3 Aralık 2022

Halkları Müslüman ülkeler arasındaki spor yarışmaları memnuniyetle karşılandı, Müslümanların, kendi aralarında bir araya gelerek böyle bir etkinlikte bulunmalarını sevinçle karşılayanlar oldu; bunlar, olayı iyimser yaklaşımla ele alma olgusudur. Bu işin Basra Körfezindeki Emirliklerde, İsrâil ile yakınlaşma vetîresinde (uydurmacasıyla: sürecinde) başlamış olması ve yarışmalardaki İslâma hiç de uymayan (başlangıçtaki yarı üryan bayan sporcuların erkeklerle kucaklaşması, bayan yüzücülerin ve diğer bayan sporcuların bedenlerinin teşhîri gibi) etkinliklerin yer alışı, Batı think-tanklarında işlenen ılımlı İslâm (sulandırılmış, cıvık İslâm) anlayışının uygulama şekillerinden biri olarak da değerlendirilmektedir. 

Mâdem ki böyle, Müslümanlar arası spor yarışmalarına başlandı, bu etkinliğin doğru yörüngesine oturtulması gerekir. Bu konuda aklımıza gelenleri sıralıyorum; bu işlerin İslâma uygun şekilde yürütülmesi konusunda görüşleri, teklifleri olanlar da bildirirler, yetkililer de uyanıp bu görüşleri uygularlarsa, işler düzelir.

Temel anlayış olarak, mâdem ki İslâmî bir iş yapılıyor, Müslüman halkların geleneklerinde, târihlerinde olmayan, gâvurlarda (gâvur kelimesiyle hakaret kasd etmiyorum, bir niteliği belirtiyorum) görülüp de alınmış, benimsenmiş spor dallarına, Müslümanlar arası spor yarışmalarında YER YOKTUR. Milletlerarası olimpiyat yarışmalarına, halkı Müslüman ülkelerden isteyenler yine katılır; orada zâten Batı anlayışına göre işler yürütülmektedir, o konuda söylenecek bir şey yoktur.

1.Ayaktopu/Futbol. İngiltere’de ortaya çıkan bu spor dalının, o ülke insanlarındaki insafsızlığı, merhametsizliği açığa vuran acıklı bir geçmişi vardır. O ülke halkı, zekât inancı ve uygulamasından mahrum olduğu için, servet belli ellerde birikmiş, altta kalanın canı çıkmıştı. Bu cümleden olarak, günlük ekmeğini, geçimini sağlamak için pit dedikleri çukurlara girip kömür çıkaran, ölesiye yorulan işçilerin ortalama ömrü 35 (yazıyla: otuz beş) yıl idi. Bu zavallı kömür işçileri, çalışmalarına verilen arada, buldukları yuvarlak nesneleri (kimbilir hangi öfkeyle) tekmeleyip oynadılar, zamanla, bu, ayak topu (football) oyununa dönüştü.

İslâm Dayanışması Oyunlarında futbol NÎÇİN oynansın? Düşünmekten korkmayanlar, aşşşağılık duygusu benliklerine iyice sinmemiş olanlar, bu oyunun Müslümanlar arası yarışmada yeri OLMADIĞINI hemen görürler. Devşirilmiş olup da bunun farkında bile olmayanlar ise, bunu tuhaf bulurlar. Nasîb meselesi.

2.Güreş, tabiî olmalıdır, ama, İslâm’a uygun kıyâfetle yapılmalıdır. Aaaa serbest güreşte, Greko-Romen’de şampiyon olan, derece alan güreşçilerimiz var, bu kıyâfet konusu da nereden çıktı? diyeceklere yanıtımız:

O güreşler, o kıyafetlerle zâten yapılıyor, ondan söz etmiyoruz, İslâm diye bir DÜNYÂ GÖRÜŞÜ, ANLAYIŞI var, onun adına yapılan etkinlikte, onun prensiplerine uygun olması gereken kıyâfeti hatırlatıyoruz.

Bu ümitsiz vak’aları bırakalım da, işimize devâm edelim: Evet, güreş mutlaka olmalıdır. Atalarımız nasıl yapmışlar? Yağlı güreş var, kuşak güreşi var. Her ikisi de hem güç, kuvvet, hem de ustalık, mahâret, beceriklilik gerektiriyor.  Diğer Müslüman güreşçiler bu güreşleri bilmiyorlarsa, onlara da öğretilir. Onlar katılıncaya kadar, bu güreş yarışmaları, bilenler arasında yapılır.

3.Yüzme tabiî olmalıdır ama, hanım sporcularınki ayrı yerlerde, hanım hakemlerle, görüntü alınmadan yapılmalıdır. Çok mu zor? Hiç değil, ama, kafalarındaki görünmez ağların farkında bile olmayanlara, bu tuhaf, çağdışı gelir; sanki, çağımız çok iyi bir durumdaymış gibi.

4.At yarışları olmalıdır. Sâdece dörtnal değil, rahvântırıs gibi değişik koşu şekillerinde yapılmalıdır. Günümüzde, bâzı bölgelerimizde böyle yarışlar zâten yapılmaktadır. Çoğumuzun, bu kültür zenginliğimizden haberi yoktur.

5.Cirit yarışmaları olmalıdır. Bilmeyen halklar da zamanla öğrenir, Türk sporu diye özenir, rağbet eder ve öğrenirler.

5.Avrupa’da polo dedikleri atlı spor, bizde, onlardan çok önce çevgen adıyla yapılmaktaydı: 

atlarım çevgenlerim

atlanıp yürügenlerim

sözlerinin geçtiği, 900 yıl öncesinden gelen Kazan (Altınordu) türküsü vardır.

6.Kazakların, yine at üstünde oynanan, kesilmiş bir kuzuyu kapıp ortadaki yere bırakma yarışı olan oyunları vardır, o da yarışma konusu yapılabilir.

7.Diğer Türklerin ve Müslüman halkların da sportif oyunları vardır; sözgelişi Maleylerin silat dedikleri, uzak doğu döğüş oyunlarına benzer spor dalı vardır, o da (karete, Tekvando yerine) yarışma konusu yapılabilir.

Sözün özü: İslâm dışı ülkelerde çıkmış yayılmış oyunların alınıp “İslâm Oyunları Yarışması” yapılması, aldanıcı ve aldatıcı bir tutumdur, târife aykırıdır; İslâmî spor yarışmaları yapılacaksa, halkı Müslüman ülkelerde çıkmış, Müslümanların oynadıkları oyunların, uyguladıkları sporların yarışması yapılır. Bu kadar basît.

 

Yazar Hakkında:

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet Maksudoğlu, Eskişehir’de Kırım kökenli bir âile içinde doğdu. İnkılâp İlkokulunu, Eskişehir  Lisesini ve Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesini bitirdi. İzmir İmam-Hatîp Lisesi’nde Meslek Dersleri Öğretmeni olarak Arapça, Farsça, İngilizce ve Hadîs öğretti. Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde İslâm Târihi Asistanı oldu. Tunus’ta doktora tezi ile ilgili malzeme topladı, dilbilgisini bildiği Arapça'nın pratiğini yapmak imkânını buldu. Dördüncü sınıfına kabûl edildiği Burgiba Yaşayan Diller Enstitüsü Arapça Bölümü’nü bitirdi. Türkiye’ye dönüp İstanbul, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde belge inceledi. "Tunus’ta Osmanlı Hâkimiyeti" konulu doktorasını verdi. İngiltere’de, University of Cambridge’de Faculty of Oriental Studies’de Türkçe öğretti, orientalistlerin nasıl yetiştirildiklerini gördü. Türkiye’ye dönüp Diyânet İşleri Başkanlığına bağlı olarak İzmit, Ankara ve İstanbul’da vâizlik yaptı. Marmara Üniversitesi'nde 1983 yılında Yardımcı Doçent, 1986 da Doçent ve 1995 yılında Profesör oldu. İzinli olarak gittiği Malezyadaki International Islamic Universty’de 4 yıl (1991-95) Târih ve Medeniyet Bölümü başkanlığı yaptı, Osmanlı Târihi öğretti. Orada iken yazdığı Osmanlı History adı geçen üniversite tarafından bastırılıp (1999) textbook olarak kullanıldı. Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde bir yıl daha öğretim üyeliği yaptıktan sonra Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi kurucu dekanı olarak Eskişehire gitti. 2004-2005 öğretim yılında izinli olarak gittiği Kazakistan’ın Türkistan Beldesindeki Hoca Ahmed Yesevî Milletlerarası Türk-Kazak Üniversitesinde, Hollanda Rotterdam Milletlerarası İslâm Üniversitesinde bir dönem öğretim üyeliği yaptı.

Yazarın diğer makalelerinden: