3 Aralık 2022

 

Salih YILMAZ

Edebiyat tarihi incelendiğinde dikkate değer konulardan biri de, sosyal hayatın içindeki birçok ilgili olayın zamanla gün yüzüne çıkmasıdır. Bugün hepsi vefat etmiş bulunan Necip Fazıl, Fethi Gemuhluoğlu, Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil’in birbirleri ile olan ilişkileri göz önüne alındığında, aralarından en son vefat eden Sezai Karakoç’un Necip Fazıl Kısakürek, Nuri Pakdil, Fethi Gemuhluoğlu gibi tanınmış kişilerle ilişkileri hep inişli çıkışlı olmuş, zaman zaman bu ilişkiler kesintiye uğramıştır. Sezai Karakoç’un ahbabı olduğu çok sayıda isme küstüğü söylenmektedir. Mesela Sezai Karakoç’un Necip Fazıl ile ilişkileri, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okuduğu yılların hemen sonrasında 1954’den 1956’ya kadarki dönemde yoğunlaşır, ama Sezai Karakoç 1956’da Büyük Doğu yazı işleri müdürü ile kendi ifadesiyle “çirkin bir şekilde” tartışmasının ardından üstadı Necip Fazıl’a küser ve bu dargınlık 1959'a kadar sürer. (Büşra Sürgit, "Sezai Karakoç'un Hatıraları Işığında Necip Fazıl Kısakürek Portresine Çerçeve Arayışı", Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Sayı 48, 2013, 186-187). Necip Fazıl’ın bir gazete yazısında Sezai Karakoç’un ikinci kitabı olan “Şahdamar” hakkında övücü şeyler yazmasının üzerinden 6 yıl geçtikten sonra ancak 1962 yılında eski samimi düzeyine gelir.  Aynı şekilde, 1978’den Üstadı Necip Fazıl’ın 1983’deki vefatına kadar küs kaldıkları söylenmektedir. Sezai Karakoç'un henüz kitaplaşmayan "Hatıralar"ı, "onun 1974 yılına kadar yaşadıklarını detaylı bir şekilde yansıtır." (Büşra Sürgit, age, s.190), dolayısıyla 1974 sonrasındaki olaylar hatıratının kapsamına pek girmez. 

Nuri Pakdil’in yakın çevresinden Necip Evlice, bir röportajında “Nuri Pakdil’in hayal kırıklıkları” bağlamında Sezai Karakoç’tan da söz etmektedir. Sezai Karakoç'un Diriliş dergisini aralıklarla çıkardığı 1960 yılından 1966 yılına kadar söz konusu dergiye maddi ve manevi destek veren Nuri Pakdil, 1966 yılında dergi mali olarak zorlanmaya başlayınca maddi destek aramak maksadıyla hemen işinden istifa etmiştir. Bu duruma Sezai Karakoç’un çok fazla aşırı tepki gösteren bir mektup yazması, “Nuri Pakdil için önemli bir kırılmadır.”  (Necip Evlice, Röportaj: Yunus Arslan, “Dik, Korkusuz, Bağımsız ve Özgür Bir Eylem Adamı: Nuri Pakdil”, Lacivert dergi, Ocak 2020). 1966 yılından sonra en azından Sezai Karakoç açısından ilişkilerinin eski samimi düzeyine hiç gelmediği anlaşılmaktadır.

FETHİ GEMUHLUOĞLU İLE SEZAİ KARAKOÇ'UN YOĞUN GÖRÜŞMELERİ

Mehmet Gökalp, Fethi Gemuhluoğlu hakkında kaleme aldığı 14.10.1987 tarihli yazısında şöyle yazar: “Yıl 1953, şair Sezai Karakoç, İslâm düşüncesini bir ipekböceği gibi işlemekte, yeni bir şiirine isim aramaktadır. Ona Kaf Sûresinden şu âyet meâlini okur: ‘… Biz insana şahdamarından daha yakınız.’ der demez, Sezai’nin şiirinin ve sonra da kitabının adı ‘Şahdamar’ olmuştur.” (Fethi Gemuhluoğlu, “Dostluk Üzerine”, İz Yayıncılık, 10. baskı 2021, s. 622). Mehmet Gökalp'ın yazısına göre, Fethi Gemuhluoğlu ile Sezai Karakoç’un ilişkilerinin yoğunlaştığı dönemin 1953 öncesinden 1959 yılına kadar sürdüğü anlaşılmaktadır. Daha önemlisi, Mehmet Gökalp'ın bu yazılı şahitliği, Fethi Gemuhluoğlu ile Sezai Karakoç’un ilişkilerinin niteliğine ve derinliğine ışık tutan çok önemli bir belge hükmündedir. 

KARAKOÇ İLE GEMUHLUOĞLU’NUN TARTIŞMALARI

Sezai Karakoç ve Fethi Gemuhluoğlu, 1959 yılında aralarında geçen bir tartışmanın ardından küsmüşlerdir. Sezai Karakoç, Hz Ali ile ilgili “Çocukluğumuz” şiirini Fethi Gemuhluoğlu’na ithaf edip 1960 yılında Diriliş’in ilk sayısında yayınlasa da, ilişkilerinin en azından Sezai Karakoç açısından eski samimi düzeyine gelmediği anlaşılmaktadır. Sezai Karakoç’un aradan 30 yıl geçtikten sonra Diriliş dergisinde 9.2.1990 tarihinde yayınladığı "Hatıralar"da yazdığı, “O, yine de fırsat buldukça çocukluğunda ruhuna işleyen bu iddiaları tekrarlardı.” şeklindeki ifadede kast edilenden farklı olarak, Fethi Gemuhluoğlu Hanefi Türkmen bir aileye mensuptur ve çocukluğunun içinde geçtiği ailesinin seceresi de bellidir (Bkz Vikipedi “Fethi Gemuhluoğlu” maddesi, “19. Yüzyılın 2. Yarısında İstanbul’a Yerleşen Arapgirli Bir Aile: Gemuhluoğlu Ailesinin Bir Kolu”, Arapgir Postası, 4.10.2019). 

Sezai Karakoç, bu tartışmadan 30 yıl geçtikten sonra 1990 tarihinde yayınlanan Hatıralar'ında (Sezai Karakoç, "Hatıralar", Diriliş, Sayı: 82, 09.02.1990) ilginç çıkarımlarda bulunmaktadır. 1959 yılındaki tartışmaya iki kişiyi şahit tutmaktadır ama her iki şahit de (Erol Güngör, vefatı 1983 ve Mehmet Çavuşoğlu, vefatı 1987) 1990 öncesinde vefat ettiği için, hatırat dergide yayınlandığında söz konusu tartışmayı doğrulatma imkanı kalmamıştır. Sezai Karakoç, tartışmanın esas konusu olan "Muaviye" ile ilgili olarak şöyle bir iddiada bulunduğunu bizzat kendisi yazmaktadır: “Hz Muaviye, itirazında haksız olmakla birlikte, peygamber ailesinin mutlaka baş olması, hanedan olması gerektiği kanaatine karşı çıkmakla bir rutini kırmıştır...” Sezai Karakoç’un bu "rutin kırma" iddiası, ilk dönem tarihi verilerine uymayan tamamen spekülatif bir iddiadır. Nitekim, TDV İslam Ansiklopedisinde, Emevi hanedanın kurulmasının gerekçesi farklı değerlendirilmektedir: "Halifeliği kabile asabiyeti temeline dayanan bir mücadeleyle ele geçiren Muâviye’nin en kalıcı icraatı oğlu Yezîd’i veliaht tayin etmesi, böylece devleti veraset kuralını esas alan bir hânedana dönüştürmesidir.” “Dört halifenin seçiminde ilk müslümanlardan ve Hz. Peygamber’in yakın arkadaşlarından biri olma ve istişare yoluyla seçilme prensipleri dikkate alınmışken Muâviye’nin siyasî ve askerî mücadele sonunda hilâfet makamını ele geçirmesi hilâfet sisteminin özünde büyük değişiklikler meydana getirmiştir. Bu değişiklikler, Hz. Osman’ın intikamını almanın hilâfet meselesiyle hiçbir ilgisi olmadığı halde olayı istismar ederek hilâfet makamına oturan Muâviye’nin oğlu Yezîd’i veliaht göstermesi ve böylece halifeliğin intikalinde veraset sisteminin ortaya çıkmasıyla yeni bir boyut kazanmıştır. Muâviye, Hulefâ-yi Râşidîn döneminde hayli belirginleşen seçim ve biat ilkesini tamamen reddetmekle birlikte oğlu Yezîd’i veliaht ilân edip onun halifeliğini garantiye alacak şekilde saray çevresinde kendini destekleyenlerden oluşan ehlü’l-hal ve’l-akd uygulamasını ve seçimden ziyade kayıtsız şartsız itaat anlamı içeren bir biat usulünü uygulamaya koymuştur.”

KARAKOÇ’UN GEMUHLUOĞLU’NA İTHAFLARI

Sezai Karakoç 1959’dan vefatına kadar Fethi Gemuhluoğlu’nun ziyaretine gider ve kitaplarını saygıyla imzalayıp sunar ki, bu saygı ifadeleri, aşağıdaki alıntılarda aksi iddia edilemeyecek kadar açık bir şekilde görülmektedir:

1-) Çok Muhterem Ağabeyimiz Fethi Gemuhluoğlu’na, Körfezimiz. 4 Nisan 1959. (Körfez).

2-) Muhterem Fethi Gemuhluoğlu Ağabeyimize. 24 Nisan 1962. (Şahdamar).

3-) Çok Değerli Fethi Gemuhluoğlu Ağabeyimize, Saygıyla. 22 Haziran 1966. (Körfez).

4-) Çok Değerli Fethi Gemuhluoğlu Ağabeyimize, 22 Haziran 1966. (Şahdamar).

5-) Muhterem Fethi Gemuhluoğlu Ağabeyimize, 3 Temmuz 1967. (İslamın Dirilişi).

6-) Fethi Gemuhluoğlu Ağabeyimize, 20 Ağustos 1967. (Hızırla Kırk Saat).

7-) Muhterem Fethi Gemuhluoğlu Ağabeyimize. 22 Nisan 1968. (Sesler).

8-) Muhterem Fethi Gemuhluoğlu Ağabeyimize. 22 Nisan 1968. (Mehmet Akif).

9-) Muhterem Fethi Gemuhluoğlu Ağabeyimize. 7 Kasım 1968. (Taha’nın Kitabı).

10-) Muhterem Fethi Gemuhluoğlu Ağabeyimize. 16 Aralık 1968. (Kıyamet Aşısı).

11-) Fethi Gemuhluoğlu Ağabeyimize. (Mağara ve Işık).

12-) Aziz Fethi Gemuhluoğlu Ağabeyimize. 23 Ocak 1971. (Allah’a İnanma ve İnsanlık).

13-) Aziz ağabeyimiz Fethi Gemuhluoğlu’na, Saygıyla. 5 Ağustos 1974. (Ruhun Dirilişi).

“Gerçek Olan Aşktır” (2000) adlı kitabın 49. ve 50. sayfalarında yer alan yukarıdaki bu belgelerden anlaşıldığına göre, Sezai Karakoç hatıratında anlatmasa da, 1959 yılından sonra da vefatına kadar Fethi Gemuhluoğlu’nun ziyaretine gitmiş ve kitaplarını saygıyla imzalamıştır. 

Sezai Karakoç'un 25.10.1966 tarihinde yazdığı bir mektubunda "bu çağda bulunmaz bir altın kalp taşıyan Fethi Ağabeyimiz" diye Fethi Gemuhluoğlu'ndan söz etmesi de not edilmelidir. 

Hatıratın başka bir kısmında, bu sefer başka bir bağlamda Fethi Gemuhluoğlu ve Sezai Karakoç isimleri birlikte geçmektedir. Mustafa Efendi’nin pek çok sohbetinde, Ahmed Amiş Efendi'nin söylediği şu kelam-ı aliyi naklettiği bilinmektedir: “Hazret-i Muhammed [sallâllâhu aleyhi ve sellem] ba’zân mağlûb gibi görünür, fakat hakîkatte o dâimâ gāliptir.” (Ahmet Amiş Efendi Armağan Kitabı, Kocaeli Vakfı, 2021, s.260). Bu sözün, Gülhane Parkı’nda 1968 yazında Sezai Karakoç’a hitaben de söylendiği ve Fethi Gemuhluoğlu tarafından sonradan teyit edildiği anlaşılmaktadır. Sezai Karakoç bu sözün kendisi hakkında değil, ama nasihat ve ibret alması için kendisine hitaben söylendiğini maalesef fark edememiştir.  

Fethi Gemuhluoğlu Sezai Karakoç’a karşı alicenap tavrını hep sürdürmüştür, nitekim 1959’dan 1977’ye kadarki süreçte birkaç tanıdığından Sezai Karakoç’la ilgilenmelerini ve gerekirse şahsi hizmetlerini de üstlenmelerini rica ettiği söylenmektedir.

GEMUHLUOĞLU’NDAN KARAKOÇ’A ÖVGÜ DOLU SÖZLER

Aşağıdaki altı mektuptan alınan alıntıların hepsi de, Sezai Karakoç'un şahsına veya çıkardığı Diriliş'e herhangi bir olumsuz bir tavır veya ima' bir yana, bilakis Fethi Gemuhluoğlu’nun 1960'lar ve 1970'ler boyunca da Sezai Karakoç'a gösterdiği karşılıksız müşfik ilgisini net bir şekilde yansıtmaktadır:

1-) Fethi Gemuhluoğlu, Nuri Pakdil’e gönderdiği 27.11.1964 tarihli mektubunda şöyle yazmıştır: “Senin ve Sezai Karakoç’un yeriniz ve mevkiiniz çok ayrı ve çok başkadır… Yoksa [haftalık Yeni İstiklal gazetesinde] profesyonel bir kadroda gölge adam olarak değil. Siz her ikiniz de asıl mevkiinizde rol almalısınız.” (Necip Evlice, “Dergi, Kitap, Yazmak ve Nuri Pakdil”, Muhit, Mart 2022, s.82-83)

2-) Fethi Gemuhluoğlu, Nuri Pakdil’e yazdığı 5.1.1965 tarihli mektubunda şöyle yazmıştır: “Bu fikrimi çok sevdiğim Sezai’ye de söyleyiniz. Birbirinizi esirgeyip korumaya, görüp gözetmeye, birbirinize siper olmaya mecbursunuz… Şevket Eygi’nin tutumu, çabası, direnişi takdire değer… Dergisinin yolu bellidir. Sen ve Sezai ayrı bir dergi yapınız. Ayrı bir açıdan koşuya çıkınız. Sizler büyük koşuların ve uçsuz bucaksız mesafelerin çocuklarısınız.” (Necip Evlice, “Dergi, Kitap, Yazmak ve Nuri Pakdil”, Muhit, Mart 2022, s. 83)

3-) Fethi Gemuhluoğlu, Nuri Pakdil’e yazdığı 17.1.1965 tarihli mektubunda Sezai Karakoç'u Nuri Pakdil'den ve diğer arkadaşlarından ayrı tutmadığını yazmıştır: “Gönlüm hep sizlerle meşgul. Sen, Sezai, Çavuşoğlu ve Yücel. Sonra henüz tanımadığım fakat kendilerinden çok umutlu olduğum Erdem Bayazıt, Rasim Özdenören, Bahattin Karakoç gibi büyük nefesli gençler. Siz neden bir araya gelmeyesiniz. Bütün imanınız ve artistik çabanızla niye aynı safı tutmayasınız.” (Fethi Gemuhluoğlu, “Dostluk Üzerine”, İz Yayıncılık, 10. Baskı 2021, s. 196)

4-) Fethi Gemuhluoğlu, Nuri Pakdil’e Edebiyat dergisinin ilk sayısının çıkması üzerine kaleme aldığı 10.2.1969 tarihli mektubunda Sezai Karakoç ile ilgili olarak şöyle tavsiye etmiştir: “Sezai’den de şiir veya yazı alınız.” (Fethi Gemuhluoğlu, “Dostluk Üzerine”, İz Yayıncılık, 10. Baskı 2021, s. 205)

5-) Nuri Pakdil, Nazif Gürdoğan'a 2.5.1973 tarihli mektubunda Sezai Karakoç'u ziyaret etmesine Fethi Gemuhluoğlu'nun sevinmesine şöyle anlatmıştır: “İki gün sonra, cumartesi günü Fethi Ağabey Ankara'ya geldi. ... Fethi ağabeye önce istifamı anlattım. Memnun oldu. ‘İyi yaptın Nuri’ dedi, ‘Hesabı yakanın önüne açılır kitap sayfaları.’ Sonra, Sezai'ye gittiğimi anlattım. Çok sevindi. ‘Ayıp olmasa kalkıp oynamak istiyorum sevincimden’ dedi, ‘Senden beklediğim buydu benim.’ Ben de ‘Ödevimdi’ dedim.” (Nuri Pakdil, Mektuplar, Edebiyat Dergisi Yayınları, Cilt 1, 2014, s. 196-197)

6-) Fethi Gemuhluoğlu, Yeni Sanat dergisinin genç yöneticilerine yazdığı mektubunda Sezai Karakoç'u şöyle övmüştür: “Sezai son devirde kendine özgü değil, cümle için mürtefi bir noktadır, doruktur.” (Yeni Sanat, Nisan 1974) Sezai Karakoç döneminde revaçta olan şiir anlayışı 2. Yeni’nin doruğudur ama dostluk ilişkilerinde zirvede olmadığı çok belirgindir.

"HATIRALAR" KİTAP OLARAK YAYINLANMADAN ÖNCE TASHİH EDİLMELİ

Hatıraların sübjektif olduğu herkesçe bilinir ve kabul edilir. Sezai Karakoç’un Diriliş dergisinin 1988-1992 yıllarındaki sayılarında yayınlanan “Hatıralar”ının da subjektif olduğunun söylenmesinde bir yanlışlık yoktur. Ancak “Hatıralar”da yer alan bazı olaylarla ve bazı kişilerle ilgili ifadelerinin şaire yakışmadığı, dahası "sorunlu" olduğu bugüne kadar konuşulmaktadır. Bizzat Sezai Karakoç’un kendisi de hatıratının içinde tereddüdünü şöyle ifade etmiştir: “Bunda hâlâ bir tereddüdüm var. Bu Hâtıralar’ı yazmalı mıydım, yazmamalı mıydım? Bunda hâlâ bir tereddüdüm var.” (Sezai Karakoç, "Hatıralar", Diriliş, 3-10.8.1990) Yukarıda da somut verilerle ispatladığımız üzere Sezai Karakoç’un yanlış ve hatalı hatırlamalarıyla malul “Hatıralar”ında Fethi Gemuhluoğlu ve diğer bazı isimler hakkındaki bazı ifade ve anlatışlarının, bu “Hatıralar”ın Sezai Karakoç'un sağlığında kitaplaşmasına mani olduğu anlaşılmaktır. Kamuoyunun beklentisi de, “Hatıralar” müstakil olarak yayınlanacaksa, muhakkak dikkatli bir editör tarafından somut veriler ışığında gözden geçirilip düzeltilerek kitaplaşması yönündedir.

Yazar Hakkında:

Salih YILMAZ