarında sergilenecektir. Böyle bir topluma ancak “gibiler” toplumu adı verilebilir. Burada hiçbir şey  “gerçek” olmadığı gibi hiçbir alanda özgün sanat, bilim, üretim de olmayacaktır. Yani siyaset de sanat da ilim de irfan da insan da hatta insanlık da “gibi” olmaktan öteye geçemeyecektir.

Gibi toplumunun kişilerinde hem kendisine karşı hem de insanların birbirlerine karşı davranışlarında çoğunlukla gösteriş, üstünlük taslama, kendini kabul ettirme, bilir gibi, yapar gibi görünme, gücünün yettiğine saldırma, yetmediğine kuyruk sallama davranışları sık görülür. Gibiler toplumundaki insanlarda bir maske değil kat kat maskeler kullanıldığından, insanların hangi durumlarda ne gibi davranışlarla karşılaşabileceğini kestiremeyeceklerinden “güven”, “sevgi”, “saygı” gibi unsurlar aşınıma uğrar. Arkadan iş çevirme, dalkavukluk, sinsilik, kurnazlık, korkaklık insan davranışlarının doğallığı içerisinde yer etmeye başlar.

Hangi görüş ve ideolojide olursa olsun gibiler toplumunun bireylerinde, gerginliğin getirdiği çabuk sinirlenme, saldırganlık, birbirine karşı tahammülsüzlük, çok sık değişen psikolojik haller, tutarsızlık, cehalet, saplantılı düşünme, yanlış kararlarda ısrar, insani özelliklerden yoksunluk, acıma, paylaşma eksikliği, kısaca toplumsal körlük davranışları hakimdir. Özellikle büyük kentlerde gündelik hayatın psikolojik ve sosyal bir gerginlik içerisinde sürdürülmesi neticesinde insanların birbirlerine karşı saldırgan, hoşgörüsüz, anlayışsız davranışları gibiler toplumunda daha sık görülür. Gibiler toplumunda insan davranışları sadece işaret edilenlerle sınırlı kalmaz. İnsanlar şu veya bu şekilde ilgiyi üzerlerine çekmek, merkez olarak kabul edilmek, her ne şekilde olursa olsun görünmek, hayallerini, hamasilik yüklü sözlerini dinletmek, bunları kabul ettirmeye çalışmak şeklinde uzayıp gidebilir. 

Gibiler toplumunda geliştirici, aydınlatıcı ve onarıcı “eleştiri” neredeyse  bir numaralı düşman olarak görülür. Bunun yerine şakşaklar, aferinler, hatta siyaha beyaz demeler bile kabul görmeye başlar. Kimse “kral çıplak” demeye yanaşmamakla kalmaz, kralın en mükemmel kaftanlar giymiş olduğunu koro halinde dile getirirler. Gibiler toplumunda kelimenin tam anlamıyla maskelenmiş yalanlar, kurnazca üstü örtülmeye çalışılan gerçekler vardır. Çünkü gerçeklerden rahatsızlık her alana virüs olup yayılmıştır. 

İnsanlık erdemlerine sahip gibi görünme davranışları, üstelik bunlara çelişkili yaşama tarzı, gerektiğinde çelişkilerine bahaneler üreten savunmalar, gösteriş/ desinlere b.. yeme/... Gibiler toplumunda düşünce adına, fikir adına iftira, aşağılama, görmezden gelme, saldırganlık çeteleri ortalıkta kol gezer lakin hiç kimseden şikâyet gelmez. Bana necilik başını alıp yürümüştür.

Gibiler toplumunda sadece kültür, bilim, üretim eksikliği yaşanmaz. Akıl tatile çıkarılmış değil idam edilmiştir. Aynı zamanda bilim yapılır gibi, sanat yapılır gibi olduğundan bilimsel unvanlar da en çok sanatçı değil sanatçı gibi, bilim adamı değil bilim adamı gibi ahkam kesenlere bol keseden dağıtılır. Gibiler toplumunda kültür ve bilim en doruğa çıktığı varsayılan zamanlarda bile “tekrar” ve “aktarma”dan ileri düzeye ulaşamaz. Buna da ancak “kendi kendini kandırmak” denir. Üretimden çok tüketim, ihraçtan çok ithal girişimleri fikri hayata da sosyal hayata da yayılmıştır.

Bilgi de değerler de sanat ve siyaset de hayatın bütün alanlarında “gibi” değil “gerçek” anlamda yer almalı ki sorunlar da çözümler de temelleri olan kaynaklarla dikkate alınabilsin. Yoksa gibilerle oyalanmaya devam edilir. 

Gibiler toplumunda   yöneticiler, yönetilenler, yazarlar, sanatçılar bilim adamları, aydınlar, kültür, sanat, bilim, üretim konuları ayrı ayrı ele alınıp analiz edilebilir. Yeri ve zamanı geldiğinde bu kavramların gibilerine de değinilecektir. 

Yazar Hakkında:

İhsan KURT

Yazarın diğer makalelerinden: