Haber - Yorum
Pazar, 21 Temmuz 2019 23:14

Ötekileştiren değil birleştiren siyaset

İstanbul seçimleri, sonuçları ve seçmen davranışları ile partiler için yeni bir siyasi yol haritası belirleme zorunluğunu da ortaya çıkardı. Karar Gazetesi’nden Hasan Mesut ÖNDER, 23 Haziran’da klasik tabanın ötesine geçen bir destek alan CHP’nin söylemde değişen yüzü ve politikalarını Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Yunus Emre ile konuştu...

*****

Röportaj: Hasan Mesut ÖNDER

CHP, İstanbul seçimlerinde ciddi bir başarı gösterdi. Bu başarı, CHP’nin kurumsal kimliğinden mi, İmamoğlu’nun profilinin halkta yarattığı etkiden mi, yoksa 25 yıldır İstanbul’u yöneten iktidar partisinin yıpranmasından mı kaynaklanıyor, sizce yüzde 9’luk farkın nedeni nedir?

Aslında başarının, başka sebeplerle birlikte tüm bu bahsettiğiniz nedenlerin belirli oranlarda yarattığı etkiden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Ak Parti’nin özellikle son birkaç yılda dozunu arttırdığı ötekileştirme ve düşmanlaştırma politikaları toplumda bir bıkkınlık, bir yılgınlık yarattı. Ekonomik krizin de iyice hissedilir olmasıyla beraber vatandaş, siyasetçiye 31 Mart öncesinde aslında şu mesajı veriyordu: “Kavgalarınla beni yorma; işsizlik, yoksulluk gibi benim günlük hayatıma değen meselelere odaklan.” Halkın verdiği mesajların karar verici kişi ve organlara iletilmesi konusunda Ak Parti’de önemli sorunlar olduğunu biliyoruz. Uzun bir iktidar döneminin yarattığı yıpranmanın ötesinde, bu meselenin asıl kaynağının partinin aşırı merkezileşmesi ve iktidarın Sayın Erdoğan’ın şahsında kişiselleşmesi olduğunu söyleyebiliriz. Bu parti artık kendi kurum ve kurallarını işleten, tabanından yukarıya doğru bilgi ve talepleri taşıyan bir mekanizmadan “tek adamın” yegâne söz sahibi olduğu bir makineye dönüştü. Bunun karşısında ise Kemal Kılıçdaroğlu’nun partinin başına geçmesinden itibaren Ak Parti’nin kimlikler üzerinden toplumu ve siyaseti kutuplaştırma stratejisinin tuzağına düşmekten kaçınan bir Cumhuriyet Halk Partisi vardı. 

Aslında bu siyasetin meyvelerini, demokrasi çatısı altında mücadele etmek isteyen çok farklı kesimleri bir araya getirmeyi başarabildiğimiz 2017 referandumu sürecinde almaya başlamıştık. İktidarın kutuplaştırma politikaları sonucunda CHP’ye şüpheyle yaklaşan kesimlerin bir bölümü belki bizimle yan yana durmasalar bile sözlerimize kulak verir olmuştu. Adalet Yürüyüşü bu eğilimi olgunlaştıran ve kalıcılaştıran en önemli dönüm noktası oldu. İşte bugün Ekrem İmamoğlu’nun başardığı şey, partimize daha önce ihtiyatla yaklaşan toplumsal kesimleri CHP’nin samimiyetine ve sahiciliğine inandırmak ve demokrasi mücadelesi temelinde toplumun bütün kesimlerini yanına çekmek oldu. Yani Cumhuriyet Halk Partisi’nin kutuplaşmayı kırarak, demokrasi mücadelesinde çok farklı toplumsal kesimlerle omuz omuza mücadele etme politikasını çok başarılı bir şekilde temsil etti ve bu muazzam başarıyı yakaladı. Bunun haricinde 31 Mart seçimlerinin akıl almaz biçimde iptal edilmesi ve bunun seçmende yarattığı haksızlık hissi, Ak Parti’nin zaman zaman karalamaya varan kavgacı tutumu gibi diğer sebepler de farkın açılmasında önemliydi.  

Özellikle, muhafazakar 45 yaş üstü seçmen ile CHP arasında, partinin jakoben laik görüşleri nedeni bir mesafe olduğu söyleniyor. Bu kanaate sahip kitlenin temel gerekçesi, tek parti döneminde yapılan uygulamalar, başörtü sorunu vb. gibi konular. CHP’nin muhafazakâr sağ seçmene yönelik ilişki kurma stratejisi var mı, varsa bu algının yıkılmasına yönelik atılan adımlardan bahsedebilir misiniz? 

Bizim temel amacımız demokrasi mücadelesi veren tüm kesimleri yaşam tarzı, giyimi, kuşamı ya da başka özellikleri nedeniyle dışlanmış hissetmeyeceği şekilde partimizin çatısı altında bir araya getirebilmek. Biz parti olarak kültürel, etnik ya da dini kimliklerin siyasi mücadelenin temel konusu hâline getirilmesine karşıyız. Türkiye bu türden ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı siyasetten çok sıkıldı; siyasette zaman zaman hâlâ kışkırtılmaya çalışılan bu ayrımın artık toplumda bir karşılığının da kalmadığını söyleyebilirim. Ekrem İmamoğlu’na destek veren kitleye bakarsanız her renkten insanın demokrasi ve özgürlükler temelinde bir araya gelebildiğini, ortak bir mücadele yürütebildiğini görürsünüz. 

Bizim yürüttüğümüz siyaset, farklılıkları ön plana çıkarıp vatandaşları sahip olduğu kimlikten ibaret gören bir siyaset değil. Biz kimliğinden ya da yaşam tarzından bağımsız bir şekilde tek tek her vatandaşın ekonomik ve toplumsal anlamda güçlendirilmesini, siyasi süreçlere katılmasını ve kendi sözünü söyleyebilmesini istiyoruz. Cumhuriyet’i ve demokrasiyi de savunmanın yolu da buradan geçiyor. Belediye seçimlerinde halkın başta İstanbul olmak üzere partimizin adaylarına fırsat vermesi de önyargıların kırıldığına dair önemli bir işaret. Bu belediyelerde, partimizin bahsettiğim eşitlikçi ve güçlü vatandaşlığa vurgu yapan prensiplerine uygun şekilde ortaya konacak uygulamalar, kimliği ya da yaşam tarzı dolayısıyla zamanında CHP’ye şüpheyle yaklaşmış ya da hâlâ bu şüpheyi taşıyan vatandaşlarımızın endişelerini giderecektir. 

Türkiye, yıllardır PKK  terörü ile mücadele ediyor . Ancak bazı analistler,  PKK’nın, Kürt sorunun bir sonucu olduğunu söylüyor. CHP, Türkiye’nin kan kaybetmesine neden olan bu problemi nasıl tanımlıyor, bu bir terör sorunu mu, demokratikleşme sorunu mu, yoksa etnik bir sorun mu? Bu problemi nasıl tanımlıyorsunuz ve bu problemin çözümüne yönelik bir stratejiniz var mı? 

Ülkemizde Kürt vatandaşlarımızın karşılaştığı, ayrımcılık başta olmak üzere, çok önemli sorunlar mevcut. Bu noktada partimizin tutumu çok açık: Kürt vatandaşların talepleri, demokrasinin evrensel standartları temelinde çözülmelidir. Diğer yandan bu ülke on binlerce insanını PKK terörüne kurban verdi. Artık hiçbirimizin bir vatandaşımızın dahi burnunun kanamasına tahammülü kalmadı. Ak Parti döneminde terör örgütünün silahsızlandırılması ve siyasi çözüm sürecinin yolunun açılmasına dair başarısız birkaç tecrübe yaşadık. Bu tecrübelerden aldığımız derslerle biz şunu söylüyoruz: “Çözüm süreci” dediğimiz süreç, konjonktüre göre çıkarları değişen ve değişen çıkarları temelinde de masayı devirebilecek aktörlerle yapılmamalı. Şeffaf bir yaklaşımla ve her aşamasında kamuoyunun da azami düzeyde bilgilendirilmesiyle Meclis’te yapılmalı.

Yine daha önceki başarısız süreçten çıkardığımız bir diğer ders de şu: Kürt meselesine toptan bir demokratikleşme perspektifinden yaklaşmadığımız sürece birileri bir lütuf gibi bazı hakları sağlayacaktır, ancak dilediği zaman bu hakları fiilen ortadan kaldırabilecektir. Bunun yerine bizim önerimiz, Cumhuriyet fikrinin temel prensiplerinden olan eşitlik, güçlü vatandaşlık ve katılım unsurlarının hâkim kılınması. Tabii burada eşitlik derken soyut bir eşitlik anlayışından bahsetmiyorum. Toplumsal, ekonomik ve siyasi alanlarda Kürtler’in bu ülkenin diğer vatandaşlarıyla aynı olanaklara sahip olacakları, buna engel olan tüm engellerin ortadan kaldırılacağı içi dolu bir eşitlikten bahsediyorum. Bu adımı atabildiğimiz noktada işimiz çok daha kolaylaşacak ve bir müzakere yürütülecekse bu müzakere sürecinde güçlü vatandaşların tamamı yer alabilecek. Toplumsal mutabakata ve demokratik değerlere dayalı bu süreç dolayısıyla çok daha kalıcı olacak.

CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır, Doğu Akdeniz’de “Petrol bulamadık, orada ne işimiz var” şeklinde bir açıklaması oldu. Partinizin Doğu Akdeniz, S-400’lerin alımı ve Türk Amerikan ilişkilerindeki iniş çıkışlar hakkındaki görüşleri nelerdir?  

Öncelikle CHP’nin dış politika alanında daima ülkemizin çıkarlarının yanında olduğunu söylememiz gerekir. Ancak bu söylediğim, iktidar partisinin dış politika konusunda atacağı tüm adımlara koşulsuz destek vermek anlamına gelmiyor. Çünkü iktidar dış politikada yanlış yaptığı zaman onu uyarma görevimizi yerine getirmezsek, o zaman ülkemizin çıkarlarının zedelenmesine sessiz kalmış oluruz. Bu konuda Suriye’ye yönelik yanlış dış politikamızı örnek verebiliriz: O gün biz gerekli uyarımızı yapmıştık, ama iktidar tarafından dikkate alınmadığımız için bugün bu yanlış politikanın bedelini ülke olarak ödemeye devam ediyoruz.

Türkiye, güçlü ve tam bağımsız bir devlet olarak, hiçbir ülkeden talimat alamaz ve hiçbir ülkenin tehditlerine boyun eğemez. Atatürk’ün kurduğu partinin üyeleri olarak Türkiye’nin bağımsızlığı bizim için çok önemlidir. Ancak Türkiye, NATO ittifakına kendi rızasıyla dahil olmuş ve bunun gereği olarak NATO ülkelerinin ortak iradesiyle belirlenen kararlara uyacağını taahhüt etmiştir. CHP olarak biz, Türkiye’nin stratejik konumu dolayısıyla hava savunmamızın güçlendirilmesini kesinlikle destekliyoruz. Bu anlamda, hava savunma sistemlerinin satın alınması olumlu bir adım olmakla birlikte, başta ABD olmak üzere attığımız bu adımdan kaygı duyabilecek diğer NATO müttefiklerimize bu sistemleri satın almamızın gerekliliklerini anlatmalı ve bu adımın NATO sistemine bağlılığımızı sarsıcı bir hamle olmadığını açıklamalıyız.

------------------------------------------------------

Kaynak:

https://www.karar.com/gorusler/otekilestiren-degil-birlestiren-siyaset-1256754

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun.

Haber-Yorum

Diğer Yazılar

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

21767817