1 Şubat 2023

Bürokrasiden 38 yaşında siyasete atılan bir genç bir teknokrattı, Süleyman Demirel. O hızla 40 yaşında Genel Başkan, bir yıl sonra da Başbakan olmuştu. Sanırım onun o ünlü sözünü anımsamayanımız neredeyse hiç yok gibidir. Oportünizmi bana göre en iyi o tanımlamıştı, “Dün dündür, bugün bugündür” betimlemesiyle. Çok da derinlemesine düşünmedim ama, belki de konjonktür sözcüğünü en detaylı bir biçimde bu şekilde açıklamıştı. Şurası bir gerçek ki, konjonktürlerin adamıydı. Gerçeklik algısı da ona bağlı olarak değişirdi. Konjonktürün dışına çıkmamaya özen gösterirdi. Vazifesi statükoyu zorlamadan konjonktüre göre vaziyet almaktı. Soğuk savaş döneminin aradığı özelliklere sahip bir liderdi. İçinde bulunduğu dünya düzeninin koşullarına göre hareket etmeyi çok ama çok iyi biliyordu. (1)  Gündemi belirlemeden önce “vicdanının sesini değil, vaziyetin fotoğrafını” ortaya koymasını çok iyi bilirdi. Her zaman sınırlarını bilir, o sınırları aşmamak için büyük bir dikkat ve itina gösterirdi. Görevi mevcut yapıyı tahkim etmek, sağlamlaştırmak konsolide etmekti. Bu bir anlamda statüko bekçiliğinin de ötesinde bir durumu dikte ettiriyordu. 

Öte yandan Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü? Başbakan İnönü, kanlı Noel sonrası 7 Haziran 1964 tarihinde Kıbrıs'a çıkarma yapılması kararını almıştı, almasına. O günün koşullarına göre son derece riskli bir karardı. Ama olması gereken bir karardı. Ancak, 12 Temmuz 1947 tarihinde ABD ile imzalanan ikili antlaşma Türkiye'nin, ABD'den hibe ya da satın alma yoluyla temin ettiği askeri malzemenin Kıbrıs'ta kullanılmasının önüne geçmekteydi. O tarihlerde Deniz Kuvvetleri Komutanlığının bir amfibi harekâtı yapacak kapasitesi neredeyse hiç yoktu. Elimizde dört ufak çıkarma gemimiz vardı. Henüz özel bir birlik olan Amfibi Alay kurulmamıştı. Peki 1964 yılında Kıbrıs'a çıkarma nasıl yapılacaktı? Pratik bir çözümle Mersin Limanında toplanan sivil şilepler devreye girecekti. Şileplerle büyük çapta askerî bir harekâtın yapılıp yapılamayacağı tartışma konusu bile değildi. Türkiye'de o günleri yaşayanlar anımsayacaklar ki, herkes ayaktaydı… Üstüne üstlük, ABD Başkanı Lyndonn B. Johnson da Başbakan İnönü’ye küstah ifadeleri içeren bir de mektup göndermişti. Türkiye, Kıbrıs'a çıkmanın o kadar da kolay olmadığını anlamıştı. (2) Başbakan İnönü 1964 yılında kendisine küstah ifadelerle dolu bir mektup yollayan ABD Başkanı Johnson'a cevabında;

"Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye de bu dünyada yerini bulur" demişti. (3)  

Evet gerekirse yeni bir dünya düzeni kurulur ve Türkiye Cumhuriyeti de o dünya düzeninde yerini alırdı. Her ne kadar ABD pek de rahat değilse de koşullar bugünküne kıyasla daha az degişken tarafından kontrol ediliyordu. Türkiye mevcut konjonktürü iyi okumuştu. Çünkü, ABD 1963'de müdahil olduğu ve 1973'e kadar 10 boyunca başına bela ettiği Vietnam savaşı ile bayağı cebelleşiyordu. Rahmetli İsmet İnönü Türkiye’nin mutlaka her zaman bir alternatif “B” planı olması gerektiğini veciz bir şekilde böyle ifade etmişti. Eksiklik görülmüştü, Türkiye’nin Garanti Antlaşması gereği Kıbrıs’a askerî müdahale etmesi gerektiğinde yapılması gereken amfibi harekât için elinde yeterli çıkarma araçları bulunmalıydı.  Harç olmadan yapı yükselmiyordu. Hem Demirel hem de İnönü milletle birlikte bu işe soyunmuşlardı.1964 krizi sonrasında ertesi yıl başlatılan "MİLLET YAPAR" kampanyasıyla halktan donanma için bağış toplanmaya başlanmıştı bile. "Başkalarının vermediğini MİLLET YAPAR" sloganıyla başlatılan kampanya sonrasında Türk Donanma Cemiyeti tekrardan işbaşı yaparak Türkiye Cumhuriyeti'nin ihtiyacı olan deniz gücünü inşa edebilmeyi hedeflemişti. 1965 yılı itibariyle Taşkızak ve Gölcük Tersanelerinde, Türk Donanma Cemiyetinin teşvikleriyle birçok çıkarma gemisi inşa edilmiş, 1967 yılında inşasına başlanan TCG BERK (D-358) Refakat Muhribi yerli imkanlarla 1972 yılında hizmete girmiştir. (4) Uzun lafın kısası, ithal ikameci bir ekonomik sistemde statükonun korunması ve berkitilmesi ile güçlendirilmiş Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğe taşınması gerek Demirel ve gerekse İnönü tarafından devlet sistematiği içerisinde benimsenmesi BM barış koruma operasyonları çerçevesinde 1974 Kıbrıs Barış Harekatının önünü açmış ve bu kavramsal çerçeve başarıyı da getirmiştir. Bir Müslüman ulus-devlet Normandiya’dan sonra ilk amfibi, uçarbirlik ve havadan atma harekatını gerçekleştiriyordu

Bütün bunları neden anlattım sevgili okurlar, içinde bulunduğumuz coğrafya kararlılık sistematiğinde ödün verilmeden bir duruş sergilenmesini gerekli kılmaktadır da ondan.  Şimdilerde dünyanın gözü kış bitmeden Ukrayna savaşının bitirilmesine kilitlenmiş ve yoğunlaşmıştır. Gerçekten de Ukrayna savaşı bitirilebilir mi? Ya da hangi koşullarda hiç olmazsa taraflar ateş kes masasına oturabilir mi? Bana göre ABD Kıt’a Avrupa’sını kendi arka bahçesini görmeye, NATO ile RF tehditlerine devam ettikçe bu savaş bitmez, bitmediği gibi de uzadıkça da uzar ve yaygınlaşır. Bu faturayı da öncelikle Avrupa öder, hem öyle böyle değil. Bir kere her şeyden önce AB en başta savaşı Batı kazanacak varsayımından ve duruşundan vazgeçmelidir. Başta Ukrayna halkı olmak üzere, Volodimir Zelenski de Washington-Londra-Varşova çengelinden kurtulup kendi geleceklerini kendileri belirleme hakkına sahip olmalıdır. Büyük resme bakıldığında görülüyor ki, Zelenski bir başına karar verememektedir. RF mı kazansa bile bu bir Pirus (pyrrhus) zaferidir. Tıpkı Putin gibi, giriştiği savaşlarda topraklarını sürekli genişleten Epir Kralı Pyrrhus son olarak MÖ 279 yılında Askalum Savaşı’nda Roma’ya karşı büyük bir zafer elde eder. Ancak bu zaferi elde ederken o kadar çok kayıp verir ki sonunda tahtı bırakmak zorunda kalır. Ukrayna krizinde savaşan liderler ile fikren ve ruhen bir uyum görüntüsü çizmeye özen gösteren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Batı ile Rusya arasında aranan bir lider konumuna yükselmiş olduğu görülmektedir. Erdoğan da dünya kamuoyunun desteğiyletarım anlaşmasıyla elde ettiği diplomatik atılımı savaşı durduracak arabuluculuk için kullanmayı hemen her vesile ile ortaya koymaktadır. Putin’i Ukrayna lideri Volodimir Zelenski ile buluşturma teklifini Soçi’de de yinelemiş olmasına karşın üzülerek ifade etmek gerekir ki, olumlu yanıt alamamıştır. Putin, Batılıların Ukrayna için yapabileceklerinin neler olabileceğini nasıl durdurulması gerektiği için irtibat sağlayıcı bir unsur olarak elinde bulundurmaya azami itina göstermektedir.  Ancak önemli bir konuyu büyük harflerle ifade etmekte yarar var. Başta ABD olmak üzere Batı, Ukrayna’yı özellikle de askeri bakımdan desteklemekten vazgeçmesi gerekli görülmektedir. Her şeyden önce de AB (D)’nin bu konuya hazır olmalıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başta savaşan iki lideri İstanbul’da barış masasına çekebilmesi için Batının bir şeylerden vaz geçtiğini deklere etmesi gerekmektedir. 

Putin, Suriye’de terörle mücadele konusunda Türkiye’nin yanında olduğunu ve Adana Mutabakatının güncelleştirilmesi ve genişletilmesini çıkış noktası göstererek Türkiye'ye yönelik adil bir yaklaşım sürdürdüğünü iddia etmektedir. Ancak Türkiye’nin de özellikle ABD desteğindeki Suriye PeKaKa uydu devletçiğinin saldırı salvolarından son derece mutazarrırdır.  Bölgeye müdahale edilmesi hayati öneme haizdir. Yapılması elzem olan Tel Rıfat ve Münbic Harekâtı için 19 Temmuz’da Tahran’daki Astana zirvesinden çıkmayan yeşil ışık Soçi zirvesinde de maalesef çıkmamıştır.  Kremlin Türkiye’nin kaygılarına hak vermesine karşın olası bir harekatın iyi sonuçlar vermeyeceği uyarısında bulunmaktan da geri durmadığını bir yerlere not edilmelidir. 

Bir başka konu ise Türkiye Cumhuriyeti 15-16 Eylül 2022 tarihinde Özbekistan-Semerkant'ta yapılacak “Şanghay İşbirliği Örgütü Devlet Başkanları Zirvesi” toplantısına davet almıştır. İran’la birlikte “Şanghay Dokuzlusu” na dönüşen “Şangay İşbirliği Örgütü” toplantısı sonrası Türkiye’nin yakın gelecekte G-7’ye alternatif BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika Cumhuriyeti) örgütüne katılabilmesinin kapılarının aralanabileceği değerlendirilmektedir. Anımsanılacağı üzere, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 2018 yılında Johannesburg'daki BRICS zirvesine özel davetle katılmış ve zirvenin aile fotoğrafı çekiminde de yer almıştı. (5)

Bütün bunlardan sonra demem odur ki Merkel sonrası Almanya’nın yeni şansölyesi ABD’nin Truva Atı rolünü oynarken, Kıt’a Avrupası’nın liderliği bir yana AB ülkelerini bir araya getirmek yerine geri durmanın, samimiyetsizliğin ve cesaretsizliğin güzel bir numunesini sunmaktadır.  Olaf Scholz konuşması gerekenlerin sustuğu ve gücün yanında durulmayı isteyen konformist yapıların dikte ettirdiği şimdilerde ikiye ayrılmakta olan iki kutuplu yerkürenin istediği siyasetçi tipini de simgelemektedir. Unutmayalım, Ukrayna-Rusya savaşının bir kaybedeni Kıt’a Avrupa’sının Lideri konumundaki Almanya’dır, AB’dir. İkinci Dünya Savaşı zamanındaki kış aylarına bile hazırlıklı giren Hitler Almanya’sının şimdilerde hazırlıksızlığı bayrak yapmış durumda olduğu görülmektedir.  

Dipnotlar: 

(1) Mahmut Haldun Sönmezer, “Bir Dün Dündür, Bugün Bugündür Masalı, Süleyman Demirel”, Keyfiyet Mahfili, 23 Haziran 2016; http://www.keyfiyetmahfili.com/2016/06/bir-dun-dundur-bugun-bugundur-masali-suleyman-demirel/Erişim Tarihi 28.08. 2022/

(2) Erol Mütercimler, Satılık Ada Kıbrıs: Kıbrıs Barış Harekatının Bilinmeyen Yönleri, Alfa Yayınları, İstanbul, s. 125   

(3) https://twitter.com/ugurdundarsozcu/status/1386040406010482689/ Erişim Tarihi 28.08.2022 

(4) Cem Gürdeniz, Anavatandan Mavi Vatan'a, Kırmızı Kedi Yayınları, İstanbul, 2021 ss. 121-122

(5) https://www.sozcu.com.tr/2022/dunya/brics-baskani-acikladi-turkiyenin-en-kisa-zamanda-uye-olmasini-umuyoruz-7249036/Erişim Tarihi 28.08.22/

Yazar Hakkında:

Esat ARSLAN

Esat Arslan, İstanbul’da 15 Nisan 1947 tarihinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da; yükseköğrenimini Ankara’da tamamlayan Esat Arslan, Savunma Bilimleri, Kamu Yönetimi dallarında yüksek lisans; Türkiye Cumhuriyeti Tarihi dalında doktorasını ise Ankara Üniversitesinde yaptı. Şam Büyükelçiliği nezdinde askerî ataşelik görevinde de bulunan Esat Arslan, Türkiye’ye döndükten sonra doçent oldu.

1997-2005 yılları arasında Bilkent Üniversitesinde, Türkiye Cumhuriyet Tarihi Koordinatörlüğü görevini yürüten Prof. Dr. Esat Arslan; 29 Mart 2000 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti Devlet Övünç Madalyası” ile ödüllendirildi. Ayrıca kendisine, Türkiye–Ermenistan ilişkilerine yapmış olduğu katkılardan dolayı, Avrasya Araştırmalar Merkezi (ASAM) nin bünyesindeki Ermeni Araştırmalar Enstitüsü tarafından «2002 Yılı Özel Ödülü» verildi. 2005 yılında Çağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde göreve başlayan Esat Arslan, 2012 yılına kadar Bölüm Başkanlığı yaptı. 2010-2015 yılları arasında BM nezdinde Uluslararası Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu üyeliği de yapan Esat Arslan, halen Türk Askeri Tarih Komisyonu Genel Kurulu Üyeliğini yapmaktadır. Bu komisyonun üyesi olarak ülkemizi, Güney Afrika, Brezilya, İspanya, İtalya, Portekiz, Bulgaristan ve Çin’de temsil etmiştir. Sekiz kitabı bulunan Esat Arslan 2002-2012 yılları arasında, TBMM Tarih Araştırma Grubu üyeliği sırasında yazmış olduğu 1852 sayfalık üç cilt halindeki «XVI. Dönem Parlamento Tarihi» adlı eseri 2013 Aralık ayında TBMM Meclis Başkanlığı tarafından yayınlanmıştır.

Suriye Devlet Arşivleri, İran Dışişleri Bakanlığı Belgeler Arşivi, Washington Ulusal Arşiv Dairesi ve Amerikan Kongre Kütüphanesinde araştırmalar yapan, Prof. Dr. Esat Arslan, SKYTURK televizyonunda dış politika yorumculuğu ATA Tv. de, ART televizyonlarında her hafta yayınlanan “Bakış Açısı” ve “Vizyoner” programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlenmiştir.

Prof. Dr. Esat Arslan iyi derecede İngilizce, Arapça, orta derecede Farsça, İspanyolca, Makedonca ve uzmanlık seviyesinde Osmanlıca bilmektedir.”

 

Yazarın diğer makalelerinden: