3 Aralık 2022

Yolculuğa çıkan kişi öncelikle kendine sâlih bir arkadaş bulmalıdır. Asla fâsık bir kişiyle yola çıkmamalıdır. Kaynaklarda genelde dört kişiyle yola çıkılması tavsiye edilmiştir. Bu şekilde toplu halde yolculuğa çıkıldığında grubun içindeki bir kişi kafileye başkanlık eder. Lider olarak seçilen kişiye muhalefet edilmez.[1]

Yol arkadaşının seçiminde ve diğer yolculara yönelik davranışlar konusunda Hz. Peygamber’in uygulamalarına dikkat edildiğini söyleyebiliriz. Hz. Peygamber, yolculuk esnasında özellikle zayıf olanın yanına gelir, onu kollayıp gözetir ve ona dua ederdi. Yol arkadaşlarına elinden geldiği kadar ve çeşitli şekillerde yardımcı olurdu. O, yol arkadaşlarına güzel muamele eder ve onlarla latifeler ederdi. Yol ile ilgili hususları arkadaşlarıyla görüşür, karşılaşılan meseleleri onlara danışırdı. Yanında bulunan eşyanın, yiyecek ve içeceğin fazlasını arkadaşlarından esirgemezdi. Yolculuk esnasında kendinden bir şey isteyeni geri çevirmezdi. Namazı geciktirmezdi ve hemen kılardı. Tehlike içinde bile olsa, cemaatle namaz kılmayı tercih ederdi.[2]

Bir dostu ve ahbabıyla yolculuk yapanın seyahati herhalde ticaret kafilesiyle veya bir kervanla yapılan yolculuklar gibi olmayacaktır. İnsan sevdiği biri yanında olunca herhalde yolculuktan daha hoşnut kalacaktır. Hz. Mevlânâ, Divan-ı Kebir’de “Sen yol arkadaşım olmazsan, ben yolculuğu ne yapayım!” [3] diye sormaktadır. Bu yol arkadaşı kendisinden vazgeçilemeyen biri olmalıdır ki, onsuz bir seyahatin ne mânâsı vardır ne de sevinci.

Edebî, dinî ve tasavvufî kaynakların ısrarla bahsettiği “Evvel refîk, sümme’t-tarîk” (Önce arkadaş, sonra yol) sözü yolculukta yol arkadaşının önemine işaret eder. Öyleyse tek başına yolculuk etmek basit ve kolay bir iş değildir. O hâlde kişi kendine yakın hissettiği biriyle yola çıkmayı yoldan ve yolculuktan da önemli buluyor demektir bu.

Yol arkadaşı bahsiyle alakalı atasözlerimizde de yeterli hüküm ve bilgi bulunmaktadır. Onlarda özellikle kötü yol arkadaşına dikkat çekilir. “Karga ile gezen b.ka konar” ve “Topalla gezen aksamak öğrenir” gibi atasözleri bunlardandır.

Daha önceleri insanların bir şehirden başka bir şehre gitmeleri için kervanlara katılmaları gerekiyordu. Çünkü kervan sahibi yollarda güvenli bir şekilde yolculuk yapabilmek için yanına kılavuzlar ve silah kullanmasını iyi bilen bazı adamlar alırdı. Onlar hâriçten gelebilecek bir saldırı esnasında kervanı korumaya çalışırlardı. Gece yolculuğu yapmak gerekirse ellerindeki çerağlar ile kervana öncülük ederlerdi.[4] Hâsılı, bu da bir bakıma kervanlarla birlikte seyahat etmeyi daha cazip kılıyordu. İnsanlar, bütün bu güvenlik şartlarından ötürü genelde kervanlarla yolculuk yapmayı tercih ediyorlardı.

Kervanı kaçırmanın ve yoldaşsız yola çıkmanın birçok tehlikesinin bulunduğu edebî eserlerde genelde zikredilmiştir. Hâliyle bu durum şiirin mecazla örülü dünyasını çokça beslemiştir diyebiliriz. Burada Yunus Emre’nin “Delîlsiz gidilmez yollar yamandur / Göçdü kervân kaldık dağlar başında” mısralarını hatırlayabiliriz. Yûnus Emre, yoldaş konusuyla ilgili bir başka beytinde şöyle diyecektir:

Durmuş marifet söyler erene Yûnus Emrem

Yol eriyle yoldadır yolsuza yoldaş değil[5]

Bir insana yoldaş olmak aynı inanç, meşrep ve seviyede olmayı gerektirir. Çünkü onlar bir süre aynı hâller ile hâlleneceklerdir. Bu iki kişi arasında denkliği ilgilendiren önemli bir husustur.[6] Fakat bu yolculukta insanın kendine gerçek bir hemdem, dost, arkadaş bulması hakikaten güçtür. Bu durum, özellikle bugün böyle görünüyor. Kişi bu yolda, işinde, aşında, hayatında kendisine gerçek bir yoldaş bulmada oldukça zorluk çekiyor. Tıpkı Muhammed İkbal gibi: “Benim nazarımda cihan, bir geçit yerinden başka bir şey değildir. Binlerce yolcu var, ama bir yol arkadaşı yok. Birçok hısım, akraba var, lakin kimse bana onlardan daha yabancı değil.”[7] İkbal’in şu sözleri de sanki yukarıdakileri tamamlıyor gibidir: “Pılıyı pırtıyı toplayıp bu topraktan göçtüğüm zaman, herkes beni tanıdığını, benimle dost olduğunu söyledi. Lakin bu yolcu ne dedi, kime dedi, nereli idi, kimse bilmedi.”[8]

İnsan bu âlemde daima bir şeyler aramaktadır ve o hep hareket hâlindedir. Kişinin en sevdiklerini yanına bir yol arkadaşı olarak seçmesi seyahatlerin, yolculukların daha zevkli, verimli geçmesi içindir. Kısacası yolcunun yolculuk boyunca hedefine ulaşıp ulaşmayacağını biraz da yol arkadaşı tayin etmektedir.

[1] İmamzâde Muhammed b. Ebû Bekir el-Buhârî, İslâm Ahlâkı ve Âdâbı (Şir‘atü’l-İslâm), Fazilet Neşriyat, 2. Baskı, İstanbul 2012, s. 144.

[2] İmamzâde Muhammed b. Ebû Bekir el-Buhârî, a. g. e., s. 144.

[3] Mevlâna, Divan-ı Kebir’den Seçmeler II, MEB Yayınları, İstanbul 1990, s. 126.

[4] Mustafa Tatcı, İşitin Ey Yârenler Yûnus Emre Yorumları, Kapı Yayınları, İstanbul 2012, s. 262.

[5] Mustafa Tatcı, a. g. e., s. 335.

[6] Mustafa Tatcı, a. g. e., s. 627.

[7] Muhammed İkbal, Kulluk Kitabı, Hicaz Armağanı Yeni Gülşen-i Râz Musa Vuruşu, Haz.: Ali Nihat Tarlan, Timaş Yayınları, İstanbul 2014, s.

[8] Muhammed İkbal, a. g. e., s. 76.

Yazar Hakkında:

Yasin ŞEN

Yazarın diğer makalelerinden: