1 Şubat 2023

 

Küresel salgın sırasında bir kez daha ve açıkça görülmüştür ki, enerji olmadan dünyada bir şey yapmak mümkün değil.  Hem bireysel hem de ülke olarak. Evrende var olan her şey enerjiden oluşmuştur. Anımsıyorum, yıllar önce kıyamet ve hesap gününe inanan birisi olarak NASA’da görev yapmış ateist bir biliminsanı arkadaşıma sormuştum. “Sence, “Cennet – Cehennem” var mı? Diye. O da basit bir biçimde yanıtlamıştı. “Enerjiyi bulduktan sonra neden olmasın.” Cevap son derece basitti. Bu dünyanın da öteki dünyanın da olmazsa olmazı enerjinin önemini veciz bir biçimde betimlemişti, bir solukta. Yani? Yanisi şu. Bir çırpıda, DNA moleküllerine sinmiş olan inanç kodlarıyla enerji olgusunu bağlamakta herhangi bir beis görmemişti. Gerçekten de günümüzde enerji ve enerji kaynaklarına ulaşabilme, her modern kişinin günlük yaşamının temelini oluşturmaktadır. Bill Gates’in dediği gibi, “Bugün ucuz enerjiye çok bağımlıyız. Biz sadece bunu kabul ediyoruz-evde sahip olduğunuz her şey, endüstrinin bir şekli.”

Zincirleme reaksiyon ile enerjinin biteviye kullanılmasını ortaya koymuştu. Ama bir tek farkla, artık ucuz enerji, maalesef yok. 

İnsan yaşamının olmazsa olmazı, birinci elden enerji kaynaklarına duyulan bu yüksek gereksinim, enerji olgusunu günümüz dünya politikasında ön plana çıkarmaktadır. Sizlere biraz daha iddialı bir şey söyleyeyim mi? Her ülkenin dış politikası ve eyleme yönelik stratejisi, enerjiye ilişkin vizyonu doğrultusunda belirlenmektedir. Olay bu kadar basit. İddialı ama görünür olan da bu. Fosil yakıtın jeografik dağılımının ülkelere göre ayrı türden, heterojen ve tükenebilir olması yanında, gelişmekte ve gelişmiş ülkelerde enerji kaynaklarına olan tüketiminin sürekli artması, dünyanın enerji temini sorununu ön plana çıkarmaktadır. Dolayısıyla yeni enerji kaynakları arama ve çeşitlendirmesiyle bunların taşıma yollarını kontrol edilmesi yolunda savaş gerginliği yaşanabilecek mücadeleleri ortaya koymaktadır. O kadar ki ABD bu durumu birincil derecede dokümante etmiş ve “Ulusal Savunma Dokümanı”nında bu durumu öncelleştirmiştir. Doğrusu ve yapılması gereken de budur. Son derece doğaldır ki, günümüz ortamında her ülke, kendi enerji çıkarlarının peşindedir, enerji de tek başına uluslararası ilişkilerin birincil görevi haline gelmiştir. Öte yandan, çok kutupluluk evrenindeki enerji unsuruna tek başına bakıldığında, ABD ve AB (AB(D)) ile İngiltere’nin karşısında fosil yakıt zengini RF’nın sosyal-ekonomik gelişmesi ve dış politika yapılanmasının temelini oluşturmuştur. Kutuplaşmanın kuralı açıkça budur. Zaten Putin de “En büyük hatamız Sovyetlerin dağılmasıydı.” Diyerek RF’nın SB’nden tevarüs eden önemini bu şekilde vurgulamaktadır. Eğri oturup doğru bir tespit yaptığımızda açıkça görülmektedir ki, aslında Putin’in yapmış olduğu dış siyaset argümanı olarak SB’nin bir vesileyle RF güdümünde yeniden inşa edilmesidir. Bağımsız Devletler Topluluğu bu sürece giden evrimin çıkış noktasıdır. Büyük enerji kaynakları potansiyeline sahip Rusya, aynı zamanda enerji kaynaklarının önemli tüketicisi, üreticisi, ihracatçısı ve transit ülkesi olarak ön plana çıkmakta ve dünyada enerjiye ilişkin tüm süreçlere aktif olarak katılmaktadır. Rusya’nın Post – Sovyet ülkeleri ile enerji ilişkileri, bu devletlerin enerji kaynakları üreticisi, ithalatçısı veya transit ülkesi olduğuna bağlı olarak gelişmiştir. Sadece Rusya değil, aynı zamanda Türkiye de enerji kaynakları üreticisi olan Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan için ürettikleri enerji kaynaklarının ihraç edilmesinde transit ülke konumundadırlar. Kalan ülkeler ise, enerji kaynakları ithalatçı ülkelerdir. RF’nın Sovyet döneminde kurulan enerji kaynakları taşıma koridorları jeolojik konumunun verdiği ayrıcalığı temelinde Post – Sovyet bölgesinde konumunu güçlendirme çabaları söz konusudur. Bu çabalarının her ülkenin enerji piyasasındaki konumuna ve politik stratejilerine göre farklı sonuçlar doğurmuştur. Rusya’nın bu özgün konumu, dünya enerji güvenliğinin sağlanmasında Rusya’nın anahtar rol oynadığının altını çizmekle beraber ülkenin enerji politikası ve stratejisinin oluşmasına da etki etmektedir. Gelişmiş yakıt-enerji sanayisi, Rusya’nın dünya ekonomisine entegre olmasını sağladığı gibi ve Rusya’nın jeopolitik gücüne de önemli katkıda bulunmaktadır. (1)       

Bir kere öncelikle şunu söyleyelim, Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş bir gerçek anlamda bir RF-ABD Savaşıdır. Ukrayna liderliği gidişata karar verecek kudrette olmadığı hatta bu konuda esamisinin bile okunmadığı da apaçık ortadadır. Ukrayna savaş alanı RF’nın enerjisinin bitirileceği bir alan olarak görülmektedir. Unutulmamalıdır ki, RF ile ABD ortak tarihlerinin hiçbir evresinde, kendi ülkelerinde ve hiçbir şekilde karşı karşıya gelmemişler, aynı saflarda bulunmuşlardır. Bu noktadan hareketle masada kimin oturduğundan bağımsız olarak “ateşkes” mi, yoksa “melhame-yi kübra” mı kararını nihayetinde ABD ve RF liderliklerinin verebilecekleri unutulmamalıdır. Moskova amiral gemisinin Neptün füze saldırısıyla batırılması ve Putin’in 70. yıl yaş gününde yapılan Kerç saldırısı, AB(D) ve İngiltere desteğiyle Ukrayna’nın Rusya’nın kırmızı çizgilerini aşabileceği kanıtlanmıştır. Bu durum karşısında öfkesi ve hiddeti son derece büyük olan Putin 11 Ukrayna kentinin sivil enerji altyapısına roketli saldırı emrini vererek elinin ne kadar ağır olabileceğini göstermiştir. Tabii ki AB(D) ve İngiltere desteğiyle yapılan Kerç saldırısının ceremesini masum halk ödemek zorunda kalmıştır. Bu nedenle saldırı sonrası meydana gelen vahameti Ukrayna Dışişleri Bakanı Kuleba “Putin’in Füze Terörü” olarak değerlendirmiştir. Kısasa kısas ama ödeyen masum halk olmuştur. Putin’in bizzat inşa ettirdiği gözbebeği 19 km uzunluğundaki Kerç köprüsünün hem demiryoluna hem de normal araç yoluna çok ciddi hasar verilince RF-Kırım arasında ikmal ve lojistik faaliyetleri durmuştur.  Köprünün ne kadar süre içerisinde tadilatı ve tamiratının yapılacağı bilinmemektedir.  AB(D) ve İngiltere desteğindeki Ukrayna’nın ciddi bir hava kalkanı vuracak kadar ileri gitmesi batıdan almış olduğu desteğinin de büyüklüğünü göstermektedir. Altyapıya yapılan Rus füze saldırıları Luhansk, Donetsk, Zaporijya ve Herson cephesine hapsolmuş savaşı aylar sonra yeniden Ukrayna’nın içlerine taşımıştır. Savaşın başında Kiev karar merkezini Ukrayna’nın savaş etme azim ve kararlılığını hedef alan RF’nın Ukrayna’nın sivil ve askeri yönetimini felç etmesini hedeflemiştir. Elektrik kesintileri sadece Ukrayna halkının bitkinlik ve Zelensky yönetimine karşı bıkkınlığını değil, aynı zamanda Ukrayna’nın karşı taarruz etme refleksini de sekteye uğratabileceği değerlendirilmektedir. Bunları gerçekten görmek lazım, sevgili okurlar. Bir ikincisi doğrudan doğruya millî ve yerli üretim gerçekleştiren RF’nın diğer bir deyişle bir ulus-devletin Çok Uluslu Şirketler (ÇUŞ)’le kıran kırana bir savaşımıdır. Kim ne derse desin ulus-devletin henüz bitmediğinin küresel salgın sonrası fabrika ayarlarına dönerek güçlendiğinin de bir göstergesidir. Gelin birlikte bunun ipuçlarını Moskova'da düzenlenen 2022 Rus Enerji Haftası kapsamında "Rusya, kışın dahil Avrupa'ya enerji sevkiyatına hazır, top onların sahasında." değerlendirmesini ortaya koyan RF lideri Putin’in Türkiye’nin Avrupa’nın en büyük doğal gaz merkezi olması konusundaki betimlemelerini birebir ortaya koymak gerekmektedir: (2) 

“Batılı şirketlerle 2025 yılına kadar çalışmayı düşünmüyoruz. Yerli üretim devam edecek. Bu sektörde %80 imalat bize ait. Batılı şirketlerin aptallıkları bize kafa tutmak oldu. Rusya Pazarı artık onlara kapalı! İşleri bitti. Bizim ürettiğimiz gaz (Doğal Gaz) satışı kesinlikle yapılacak! Dünya pazarları artık TÜRK AKIM PROJESİ’ ne yönelecekler. Sadece TÜRKİYE’YE GAZ VERECEĞİZ. TÜRK AKIM PROJESİ’ ne tam destek veriyorum. 14 milyar metre küp gazı ‘Mavi Marmara Akımı’na aktaracağım. Batılılar şimdi onlar düşünsün!! Elimdeki tüm gazı Baltık Denizi dibinden Karadeniz’e taşıyacağım. Batı bir şey isteyecekse artık muhatapları “TÜRKİYE”. Artık kim gaz istiyorsa gidip Türkiye’den alacak! Türkiye artık Avrupa’nın en büyük doğal gaz merkezi olacak. Benim için sorun yok. Bu kış hepsini göreceğiz! Neler olacak!!..Teslimat ve ödemeler için, uluslararası para birini tanımıyorum. Bize kendi para birimimizle ödeme yapılacak. RUBLE ile. Taşımada yardımcı olacak Çin için ise Yuhan’la ödeme olacak. Benden gaz isteyen RUBLE ÖDEYECEK!!..O kadar.”

Ukrayna’nın içerisinden AB ye giden petrol boru hattı bizzat Ukrayna’nın doğal gaz parasını RF’na ödememesi konusundaki uzlaşmaz tutumuyla atıl kalmış, Ukrayna’nın olumsuz tutumu karşısında Baltık Denizi altından inşa edilen Kuzey Akım -1 Projesi yapılan sabotajlar sonucu dört yerden sızıntı sonucu devre dışı kalmış, AB’nin olanaklarıyla yarı parasını vererek inşa ettirdiği Kuzey Akım -2 de işlemeden devre dışı kalmıştır. Gerçekten Tarım koridoru ile kendini ispat eden Türkiye’nin önüne hem tarım arzında hem de enerji arzında güvenli bir liman haline getirmiştir. Ayrıca Türkiye enerji arz güvenliğinde Putin’in ifadesiyle de kendisini tüm Avrupa’ya kabul ettirmiştir. Bilindiği üzere arz güvenliği ile ilgili olarak, 2005 yılında gerekli yetkileri haiz bir “Ulusal Petrol Stokları Komisyonu” kurulmuştur. Türkiye, arz güvenliğine ilişkin müktesebata büyük ölçüde uyum sağlamıştır. Türkiye ayrıca, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA)’nın belirlediği koşullar çerçevesinde, asgari, yıllık tüketimin 90 gününe tekabül eden petrol stoku bulundurması konusunda Trakya’da ve Tuz Gölünün altında gerekli depolama alanlarını inşa etmiştir. Türkiye'nin Hatay Dörtyol'da bulunan FSRU (Yüzer LNG Depolama ve Gazlaştırma Ünitesi), Aliağa LNG Terminali ve Marmara Ereğlisi LNG Terminali'ni geliştirmiştir. Bu arada Dedeağaç’a kuş uçuşu 50 km mesafede bulunan benzer amaçlarla Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş. (BOTAŞ) tarafından, Saros Körfezine inşa edilmesi planlanan FSRU-LNG Gemi yanaşma, hizmet iskelesi ve kıyı tesisleri, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası bilinen olumsuz tavrıyla güdülenen çevrecilerin karşı koyması sonucu inşaat başlamadan durmuştur. Ancak şu yalın ve herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir ki, petrol ve doğal gaz fiyatlarında son dönemde meydana gelen astronomik artışlardan sonra bile tüm imkanlar zorlanarak, Türkiye depo kapasitesini yüzde yüz muhafaza eden ender ülkelerden biri haline gelmiştir. 

Türkiye’nin bir başka özelliği ise, enerji kaynaklarını ve güzergahlarını çeşitlendirmeye, petrol ve gazın Hazar Havzası ve Orta Doğu’dan AB ’ye nakli çerçevesindeki transit ülke konumunu güçlendirmeye yönelik çabalarını sürdürmüş ve TANAP/TAP gibi başarılı adımlar atmıştır. Türkiye-Yunanistan gaz ara bağlantısını da sağlamıştır. Türkiye ayrıca, buna ilave olarak, halihazırda planlama aşamasında bulunan, İran dahil olmak üzere, Hazar Havzası ülkelerinin de arz kaynağı olabileceği “Nabucco” gaz boru hattı projesini (Türkiye-Bulgaristan-Romanya-Macaristan-Avusturya) desteklemekte ve Mısır, Suriye ve koşullar elverdiğinde, nihai olarak, Irak ’tan AB’ye doğalgaz naklini öngören proje çerçevesinde Basra Körfezi ülkeleriyle işbirliği de yapılmaktadır. Güney Kafkasya gaz boru hattı olan Bakü-Tiflis-Erzurum hattı; petrol bakımından ise, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı inşa edilmiş, Yumurtalık bölgesini aynen Roterdam gibi büyük bir petrol dağıtım merkezi (hub) haline getirmiştir. Boru hatlarının inşası enerji arz güvenliğini arttırmasının yanında Türk Boğazlarından taşınan tehlikeli maddelerin yarattığı yükü de azaltmıştır. Ancak ABD’nin Dedeağaç’a inşa etmiş olduğu askeri üs sadece Türkiye’ye bir tehdit olarak algılanması son derece yanlış bir durumu da dikte ettirmektedir. Oysa Dedeağaç ABD askeri üssü hem NATO üyesi Bulgaristan, Romanya, Polonya ve hatta NATO üyesi olmayan Ukrayna’nın lojistik bakımından desteklenmesi ve liman bölgesine inşa etmiş olduğu petrol ve doğal gaz depolarının emniyetine yöneliktir. Bir ikincisi de Amerika’nın yabancı topraklarda kurduğu gelmiş geçmiş en büyük askeri üssü, “21. yüzyılın silah deposu” olarak da anılan ‘Bondsteel Camp’ (Bağ Çeliği) Kosova’da inşa edilmiş olmasıdır. Kosova’da görev yapan KFOR askerleri ‘Uzaydan görünen iki şey var. Biri Çin Seddi, diğeri bu üs’ övgüyle dediklerini bir yerlere not edelim. 460 bin metrekarelik bir alana yayılan üs, ‘Presevo Vadisi’nde bulunmaktadır. Diğer bir deyişle AB’nin 1994’ten beri sponsorluğunu yaptığı 8 numaralı enerji koridorunun ve Amerika’nın sponsorluğunu yapacağı 894 kilometrelik dev Trans-Balkan petrol boru hattının planlanan güzergahı üzerinde bulunmaktadır. (3) Bütün bu yapılanlar ABD’nin Avrupa’yı Rus gaz ve petrolünden uzaklaştırıp ABD’nin yönetimindeki hidrokarbon enerjiye bağımlı hale getirilmesinin gerekçesidir. Çünkü ABD dev sıvı doğal gaz tankerlerinde dünyada tek güç haline gelmiştir. Türkiye bile doğal gaz depolarını dolu tutmak ve arz konusunda sıkıntı yaşamamak için ABD’den LNG alımı yapmak zorunda kalmıştır.  ABD'den gelen LNG gemilerinin yolculuğu terminale göre değişmekle birlikte ortalama 18 gün, Nijerya'dan Türk limanlarına yolculuk ortalama 15 günde, Cezayir'den ise 5 günde tamamlanmaktadır. Türkiye'ye ulaşan LNG gemilerindeki sıvı formdaki gaz, gerekli işlemlerden sonra boru hattı formuna uygun bir gaza dönüştürülüp ve sisteme gönderilmektedir. Ancak gemilerin tonaj, uzunluk ve genişlikleri nedeniyle Montrö kısıtlamaları nedeniyle Türkiye'nin Hatay Dörtyol'da bulunan FSRU (Yüzer LNG Depolama ve Gazlaştırma Ünitesi), Aliağa LNG Terminalleri kullanılmaktadır.

Bütün bunlardan sonra söylemem odur ki, soğuk savaş dönemindeki gibi, Ukrayna savaş alanındaki saldırıların sistematiğindeki coğrafi yaygınlık ve yüksek ateş gücü kaçınılmaz olarak gerginliği içinden çıkılamaz bir biçimde arttırmaktadır. Ukrayna savaş alanındaki savaşın şiddetindeki bu tırmanış, NATO’yu da işin içine çekebilecek ve nükleer savaşı da tetikleyebilecek bir ucu açık bir süreç olduğu kadar ateşkesi de yakınlaştırabileceği (4) değerlendirilmektedir. Tahıl koridorunda daha doğru bir deyişle tarım arz güvenliğinde kendisini ispat etmiş, Putin tarafından tevdi edilen Avrupa’nın en büyük doğal gaz merkezi Türkiye’nin enerji arzında vazgeçilmez duruşunu da güçlendirmektedir. NATO üyesi arz güvenliğine ilişkin müktesebata büyük ölçüde uyum sağlamış olan Türkiye’nin günümüz konjonktüründe uygulamış olduğu denge politikası barış ortamını hazırlayabilecek güç olma özelliğini de perçinlemektedir. Unutmamak gerekir ki, yer küremize barış ortamını getirebilmenin ancak ve ancak RF ile ABD arasındaki müzakerelerle sağlanabileceğini dikte ettirmektedir. 

Dipnotlar

(1) Altyn Ablabekova, Rusya Enerji Politikasının Dünya Enerji Piyasasındaki Rolü, Doktora tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Anabilim Dalı, İstanbul, 2014, s. V.

(2) Emre Gürkan Abay,  Rusya Devlet Başkanı Putin: Rusya kışın dahil Avrupa’ya enerji sevkiyatına hazır, top onların sahasında, Anadolu Ajansı,   12.10.2022; https://www.aa.com.tr/tr/dunya/rusya-devlet-baskani-putin-rusya-kisin-dahil-avrupa-ya-enerji-sevkiyatina-hazir-top-onlarin-sahasinda/27094707Erişim Tarihi 16.10.2022/ 

(3) Hürriyet Haberler Servisi, Uzaydan Görünen Üs, 06 Nisan 2008; https://www.hurriyet.com.tr/dunya/uzaydan-gorunen-us-8600959/Erişim Tarihi 07.11.2021/

(4) Fehim Taştekin, “Şimdi ne olacak: Armageddon mu ateşkes mi?” 13 Ekim 2022; https://www.gazeteduvar.com.tr/simdi-ne-olacak-armageddon-mu-ateskes-mi-makale-1584665/Erişim Tarihi 16.10.2022/

Yazar Hakkında:

Esat ARSLAN

Esat Arslan, İstanbul’da 15 Nisan 1947 tarihinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da; yükseköğrenimini Ankara’da tamamlayan Esat Arslan, Savunma Bilimleri, Kamu Yönetimi dallarında yüksek lisans; Türkiye Cumhuriyeti Tarihi dalında doktorasını ise Ankara Üniversitesinde yaptı. Şam Büyükelçiliği nezdinde askerî ataşelik görevinde de bulunan Esat Arslan, Türkiye’ye döndükten sonra doçent oldu.

1997-2005 yılları arasında Bilkent Üniversitesinde, Türkiye Cumhuriyet Tarihi Koordinatörlüğü görevini yürüten Prof. Dr. Esat Arslan; 29 Mart 2000 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti Devlet Övünç Madalyası” ile ödüllendirildi. Ayrıca kendisine, Türkiye–Ermenistan ilişkilerine yapmış olduğu katkılardan dolayı, Avrasya Araştırmalar Merkezi (ASAM) nin bünyesindeki Ermeni Araştırmalar Enstitüsü tarafından «2002 Yılı Özel Ödülü» verildi. 2005 yılında Çağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde göreve başlayan Esat Arslan, 2012 yılına kadar Bölüm Başkanlığı yaptı. 2010-2015 yılları arasında BM nezdinde Uluslararası Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu üyeliği de yapan Esat Arslan, halen Türk Askeri Tarih Komisyonu Genel Kurulu Üyeliğini yapmaktadır. Bu komisyonun üyesi olarak ülkemizi, Güney Afrika, Brezilya, İspanya, İtalya, Portekiz, Bulgaristan ve Çin’de temsil etmiştir. Sekiz kitabı bulunan Esat Arslan 2002-2012 yılları arasında, TBMM Tarih Araştırma Grubu üyeliği sırasında yazmış olduğu 1852 sayfalık üç cilt halindeki «XVI. Dönem Parlamento Tarihi» adlı eseri 2013 Aralık ayında TBMM Meclis Başkanlığı tarafından yayınlanmıştır.

Suriye Devlet Arşivleri, İran Dışişleri Bakanlığı Belgeler Arşivi, Washington Ulusal Arşiv Dairesi ve Amerikan Kongre Kütüphanesinde araştırmalar yapan, Prof. Dr. Esat Arslan, SKYTURK televizyonunda dış politika yorumculuğu ATA Tv. de, ART televizyonlarında her hafta yayınlanan “Bakış Açısı” ve “Vizyoner” programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlenmiştir.

Prof. Dr. Esat Arslan iyi derecede İngilizce, Arapça, orta derecede Farsça, İspanyolca, Makedonca ve uzmanlık seviyesinde Osmanlıca bilmektedir.”

 

Yazarın diğer makalelerinden: