Haber - Yorum
Pazartesi, 07 Ekim 2019 00:33

Irak’ta olanları ‘ırak’ta aramak gerek

Modern Irak Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra çevre ülkelere nazaran Irak’ın beşeri kaynakları ve potansiyeli bir hayli gelişmişti. Fakat 2003’ten sonra yaşananlar, 2014 yılına kadar her yıl neredeyse on bin kişiye yakın insanın öldürülmesi ve diğer felaketler bu potansiyeli ya eritmiş veya devre dışı bırakmıştır. ABD’nin hazırlayıp Iraklılara icbar ettiği anayasa da sistemin beceriksiz, ehil olmayan hatta hiçbir eğitim görmeyen insanların eline geçmesine sebep olmuştur. Saddam zamanında İran’a kaçmak zorunda kalanlar veya İran’da doğup, 2003’ten sonra Irak’a gelen pek çok ehliyetsiz insan, devlet kadrolarına yerleştirilmiştir. Geçmişte kendilerine yapılan baskı ve zulmün intikamını devletten almak isteyen bu kesimler, zaten ABD eliyle boşaltılmış devleti iyice kurutmuşlardır.

*****

Zekeriya KURŞUN

Eylül ayı itibarıyla 2019 yılı içinde ham petrol ihracatı 6.5 milyar dolara ulaşan Irak’ta gençler, işsizlikten sokaklara dökülüyorsa burada ciddi bir sorun var demektir. Sosyal medya üzerinden organize olan Iraklı gençler, 1 Ekim’de, başta Bağdat Tahrir Meydanı olmak üzere çeşitli şehirlerin meydanlarında toplanarak gösteriler başlatmışlardır. “Barışçıl gösteri özgürlüğü” olduğu iddia edilen bütün şark toplumlarında olduğu gibi; Irak’ta da sert karşılık gören göstericilerden pek çoğu yaralanmış, resmi açıklamalara göre de üç kişi hayatını kaybetmiştir.

Üniversite mezunları arasında yüzde 25’lik oran ile dünya ortalamasının iki katına ulaşan işsizlik yüzünden Irak’ta sokaklara dökülenlere hak vermemek elbette mümkün değildir. Fakat sorun sadece beceriksiz idare ve kaynakların iyi idare edilmemesi değil, tam aksine 2003’ten beri hâlâ bir devletin kurulamamış olmasıdır.

ABD 1984 yılına kadar el altından beslediği Saddam’ı, İran destekli Hizbullah’ın Beyrut limanı bombardımanından sonra aleni olarak desteklemeye başlamıştı. İran ile Irak sahasında kapışmayı yeğleyen ABD, bu şekilde bir taşla iki kuş vurmayı umut ediyordu. Bir taraftan kendisini “büyük şeytan” gören İran, Saddam eliyle terbiye edilecek; diğer taraftan savaş şartlarından dolayı egemenlikleri zaafa düşecek bölge devletleri üzerindeki hegemonyasını güçlendirecekti.

Sonucunu belli yaşta olan okuyucularım hatırlayacaklardır. Mart 2003’de başlayan ve bir ay içinde Saddam yönetiminin devrilmesi ile sonuçlanan harekât ile Irak’ta askeri işgal gerçekleşmiş ve o günden beri Iraklılar ABD cehenneminde yaşamaya başlamışlardır. Yalan ve iftiralar ile başlatılan savaş, zaten o tarihe kadar bir vatan ülküsü etrafında birleşemeyen farklı gruplara ve mezheplere cazip gelmiş; hepsi birden vadedilen özgülük kelimesinin sihrine kapılmışlardır.

Irak’ta asırlardır birlikte yaşayan farklı gruplar müşterek vatan ve devlet oluşturma konusunda ilkesel birliktelik sağlayamadılar. Her biri ülkenin kaynaklarını paylaşım konusunda kendi hakkından fazlasına talip oldular. Bu çarpık durum, demokratik bir sistemin kurulmasına engel olduğu gibi, idareyi ele geçirenlere yolsuzluk ve diktatörlük yapabilme imkânı vermiştir.

Modern Irak Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra çevre ülkelere nazaran Irak’ın beşeri kaynakları ve potansiyeli bir hayli gelişmişti. Fakat 2003’ten sonra yaşananlar, 2014 yılına kadar her yıl neredeyse on bin kişiye yakın insanın öldürülmesi ve diğer felaketler bu potansiyeli ya eritmiş veya devre dışı bırakmıştır. ABD’nin hazırlayıp Iraklılara icbar ettiği anayasa da sistemin beceriksiz, ehil olmayan hatta hiçbir eğitim görmeyen insanların eline geçmesine sebep olmuştur. Saddam zamanında İran’a kaçmak zorunda kalanlar veya İran’da doğup, 2003’ten sonra Irak’a gelen pek çok ehliyetsiz insan, devlet kadrolarına yerleştirilmiştir. Geçmişte kendilerine yapılan baskı ve zulmün intikamını devletten almak isteyen bu kesimler, zaten ABD eliyle boşaltılmış devleti iyice kurutmuşlardır.

Irak’ın sahip olduğu kaynaklar, ziraat imkânları ve eğitilebilme potansiyeli, bugünkü nüfusunun kat kat üstünde bir nüfusu beslemeye ve barındırmaya imkân verecek düzeydedir. Lâkin, bölünmüş bir devlet aygıtının varlığından dolayı kaynakları ehliyetsiz ellerde israf olmaktadır. ABD’nin hâlâ Saddam’ı devirme bedelini tahsil etmeye çalışması ve İran’ın yönetime müdahaleleri de cabasıdır.

Her ne kadar, gösteriler, meydanlarda hak talep etmeler, toplumsal bir gelişmeyi, müşterek bir cesareti temsil etse de; Arap Baharı göstermiştir ki, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da bu hareketler sonuç vermemektedir. Bunun bir dizi sosyolojik, dini-mezhebi daha doğrusu iç dinamiklerden kaynaklanan sebepleri vardır. Ancak asıl mesele bu hareketlerin olgunlaşmadan birileri tarafından kolayca istismar edilmesi veya bunun için birleri tarafından başlatılmasıdır.

Tamamlanmamış ama bedeli bütçeden alınmış projeler kimin umurundadır. ABD’nin bölgedeki varlığının ana sebebi olan petrol akışı şimdilik güvenli bir şekilde sağlanıyor, uluslararası silah tüccarları silah satabiliyor ve her halükarda ticaret yürüyorsa her şey normal (!) demektir. Irak’ta vatandaşlık temelinde hak ve özgürlüklerin olmaması, insan hakları ihlalleri, işsizlik ve yolsuzluk yüzünden toplumun büyük bir bölümünün sefalete sürüklenmesi, toplumun kaderi olarak görülmeye/gösterilmeye devam edecektir. Dolayısıyla sokaklara dökülenler de sert muamele ile karşılaşacaklardır.

Arap Baharı’nın başladığı Tunus’ta hâlâ barış sağlanamadı; Mısır’da yaşananlar ortada, Suriye ve Yemen’de savaş devam ediyor. Bu yüzden ne Irak’ın ne de bölgenin yeni bir Arap Bahar’ına tahammülü olmayacaktır. Temennimiz bölgede aklıselim ile hareket eden müşterek bir iradenin tecelli etmesi, bölge ülkelerinin de ıraktan (uzaktan) gelen bu sonuçlardan ders çıkarmasıdır.

---------------------------------------------

Kaynak:

https://www.yenisafak.com/yazarlar/zekeriyakursun/irakta-olanlari-irakta-aramak-gerek-2052936

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun.

Haber-Yorum

Diğer Yazılar

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

20914154