19 Mayıs 2022

26 Şubat 1992 tarihinde Ermeni silahlı askerleri Karabağ’ın Hocalı Kasabası’nda 106'sı kadın, 83'ü çocuk olmak üzere toplam 613 Azerbaycan Türkünü vahşice katletmiştir. Bu günahsız insanlar Türk milletine mensup oldukları için bu soykırıma Maruz kalmışlardır.  Aslında “Hocalı Soykırımı”  iki yüz yıllık büyük bir planın sadece bir sahnesi idi. Bu iki yüz yıl boyunca Türkler bu planın sahipleri tarafından defalarca katledilmiş, sürgünlere, soykırımlara, maruz kalmıştır.

İki Yüz Yıllık Plan

Bir hastayı tedavi etmek için ilk önce onun tanısını koymak gerekir.  Hastanın tanısını koymak için hastalığın hikâyesi ne kadar önemli ise bir milletin tarihi de o millet için o kadar önemlidir. Eğer bir millet ve milletin yöneticileri sorunlara problemlere, çözüm bulmak, hataları tekrarlamamak istiyorsalar tarihe bakmaları gerekir. Bizler de Hocalı Soykırımı’nın perde arkasını görmek, bir daha bu soykırımlara maruz kalmak istemiyorsak hikâyemize yani tarihimize bakmak zorundayız!

Kaçar’ın ölümünden sonra hanlıklara (bugünkü deyimi ile özerkliklere) bölünmüş Azerbaycan'da merkezi hâkimiyet giderek zayıflamaya başlamıştır. Nadir Şah ve Şah Kaçar'ın döneminde merkezi Güney Azerbaycan olan Azerbaycan, Şah Kaçar’ın ölümünden sonra hanlıklara bölünen Azerbaycan olarak giderek zayıflamış. Mirza Abbas’ın yeniden kalkındırma ve merkezi hâkimiyeti güçlendirmek için verdiği büyük çabalar yıkımı geciktirmiş lakin önüne geçememiştir. Bu durum İngiltere, Fransa, Rusya ve Azerbaycan Türkleri hâkimiyeti altında yaşayan Farsların iştahını iyice kabartmıştır. Bütün oyunlar da bundan sonra başlamıştır. Rusya hanlıklara bölünmüş Azerbaycan’ı yavaş yavaş işgal etmeye başlamış, bütünlükten yoksun olan Azerbaycan bu işgallere karşı koyamamış ve 12 Ekim 1813'de Rusya ile Azerbaycan arasında “Gülistan Antlaşması” imzalanmıştır. Gülistan Antlaşması’nı imzalamak zorunda kalan Azerbaycan, Abbas Mirza önderliğinde Rusya'nın işgal ettiği toprakları geri almak için yeniden savaşa başlamış, lakin bu savaş da mağlubiyet ile sonuçlanmıştır. Bunun sonucunda da Rusya ile Azerbaycan arasında 10 Şubat 1828'de “Türkmençay Antlaşması” imzalanmıştır. Bu antlaşma sonucu Kuzey Azerbaycan Rusya’nın işgali altına geçmiş, Güney Azerbaycan'da ise Türklerin hâkimiyetinin zayıflaması üzerine Farslar yavaş yavaş iktidarı ele geçirmeye başlamıştır. Türkmençay Antlaşması sonrası Osmanlı, Kuzey Azerbaycan,  Güney Azerbaycan ve dolayısı ile Türkistan ile Osmanlı arasında ‘de facto’ bir ülkenin temelleri atılmaya başlanmıştır. Söz konusu bu devlet ise tarihi Azerbaycan toprakları olan Revan Hanlığı topraklarında üzerinde kurulan bugünkü Ermenistan’dır.  Ermenistan’ın kurulması planlanan bu topraklarda Ermenilerin neredeyse yok derecede olması bunu engellemekteydi. Rusya Türkmençay Antlaşması’nın 15. maddesini kullanarak bugünkü İran topraklarında ve Rusya iç kısımlarında olan Ermenileri tarihi Azerbaycan topraklarına yerleştirilmeye başlamıştır. Lakin bu çabalar Ermenilerin hâkim olduğu bir bölge oluşturmaya yetmemiştir. Zira Azerbaycan Türkleri yine çoğunlukta idi. Rusya, Ermenileri kullanarak bölgedeki Azerbaycan Türklerine katliamlar yapmış ve zorla göç ettirmek mecburiyetinde bırakmıştırlar.  Güney Azerbaycan’da da Farsların hâkimiyeti ele alması ile de Azerbaycan ikiye bölündü.  Sonuç olarak Güney Azerbaycan, Kuzey Azerbaycan, Osmanlı ve dolayısı ile Osmanlı Türkistan arasına bir duvar örülmüştür.

1990'lere gelindiğinde Kuzey Azerbaycan Mehmet Emin Resulzade önderliğinde büyük bir bağımsızlık harekâtı başlamıştır.  Bu harekâtın sonunda Azerbaycan Halk Cumhuriyeti kurulmuş ve Kuzey Azerbaycan bağımsızlığını ilan etmiştir. Bu dönemde Rus ve İngiliz destekli Taşnak Ermeni Cemiyeti ve Ermeniler, 1918’in Mart aylarında büyük soykırımlar yapmıştırlar. (Enver Paşanın Azerbaycan’a Nuri Paşa önderliğinde gönderdiği Kafkas İslam Ordusu bu çeteleri temizlemiştir). Yüz yıllık esaret artık kuzeyde son bulmuş ve Azerbaycan Türkleri bağımsızlığını elde etmişti. Lakin bu bağımsızlık 23 ay sürmüştür. Yeni kurulan Sovyet Rusya’sının Kızıl Ordusu Azerbaycan'a girerek kuzeyi işgal etmiştir. Barış, eşitlik sloganları ile Bakü’ye giren Sovyet Rusya’sı “Çar” dedelerinden devraldıkları planları onların varisleri olarak harfiyen ile uygulamaya devam etmiştir.

Bu dönemde Kuzey ile Güney Azerbaycan bağlarını iyice koparmak ve ileride birleşme ve birlikte harekâtın önünü almak için Kuzey Azerbaycan’ın sınırlarları içerisinde olan ve Güney’le sınırı teşkil eden Karabağ’a ve çevresine Suriye’den getirdikleri Ermenileri yerleştirmeye başladılar. Yetmiş yıl boyunca Sovyet Rusya’sı Türkistan ve Türkiye arasında köprü (Elçibey'in tabiri ile Türk dünyasının boğazı.) olan Azerbaycan’ı bölmek için çar dedelerinin planlarını zerre kadar şaşmadan uyguladılar. Sovyetlerin sonuna doğru (1980'ler) 1900'lerde Suriye’den getirilerek Karabağ’a yerleştirilen Ermeniler ( bu Ermeniler bir zamanlar Osmanlıya ihanet ettikleri için Suriye’ye tecrit edilen Ermenilerdir.) ayrılıkçı hareketlere başlamıştı. (bir millet kullanılmaya müsait olmayıversin!) Azerbaycan Türkeri bu duruma tepki göstermeye başladılar. Bu durum 1990 Ocağında en üst seviyeye ulaştı. Azerbaycan Türkleri SSCB'den bu durumu biran önce son vermesini için meydanları doldurmaya ve mitinglere başladı. Lakin Sovyet Rusya’sı bu ayaklanmayı bastırmak için Bakü’ye tanklar ile girerek büyük bir kıyıma sebep oldu. 20 Ocak 1990'da olan ve tarihe “Kanlı Ocak” diye geçen bu kıyım Azerbaycan Türklerinin direnişini kıramadı. 20 Ocak sonrası ise Azerbaycan halkı artık SSCB'den umudu keserek ve onun gerçek yüzünü bir daha görerek bağımsızlık için mücadele başladı.

Elçibey’in önderliği ile başlatılan bağımsızlık harekâtı Azerbaycan Halk Cephesi kurularak daha ileriye taşınmış ve büyük bedeller ödenerek 18 Ekim 1991 yılında Azerbaycan bağımsızlığını ilan etmiştir. Lakin yönetim hâlâ Rus yandaşlarında idi. Bu durum Karabağ ve çevresinde Ermenilerin yaptığı kıyımların önüne geçmeye engel oluyor ve Rusya’nın etkisinin sürmesine getirip çıkarıyordu. Bu nedenden dolayı Elçibey ve taraftarları Azerbaycan’da demokratik seçime gidilmesi için mücadeleye başlamışlardır. Nitekim bu mücadele sonucu seçime gidilmiş ve Elçibey Azerbaycan’ın Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Azerbaycan bu dönemde kendi bağımsız Milli Ordusunu kurarak Karabağ savaşında Ermeniler tarafından kaybedilen bazı toprakları geri almıştır. (Örneğin Ağdere)

Karabağ Savaşı’nın döneminde ilginçtir ki, Güney Azerbaycan'da ayaklanma, bir hareket oluşturmaya çalışılıyordu. Zira İran Fars rejimi Ermenilere her türlü desteği sağlıyor ve bu Ermenilerin elini iyice kuvvetli kılıyordu. Bu desteğin önünü kesmek ve Güney Azerbaycan’ı da ayaklandırarak Karabağ’dan Ermenileri sıkıştırıp çıkartmak için bu büyük bir önem arz ediyordu. Bunun yanında Batı ile de Rusya’yı dengelemeye çalışılmakta idi. Tabi en büyük destek, yardım kardeş Türkiye’den beklemekteydi. Lakin bu yardım tam anlamı ile sağlanamamıştır. Rus askerlerin Azerbaycan'dan çıkarılması, milli paranın basılması, milli ordunun kurulması, Güney Azerbaycan'da istenilen harekatın oluşmaya başlaması, Türkiye ile yapılan anlaşmalar iki yüz yıldır uygulanan planları altüst etmeye başlamıştı. BMT'ye Ermenistan'ı işgalci olarak kabul ettirilmesi ise dönemin en önemli başarılarından biri idi.  Bütün bu olanların üzerine Ermeni silahlı kuvvetleri işgal ettiği %3'lük kısımdan da geri çekilmeye başlamıştı.

Bu durumu gören Rusya ve İran Fars rejimi içeriden kendilerine piyonlar bularak tam 200 yıl önce olduğu gibi merkezi hâkimiyeti güçsüzleştirmeye başladı. Çok ilginçtir ki, bu dönemde geri çekilmek başlayan Ermeniler Rusya’nın da büyük desteği ile işgallerini artırmaya başladı.  26 Şubat 1992 Hocalı Soykırımı’nı yaptılar. Ardından dış güçlerin desteği ile birileri Azerbaycan'da 1993 Haziran aylarında Talış-Muğam diye özerk bir cumhuriyet kurdu. Devamında orduda itaatsizlik ve hakimiyet kavgası başladı. Bütün bunların arkasında tabi ki 200 yıllık planın sahipleri yatıyordu. Böylelikle Azerbaycan’da darbe uygulandı ve çekilmekte olan Ermeniler ardı ardına topaklarımızı işgal etmeye başladı. 

Sonuç olarak şunu söylebiliriz; 24 yılı aşkındır ki, topraklarımızın %20'si işgal altındadır, Azerbaycan tam anlamı ile ikiye bölünmüş durumdadır ve Türk dünyasının boğazının Türkiye ile sınırı sadece 12 kilometredir!