Yeni Bir İnsan, Yeni Bir Evren!

Kırmızılar Yayıncılık’tan Prof. Dr. Muzaffer Metintaş hocamız Kahramanmaraş merkezli büyük depremin ardından sosyal medyada yapmış olduğu paylaşımlardan birinde şöyle diyordu: “Felaket öyle büyük ve öyle kritik bir coğrafyada meydana geldi ki, bana göre artık hemen her şey değişecek. Siyaset, iktisat, dini anlayış, düşünce ve tabii bütünüyle bir hayat! Varlık, bilim, akıl, inanç mana ve işlevleri yeniden gözden geçirilecek ve tanımlanacak. Kuran yeniden okunacak ve yorumlanacak. Yeni bir insan ve yeni bir evren!”

Umudumuz bu yöndedir. Ben de yine sosyal medyada paylaşım yaparak “ibadet merkezli din anlayışının yerini vicdan (ahlak) merkezli din anlayışı almalıdır” demiştim. Büyük depremin yol açtığı karmaşa ortamında herkes fikirlerini ortaya atarak çözüm arayışlarına katkıda bulunmaya çabalıyor. İbadet merkezli din anlayışından vazgeçmeliyiz dediğimizde “ibadet düşmanlığı” anlamı çıkartılabiliyor. Oysaki burada derin bir mesele söz konusudur. Türk halkı muhafazakâr ağırlıklı bir toplumdur. Tabii muhafazakâr kavramını da sorgulamamız gerekiyorsa da konuyu fazla dağıtmamak için bu sorgulamaya en azından bu yazımızda yer vermeyeceğim. Malzemeden çalan müteahhitlerin epeycesi veya malzemeden çalan inşaat şirketinin inşaatına onay veren yetkili kişilerin pek çoğu muhafazakâr ortamda ibadetlerini yerine getiriyorlar. Malzemeden çaldığı hâlde namaz kılıp oruç tutan, umreye giden müteahhitler görülüyor. Onların bu ibadetleri yerine getirirken ne derece samimi yahut samimiyetsiz olduklarını test edip ölçecek bir gerecimiz yok. İbadet merkezli din anlayışının yerini vicdan (ahlak) merkezli din anlayışı almalıdır dememizin sebebi işte budur. Yalnızca müteahhitlikte değil bütün meslek gruplarında aynı çelişkiler karşımıza çıkıyor. Mesleğini sağlam yürüten kişide vicdan vardır. Bu vicdanlı kişinin oruç tutup tutmaması onunla Allah arasındaki meseledir. Fakat vicdansızlık böyle değildir. Oruç tutmayan bir kişi vicdanlı da olabilir vicdansız da olabilir. Oruç tutan kişiler vicdanlı ya da vicdansız olabilir. Bir kişiden için “yeterince dürüst değildir ama onda Allah korkusu vardır ibadetini hiç bırakmıyor” diyebilir miyiz? Bir kişinin ibadeti değil vicdanı (ahlakı) esas tutulmalıdır. Malzemeden çalmış olan bir müteahhidin kıldığı namazlar beni göçük altında kalmaktan uzak tutamaz. Onun işini sağlam yürütmüş olması sayesinde depremlerdeki ölümler azaltılabilir. Metintaş hocamız “inanç mana ve işlevleri yeniden gözden geçirilecek” derken sanıyorum ki bunu vurgulamak niyeti taşıyor.

İslamiyet’in ülkemizde çok büyük ağırlığı vardır. Bu nedenle din üzerinden konuşuyoruz. Vicdanlı olmak da ibadet sayılmalıdır. Dahası, vicdanlı olmak temel ibadet sayılmalıdır. Dinin direği namaz değil vicdan (ahlak) olmalıdır. Çünkü biliyor ve görüyoruz ki namaz kılanlar içinde vicdanlarını gölgede bırakanlar türeyebiliyor. Vicdanlarını rahatlatmak için ibadete yönelenler de görülebiliyor. Oysaki hepimiz dinin direği vicdandır prensibine sımsıkı yapışabilirsek yolsuzlukların önü büyük ölçüde kesilecektir. Bu hepimizin ortak meselesidir. Şahıslar kendilerine karşı bile vicdansızlık edebilirler. Kendime ev yaptırıyorsam ama ucuza kotarmaya meylediyorsam buradaki ilk suçlu müteahhit değildir. İlk suçlu benimdir. Kendisine bile vicdansızlık eden bir kişiden topluma karşı vicdanlı olması beklenemez. Çelişmelerimiz üst üste biniyor. Kahramanmaraş merkezli büyük depremde on ilimizin yıkılmış olmasında hepimizin günahı vardır. Metintaş hocamızın belirttiği üzere bütünüyle bir hayat artık değişmelidir. Vatandaşlık şuuru hayatlarımızın merkezinde yer almalıdır. Kendime yapılmasını istemediğimi başkalarına yapmamam gerekiyor. Bir müteahhit kendi ailesi için sağlam bina inşa ediyorsa başkaları (müşterileri) için de sağlam bina inşa etmek zorundadır.

Yaşadığımız felaketin boyutlarının farkındayız. Ziya Gökalp sürgünde iken kızlarına gönderdiği bir mektubunda şunları yazıyor: “Milletin hayatı büyük bir tehlikeyle tehdit olunduğunda derin uykusundan birdenbire uyanır. Millet kararlı bir hamleyle kendini kurtarmaya ant içer. Fertler böyle zamanlarda şahsî arzularını, servetlerini ve hatta aşklarını unuturlar. Menfaat duygusu aradan çekilir.”

Son büyük depremde vatanımızın neredeyse onda biri yıkılmıştır. Bu itibarla da milletimizin hayatı büyük bir tehlikeye sürüklenmiştir. Resmî açıklamalara göre 40.000 kadar vatandaşımız göçük altında kalarak vefat etmiştir. On binlerce yapı harabeye dönmüştür. Yollar kırılmış, dağlar tepeler kımıldamıştır. 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin ekonomik faturasını hâlâ ödüyoruz. Bu yetmiyormuş gibi Kahramanmaraş depremiyle yeniden sarsıldık. Ekonomik darbeler peş peşe gelmiş oldu. Türk milletinin kötü zamanlarda dayanışma ruhuyla hareket etme yeteneğinin körelmediğini görmekle teselli buluyoruz. Kuvayı Milliye ruhuyla bütün Türkiye ve hatta Türk dünyasının her köşesi omuz omuza verdi. Türklüğün geleceği konusunda umutlandık. Bir büyük musibet bizleri ayağa kaldırdı. Fakat bu gelip geçici bir ayaklanış olmamalıdır. Metintaş hocamızın ifadesiyle “Siyaset, iktisat, dini anlayış, düşünce ve tabii bütünüyle bir hayat!” yeniden kurulmalıdır. Bilim, akıl ve inanç –mana ve işlevleriyle– yeniden gözden geçirilmelidir. Aklı hor görüp tek başına mistik bir dünyaya sığınmanın bedeli ağır oluyor. Akıl da manevi hislerle beslenmeyince şirazesinden çıkabiliyor. Her şeyden önce tek başımıza olmadığımızı ve toplum içinde yaşadığımızı idrak etmemiz gerekiyor. Toplum içinde yaşadığımıza göre o topluma yönelik görevlerimiz var demektir. Bir müteahhit çürük bina yapıyorsa fakat kendisi için alışverişe çıktığında kaliteli mal arıyorsa ve aldanmak istemiyorsa buradaki çelişkiyi nasıl izah edeceğiz?

Henri Bergson’un konumuzla örtüşen birtakım ifadelerini buraya ekleyelim: “Kovan dışındaki arı söner ve ölür. Cemiyet dışındaki fert de benzer şekilde birtakım hastalıklara düşebilir. Fert ile cemiyet birbirlerini karşılıklı olarak ihtiva ederler. Fertler toplanarak cemiyeti teşkil ettikleri gibi, cemiyet de fertlerden her birine önceden bir şekil vermek suretiyle, onların bütün bir yanını tayin eder, meydana getirir. Şu hâlde fert ile cemiyet dairevi olarak birbirlerini şartlarlar. Bir din ne kadar kaba ise, o kadar da bir milletin hayatında maddi olarak yer tutar. Böylesi kaba bir din sonraları ilim, sanat ve felsefe ile paylaşacaklarını ilkin kendisi için isteyip elde eder.”

Muzaffer Metintaş hocamız “Kuran yeniden okunacak ve yorumlanacak,” derken bizdeki çığırından kaymış olan din anlayışına atıfta bulunuyor. Kişisel görüşümü yineleyecek olursam, dindarlık anlayışımızın merkezine ibadetleri değil ahlakı koymalıyız. İbadetler bu ahlakı beslemek yönünden faydalı olabilir. Çünkü hepimiz biliyoruz ki Allah’ın bizim ibadetlerimize ihtiyacı yoktur. Allah hiçbir şeye muhtaç değildir. Bizler çok şeylere muhtacız. Müslüman coğrafyası ne yazık ki Bergson’un sözünü ettiği kaba din çukuruna düşmüştür. Bilim, sanat ve felsefe kıyıya köşeye iteklenmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün meşhur sözünü tekrar hatırlayalım: “Sanatı olmayan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” Sanat kişiyi incelterek kabalıktan çıkartır. Felsefe ise toplumun sistematik düşünmesine yardımcı olur. Bilimse zaten hayatta kalmak için olmazsa olmazdır. Felsefe bir yana, sanattan beslenmiş bir vatandaş çürük bina inşa etmeyi vicdanına konduramaz. Mimar, mühendis, akademisyen, subay, her türden iş adamı, her türden bilim adamı, politikacı gibi yüksek sorumluluk üstlenmiş olanlarsa felsefeye azıcık bulaşırlarsa hiç kuşkusuz ruhen tekâmül edeceklerdir. Kaba din anlayışı Bergson’un söylediği gibi her şeyi kendisi için istemeye koyuluyor. Bunun teoride ve pratikte hiçbir karşılığı yoktur. Cennete girmek uğrunda ibadet etmenin ahlaki olmadığı meydandadır çünkü burada çıkarcılık söz konusudur. Cennete girmek için değil insan olmak için, tekâmül edebilmek için ibadet edilmeli, cennete girmek için değil ahlaklı olmak için vicdanları çalıştırmalıdır. Bunun ödülü zaten cennete gitmek olacaktır. Kaba din anlayışında hedef cennettir. Hedef, ahlak yani vicdan olmalıdır. Ancak bu şuurla kendimizi toparlayabiliriz.

Bir insan göz boyamak için mi, toplumda yer edinmek için mi, alışkanlıklar nedeniyle mi yoksa kendisindeki tekâmül imkânları doğrultusunda inanç ve samimiyetle mi ibadet eder? Yukarıda söylediğimiz gibi bunu ölçecek bir araç gerecimiz bulunmuyor. Yine de ibadette gösterişe kaçanları çoğu zaman çıplak gözle teşhis edebiliyoruz. Böyleleri kendilerini belli ediyorlar. Muhafazakâr ortam içindeki alışkanlıkların eseri olan ibadet şekli de vardır. Bir insan filan ibadeti niçin düzenli olarak yerine getirdiğini tam idrakle kestiremeyebilir. Bu onun hayat tarzıdır ve düşünmeden çocukluğundan beri alıştığı için böyle davranıyor olabilir. Günün birinde kendisinde veya muhitinde bir çelişmeyle yüzleşirse kafa karışıklığına uğrayabilir. Bu yüzleşme sonucunda ya dengesi bozulur ya da aklını ve vicdanını çalıştırarak bir çözüm bulma arayışına yönelebilir. Türkiye’nin şimdiki genç kuşaklarında gözlemlediğimiz dinden soğuma ve deizme yöneliş böyle bir arayıştır. Muhafazakâr bir ailenin çocuğu muhitindeki çelişmeler karşısında boşluğa düşerek farklı çözüm yolları geliştirebiliyor. Böylesi gençleri körü körüne ötelemek (onları tekfir etmek) makul değildir çünkü onları muhitinden uzaklaştıran yine muhitin kendisidir. Muhit düzelmemekte ısrar ediyorsa, isyankâr ruhlar bu muhite ayna tutmaya güç yetiremiyorsa, ortada körlük varsa, çatışma kaçınılmaz olacaktır. Köhneleşmiş müslümanlığa karşı yeni bir müslümanlık anlayışının Türkiye’den doğacağını bekleyebiliriz çünkü Türkiye kritik bir coğrafyada yer tutuyor. Türkiye üç eski kıtanın kavşağındadır ve Doğu medeniyetiyle Batı medeniyetinin tam ortasındadır.

Yazar
Metin SAVAŞ

Metin Savaş, 1965 yılında Balıkesir’de, kalabalık ve nispeten varlıklı, klasik bir taşra ailesinin içinde doğdu. Lise eğitimini Vefa Lisesindeyken yarıda bırakarak çalışma hayatına atılmak zorunda kaldı. Babasının iş dünyas�... devamı

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen