Haber - Yorum
Pazartesi, 10 Aralık 2018 08:48

Arılar neden yok oluyor?

"Peki, o zaman ne yapacağız? Yarattığımız bu büyük arı laneti konusunda ne yapacağız? Anlaşılan o ki hala ümit var. Ümit var. Her biriniz arılara doğrudan ve kolay iki farklı yolla yardım edebilirsiniz. Arı-dostu çiçekler ekin, ve bu çiçekleri, yani arıların gıdasını böcek öldürücülerle kirletmeyin. İnternete girin ve yaşadığınız bölgedeki çiçekleri araştırın ve onları ekin. Kapınızın önüne bir saksı içine ekin. Evinizin girişine ekin, arka bahçenize ekin, bulvarlarınıza ekin. Parklara, kamusal alanlara, çayırlık alanlara ekilmesi için kampanyalar düzenleyin. Çiftlik alanlarını bir yana koyun. İlkbahardan sonbahara, tüm bir büyüme mevsimi süresince açacak mükemmel çeşitlilikte çiçeklere ihtiyacımız var. Arılarımız için, ama aynı zamanda göç eden kelebekler, kuşlar ve diğer yabani yaşam için yol kenarlarının çiçeklerle donatılmasına ihtiyacımız var."

*****

Prof.Dr. Marla SPİVAK[i]

Arılarla yaşam böyle bir şey ve bu ise arılar olmadan yaşamımız. Arılar, meyvelerimizin ve sebzelerimizin, çiçeklerimizin ve çiftlik hayvanları için besin olan yonca gibi ekinlerin en önemli polen taşıyıcısıdır. Tüm dünyanın tahıl üretiminin üçte birinden fazlası arıların polen taşımasına bağlıdır.

İronik olan şu ki, arılar bizim besinlerimizi bilinçli olarak polenlemiyor. Bunu yapıyorlar çünkü beslenmeleri gerek. Arılar beslenmelerinde ihtiyaç duydukları proteini polenden alırlar ve gereken tüm karbonhidratı da çiçeğin özsuyundan. Çiçeklerden beslenirler ve çiçekten çiçeğe konarken, aslında buna çiçek pazarında alışverişe çıkmak denilebilir, neticede bu değerli polen taşıma hizmetini verirler. Dünyanın arıların olmadığı köşelerinde ya da arılar için cazip olmayan bitkilerin dikildiği yerlerde, insanlar polen taşıma işini elle yapmak için ücret alıyor. Bu insanlar çiçekten çiçeğe bir fırça ile polen taşıyorlar. Şimdi bu elle polen taşıma işi aslında o kadar da alışılmadık bir şey değil. Domates yetiştiricileri, domates çiçeklerini çoğu zaman ellerindeki titreştirici ile döllüyor. İşte bu bir domates gıdıklayıcı. (Gülüşmeler) Bunun nedeni domates çiçeğinin içindeki polenin, çiçeğin erkek kısmı olan Anter tarafından çok güvenli bir şekilde saklanması ve bu poleni ortaya çıkarmanın tek yolunun titreştirmek olmasıdır. Dolayısıyla yabanarıları bu çiçeğe tutunup onu sarsabilecek birkaç arı türünden bir tanesidir ve bunu kendi uçuş kaslarını müzikteki Do notasına benzer bir frekansta çırparak yaparlar. Böylece çiçeği titreştirirler, ses dalgası yollarlar ve bu etkili vınlamayla polen serbest kalır. Polen arının tüylü bedeninde toplanır ve balarısı bunu eve yiyecek olarak götürür. Domates yetiştiricileri artık yabanarısı kolonilerini domatesleri döllemek için seraların içine yerleştiriyor. Çünkü doğal yollardan yapıldığında çok daha etkili bir polenleme elde ediyorlar. Domatesler de daha kaliteli oluyor.

Yani arıları umursamanın başka, belki daha kişisel nedenleri var. Dünyada 20 binden fazla arı türü var ve hepsi kesinlikle muhteşem. Bu arılar yaşam döngülerinin çoğunu yerde saklanarak ya da ağaç diplerinde geçiriyor. Bu güzel yaratıkların çok azı balarıları gibi yüksek sosyal davranış göstermek üzere evrilmiştir.

Balarıları bu diğer 19 bin 900 küsur türün en karizmatik temsilcisi olma eğilimindedir, çünkü insanları kendi dünyalarına çeken özel bir şey var. İnsanların balarıları tarafından cezbedilmesi erken yazılı tarihe dayanıyor. Çoklukla amaç ballarını toplamak, çünkü bal harika bir doğal tatlandırıcıdır.

Benim balarılarının dünyasına çekilme nedenim tamamen şans eseri. 18 yaşındaydım ve sıkılmıştım. Kütüphaneden arılar hakkında bir kitap aldım ve geceyi onu okuyarak geçirdim. Karmaşık toplumlarda yaşayan böcekler hakkında hiç düşünmemiştim. Bu sanki bilim kurgunun en iyisinin gerçekleşmesi gibiydi. Daha da ilginci, şu insanlar vardı, şu arıcılar, arılarını ailelerini sever gibi seven insanlar. Kitabı elimden bıraktığımda, bunu kendi gözlerimle görmem gerekiyordu. Ben de ticari bir arıcı için çalışmaya başladım, New Mexico'da 2 binden fazla kovana sahip bir aile için. Temelli olarak bu işe bağlandım.

Balarıları, koloninin bir organizma olduğu, ve 40 bin ilâ 50 bin arasında bireysel arı organizmasından oluşan bir süper-organizma olarak düşünülebilir. Bu toplumun hiçbir merkezi otoritesi yoktur. Başta kimse yoktur. Dolayısıyla, nasıl olup da ortak kararlar aldıkları, nasıl görev ayrımı ve iş bölümü yaptıkları, çiçeklerin yerini nasıl birbirlerine bildirdikleri, tüm bu ortak sosyal davranışları akıllara durgunluk verici. Benim kişisel ilgi saham ve yıllardır üzerinde çalıştığım husus, onların sağlık sistemleridir. Yani arılar sosyal sağlık hizmetine sahiptir. Laboratuvarımda arıların kendilerini nasıl sağlıklı tuttukları konusunda çalışıyoruz. Örneğin, hijyen konusunu çalışıyoruz. Bazı arıların yuvadaki, kolonideki hasta bireyleri tespit edebildiği ve ayıkladığı, böylece koloniyi sağlıklı tutabildiği konusunu… Son zamanlarda, arıların bitkilerden topladıkları reçineler konusunda çalışıyoruz. Arılar bazı bitkilere uçar ve bu çok yapışkan reçineyi yapraklardan kazıyarak, bunları yuvaya getirirler. Reçineyi, yuva mimarisinde tutkal olarak kullanırlar, buna Propolis diyoruz. Propolisin doğal bir dezenfektan olduğunu öğrendik. Doğal bir antibiyotik. Kolonideki bakterileri ve küfleri ve diğer mikropları öldürür. Böylece koloninin sağlığı ve toplu bağışıklığını destekler. İnsanlar milattan beridir propolisin gücünü bilmektedir. Propolisi insanlar için ilaç yapmak amacıyla arı kolonilerinden toplamaktaydık, ama bunun arılar için ne kadar iyi olduğunu bilmiyorduk. Yani arılar onları 50 milyon yıldır sağlıklı ve kuvvetli kılan bu inanılmaz doğal koruyucuya sahipler.

Yedi yıl önce, balarısı kolonilerinin toplu halde öldükleri haberi ilk olarak ABD'den geldiğinde, bir şeyin gerçekten, gerçekten kötü gittiği çok açıktı. Ortak bilincimizde, gerçekten ilkel bir şekilde, arıları kaybetmeyi göze alamayacağımızı biliyorduk. O zaman neler oluyor? Arılar bir çok ve birbiriyle ilişkili nedenden ölüyor ve bunların her birinin üzerinden geçeceğim. Uzun lafın kısası, arıların ölmesi çiçeksiz bir tabiat ve işlemeyen bir gıda sistemini göstermektedir.

Elimizdeki en iyi veriler balarıları hakkında olduğundan örnek olarak onları kullanacağım. ABD'de, aslında arıların sayısı II. Dünya Savaşından bu yana azalmakta. 1945 ile karşılaştırıldığında şu anda ABD'de bakılan kovan sayısı yarı yarıya inmiştir. Yaklaşık iki milyon kovan arıya kadar indiğimizi düşünüyoruz. Ve bunun nedeni, II. Dünya Savaşından sonra, tarım uygulamalarımızı değiştirmemiz. Koruyucu bitkiler ekmeyi bıraktık. Yonca ve kabayonca ekmeyi bıraktık. Bunlar topraktaki nitrojeni sabitleyen doğal gübrelerdir ama bunun yerine sentetik gübreler kullanmaya başladık. Yonca ve kabayonca arılar için yüksek besin değeri olan bitkilerdir. II. Dünya Savaşından sonra, çiftliklerdeki yabani bitkileri öldürmek için bitki öldürücüler kullanmaya başladık. Bu yabani bitkilerin çoğu arıların yaşamlarını sürdürmek için ihtiyaç duydukları çiçekli bitkilerdi. Giderek daha fazla tek türlü ürün üreten tarım yapmaya başladık. Şimdi gıda erişimi olmayan yerlerden bahsediyoruz, şehirlermizdeki bölgeler, manavları olmayan mahalleler. Arıları olan çiftliklerin tam da kendileri bugün artık tarımsal gıda çölleri. Mısır ya da soya gibi bir-iki ürün türünün boyunduruğuna girmiş çiftlikler. II. Dünya Savaşından beri, arıların yaşamak için ihtiyaç duyduğu çiçek veren bitkilerin çoğunu sistematik olarak yok ediyoruz. Tek tip tarım kültürü arılar için iyi olan ekinlere kadar yayıldı, örneğin badem. Elli yıl önce, arıcılar polenleme işlemi için sadece bir kaç kovan arı götürürdü bademliklere. Hem badem çiçeklerindeki polenler protein açısından gerçekten zengindir. Arılar için gerçekten iyidir. Şimdiyse, tek tip badem tarımı kültürünün boyutları, ulusumuzun arılarının çoğunun ki bu 1,5 milyon kovan arının üstünde, bu tek ekini polenlemek için tüm ülkede dolaştırılmasını gerektiriyor. Kamyonlara yükleniyorlar, sonra da kamyonlardan indirilmeleri gerekiyor, çünkü çiçekten sonra, bademlikler engin ve çiçeksiz arazilerdir.

Arılar son 50 yıldan fazla bir zamandır ölüyor ve biz onlara ihtiyaç duyan daha fazla ürün ekiyoruz. Ekin üretiminde arıların polenlemesine ihtiyaç duyan yüzde 300'lük bir artış var.

Ayrıca böcek ilaçları var. II. Dünya Savaşından sonra böcek ilaçlarını büyük çapta kullanmaya başladık, çünkü tek tip tarım, ekin zararlılarına bir ziyafet sunuyordu. Yakın zamanda, Penn State Üniversitesi'nden araştırmacılar arıların evlerine yiyecek olarak taşıdıkları polenlerde böcek ilacı kalıntıları aramaya başladılar. Arıların topladığı her bir polen kümesinde en azından altı farklı tespit edilebilen böcek ilacına rastladılar. Her çeşit böcek zehri, bitki öldürücü, mantar öldürücü ve hatta aktif içerikten daha fazla toksik olabilen, böcek ilacı förmülünün bir parçası olup tepkimeye girmeyen ve etikete yazılmayan bileşenler de vardı. Bu küçük arı büyük bir ayna tutuyor. İnsanlara bulaştırması için ne miktarda olması gerekiyor?

Bu böcek öldürücülerin bir sınıfı, neonikontinoidler, şu anda dünyanın her yerinde başlıkları süslüyor. Muhtemelen duymuşsunuzdur. Bu yeni bir böcek öldürücü sınıfı. Bitkide ilerliyor ve böylece bir ürün zararlısı, yaprak yiyen bir böcek, bitkiden bir ısırık alıyor ve ölümcül dozu alarak ölüyor. Eğer bu neoniklerden biri, böyle adlandırılıyorlar, yüksek konsantrasyonlarda uygulanırsa, bu toprak uygulamasında olduğu gibi, yeteri kadar bileşim bitki boyunca ilerleyerek polen ve nektara ulaşır. Bu durumda, arı yüksek dozda nörotoksin tüketmiş olur ve bu da arının seğirip ölmesine neden olur. Çoğu tarım yerleşimlerinde, çoğu çiftliklerde, sadece tohum böcek öldürücü ile kaplanmıştır. Dolayısıyla küçük bir miktar bitki içinde ilerler ve polen ile nektara geçer. Arı bu düşük dozu tükettiğinde ya hiçbir şey olmaz ya da arı zehirlenir ve yönünü kaybeder ve eve dönüş yolunu bulamayabilir. Her şeyin ötesinde, arılar kendilerine özgü hastalık ve parazitlere sahiptir. Arıların bir numaralı halk düşmanı bu şeydir. Varroa Yıkıcısı adı verilir. Uygun bir şekilde isimlendirilmiştir. Bu büyük, kan emici parazit arının bağışıklık sistemini tehlikeye atar ve virüsleri dolaşıma sokar.

Hepsini sizin için bir araya getirmeme izin verin. Büyük, kan emici bir parazitin üzerinde dolaştığı bir arı olmanın nasıl bir his olduğunu bilmiyorum. Virüs sahibi bir arı olmanın da ne demek olduğunu bilmiyorum. Ama vücudumda bir virüs olmasının ne demek olduğunu, grip olmanın ne demek olduğunu biliyorum ve iyi besin almak için manava gitmenin ne kadar zor olduğunu biliyorum. Peki, eğer bir gıda çölünde yaşıyor olsaydım? Manava gitmek için uzun bir mesafe katetmek zorunda kalsam ve nihayet zayıf vücudumu oraya ulaştırıp böcek ilacı dolu yemeğimi yiyerek nörotoksin tükettiğimde eve dönüş yolunu bulamasaydım? Çoklu ve birbirini etkileyen ölüm nedenleri derken kastettiğimiz bu.

Sadece balarıları için değil. Tüm o harika yabani arı türlerimiz risk altında, domates polenlemesini sağlayan yabanarıları dâhil. Bu arılar balarılarımız için destek sağlıyorlar. Balarılarımızın yanı sıra polenleme sigortası sağlıyorlar. Bizim tüm arılarımıza ihtiyacımız var.

Peki, o zaman ne yapacağız? Yarattığımız bu büyük arı laneti konusunda ne yapacağız? Anlaşılan o ki hala ümit var. Ümit var. Her biriniz arılara doğrudan ve kolay iki farklı yolla yardım edebilirsiniz. Arı-dostu çiçekler ekin, ve bu çiçekleri, yani arıların gıdasını böcek öldürücülerle kirletmeyin. İnternete girin ve yaşadığınız bölgedeki çiçekleri araştırın ve onları ekin. Kapınızın önüne bir saksı içine ekin. Evinizin girişine ekin, arka bahçenize ekin, bulvarlarınıza ekin. Parklara, kamusal alanlara, çayırlık alanlara ekilmesi için kampanyalar düzenleyin. Çiftlik alanlarını bir yana koyun. İlkbahardan sonbahara, tüm bir büyüme mevsimi süresince açacak mükemmel çeşitlilikte çiçeklere ihtiyacımız var. Arılarımız için, ama aynı zamanda göç eden kelebekler, kuşlar ve diğer yabani yaşam için yol kenarlarının çiçeklerle donatılmasına ihtiyacımız var. Topraklarımızı ve arılarımızı besleyecek koruyucu bitkileri yeniden ekme konusunda dikkatlice düşünmeliyiz. Çiftliklerimizi çeşitlendirmeliyiz. Tarımsal gıda çöllerini engellemek için çiçekli bitkileri sınırlara ve çitlere ekmeliyiz. Yarattığımız bu işlemeyen gıda sistemini düzeltmeye başlamalıyız.

Bu büyük, devasa bir soruna çok küçük bir karşı-önlem gibi görünüyor olabilir -gidip çiçek ekmek- ama arılar iyi beslenmeye eriştiklerinde onların polenleme hizmetleri aracılığıyla biz de iyi beslenmeye erişebileceğiz. Ayrıca arılar iyi besinlere eriştiklerinde, milyonlarca yıldır güvendikleri kendi doğal korumalarını, kendi sağlık hizmetlerini daha kolay bir şekilde kullanabileceklerdir. Dolayısıyla arılara böyle yardım etmenin güzelliği şu ki, her birimizin bir arı ya da böcek toplumuna daha benzer davranışlarda bulunmamız gerek. Yani, hepimizin bireysel eylemleri üstün bir çözüme katkıda bulunabilir. Bireysel eylemlerimizin toplamından çok daha büyük bir özellik ortaya koyabilir. Öyleyse gelin, çiçek ekmek ve onları böcek ilacından uzak tutmak gibi küçük eylemleri büyük ölçekteki değişimin itici gücü yapalım.

Arılar adına, sizlere teşekkür ederim.

GÖRSELİ SEYRETMEK İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

--------------------------------------

Kaynak:

https://www.ted.com/talks/marla_spivak_why_bees_are_disappearing/transcript?language=tr

[i] McKnight Üniversitesi, Çalışma alanı; Arıcılık ve Sosyal Böcekler

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun.

Haber-Yorum

Diğer Yazılar

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

22700714