1 Şubat 2023

Davut Peygamberin Sapanından sonra şimdi de öncelik arz eden konu Suriye’nin güneyinde “Davut Peygamber’in Koridoru” (Holly David Corridor)nun ivedilikle tesis edilmesidir. Sevgili okurlar, öyle büyük, yaldızlı jeo-politik, jeo-stratejik ve de şimdilerde yeni yeni literatüre kazandırılmaya çalışılan jeo-ekonomik kavramlarla konuyu düşünmeyelim. Başka başka yerlere gitmeye gerek yok “Küresel Mücadele” burnumuzun dibinde cereyan ediyor. Aktörleri de, bir yanda Ukrayna savaş alanında karşı karşıya gelmekten kaçınan kompartıman diplomasisi gereği neredeyse el ele, kol kola birlikte hareket eden, ABD, RF ve İsrail; öte yanda Akdeniz’e ulaşmak için her ne pahasına olursa olsun ‘Şii Hilali’ni inşa etmeye çalışan “Nükleer İran”. Ha unutmayalım Çin de bu arada, temkinle, teenni ile hareket ediyor, sanki İran’a yakın bir politika izliyor. İzlemesi de son derece doğal. İran’ın coğrafi bakımdan Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ‘ne yakın, fosil yakıt zengini ve ‘Şanghay İşbirliği Örgütü’nün yeni dokuzuncu üye olmasından kaynaklanmaktadır. Petro-dolara karşı bir dayanışmanın ve duruşun da gereği budur. Bu arada unutmayalım “Nükleer İran” ütopyası; dünya petrol rezervlerinin üçte ikisini ellerinde bulunduran 13 ülkenin oluşturduğu “Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü” (OPEC)’nün petrolü silah gibi kullanmaya kalkışan İran Şahı Rıza Pehlevi’nin 1975’lerde ortaya koyduğu ütopyasıydı. Sadece o kadar mı, Irak lideri Saddam Hüseyin’in de, Afrika Birliği (AfB) lideri Muammer Kaddafi’nin de ütopyasıydı. Ancak üzülerek ifade etmek gerekir ki, iki müteveffa merhumdan biri mütareke döneminde kurdurulan Nemrut Mustafa Paşa Divanı (quisling court) gibi bir mahkeme tarafından idam edildi, diğeri de kendi halkına linç ettirildi. Bu nedenle, ünlü Alman düşünür, sosyolog ve ekonomi politik uzmanı Max Weber’in veciz ifadesiyle söyleyelim: 

“Tarihten alınacak en büyük ders, ondan ders almamaktır.” Acı ama gerçek. “Quisling” sözcüğüne gelince, bir ‘Norveç Başbakanı'nın adıdır. İkinci Dünya Savaşında Hitler’le işbirliği yaparak, ülkesini bir müstemleke valisi gibi yönetmek isteyen bu işbirlikci politikacıdır ve savaş sonunda idama mahkum olmuştur. Siyaset biliminde, ülkesini yabancılarla işbirliği yaparak yöneten siyaset adamlarına “quisling” denilmektedir. “Quisling”, açıkça, ülkesine ve devletine ihanet eden devlet adamlarının ortak adı olarak literatüre yerleşmiştir. Üç rahmetli liderin tespitleri, açılımlarıyla yaptıkları doğruydu, küreselcilere açıkça meydan okumuşlar ve vaziyet almışlardı. Yani bir anlamda ilkeli duruş sergilemişlerdi. Şimdilerde kendi halkları bin pişman, ama elden ne gelir. Cehalete karşı irfan ile mücadele eden liderlerini küreselcilere peşkeş çekmişler ve üstelik onları kendileri yakalatmışlar, kendilerine teslim edilen liderlerini de elleriyle parçalamışlardı. Gerçekten çok acı. 

Evet sevgili okurlar, küresel mücadele burnumuzun dibinde cereyan ediyor. Kuşatılmış, çevrelenmiş Türkiye’nin sınırlarının dışında olmayan yok.  Mebzul miktarda kendileri de vekilleri de bölgede arz-ı endam eyliyorlar. Yani? Yanisi şu: Küresel mücadele alanı belirlenmiş sınırlarımızın hemen ötesinde tüm aktörler elinden geleni yapmakta olduklarını bir yerlere not edelim, fazlaca söze gerek de yok, sanırım. Görüldüğü gibi, her bir şey de dünya kamuoyunu gözü önünde cereyan ediyor. Türkiye’nin ve İran’ın karşı hamleleri ile “Dört Ülkede Kürdistan” ütopyasının ana aksı “Kürt Koridoru” bir türlü çalıştıramadılar, işletemediler de ondan. Neden? Çünkü onlar, Türkiye’yi Yugoslavya’yı yıktıkları gibi devireceklerini düşünmüşlerdi. Hedefleri ve ütopyaları büyük tutmuşlardı. Zannettiler ki, Davut Peygamber’in Goliat’ı sapan taşı ile devirdiği gibi, Türkiye’yi de İran’ı da devirecekler. Bir kere öncelikle söyleyelim, unutulan Osmanlı Devleti’nin devamı olan Türkiye’nin bir zamanlar III. Roma olduğu realitesi ile İran coğrafyasının 1925 yılına kadar bin yıldır bir süre ile Türkler tarafından yönetilmiş olduğu çıplak gerçeğidir. Yine unutmayalım, bölge çok uzun zamandır istihbarat servis savaşlarının ana üssü durumundadır. Türkiye merkezi konumda olduğu için etrafımızda olan biten her şey bizleri doğrudan ilgilendirmektedir. (1)

Gelin şimdi konuya belgeler ve ilkeler ışığında bakalım. ABD’nin bölgeye yönelik birincil hedefi “ister antlaşma olsun isterse olmasın, İsrail’in kayıtsız ve şartsız güvenliğini sağlamaktır. İkincisi ise Kürtlere ayrı bir uydu devletçik kurdurmak ve bu devletsi oluşum üzerinden Avrupa’nın ve birlikte çalışmış olduğu başta stratejik ortak maskesiyle yaftaladığı Türkiye olmak üzere Ortadoğu’da rol almasını frenlemek, önlemek olarak belirginleşmiştir.  Türkiye ile birlikte NATO’nun “barış için ortaklık projesi” (Partnership for Peace (PfP)) kapsamında oluşturulan “Özgür Suriye Ordusu”(ÖSÖ)’ndan kaçışı ve Türkiye’yi yalnız bırakışı hep kendisinin kapalı kapılar arkasında ürettiği gizli ve gizemli planlarının bir parçasıdır. 

 Gelin şimdi de  bu konuya biraz derinlemesine bakalım. Munbic operasyonu, başarısız 15 Temmuz 2016 başarısız FETÖ darbe girişiminden bir buçuk ay önce 31 Mayıs 2016 tarihinde ABD Merkezi Komutanlık (CENTCOM)’un koordinasyonu, komutası ve desteğiyle ABD’nin desteklediği PeKaKa uzantısı Kürtçe “Partiya Yekîtiya Demokrat”Türkçede “Demokratik Birlik Partisi” (Suriye) anlamına gelen “Suriye Demokratik Güçleri” (SDG) isimli cephe örgütü tarafından başlatılmıştı. SDG aslında CENTCOM’un meseleyi bir “beka” sorunu olarak ortaya koyan Türkiye’yi daha fazla çileden çıkarmamak için icat etmiş olduğu bir isimdir. Harekât bu cephe örgütünün askeri kanadı, daha doğrusu PeKaKa’nın Suriye’de konuşlanan kolu Kürtçe “Yekineyen Parastina Gel”, Türkçede “Halkçı Koruma Birlikleri”anlamına gelen “YPG” ve YPJ (Kadın Koruma Birlikleri) ile başlatılmıştı. Asıl kara desteğini bir stüdyo projesi DAİŞ’e karşı mücadele adı altında PYD / YPG ‘den aldıklarını perdelemek için bazı Ezidi, Arap aşiretlerini de lejyoner yapıda bu işe katarak oluşturduklarını da bir yerlere not edelim. Örneğin Suudilerin adamı Ahmed El Carba tarafından oluşturulan “Suriye’nin Geleceği Hareketi” oluşumuna bağlı “Arap Lejyonu” bunun en tipik örneklerindendir. O tarihlerde zorunlu olarak “değerli yalnızlık” politikası izlemek zorunda kalan Türkiye’ye karşı bu oluşumu Suudi Arabistan, BAE ve Mısır da desteklemiştir. Bütün bunlara karşı Türkiye’nin kategorik olarak tepkisi “Her kim ki PYD/YPG ile ortak olursa terörist muamelesi görür” açılımıdır. Doğrusu ve icazet almadan yapılması gereken budur. Burada yeri gelmişken bir önemli hususu büyük harflerle ifade etmek istiyorum. İster İngilizce ister Türkçe olarak “PYD/YPG” denildiğinde, örgütün PeKaKa’yla iltisaklı uzantısı olduğu ifade edilmediğinde, göreceli olarak bir anlamda bu örgütü meşrulaştırılmış, demektir. Bu durum son derece yanlıştır. Bir başka açıdan okunuşa da dikkat etmek gerekmektedir. ‘PKK’ kısaltmasını “PeKeKe” şeklinde okuyanlar, örgütü bir anlamda meşrulaştırmakta ve legalize etmektedirler. Doğrusu mevcut ülke insanımın jargonunda söylenildiği gibi “PeKaKa” biçiminde okumak ve okumaya devam etmektir. Zaten onlar ve destekçilerine karşı bu şekilde ifade edildiğinde bayağı bozulmakta oldukları ayan beyan ortadadır. Bunun için YPG örgütüne -doğrusu bence bu- “PeKaKa uzantısı AB(D) desteğindeki “Suriye’deki Ayrılıkçı Silahlı Kürt Terör Örgütü (SASKÜTÖ)” demek en doğru açılımdır.  PYD’ye de aynı şekilde “PeKaKa uzantısı AB(D) desteğindeki “Suriye’deki Ayrılıkçı Kürt Terör Cephe Örgütü (SAKÜCÖ) denilmesi uygun bir uluslararası ifade şeklidir.

ABD’yi ve yer yer Rusya Federasyonu’nu arkasına alan Suriye’deki PeKaKa güçleri; Irak’ın kuzeyinde hüküm süren Kürt grupları ile birleşik bir cephe oluşturmayı, Irak’tan Suriye’ye uzanan ve denize çıkışı öngörülen bir “Terör Koridoru” oluşturmayı ve nihayetinde Irak’ın kuzeyinde denendiği üzere Suriye’de Bağımsız Kürdistan’ın ilanı için elverişli ortamı oluşturmayı hedeflemişlerdir. ABD, PYD/YPG’ye, araç, gereç, donanım, silah/mühimmat ve para dâhil her türlü yardımı yapmıştır. Hatta ABD, Suriye PeKaKasını güçlendirmek açısından 2022 bütçesine 286 Milyon ABD Doları ek ödenti bile koymuştur. Türkiye ise bütün bu karşı koymaları bekası açısından tehdit olarak görmüş ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ile uluslararası hukuka uygun olarak 24 Ağustos 2016 tarihinde önce Fırat Kalkanı Harekâtını; sonrasında ise 20 Ocak 2018 tarihinde Zeytin Dalı Harekâtını, 9 Ekim 2019 tarihinde Barış Pınarı Harekâtını ve son olarak da 27 Şubat 2022 tarihinde Bahar Kalkanı Harekâtını gerçekleştirmiştir. Her dört harekâtın da amacı bölgeyi teröristlerden temizlemek, onları Türkiye sınırından uzaklaştırmak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün gözetilerek ülkede istikrarın yeniden oluşturulmasına katkı sağlamak olarak belirlenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti ayrıca Suriye-Irak sınırının güneyine doğru, batıdan doğuya doğru İdlib ve Afrin’den başlayıp Suriye sınırlarını aşarak İran-Türkiye-Irak üçgenindeki Kandil dağlarına kadar uzanan 20 mil (32 Km.) lik güvenlik şeridi behemehâl inşa etmeyi tüm dünyaya deklere etmiştir. Plan budur. Güvenlik Bölgesinde aynen KKTC gibi, bankacılıktan, posta hizmetlerine, sağlık hizmetlerinden eğitime ve güvenlik teşkilatına kadar PeKaKa Uydu devletçiğinden daha etkin medeni bir devlette olması gereken tüm hizmetleri yerine getiren de fakto bir devlet tesis edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti, ABD desteğindeki ‘Suriye PeKaKası’ndaki gelişmeleri değerlendirerek Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı bölgesindeki muhalifleri yeniden organize etmiş, yekpare bir ordu kurulması yönünde başarılı çalışmalar yürütmüştür. Bölgedeki muhalif güçlerin Suriye Milli Ordusu (SMO) çatısı altında toplanmasını hedefleyen 14 Ekim 2022 anlaşmasından sonra ‘Suriye PeKaKası’na karşı mücadelede olumlu mesafeler alınmıştır. 2 Kasım 2022 tarihinde Gaziantep’teki görüşmede SMO komutanlarına “ortak ordu, tek sivil yönetim ve birleşik emniyet teşkilatı” oluşturulması için iki ay süre verilmiştir. Şimdilerde Suriye PeKaKası’ meydan okumalarına karşı ana omurgası takviye edilmiş Suriye Milli Ordusu tarafından Türk Kurtuluş Savaşındaki kuva-yı milliye hareketine benzer şekilde icra edilmesi elzem olan harekatın ana ekseninin, askerî tabirle sıklet merkezinin Tel Rıfat ve Munbiç olmasını gerekli kılmaktadır.

Satrançta birkaç el sonrasını hasmınızın hamlesini de büyük resim içerisinde görerek oynamak galibiyetin birinci koşuludur. Bunu en tipik örneği dünyanın iki ünlü satranç ustası Yahudi kökenli Bobby Fischer ile Boris Spassky’nin oynadıkları satranç maçlarıdır.  1972 yılında, İzlanda'da Sovyet şampiyonu Boris Spassky'yi mağlup ederek dünya şampiyonu olmuştur. Bobby Fischer, 11 Eylül 2001 saldırılarından iki saat sonra yerel medyaya vermiş olduğu röportajda saldırıları savunmuş, ABD'yi suçlayarak ABD ve Yahudi karşıtı ifadeler kullanmıştır. (2) Son derece ilginçtir.  

ABD Başkanı Trump 26 Ekim 2019 tarihinde hemen hiç kimsenin ölü ve diri olarak görmediği DAİŞ Lideri Ebu Bekir El Bağdadi’nin kendisini patlatarak öldürdüğünü ifade etmesinden sonra Suriye PeKaKasının son kullanma tarihini ilan etmiştir. ABD’nin daha sonra Afganistan’da yaptığı gibi Suriye ve Irak’ı terk etmeye hazırlandığını söyleyip, açıkça ‘Suriye PeKaKası’nın son kullanma tarihini deklere etmiştir. Hemen arkasından ABD’nin ‘Suriye PeKaKası’nı sırtından bıçakladığını tasvir eden karikatürler ile ABD’nin Suriye PeKaKası’nı sattığı konusunda haberler bir anda medya ve sosyal medya mecrasını doldurmuştur. Türkiye’nin 20 Kasım 2022 tarihinde gece yarısı 70 uçakla 89 hedefe icra etmiş olduğu “Pençe Kılıç” hava harekâtından bir gün sonra 21 Kasım 2022 tarihinde aynı karikatür Suriye PekaKası yöneticilerinden Mustafa Bali tarafından sosyal medyada paylaşılmıştır. 

Netanyahu’nun ve radikal Yahudilerin İsrail seçimlerindeki başarısı ile birlikte İran ile İsrail arasında olası bir savaşın hazırlıkları aciliyet kesp etmiş olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü İran’ın ‘Şii Hilal’i alabildiğine genişlediği gibi İran da Türkiye’nin Suriye ve Irak’ın kuzeyine yapmış olduğu Pençe Kılıç Hava Harekâtıyla birlikte kendisi için tehlike arz eden KOMALA örgütü üzerine bir hava harekâtı icra etmiştir. Ayrıca Urmiye bölgesinde PJAK gibi Kürt ayrılıkçılığına karşı kara harekâtına da girişmiştir.  Hizbullah’ın Güney Lübnan’da güçlenen varlığı, Haşdi Şaabi’nin Irak’taki kalıcılığı, İran destekli füze teknolojisi ile İran’ın nükleer faaliyetine paralel olarak İran’ın İsrail’i doğrudan vurma olasılığı da artmıştır. Ayrıca,  İran’ın yapmış olduğu alçak orta füze ve balistik füze denemeleri İsrail’in Demir Kubbesi yanında orta menzilli füzeleri ve radara görünmemek için alçaktan uçan uçakları havada roketle yakalayıp imha eden “Davut’un Sapanı” adlı alçak irtifa hava savunma sistemini bile sorgular hale getirmiştir.  İsrail yakın gelecekte İran ile yapılacak sıcak bir çatışma öncesi iç hat manevrası gereği acil olarak bazı hazırlıklara ivedilikle girişmiştir. Bunlardan bir başkası da “Davut Peygamber Koridoru”dur. ABD, İsrail ile eş güdüm içerisinde Suriye’nin Ürdün sınırının orta yerindeki “Tanif Üssü” bölgesinde Arap aşiretlerini Türkiye ile 2011 yılında yapmış olduğuna benzer bir biçimde “Özgür Suriye Ordusu” adıyla yeniden bir örgütlenmeye girişmiştir. Kendi emrinde olacak şekilde bu oluşuma bir komutan atamak suretiyle Suriye PeKaKası’na benzer şekilde bir eğit donat programına başlamıştır. (3) Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki operasyonları nedeniyle bu bölgeden Akdeniz’e erişimi kapanınca ve İsrail’in güvenliği açısından Davut Peygamber Koridorunun tesisi her şeyden fazla önem arz etmektedir. Ancak onların orta ve uzun vadede kafalarında planladıkları bir şekilde Türkiye ile İran’ı karşıya getirmektir. 

            Sonuç olarak, Türkiye’nin gerek Suriye’de gerekse Irak’ta icra edilen hibrit savaş ortamında harekât yapa yapa varlığını göstere göstere edindiği deneyimin payı büyüktür. Özellikle de kanla hemhal olan bir Şanlı Orduya sahip olması tüm oyunları bozmuştur.  Bölgede kalıcı ve bin yıldan fazla varlık göstermenin kısaca güçlü devlet olmanın olmazsa olmazı güçlü orduya sahip olmaktır, milli-yerli araç, gereç, donanım ile silah sistemleri ve mühimmata sahip olmaktan geçmektedir. Türkiye yapılanmasını buna göre oluşturmuştur. Yüzyıllardan imbiklenen “Zor Oyunu Bozar” atasözümüz bir kez daha Türk silahlı Kuvvetlerimizin eliyle teyit edilmiş, edilmektedir. Zor kapalı kapılar arkasında kurgulananı, planlananı, hileyi, desiseyi ve komployu bozmuş ve bozmaktadır. Hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır. 

Dipnotlar:

(1) Ergün Diler, “Koşu” Takvim Gazetesi, 25 Kasım 2022;  https://www.takvim.com.tr/yazarlar/ergundiler/2022/11/25/kosu/Erişim Tarihi 27.11.2022/

(2) Haber Ajansı, “11 Eylül'ü kutlayan Amerikalı sıra dışı satranç ustası: Bobby Fischer” MEPANEWS, 11 Eylül 2020; https://www.mepanews.com/11-eylulu-kutlayan-amerikali-sira-disi-satranc-ustasi-bobby-fischer-35984h.htm/Erişim Tarihi 27.11.2022/

(3) Abdullah Manaz, “ABD & İsrail Koalisyonunun Yeni Kürdistan Planı” Manaznet, 11 Kasım 2022; https://www.manaz.net/abd-israil-koalisyonunun-yeni-kurdistan-plani/ Erişim Tarihi 27.11.2022/

Yazar Hakkında:

Esat ARSLAN

Esat Arslan, İstanbul’da 15 Nisan 1947 tarihinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da; yükseköğrenimini Ankara’da tamamlayan Esat Arslan, Savunma Bilimleri, Kamu Yönetimi dallarında yüksek lisans; Türkiye Cumhuriyeti Tarihi dalında doktorasını ise Ankara Üniversitesinde yaptı. Şam Büyükelçiliği nezdinde askerî ataşelik görevinde de bulunan Esat Arslan, Türkiye’ye döndükten sonra doçent oldu.

1997-2005 yılları arasında Bilkent Üniversitesinde, Türkiye Cumhuriyet Tarihi Koordinatörlüğü görevini yürüten Prof. Dr. Esat Arslan; 29 Mart 2000 tarihinde “Türkiye Cumhuriyeti Devlet Övünç Madalyası” ile ödüllendirildi. Ayrıca kendisine, Türkiye–Ermenistan ilişkilerine yapmış olduğu katkılardan dolayı, Avrasya Araştırmalar Merkezi (ASAM) nin bünyesindeki Ermeni Araştırmalar Enstitüsü tarafından «2002 Yılı Özel Ödülü» verildi. 2005 yılında Çağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde göreve başlayan Esat Arslan, 2012 yılına kadar Bölüm Başkanlığı yaptı. 2010-2015 yılları arasında BM nezdinde Uluslararası Askeri Tarih Komisyonu Yürütme Kurulu üyeliği de yapan Esat Arslan, halen Türk Askeri Tarih Komisyonu Genel Kurulu Üyeliğini yapmaktadır. Bu komisyonun üyesi olarak ülkemizi, Güney Afrika, Brezilya, İspanya, İtalya, Portekiz, Bulgaristan ve Çin’de temsil etmiştir. Sekiz kitabı bulunan Esat Arslan 2002-2012 yılları arasında, TBMM Tarih Araştırma Grubu üyeliği sırasında yazmış olduğu 1852 sayfalık üç cilt halindeki «XVI. Dönem Parlamento Tarihi» adlı eseri 2013 Aralık ayında TBMM Meclis Başkanlığı tarafından yayınlanmıştır.

Suriye Devlet Arşivleri, İran Dışişleri Bakanlığı Belgeler Arşivi, Washington Ulusal Arşiv Dairesi ve Amerikan Kongre Kütüphanesinde araştırmalar yapan, Prof. Dr. Esat Arslan, SKYTURK televizyonunda dış politika yorumculuğu ATA Tv. de, ART televizyonlarında her hafta yayınlanan “Bakış Açısı” ve “Vizyoner” programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlenmiştir.

Prof. Dr. Esat Arslan iyi derecede İngilizce, Arapça, orta derecede Farsça, İspanyolca, Makedonca ve uzmanlık seviyesinde Osmanlıca bilmektedir.”

 

Yazarın diğer makalelerinden: