ABD-İsrail Birlikteliğinin “Yeni Örgütlenme” Sistematiği 

            

Nasılı bol bir haftayı geride bıraktık, yoksa bana mı öyle geldi? Maruz kalınan büyük felaketi, seçimleri, hücresel seçim müttefiklik girişimlerini, Finlandiya’nın NATO’ya girişi gibi konuları konuşmaya başlamışken zaman birden kızıştı ve hızlandı. Diğer şeyler bir tarafa sanki bana seçim atmosferine girdiğimiz andan itibaren hayat biraz daha hız kazandı gibime geliyor? Hep biliriz, zaman görecelikle bir anlam kazanmaktadır. Einstein görelilik kuramı her yerde geçerli bana göre. Yani bütün varlıkların, varlığın fiziksel olayları görecelidir, teorisi son zamanlarda yürürlüktedir. Ancak, ayrıca dipsiz bir girdap gibi hızlandırılmış zaman yolculuğu içerisine girdiğimizi de duyumsuyorum. Ve de bir gerçek, bindik bir alamete, gidiyoruz bilinmeyene ve kıyamet öncesi bir zamana.  Zaten, kıyamete yakın bir durumu, asrın felaketini yaşadık, ama bir türlü durulamadık. Evet sevgili okurlar, size de öyle gelmiyor mu? Bilmiyorum ama, günler, haftalar, aylar ve mevsimlerin tümü birbirine karışıp, baş döndürücü bir hızla takvimden koparılmış yapraklar gibi gözden kayboluyor. Yeni bir tomar yaprak düşüyor, toprağa. Bana göre, algıladığımız zaman akışı, kavranılan yeni bilgi miktarıyla da ilişkili. Her gün yepyeni ve şaşırılacak bilgiler algı düzeyimize tekrardan format atmamızı gerekli kılıyor. 

Malum geçen hafta ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley’in Kuzey Suriye’deki müttefiki “Suriye PeKaKa Uydu Devletçiği”nin ziyareti bakışlarımızı güneye, güneydoğuya çevirmiştir. Bu ziyaretin hemen arkasından Milley’in planlama rehberini eylem planına dönüştürmek üzere ABD Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) General Michael Erik Kurilla da Kuzey Suriye’ye gelişi izlenilmiştir. Öyle anlaşılmaktadır ki, ABD-İsrail birlikteliğinin yapabileceği büyük bir eylem öncesi Suriye PeKaKa güçlerinin de bu oluşum ve harekat içerisinde olunması planlanmıştır. Ya da Suriye ve Irak’ın kuzeyinde yeni bir örgütlenme sistematiğinin egemen kılınması mı istenilmiştir? Biraz daha açalım. Geçmişin Şam-Tahran arasında mekik diplomasisiyle ömrü geçmiş, ünlü “Türkiye’ye bir Kürt kedi bile vermeyiz.” (1) vecizesini etmiş olan Celal Talabani’nin zamanında güçlü “Kürdistan Yurtseverler Birliği” (KYB)Suriye-Irak sınırına yakınlaştırıp Suriye PeKaKa Uydu Devletçiği ile birleştirilmek mi istenilmektedir? Ne dersiniz? Bu durum çok mu ütopik? Çok iddialı yaklaşım ama görünen de bu. Yani? Yanisi şu: ekonomik verimliliği az Duhuk-Erbil’i “Kürdistan Demokratik Partisi” (KDP) güdümündeki Irak Bölgesel Kürt Yönetimi bölgesine bırakıp, petrol bölgesi Süleymaniye-Kerkük-Musul’un bir kısmı ve ‘Suriye PeKaKası’nın yani PYD/YPG’nin elindeki bölgeleri birleştirip yeni bir özerk bölge oluşturmak. ABD ve İsrail birlikteliği Süveyda’dan başlayıp Tanif ABD üssü-Velid’i de kapsayan “Kutsal Davut Peygamber Koridoru” ile petrol bölgelerini bütünleştirilmesine özel bir önem atfetmiştir. (2)  Bu durum Tahran-Bakuba-Şirkat-Sincar-Rabia-Kamışlı-Aynülarap-Halep’in Kuzeyi-İdlip-Humus-Lazkiye güzergahından geçen İran Koridoru (3)’nın panzehiridir.  Netanyahu’nun ve radikal Yahudilerin İsrail seçimlerindeki başarısı, Hizbullah’ın Güney Lübnan’da güçlenen varlığı ve İran destekli füze teknolojisi ABD-İsrail birlikteliği ile İran arasında bir savaşı olasılığını arttırmaktadır. İran’ın Rusya’dan SU-35 uçaklarını alınmasının kesinleştiği bir sırada, İsrail Hava Kuvvetleri de ABD’nin Nevada’daki üssünde uzun menzilli hava saldırıları eğitimine başlaması oldukça manidardır. Bu emareler ışığında ABD-İsrail birlikteliğiyle bir İran çılgınlığının yaşanabileceği değerlendirilmektedir. Diğer bir deyişle global savaş bağlamında Kuzey’de devam eden Ukrayna-Rusya Savaşının yanına Ortadoğu’da icra edilmesi muhtemel bir müşterek harekatın bölgesel üs hazırlığının eklenmeye çalışılması oldukça ilginçtir.

Yeri gelmişken söyleyelim, ABD-İsrail Birlikteliğinin KYB’nin tercihinde iki husus ön plana çıkmaktadır. Birincisi Talabani’nin “Türkiye’ye bir Kürt kedi bile vermeyiz.” vecizesi. Malum, çizgileri kesinleşmiş bu ifade Hakkâri’de terör örgütü PeKaKa tarafından 2007 yılında düzenlenen saldırıda 12 asker şehit olması üzerine Türkiye’nin suçluların iadesi talebi üzerine söylenilmişti. Dağlıca’da gerçekleşen hain saldırı sonrasında Irak Devlet Başkanı Celal Talabani tarafından şöyle bir açıklama gelmişti: 

“Şehit ailelerine baş sağlığı diliyoruz. Türkiye bizden PKK yetkililerini istiyor. Kürt yetkililerin yakalanması ve teslim edilmesi gerçekleşmeyecek bir rüyadır. Biz, değil bir Kürt’ü bir Kürt kedisini bile teslim edemeyiz.” (1)

Bu meydan okumanın anlamı açıktan açığa KYB’nin PeKaKa’ya KDP ’nden daha yakın durduğunun bir göstergesidir. KDP’nin kapalı kapılar arkasında “Haşdi Şaabi”yle ilişkilerini düzeltmesinden sonra KYP Suriye PeKaKası’na yönelmiştir. Haşdi Şaabi, IŞİD’in 2014’te Musul’u ele geçirmesi ardından Iraklı farklı milis güçlerinin bir araya gelmesiyle kurulmuştur. Haşdi Şaabi’nin büyük bölümü Şii milislerden oluşmakta ancak bünyesinde az sayıda Sünni grupların da bulunduğu bir gerçektir. Irak ve Suriye’de etkinliğini her geçen gün artıran İran destekli Şii Haşdi Şaabi milisleri, Irak’ta “devlet içinde devlet” konumunu güçlendirmiştir. (4) 

2005-2014 yılları arası Irak cumhurbaşkanı olarak görev yapan Celal Talabani, 17 Aralık 2012 tarihinde dönemin Başbakanı Nuri Maliki ile yaptığı toplantı sonrası beyin kanaması geçirmiş ve o tarihten itibaren boyundan aşağısı felç olarak ölene kadar yaşatılmağa çalışılmıştır. Eski İran yanlısı politikaların mimarı Celal Talabani’nin 3 Ekim 2017 tarihinde Berlin’de vefatından sonra, aslına bakılırsa özellikle beyin kanaması geçirdikten sonra partisi KYB üzerinde söz sahibi, halkla ilişkilerin tüm vecibelerini yerine getiren eşi ‘Hero İbrahim Ahmed’ olmuştur. Celal Talabani ve eşi Hero Talabani’nin uzun soluklu evliliklerinden Pavel ve Kubat adlarında 2 oğlundan Celal Talabani’nin sağlığındayken siyasete ısındırdığı gözde olan oğlu Kubat Talabani, Yahudi asıllı Sherri Kraham ile evlidir.  

Ancak Celal Talabani’nin ağabeyi Şeyh Cengi’nin oğlu ve aynı zamanda KYB’nin istihbarat kurumunun (Zenyari) başında olan Lahur Şeyh Cengi de KYB içinde ön plana çıkan bir isim olmuştur. Dokuz yıllık siyasete ara verilmesinin ardından 21-24 Aralık 2019 tarihleri arasında “yenilenme” sloganıyla düzenlenen KYB’nin dördüncü büyük kongresinin sonuçları da Celal Talabani’nin ölümü sonrasında Şeyh Cengi ailesinin KYB içerisinde nüfuzunun arttığı da görülmüştür. Bu noktada en dikkat çeken hususlardan biri, Lahur Şeyh Cengi’nin oyların yüzde 91’ini alarak ilk kez yapılacak Merkez Karar Yürütme Kurulu (MKYK) toplantısının başkanlığına seçilmesi olmuştur. 11 Şubat 2020 tarihinde KYB’nin Süleymaniye’de gerçekleşen Genel Başkanlık Kurulunda yapılan oylama sonucuna göre partinin genel sekreterlik sistemi yerine eş başkanlık sistemi ile yönetilmesine karar verilmişti. Bu karar sonucu Bafel Talabani ve Lahur Şeyh Cengi, iki kuzen olarak partinin eş başkanları seçilmişlerdir. (5) Kuruluşundan bu yana genel sekreterlikle diğer bir deyişle tekil liderlikle yönetilen KYB eşbaşkanlık sistemi alışık olunamadığından birçok spekülasyonu da beraberinde getirmiştir. Oysa Celal Talabani’nin ölümü ile birlikte üç senedir süregelen ve parti içinde çekişmelere sebep olan liderlik krizinin eş başkanlık sisteminin kabul edilmesiyle bir nebze çözüldüğü düşünülmüştü. Ancak gerginlik konularının daha da artması üzerine 28 Ağustos 2022 tarihinde Süleymaniye’de bir araya gelen KYB yönetimi yapılan oylama ile eşbaşkanlık sisteminin kaldırıldığını açıklamıştır. Lahur ise bu karara karşı tavır almış ve yaşananları bir komplo olarak nitelendirerek son nefesine kadar “milletini terk etmeyeceğini” söylemiştir. Bu noktada Lahur Şeyh Cengi tansiyonu yüksek tutmaya çalışsa da Celal Talabani ailesinin, bu arada Bavel Talabani’nin süreci yumuşatma yönünde bir tutum sergilemiştir. İşte bu nedenle ABD-İsrail Birlikteliği yeni örgütlenme planını Pavel Talabani ve YPG (Yekîneyên Parastina Gel) ‘Halk Savunma Birlikleri’ Komutanı Mazlum Kobani üzerinden uygulamaya koymuş olabileceği değerlendirilmektedir. CENTCOM’un uygulamaya koyduğu bu plan ile ABD’nin desteğiyle kuzey Suriye’de Suriye topraklarının üçte birini bir oldu bitti ile ele geçiren PeKaKa Uydu Devletçiğinde zaman bu şekilde hızlanmıştır. Hiç kuşkusuz bölgede zamanı hızlandıracak alçak irtifa uçuş yapabilen ve üzerindeki donanım sayesinde SİHA’lardan az etkilenen çok amaçlı bir helikopter bir anda gün yüzüne çıkmıştır. Başlangıçta milliyetleri kesin olarak saptanamayan Duhuk’ta düşen iki helikopterin kastediyorum. 15 Mart 2023 gece yarısından sonra Irak Bölgesel Kürt Yönetimi medyasında yer alan “Duhuk’ta bir helikopter düştü” haberi bizleri ister istemez bu meseleye kilitlemiştir. Bilinen iki üst düzey ziyarette ağırlıklı olarak CENTCOM’un helikopterleri kullanılmıştı. Ama bu durum farklı idi. Duhuk’ta önce bir, sonra iki, biraz daha derinlemesine bakıldığında iki helikopterin çarpışarak düştüğü anlaşıldığında akla gelen ilk soru helikopterin cinsiydi. Çok geçmeden o da öğrenilmişti, düşen iki helikopter alçak irtifa uçuş yapabildiği için radarlara yakalanmayan Eurocopter AS 350 tipi helikopterleri idi. Bunun arkasından hemen cevaplandırılması gereken konu ise bu iki helikopter düştü mü? Düşürüldü mü? Yoksa çarpıştılar mı? Sorularıydı.  En azından bu durum 25 Nisan 1980 tarihinde felaketle sonuçlanan ABD’nin “Kartal Pençesi Operasyonu” adını verdiği Tahran’daki elçiliğindeki rehinelerini gizli kurtarma operasyonunu anımsatmıştı. Anımsayalım, Tahran’ın 400 kilometre güneydoğusundaki buluşma yerine giden bir helikopter ve C-130 kargo uçağı aniden çıkan kum fırtınası nedeniyle kaza yapmış ve 8 ABD askeri ölmüştü. 

ABD öncülüğündeki DAİŞ’le mücadele koalisyonu sözcüsü Yüzbaşı Kevin Livingston, düşen helikopterlerin “Helikopter koalisyona ait değil ve DAİŞ ile mücadele operasyonlarının bir parçası değil.” Açıklamasının arkasından düşünülemeyen bir açıklama gelmiştir.  Neydi o? Çarpışan iki helikopter Suriye PeKaKasına aitti. Bu açıklama Başbakan Tansu Çiller’in 1995’teki “PKK’nın helikopteri var” iddiasını da doğrulamaktaydı. Mazlum Abdi Twitter hesabından yaptığı açıklamada helikopter kazasında hayatını kaybeden YAT üyelerinin resmini paylaşarak aşağıdaki açıklamada bulunması gerçekten çarpıcı olmuştur:

“Terörle Mücadele Özel Güçlerimiz (YAT), IŞİD’e yönelik ortak eylem programı kapsamında Kürdistan Bölgesi’ne gitmekte olan birlik komutanı Şervan Kobani’nin de aralarında bulunduğu 9 savaşçımız şehit düştü. Onların fedakarlıkları, halkımızın ve toprağımızın özgürlüğünü korumanın bir yolu olarak kalacak. Şehit ailelerine ve halkımıza başsağlığı diliyoruz.” (6)

Açıklamada görüldüğü üzere, yapılan çalışmanın öznesi bütün dünyayı kandırdıkları gibi, IŞİD’e yönelik ortak eylem programı olarak gösterilmiştir. Helikopterde ölen teröristlerden Şirvan Kobani, örgütün Suriye kolunun lideri Mazlum Kobani’nin ablasının oğlu, Fehmi Abdo’nun torunu idi. Helikopterler 15 ay önce teslim edilmiş. Pilot eğitimleri ise 2020’de başlamış. Eğitimlere ABD’li komutanlar da katılmış. Ama en ilginç olanı Celal Talabani’nin oğlu Bafıl Talabani’nin de zaman zaman eğitimlere katılmış olması. Öyle ki Bavel Talabani ve Şirvan Kobani eğitim esnasında fotoğraf bile çektirmişler…(7) 

Bütünleşiklikleri, birleşmeye doğru adımlar atmış olmaları bunun en güzel delilidir. Bütün bunlardan sonra söylemem odur ki, tüm yapılanlar ABD-İsrail birlikteliğiyle İran’a yapılacak bir saldırının -ben buna çılgınlık diyorum- olasılığını arttırmaktadır. Ayrıca bu çılgın proje bundan tam 42 yıl önce İsrail tarafından Irak’ın “Osirak Nükleer Tesisi”ne 7 Haziran 1981 tarihinde yapılan Opera Operasyonunu da anımsatmaktadır. Duhuk ‘da iki helikopterin çarpışarak düşmesi iç harp manevrası gereği bu harekât sırasında Suriye PeKaKasının Haşdi Şaabi’ye angajesi yanında KYB bütünleşikliği olasılığını da güçlendirmektedir. Bir başka ilginçlik ise, Orta Doğu geriliminde Çin arabulucuğu sayesinde iki kutup başı İran ve Suudi Arabistan savaş baltalarını gömmeye karar verdiği bir zaman diliminde zamanın hızlanmasıdır, sevgili okurlar. 

Dipnotlar:

(1) İnternet Haber, “Celal Talabani Türkiye’ye bir Kürt kedi bile vermeyiz demişti!” 04.10.2017;https://www.internethaber.com/celal-talabani-turkiyeye-bir-kurt-kedi-bile-vermeyiz-demisti-1812133h.htm/Erişim Tarihi 19.03.2023/

(2) Abdullah Manaz, “ABD ve İsrail’in Yeni Kürdistan Modeli: Davut Koridoru”, Manaznet, ; https://www.manaz.net/tag/davut-koridoru/ Erişim Tarihi 19.03.2023/

(3) Adem Yılmaz, İran için Sincar’ın stratejik önemi”, Independent Türkçe, 9 Mart 2021, İran Koridoru (Guardian graphic.jpg) Harita: The Guardian graphic; https://www.indyturk.com/node/327426/haber/i%CC%87ran-i%C3%A7in-sincar%C4%B1n-stratejik-%C3%B6nemi/ Erişim Tarihi 19.03.2023/

(4)  Selami Kökçam, “Irak’ta devlet içinde devlet: Haşdi Şaabi”, TRT Haber, 16 Nisan 2021; https://www.trthaber.com/haber/dunya/irakta-devlet-icinde-devlet-hasdi-sabi-562458.html/ Erişim Tarihi 19.03.2023/

(5) Bilgay Duman, “KYB’de tekil liderliğe dönüş ne ifade ediyor?”, RUDAW, 29.08.2022; https://www.rudaw.net/turkish/opinion/29082022/ Erişim Tarihi 19.03.2023/

(6) https://www.rudaw.net/turkish/kurdistan/170320235/ Erişim Tarihi 19.03.2023/

(7) Çetiner Çetin, “PKK’nın helikopter kazası… Peki nereden buldular?”, Habertürk18.03.2023;https://www.haberturk.com/yazarlar/cetiner-cetin/3574636-pkknin-helikopter-kazasi-peki-nereden-buldular/ Erişim Tarihi 19.03.2023/

Yazar
Esat ARSLAN

Esat Arslan, İstanbul’da 15 Nisan 1947 tarihinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da; yükseköğrenimini Ankara’da tamamlayan Esat Arslan, Savunma Bilimleri, Kamu Yönetimi dallarında yüksek lisans; Türkiye Cumhuriyeti Tarihi da... devamı

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen