19 Mayıs 2022

Dostlarım, tarihçi değil göğüs cerrahı olduğumu bilirler. Tarih, bir bilim dalı olduğuna göre, uzmanlık ve bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamamız lazım. Ama konunun uzmanı olmayan bir kişi olarak, Osmanlı sadrazamları tarihine baktığımızda, günümüzde yaşadıklarımızın, verdiğimiz tepkilerin, kavga ve mücadelelerimizin neredeyse aynısını görebiliyoruz. Bir sistem nasıl kurulmuşsa öyle devam ediyor.

623 yıllık Osmanlı tarihinde 217 sadrazam gelmiş geçmiş. Yani görev süreleri ortalama 2,9 yıl. Sadrazam günümüzde Başbakan konumundaki kişi demek. Osmanlı’nın hâkim olduğu topraklarda yaşayan yetenekli, zeki bir köy çocuğunun Sadrazamlığa kadar yükselme şansı var.

Kuruluş döneminde (1320-1453) toplam 13 sadrazam görev yapmış ve 12’si 5 yılın üzerinde görev yapmışlar. En kısası 1 yıl süreyle, en uzunu 22 yıl 4 ay ile Çandarlı Kara Halil Hayrettin Paşa, ki Osmanlı’da en uzun süre sadrazamlık yapan kişi. Kadılıktan bu göreve atanmış ve 1387 yılında vefat etmiş.

Gelin basit bir matematik hesabı yapalım. 5 yıldan uzun süre sadrazamlık yapanların sürelerini belirleyelim ve kalanların ortalama kaç yıl süreyle sadrazamlık yaptıklarını bulalım. Kuruluş döneminde 12 sadrazam 121 yıl, Yükseliş döneminde 6 sadrazam 77 yıl (Koca Davut Paşa 15 yıl, Sokullu Mehmet Paşa 14 yıl), Duraklama döneminde 4 sadrazam 33 yıl (15 yılı Köprülü Fazıl Ahmet Paşa), Gerileme döneminde 1 sadrazam 6 yıl (Koca Mehmet Ragıp Paşa) ve Dağılma döneminde 5 sadrazam toplam 29 yıl görev yapmışlar. Yani 28 sadrazam 5 yıldan uzun süreyle ve toplam 266 yıl görev yapmışlar. Ortalaması neredeyse 10 yıla denk geliyor. Yaşam beklentisinin 30 yaş civarında olduğu dönemler için oldukça uzun bir süre.

Kalan zamana baktığımızda 189 sadrazam 357 yıl görev yapmışlar ki, ortalamaları 1.9 yıl. Çoğu günlerle, aylarla sınırlı! Hatta Zurnazen Mustafa Paşa 4 saatliğine sadrazam olabilmiş, Ahmet Vefik Paşa’da 2 gün sadrazamlık yapabilmiş. Bu arada 217 sadrazamın 44’ü de idam edilmiş (%20 idam oranı!!!).

Kendimizi çok ta hakir görmeyelim. Süre sorunu İngiliz ve Fransızlarda da varmış. 18 ve 19. Yüzyıllarda çok sık başbakan değiştirmişler, neredeyse aylarla sınırlı olacak şekilde. Kral, imparator veya başkanlar daha uzun süreler görev yapsalar dahi. Osmanlı’da da Sultan II.Abdülhamid 33 yıl hükümdarlık yapmış, ama o da çok sayıda sadrazamla çalışmış.

Oysa ABD’de 1789’dan sonra oluşturulan başkanlık sistemi 4 + 4 yıl şeklinde hala devam edegelmekte. Yani Başkan, Başkan Yardımcısı en az 4 yıl görev yapacağını bilerek geliyor, eğer suikasta uğramazsa!

Bu yazdıklarımla günümüzdeki tartışmalarda taraf olduğum düşünülmesin. Anlatmak istediğim istikrar olmayan dönemlerde uzun vadeli ve güçlü kararlar alınamıyor. Osmanlı’nın duraklama döneminde Harem’in etkisi ile çok uzun süren kargaşa dönemleri devam ederken, eğitimli ve ehliyetli bir aile (Köprülülüler) başa geldiğinde, artarda güçlü ve iyi eğitimli üç sadrazam (Köprülü Mehmet Paşa, Köprülü Fazıl Ahmet Paşa ve Merzifonlu Kara Mustafa Paşa) ile 1656-1683 arasında mali, idari, askeri ve sosyal ciddi meseleler halledilebiliyor. Nitekim bu sürecin neticesi 170 bin kişiyle Viyana’nın kuşatılmasına kadar varıyor. Sonu bozgun da olsa, 17.yüzyılda böyle bir askeri harekâtı lojistik açıdan başarabilmek hayranlık uyandırıcı.

Ama bu dönemin 6 yıl öncesinden (1648) bir başka örnek daha var. IV.Murad’ın ölümü üzerine I.İbrahim (tarihte Deli İbrahim olarak anılan, İlber hocaya göre deli değil aşırı sinirli ve nörotik bir mizaca sahiptir) getirilir. Sultan I.İbrahim 7 Ağustos 1648’de yeniçerileri organize edip kendisine isyan ettiren Sofu Mehmet Paşa’yı Sadrazamlığa atamak zorunda kalır. Mehmet Paşa bir önceki sadrazamı idam ettirtir, hatta cesedi binlerce parçaya ayrılır. Ardından kendisini zoraki sadrazam atayan ve azarlayan I.İbrahim’i Topkapı sarayında köşke kapatır ve tahttan indirtir. Yerine 7 yaşındaki IV.Mehmet geçirilir. Yani o zaman hayatta olan Sultan İbrahim’in annesi büyük Valide Sultan Kösem Sultan’ın torunu. Daha sonra Şeyhülislam şöyle bir fetva verir,  "İki halife müctemi (aynı anda hayatta) olduk ta biri katledilmek lazımdır"  ve Sultan İbrahim sarayda boğdurulur. Dikkat edelim bunlar aynı zamanda İslam Halifeleri, yani o zaman sık kullanılan tabirle Zıllullah (Allah’ın yeryüzündeki gölgesi). Sonrasında Sofu Mehmet Paşa, Padişah çocuk yaşta olduğu için 10 ay süreyle “Saltanat Atabeği” görevini ifa eder, imparatorluğu yönetir. Kendisi aynı zamanda Mevlevi’dir.

Hem mali, hem de sosyal olarak her şey çığırından çıktığı için bazı tedbirler almak durumunda kalır.  Bu tedbirler kapıkulu sipahilerinin menfaatlerine dokunur ve 25-28 Ekim 1648'de Sultan Ahmet Camii yakınlarında ayaklanırlar. Bu ayaklanmanın sonlarına doğru sipahiler ile Sadrazam yanlısı olan yeniçeriler arasında Ayasofya, Atmeydanı (yani şimdi ki Sultan Ahmet meydanı) ve Sultanahmet Camii çevresinde ateşli silahlarla büyük ve müthiş çatışmalar olur. Sipahiler yenilirler, ama bir bölük sipahi Sultan Ahmet Camii'ne sığınır ve camii içine hücum eden yeniçeriler isyancıların hepsini camii içinde öldürürler, hatta camiin kapıları ve camları tüfek bilyeleri nedeniyle delik deşik olur. Birkaç ay sonra başka bir sadrazam atanır ve Sofu Mehmet Paşa azledilir, Malkara’ya sürülür ve orada boğdurtulur.

Çok aşina geldi kulağınıza değil mi?

Osmanlı dönemine gitmeye de gerek yok. Daha 50 yıl önce başbakanımızı ve iki bakanımızı boğdurmadık mı? Darağacında, ama o da aynı kapıya çıkar. Günümüzde artık boğdurmuyoruz, ama başka şekilde hayatı zehir etme yöntemleri var.

Burada önemli olan insanların değil, zihniyetin, olaylara verilen tepkilerin ne kadar değiştiği? Gücü, hırsı, menfaat arzusunu hangi kurallarla kontrol edeceğimiz ve sistemi şahıslardan bağımsız olarak nasıl kurgulayacağımız? Bana kalırsa bu topraklarda insanlar gelip geçiyor, zihniyet hiç ama hiç değişmiyor!!!