1 Aralık 2021

 

Erzurum’da, Atatürk Üniversitesi’nde düzenlenen Nurettin Topçu Sempozyumu’nun ikinci gününde “İsyan Ahlakı” konulu oturumdayım. “İsyan Ahlakı” Nurettin Topçu’nun Fransa’da Sorbonne Üniversitesinde 1934’te yapmış olduğu doktora tezinden (Conformisme et Révolte) yapılan çeviri kitabın adı (1). Çeviri, tezin yayımlanmasından yaklaşık 60 yıl sonra yapılmış. Kitabın çevirisinin ilginç bir hikayesi var. Topçu, öğrencilerinin ısrarlı bir şekilde çevirelim önerisine, “kim okuyacak ki?” şeklinde karşı çıkmıştır. Kitabın ilk baskısı yapıldıktan kısa bir süre sonra Topçu’nun da kendi kitabını çevirmiş olduğu anlaşılılır (tamamlanmış olmasa da). İkinci baskıda Topçu’nun çevirisinden yararlanılarak çeviri yeniden gözden geçirilir. Bu açıdan, çevirmen ikinci baskının önsözünde, dünyada herhalde benzeri yoktur diyerek kitapların kaderini tartışır.

Peki kitap sağlığında neden yayınlanmamıştır sorusuna, oturumda konuşmacı olarak yer alan Atatürk Üniversitesi Felsefe Tarihi Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Ali Utku şu yorumları getirmektedir: Doçent olmasına rağmen herhangi bir üniversiteye kabul edilmemiş olmasının getirdiği ve öğrencilerine verdiği cevapta (kim okuyacak ki?)  hissettirdiği akademik kırgınlık ve umutsuzluk; yaşadığı dönemin şartlarında eleştirilmekten çekinme veya 1934’teki tezlerinden uzaklaşmış olma ihtimali. Nitekim Maurice Blondel‘den devraldığı hareket felsefesinden (2) ilerleyen dönemlerde Henri Bergson‘a doğru bir kayış söz konusu olabilir.

Topçu’nun öğretmenlik yaptığı dönemde, lise öğrencileri için hazırlamış olduğu pek çok ders kitabı var. Liseler için yazılan ilk Ahlak ders kitabının da yazarı. Kitabın ilk baskısında adının yanına başka isimler eklenmiş, daha sonraki baskılarda ise -kitabı tek başına yazmış olmasına rağmen- ismi yazarlar arasından çıkarılmış. Güzel ülkemde demek ki her zaman böyle ilginç (!) şeyler oluyormuş. Çünkü benim de buna oldukça benzeyen bir öyküm var.

Topçu, Fransa’da tanıştığı Maurice Blondel‘in izinden gider. Blondel, dine bağlı kalarak otonom bir felsefe oluşturma çabası içerisindedir. Topçu da bu imkandan yararlanarak islam felsefesini benzer bir çizgiye oturtmaya çalışmıştır. Oturumda dile getirilen bir başka konu da kitabın çevirisindeki başlığın orijinaline çok uygun düşmediği idi. “İsyan Ahlakı” yerine “İtaatkarlık ve İsyan: Bir İnanç Psikolojisi Taslağı”  daha uygun olabileceği şeklinde bir öneri sunuldu. Çünkü eser bir yönüyle de psikoloji tezidir.

Kitapta determinizm ve özgürlük gibi genelde dikotomik bir tartışma hakimdir. Hem itaat hem de isyan kelimeleri olumlu ve olumsuz yönleriyle ele alınmıştır.  Örneğin itaat tanrıya yönelik ise olumlu, uysallık anlamında “düşünmeden boyun eğme” bağlamında ise olumsuz olarak telakki edilmiştir. İsyan ise iradenin kendi içinde bulunduğu şartlara boyun eğmeyip baş kaldırması bakımından bir hareket olarak ele alınmaktadır. Topçu’ya göre her isyan bir harekettir ancak her hareket bir isyan değildir. Bir hareket, ancak kendinden üstün bir düzene yönelirse isyan adını almaktadır. Stirner, Rousseau, Schopenhauer ve Nietzche‘yi de isyancı olarak kabul etmez. İlk ikisini bencillik veya benliklerine sığınmakla, diğer ikisini ise nihilizmin çukurunda isyanın imkanını feda etmekle suçlamaktadır.

Topçu, “evrensel boyutta olmadıkça gerçek bir ahlaklılık olmadığı tezini ortaya koyar. Bilim, insanlığa kötülük getirebilir (atom bombası örneği), vatan aşkı düşman oluşturarak kini besler, namuslu diye addedilen bir insan kurulu düzende kendine verilen görevleri sorgulamadan emredildiği şekilde yaptığından özgür iradesini kullanmaktan uzaktır ve düzenin kötüler aracılığıyla kurulmuş olma ihtimali her zaman mümkündür (Nazi subay ve askerlerinin Hitler’in emrine itaati gibi).

Sokrates tarafından ifade edilen “kötülük bir bilgisizliktir, hiç kimse bilerek kötülük etmez” savına karşı çıkar. Ona göre iyilik hareketi, iyilik bilgisinden önce gelir. Çünkü bir şeyin iyi olduğunu bilmek bazen harekete geçmek için yeterli olmayabilir. Bu yüzden ahlaki davranışın kendi bilgisini tayin ettiğini belirtir. Yani önce deneyimlemek gerekir. Kant‘ta vazifeyi belirleyen pratik akıl kavramını da evrensel olandan ve özünde iyinin nüvesini taşıyan hareketten uzak bulur. Ahlaki davranışı, zevke (mutluluğa), faydacılığa indirgeyen yaklaşımları da kabul etmez. Benzer şekilde sosyal dayanışma doktrinlerini de mutluluk ve faydaya yönelik dayanışmayı tavsiye ettiklerinden reddeder. Durkheim‘in “iyilikle vazifeyi bağdaştırmaya çalışan” dayanışmacılığını da, Rauch‘un “namuslu adam” ahlakını da (gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım) kusurlu bulur.

Topçu’nun ahlak görüşünde “sorumluluk” kavramı merkezdedir. Bu, hareketin sonucundan kaynaklanan değil, hareketi doğrudan yönlendirme arifesindeki sorumluluk bilincidir. Bu tarzda bir sorumluluk anlayışının kaynağı “şuur”dadır. Sorumluluk, düşünme faaliyetini doğurur ve insan düşündükçe, yapacağı hareket karşısında kendini daha sorumlu hisseder. İç güdü, menfaat, iyilik ve vazife gibi insani duygular aynı zamanda pasifliği de içermektedir. Oysa ahlak, bunların ötesinde ve üstünde yer almaktadır (1).

KAYNAKLAR

  1. Nurettin Topçu, İsyan Ahlakı, Dergah Yayınları, 2. Baskı, Şubat 2016.
  2. Hareket Felsefesi: 18. yüzyıldan sonra batıda gelişen materyalist-positivist akımların karşısında insanlığın kurtuluşunu ahlaki ve moral değerlerin yükselişinde gören spiritüalist bir felsefe akımı.

 

Bu kategorideki Makalelerden