25 Haziran 2022

'Bu da nereden çıktı?' demeden önce, lütfen biraz düşününüz: İngilizce, bütün milletlerarası yazışmalarda, muâmelelerde kullanılmıyor mu? Anadili İngilizce olmayan milletler, okullarında, ilk yabancı dil olarak İngilizce'yi öğretmeğe çalışmıyorlar mı? İnternet vâsıtasıyla haberleşmelerde bu dilin alfabesi kullanılmıyor mu? Demek ki, fikirlerin ifâde vâsıtası olmasının ötesinde, bu dil, bütün insanlığın 'ortak' kullanım âleti hâline gelmiş durumdadır. O hâlde, bu dil, yalnız İngilizleri, Amerikalıları değil, bütün milletleri ilgilendiriyor; bu dilin doğru dürüst yazılması, bu dille yazılanın 'doğru' okunması, okuyan, düşünen insanların hemen hepsi için çok önemli.

Peki, bu 'dil'in Roma'lılardan alıp benimsemiş olduğu kılık kıyâfet, 'latin alfabesi', bu dile ne 'kadar' uygun? Bakınız, İngilizce-Türkçe sözlüklerin muhtemelen en iyisini, muhakkak ki en 'kullanışlısını' gerçekten, çok büyük emek harcayarak ortaya koymuş olan, bu dile tam manâsıyla 'hâkim' olduğu görülen Hayrettin CETE ne diyor:

"İngilizcede 45 ses ve bunu karşılayacak 26 harf vardır. Görülüyor ki, alfabedeki harf sayısı bütün sesleri karşılayacak durumda değildir. Dahası, tarihi sebeplerden dolayı, bugün İngilizce 21 ünlü sese karşı, pek kural tanımayan 191 yazılış şekline sahiptir. Bunun doğal sonucu olarak, İngilizcede okunuş ve yazılış çok karışık bir durum arz etmektedir. Bu şartlar altında, günlük kelimelerinki hariç, çok az kişi sözlükteki her kelimenin nasıl okunacağını bilebilir." (Hayrettin Cete, Türkçe-İngilizce Fiiller Sözlüğü, İstanbul 2000, s. vii.) (P.K.102 Fatih 34262 İstanbul, Tel: 0212 525 35 25).

'Tut kelin perçeminden' diye işte bu duruma denilmez de hangisine denir? Kılık kıyâfeti hiç de düzgün olmayan bu dilin, milletlerarası haberleşmelerde, muâmelelerde 'görünüş' bakımından, hakketmediği hâlde geldiği önemli konumu bir yana bırakalım da, işin 'ilmî' tarafına bakalım:

Bir dil için 'ideal' olan, 'fonetik' olmasıdır; yazıldığı gibi okunması, okunduğu gibi de yazılmasıdır. Bir dilde kullanılan 'harf'lerin, mûsikî'deki 'nota' gibi olması, her nota nasıl belli bir sesi gösteriyorsa, her harfin de belli bir sese delâlet etmesi lâzımdır. Bünyesinde 45 'ses' bulunan bir dilin, bu sesleri sâdece 26 'harf' kullanarak ifâde etme 'canbazlığı' bâzılarına göre takdîre değer bir olay olabilir, ama bu, dilbilim kaidelerini hop oturtup hop kaldıracak bir 'olay'dır! Bir dili kullananların, hattâ anadili olarak o dili konuşanların bile, 'çok az'ının sözlükteki her kelimenin 'nasıl' okunacağını bilmesi ne demektir? Ünlü oyun yazarı Bernard Shaw da, vasiyetinde, büyük bir serveti ingilizce'nin fonetik alfabesinin yazılması için bırakmıştı.

'Olay'ın bir de iktisâdî vechesi var: bilindiği gibi, zamandan, mürekkepten, kâğıttan tasarruf sağlamak için olmalı, İngilizce'de, kısaltmalardaki 'nokta' bile kaldırıldı. Eskiden Mr. diye yazılan, artık Mr diye, Mrs. şeklinde yazılan Mrs biçiminde yazılmaktadır. Yıllarca önce, İstanbul'da İngilizce öğrettiğim sırada dikkatimi çekmişti: bir noktanın bile hesâbını yapan İngilizler, niçin meselâ Arap alfabesini kabûl ederek büyük tasarruf sağlamazlar? Öyle ya, latin alfabesiyle dört harfle yazılan 'that' kelimesi, Arap alfabesi kullanılarak iki harfle (zâl ve te harfleriyle) yazılabilir; 'this' kelimesi, yine iki harfle (zâl ve sîn) yazılabilir. Beş harfle yazılan 'think' üç harfle (peltek se, nûn, kef) yazılsa az tasarrf mu sağlanır? Altı harfle yazılan 'family' kelimesi (fe, mîm, lâm, ye kullanılarak) dört harfle yazılsa fenâ mı olur? İngilizce, Fransızca ve Almanca'nın, Arap harfleri kullanılarak nasıl yazılabildiğini görmek isteyenler, Prof. Dr. M. Hamidullah'ın, Introduction to Islam adlı eserinin sonundaki ek kısmına bakabilirler.

Ülkemizdeki bâzı diplomalılar, 'küreleşme' veya 'küreselleşme'nin 'kaçınılmaz' olduğunu ileri sürseler de, bunun aslında bir 'dayatma' olduğu, gün geçtikçe, örtbas edilemez bir biçimde beliriyor. Bu dayatmanın patronlarının kullandığı alfabe de, ister istemez, bütün milletleri ilgilendiriyor. O bakımdan, bu dilin 'kılığı' üzerinde söz söyleme 'hakkımızın' olduğu kanâatini taşıyoruz.

 

 

.

 

Yazar Hakkında:

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet Maksudoğlu, Eskişehir’de Kırım kökenli bir âile içinde doğdu. İnkılâp İlkokulunu, Eskişehir  Lisesini ve Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesini bitirdi. İzmir İmam-Hatîp Lisesi’nde Meslek Dersleri Öğretmeni olarak Arapça, Farsça, İngilizce ve Hadîs öğretti. Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde İslâm Târihi Asistanı oldu. Tunus’ta doktora tezi ile ilgili malzeme topladı, dilbilgisini bildiği Arapça'nın pratiğini yapmak imkânını buldu. Dördüncü sınıfına kabûl edildiği Burgiba Yaşayan Diller Enstitüsü Arapça Bölümü’nü bitirdi. Türkiye’ye dönüp İstanbul, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde belge inceledi. "Tunus’ta Osmanlı Hâkimiyeti" konulu doktorasını verdi. İngiltere’de, University of Cambridge’de Faculty of Oriental Studies’de Türkçe öğretti, orientalistlerin nasıl yetiştirildiklerini gördü. Türkiye’ye dönüp Diyânet İşleri Başkanlığına bağlı olarak İzmit, Ankara ve İstanbul’da vâizlik yaptı. Marmara Üniversitesi'nde 1983 yılında Yardımcı Doçent, 1986 da Doçent ve 1995 yılında Profesör oldu. İzinli olarak gittiği Malezyadaki International Islamic Universty’de 4 yıl (1991-95) Târih ve Medeniyet Bölümü başkanlığı yaptı, Osmanlı Târihi öğretti. Orada iken yazdığı Osmanlı History adı geçen üniversite tarafından bastırılıp (1999) textbook olarak kullanıldı. Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde bir yıl daha öğretim üyeliği yaptıktan sonra Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi kurucu dekanı olarak Eskişehire gitti. 2004-2005 öğretim yılında izinli olarak gittiği Kazakistan’ın Türkistan Beldesindeki Hoca Ahmed Yesevî Milletlerarası Türk-Kazak Üniversitesinde, Hollanda Rotterdam Milletlerarası İslâm Üniversitesinde bir dönem öğretim üyeliği yaptı.

Yazarın diğer makalelerinden: