Haber - Yorum
Pazartesi, 10 Şubat 2020 14:11

Dostumuz Rusya?

Son haftalarda dikkatler Libya üzerine yoğunlaştığı için, Türkiye’nin karmaşık dış politika ekranında Suriye hak etmediği ölçüde az yer aldı. Halbuki oradaki savaş da evriliyor, rejime bağlı güçler İdlib’in güneyinde ilerliyorlar. Esad’ın askerleri, Rusya’nın da desteğini arkalarına alarak isyancıların elinde kalan son bölgeye derinlemesine nüfuz ederken, denetledikleri alanın sınırlarını genişletiyor, Türkiye’nin çatışmayı denetlemek üzere kurduğu gözetim kulelerini tecrit ediyorlar. Türk hükümeti, Rusya’nın Suriye kuvvetlerinin saldırısında oynadığı rolü özellikle rahatsız edici buluyor. Türkiye, bölgeyi konu alan uluslararası müzakerelerde kuzey komşusu ile birlikte hareket etmeyi, böylece kendi meşruiyet zeminini de güçlendirmeyi öngörürken, Ruslar verdikleri sözleri tutmak konusunda kayıtsız gözüküyorlar. Acaba Rusya Türk dış politikasını etkisizleştirmeye mi çalışıyor?

*****

Prof.Dr. İlter TURAN

Türkiye yumurtalarının çoğunu Rus sepetine koydu. Şimdi Rusların işbirliğini aksattıkları görülüyor. Rusya ne yapmaya çalışıyor?

Rusların gerek Suriye’de ve kısa süre önce Libya’da sergiledikleri davranışlara bakıldığında, uyguladıkları kalıpların ABD’ninkini çok andırdığı görülüyor. Ruslar, Türklerle yaptıkları görüşmelerde ateşkes sağlamaya dönük son derece esnek bir dizi fikir ve uygulama üzerinde anlaşıyorlar. Ancak uygulamaya geçildiği zaman, Rusların dediklerine uymadıkları görülüyor. Nitekim, İdlib’de Ruslar sadece Suriye’nin ilerlemesini hoş görmekle kalmıyorlar, kendi kuvvetleriyle de bu eyleme destek veriyorlar.

Moskova’da cereyan eden olaylar da tamamen bu çizgiyle uyumlu. Ruslar, Hafter’in ateşkes anlaşmasını imzalamadan ayrılmasına izin verdiler; Berlin’de ise barış belgesini imzalamasında ısrarcı olmadılar. Aslında Rusya ile Türkiye arasında ciddi anlaşmazlıklar var fakat taraflar ilişkilerinin alenen kopma noktasına gelmesini istemiyor. Bu nedenle Rusya, Türkiye’nin istediklerini kabul eder gibi yapıp, bilahare alandaki durumu değiştirmekte; Türkiye’nin de ortaya çıkan yeni gerçeği kabullenmesini beklemektedir.

Türk Cumhurbaşkanı, Rusların İdlib’de izlediği yol konusundaki memnuniyetsizliğini açıkça ifade etmiştir.

Acaba Türkiye bu gidişe karşı tedbir alabilir mi? Sorunun cevabını şekillendirirken Türkiye’nin Rusya’nın eylemine karşı mukabelede fazla esnekliğe sahip olmadığını belirtmek gerekiyor. Şu anda kış ortasındayız ve Türkiye’nin ithal ettiği doğal gazın yüzde 55’i Rusya’dan geliyor; gaz sevkiyatının aksaması durumunda başvurabileceği depolanmış gaz miktarı çok sınırlı. S-400leri kısa sürede devreye sokmak istiyor. Başta nükleer elektrik santrali olmak üzere, şu anda Türkiye’de ilerlemekte olan büyük Rus projeleri var. Karşılıklı ticaretin hacmi küçümsenmez düzeyde. Bütün bunlar, Türkiye’nin Orta Doğu sorunlarında Rusya’nın eylemlerine direnme imkanlarını zayıflatıyor.

Bir yandan Rusya’nın elinin altında bulunan ve baskı için kullanabileceği bütün imkanlar, diğer yandan Türk ve Rus menfaatlerinin birbirinden bir hayli ayrıştığı düşünüldüğünde, Türkiye’nin Rusya’ya bu kadar yaklaşması sizce akıllı bir tercih miydi?

Türkiye’nin bu tercihi ancak bölgede ABD ve Avrupa etkisini zayıflatmaya verdiği önem çerçevesinde anlamlandırılabilir. Bunun yanında, Rusya ile yakınlaşma politikası, ülkemizin küresel yönetişim sistemine karşı çıkma gayretleriyle de uyumludur. Ancak, Türkiye’nin dış siyasetini belirleyen kadrolar, değişim heyecanının cazibesine kapılırken, Rusya ve Türkiye arasındaki ortak çıkarların ve uyumsuzluk noktalarının itinalı bir tahlilini yapmak konusunda yeterince dikkatli davranmamışa benziyorlar. Şüphesiz çok sayıda ortak çıkar mevcut, fakat önemli anlaşmazlık konuları da var. Eğer Türkiye uyuşmazlık olan alanlarda da görüşlerini etkili kılmak istiyorsa, Rusları etkileyebilecek bazı kaynakları korumak ya da geliştirmek mecburiyetindeydi. Bu husus üzerinde fazla durulmadığı anlaşılıyor.

Herhalde, bu imkânlardan biri de Suriye rejimi ile bağlantı kurmaktı ki, şimdi bu bir zorunluluğa dönüşüyor. Böyle bir yol izlemek hala mümkün mü yoksa köprüler atılmış durumda mı?

Suriye rejimi ile müzakereye oturmak giderek güçleşmektedir çünkü Esad, Türkiye ile görüşmeye gerek kalmaksızın istediklerinin neredeyse tümünü gerçekleştirmektedir. Yine de tamamen ümitsizliğe düşülmemelidir. Suriye, Türkiye ile komşudur. İlkin, yakın iktisadi ilişkilerin her iki tarafın da çıkarına olacağı bellidir, fakat siyasi bakımdan bunların kısa vadede gelişmesi zor gözüktüğü de bir vakıadır.

İkinci olarak, bir dış ülkeyle ilişkileri ne kadar yakın ve dostane olursa olsun, her hükümet bu ülkeyle ilişkilerini dengeleyecek diğer bağlantılarının olmasını ister. Dolayısıyla, Suriye’nin dış ilişkilerini çeşitlendirmek için Türkiye ile ilişkilerini iyileştirmeyi istemesi makul gözükmektedir. Tabii, aynı husus Türkiye için de geçerlidir. Son olarak, Suriye karmaşık etnik yapısı olan bir toplumdur, bütünleşme düzeyi zayıftır. Şu sırada Suriye’nin bazı bölgeleri Kürt birimleri tarafında yönetilmekte, bu birimler Türkiye ile daha yakın ilişkiler kurmanın kendileri üzerinde merkezi hükümetin baskısını hafifleteceğini düşünmektedirler. Kısa bir süre önce YPG “komutanı” Mazlum Kobani’nin Kürtlerin Türkiye ile görüşmek istediği bilgisi haberlerde yer aldı. İsterseniz özetleyelim. Türkiye’nin başvurabileceği bir kısım imkan mevcuttur. Ancak bunların kullanılabilmesi ve ilişkilerin ilerlemesi için önce Türkiye’nin Esad Hükümeti’nin Suriye’nin meşru hükümeti olduğunu kabul etmesi gerekmektedir.

Bu da bizi biraz da can yakan Türk gözetim noktaları sorununa getiriyor ki, bunların bir bölümü şimdilerde tamamen Esad rejiminin denetiminde bulunan mahallerde bulunuyor. Suriye hükümeti, bunu Türkiye ile müzakerelerde bir koz olarak kullanabilir mi?

Bildiğim kadarıyla şu anda dört kadar gözetim noktası Esad güçleri tarafından çevrilmiş bulunuyor. Kısa sürede iki veya üç tanesinin daha aynı kaderi yaşaması bekleniyor. Geriye doğru bakıldığında, Türkiye’nin bu gözetim noktalarını ihdas ederek bölgedeki gelişmeleri denetleme tasavvurunun sürdürülebilir olmadığı değerlendirilebilir. Bir sonraki soru, Türkiye’nin şimdi bu tesislerle ilgili olarak ne yapması gerektiğidir. Esat güçlerinin geriletilemeyeceği varsayılırsa, yapılacak olan buradaki Türk askerlerinin selametle çekilerek başka yerlerde konuşlandırılmasıdır. Bu konu Rusların aracılığı ile Suriye hükümetiyle çözülebilecek niteliktedir. Suriye’nin Türk askeriyle savaşa tutuşmakta bir menfaati yoktur. Rusya’nın Türkiye’nin buraların tahliyesini kolaylaştırmak için bir süre sonra zaten bir girişimde bulunacağını tahmin ediyorum.

Tahliyeye konu olan unsurların nerede konuşlandırılacağını bilemeyiz. Suriye’de Türk hududuna yakın olarak ihdası söz konusu olan güvenli bölgeye yerleştirilebilirler. Bu olasılık gerçekleşecek olursa, Suriye’den ayrılmaları nihai barış anlaşmasının bir parçası olacaktır.

YAZININ TAMÂMINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

-------------------------------------------------

Kaynak:

https://www.dunya.com/kose-yazisi/dostumuz-rusya/461680

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun.

Haber-Yorum

Diğer Yazılar

Medeniyet Tasavvuru

Zeki Salih ZENGİN
İslam, Ahlâk ve Etik
Serdar UĞURLU
Eski Türklerin Dini

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

25866846