İlk Felsefe Olarak Metafizik: İlahiyat

 

Malum felsefenin amacı, insan mutluluğunu temin etmek (tahsilu’s-saade), mantık da bunu temin edecek felsefenin anahtarıdır. Mantık, tikelden, tümele, bilinenden bilinmeyene yönelerek hüküm çıkarıp, mutluluğu temin edecek bilgiyi rasyonel, tutarlı bir şekilde kazandıracaktır. Bu bağlamda İbn Sînâ’da iyi delili kötüsünden ayırt etmeyi hedefleyen mantığı kişiye mutluluğu temin etmeyi biricik hedef olarak gören felsefenin anahtarı olarak görür. 

Meşşai filozoflara göre, felsefe-i ula yani metafizik mutluluğun elde edilmesi için şarttır, sonra bu bilginin pratiğe aktarılması gerekir, Hakkın ve Hayrın bilgisinden kasıt budur. Teorik felsefe, bilmek suretiyle nefsi yetkinleştirirken, pratik felsefede yapılacak şeyleri bilmek suretiyle bu yetkinliği tamamlamak hedeflenir. Felsefe iyi yaşama sanatı derken bunu kast ediyoruz. Bilgisizlik mutsuzluğun temel ayracı olduğu için safsatadan kaçınmak önemlidir, bu da mantık ile olur, mutluluğun elde edilmesi gerekir. 

  • Felsefe; İyi Yaşama Sanatı

Aristoteles’i ilk öğretmen, İbn Sînâ’yı da ikinci felsefe öğretici olarak Bacon ile birlikte doğrunabilirlik kavramı merkezli bir anlayış oluşmaya başladığını, metafiziğin de gevezelik olarak görüldüğü dönemler olduğunu, Popper ile birlikte yanlışlanabilirlik tasavvurunun gündeme geldiğini gördük.  Problematik bir okumanın kronolojik açıdan değerlendirilmesi bağlamında İbn Sînâ, tümdengelim (kıyas) tümevarım (istikra) ilişkisini bir arada düşünmüş, sofistlerin söylemlerini eleştirmek için tümevarım üzerinde hassasiyetle durmuş ve yeniçağ pozitivistlerinin tutarsızlıklarını yüzyıllar önce belirtmiştir. 

İbn Sînâ açısından düşünce/fikr ile elde edilen bilgi, tasavvur ve tasdik ile kazanılır. Tasavvur ilk bilgi olup, herhangi bir öncüle gerek duymaz; beyaz ve insan tasavvurunda olduğu gibi ya tanımla (hadd) veya betimleme (resm) ile oluşur. Tasdik ise kıyas ve burhan ile çıkarsanmayla oluşturulur. Açıklanmak istenen yargıyı veren delil (hüccet) ya kıyasla, yani bir şeyin başka bir şeyin örneğine uygun olarak ölçülmesiyle; ya da istikra ve benzeri ile elde edilir.

Bu noktada tümevarımlı çıkarımlarda ihtimalliğin öznel olmasından bahsetmek onların her türlü akılcı dayanaktan yoksun olduğunu anlamına gelmediği söylemesi önemlidir. O, güvenilir bilgi niteliğinde olmayan ham tecrübe ile gözlem ve deney ile işlenmiş, arındırılmış tecrübe arasında bir ayrım üzerinde durur.  Tabiat bilimlerinde istikra ve tecrübe şarttır. Bunların dışında bir de ahlak ve toplum (içtimaiyye) bilimleri gibi genel yöntemlerden başka istatistik ve tarih tenkidi gibi bazı özel yolları ihtiva eden ilimler vardır. Sînâ, Burhan: II. Analitikler, s. 45.

 Bunun modern felsefede karşılığına gelince, Kant’ın mantıktan yoksun tecrübe  “kör”dür, ama Mantık, tecrübeye dayanmaksızın soyut gerçekliğin (özellikle matematiksel nesnelerin) bilgisini sağladığı için “boş” değildir” sözü aklınıza geldi değil mi? Dolayısıyla deneyci ve tümevarımcı yöntemin hiçbir işe yaramadığı ve tecrübeden yoksun mantık boştur, sözü tutarlı değildir. 

Evet Ampirizm, bilginin kaynağı olarak deneyi ön plana alırken, rasyonalizm aklı önceler. İlk akım tümevarım yöntemini kullanarak, metafiziksel kavramları dışlamıştır. İkinci akım, yani rasyonalizm ise tümdengelim yöntemini kullanarak, bilgiyi açıklar; ama bunu metafizik­sel tasarımlarla yapar. İşte bu iki karşıt akımı eleştirisel bir tarzda inceleyerek, duyumdan gelen ile akıldan kendiliğinden olan etkinliğin sentezini yap­maya çalışan Kant, dogmatizm ile septizm ikileminden kurtulmaya çalışır.  

Konuyu dağıtmadan özetle söyleyecek olursam, İbn Sînâ, bana göre tümevarım ve tümden gelim yöntemiyle modern matematikte “Sonsuz çıkış ve sonsuz iniş”i anlatır. Türk Metafiziğinin temel öğretisi olan Varlığın Birliği’nedki “nüzül uruç kavsi”ni hatırlayınız lütfen. Türk İslam Edebiyatında “Devriye” de denilen kavramsallaştırmayla  evrenin ve insanın Tanrı ‘ dan çıkıp (kavs-u nüzul) çokluk alemini oluşturması ardından tekrar kavsu-uruç ile Tanrı’ya dönmesini anlatmasını. Ya da svestika terimiyle Doğu Felsefesinin temel tasavvurunu mimari eserlere kazıtılması hususu da aklınızın bir kenarında dursun lütfen. 

Şimdi bu noktada Reichenbach’un gözlem ve deney üzerine kurulu emprizmin Bacon ile  peygamberini, Locke ile liderini, Hume ile  eleştirmecisini bulduğunu söylemesi modern Batı felsefesinde önemlidir.  Ama İbn Sînâ, felsefe tarihini kronolojik olurak okunması açısından bakacak olursak, gözlem ve deneye dayanan bu deneyimin istikra ile birlikte uygulanması gerektiğini belirtmesi gözden kaçmaktadır. Çünkü sorun varlıkta yüklem (mahmul) ile mevzu/konu arasında sebep bulunmadığı zaman çıkarım ilişkisinin nasıl kurulacağından çıkmaktadır. 

Velhasıl, metafiziğin dışlanması, ilk bakışta özgürleştirici olarak görülebilir, ancak keşfedilecek bir şeyin olduğuna inanana kadar bir uygulama olarak bilimin  geleceğinin problematik olduğu hususu gözden kaçmaktadır. Çünkü temellendirilmemiş uygulamalar, istikrarsız ve özünde anlamsız bir hayat akışının bir parçası olma ihtimali her zaman vardır.

  • Mutlak veya Külli İlim Olarak Metafizik 

Müslüman âlimler hikmetlerin hikmeti olan felsefe ile Metafizik alana işaret ettiğini hep söylüyoruz.  Çünkü “Her Hakikatin ilk sebebi olan ilk Hakk’ın bilgisi”dir. İslam felsefe geleneğinin ilk âlimi olan Kindî, felsefenin en yüksek seviyesi olarak metafiziği “hikmetler hikmeti” olarak adlandırmıştır. Nitekim bu husus sonraki filozoflarda daha da netleşmiştir. Çünkü ilahiyat/teoloji “tabii varlıkların ilk illeti, illetlerin illeti, mebdelerin mebdei olan Allah hakkında araştırma yapar. Bunun yanı sıra bir de diğer ilimlerin ilkelerini araştıran İlk Felsefe vardır. Hikmet denilen disiplin, bu olup en doğru, en kesin, en faziletli ilim nesnesine dair araştırma yapar.  

Peki bu noktada Aristoteles’e tekrar dönecek olursak, Hıristiyanlıktan önceki son yüzyılda düzenlenen yazılarına fizik (physis) ile ilgili konulardan “sonra gelen” anlamında “meta” terimi; “sonra” (post) anlamında değil, “geçme”, “aşma” (trans) anlamında kullanıldığının da söylenildiğini görürsek durum ne olacak? 

Metafizik, deneyim alanını aşan, duyulur üstü olan varlığı araştıran bilim anlamını kazanmaktadır. Tanrı, bir bütün olarak dünya ve ruh hakkında konuşur. Metafiziğin hakkında konuştuğu bu nesneler, Tanrı/rasyonel teoloji, bir bütün olarak dünya/rasyonel kozmoloji,  ruh/rasyonel psikoloji olmak üzere metafiziğin üç disipline karşılık gelmektedir. Metafiziğin belirli üç disiplinindeki ortak öğe, onların hepsinin rasyonel bilimler olmasıyla ortaya çıkar. Yani bu metafizik bilimler, deney bilimleri değil, tersine akıldan kaynaklanan rasyonel bilimlerdir. Bu disiplinlerin konu edindiği var olanların olanağı ve özü, her durumda, saf akıldan hareketle ve saf düşünme oluyla kazanılan kavramlardan hareketle ancak ussal olarak belirlenir.” (C.Türkyılmaz, “Heidegger’in “Ontoloji Tarihi”nde Kant Felsefesinin Yeri”. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 2004, (21/1), 171), Uyanık-Akyol,  İslam Felsefesi Giriş, Ankara: Elis Yayınevi 2022,  505

el-Felsefeset’ül-ula Olarak Metafizik: İlahiyat

Metafizik üzerine üçlemenin sonunda şunu tekrar vurgulamak isteriz: İslam Felsefesinde Metafizik kavramının el-Felsefeset’ül-ula, yani ilk felsefe, ilahiyat ve hikmet diye isimlendirilir. Burada Yüksek Din Öğretiminde İlahiyat teriminin seçiminin ne kadar isabetli olduğunu, İslami İlimler ifadesinin ise sekuler bir tanımlama olduğunu hatırlamak gerekir. 

İlahiyat, “tabii varlıkların ilk illeti, illetlerin illeti, ilkelerin ilkesi olan Allah hakkında araştırma yapar. Bu anlamda metafizik, “İlk İllet”in bilgisine ulaşmaktır. Bu tıpkı ontolojinin yani varlık kavramına yoğunlaşan disiplinin metafiziğin bir parçası olması gibidir. Bunun yanı sıra bir de diğer ilimlerin ilkelerini araştıran İlk/Gerçek Felsefe olduğunu belirtmiştir, Mutlak Hikmet denilen budur. Bu anlamda Hikmet, bazen en üstün bilinen hakkındaki en üstün bilgi, bazen en doğru ve en sağlım bilgi, bazen de “bütün varlıkların ilk sebeplerinin bilgisi olarak tarif edilir.  (İbn Sînâ, Kitâbu’ş-Şifa/Metafizik I/2.) Bunun hikmetlerin hikmeti olan Metafizik disiplinine karşılık geldiğini belirtmiştik. 

Tekrara düşme pahasına vurgulayacak olursak, varlıktaki en üst mevcut Tanrı’dır, içerdiği ikincil konusuna nispetle metafiziğe en şerefli ilim ve/ya el-ilmü’l-ilahi denir. Bu noktada Aristoteles’ten sonra müstakil olarak metafiziği felsefi bir disiplin olarak kurup teolojiden ayıranın İbn Sînâ olduğunu özellikle belirtilmelidir. Oysa Kindi teoloji ve metafizik arasında bir ayrım yapmayıp, metafiziğin öncelikle Tanrı ile ilgili olduğunu vurgulamıştı. İbn Sînâ’nın takip ettiği Farabi ise ilk felsefenin varlık olarak varlık hakkındaki araştırma olduğunu ve Tanrı ile sadece ikinci planda ilgilendiğini belirtmiştir. (Mevlüt Uyanık, “Tümevarım Meselesi İbn Sina Merkezli Yeni Bir Okuma”, Hitit Üniversitesi 

Yazar
Mevlüt UYANIK

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen