Haber - Yorum
Pazartesi, 29 Haziran 2020 22:33

TSK’nın “Pençe”si PKK’yla mücadeleyi nasıl değiştiriyor?

Pençe Operasyonu denilince kamuoyunda bazen kafa karışıklığı olabiliyor. Pençe 1 neydi, 3 hangisi, Kaplan ve Kartal nedir? Bu karışıklığı aşmak için kısa bir özet yapacağım. Ancak baştan uyarayım, yazının şimdi okuyacağınız kısmı bölgeye dair bolca isim içerir, başta karmaşık gelebilir. Ancak harita eşliğinde bakmak, konuya dair gelişmeleri daha iyi değerlendirmenize yardımcı olabilir.

*****

Doç. Dr. Serhat ERKMEN

15 Haziran günü Kuzey Irak’taki PKK kamplarına yönelik hava operasyonuyla başlayan Pençe Kartal Operasyonu, dikkatleri yeniden sınır ötesi operasyonlara çevirdi. Gelişmeler terörle mücadelenin Irak ayağının önümüzdeki dönemde hem derinleşip hem de genişleyeceğini gösteriyor.

Peki, bu operasyonların önemi ve yakın geçmişteki benzerlerinden farkları nelerdir?

PKK’nın Kuzey Irak’taki varlığı

PKK kurulduğu dönemden itibaren Mao’cu gayri nizami harp stratejilerini kendisine temel almış bir örgüt. Elbette, bu yazıda bu strateji ve taktikleri inceleyecek değiliz. Ancak militanlarını eğitmek, endoktrine etmek, silahlandırmak, finansal kaynak yaratmak ve terör eylemlerini sistematik ve uzun süreli kılabilmek için “güvenli bir bölge”ye sahip olmak en temel hedeflerinden birisi oldu. Bu nedenle 1970’lerin sonunda o dönemde dünyanın değişik yerlerinden gelen sol radikal yapılanmalara da açık, Filistin ağırlıklı militan kamplarında ilk deneyimlerini edinen PKK kadroları Türkiye içindeki sistematik terör saldırılarına başlamadan önce dahi Irak’ın kuzeyinde örgütlenme arayışına girmişti.

PKK’nın ilk militanları 1981’de bugünlerde adını sıklıkla duyduğunuz Haftanin’deki kamplara gelmişlerdi, o dönemdeki kamplar, PKK’nın değil, fikren PKK’nın öncüsü sayılabilecek başka örgütlerin denetimindeydi. PKK’nın kendisine ait Kuzey Irak’taki ilk kampınınsa 1982’de kurulduğu biliniyor.

1980’ler boyunca çoğunlukla Celal Talabani denetimindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ve arada sırada da Mesut Barzani denetimindeki Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ile işbirliği yaparak kendisine Kuzey Irak’ın dağlık bölgelerinde yer açmaya çalışan PKK’nın bölgede genişlemesi ve büyük kontrol alanları elde etmesi ise 1990 sonrasına dayanır.

1991’deki Birinci Körfez Savaşı’ndan sonra Irak’ta merkezi otorite iyice zayıflamış, merkezi otoriteye ülkenin kuzeyinde hava sahasını kullanmak da yasaklanmıştı. Bu yasağı denetlemek için de Çekiç Güç adı altında ABD öncülüğünde bir yapı kurulmuştu. Bütün bunlar da Kuzey Irak’ta otorite boşluğuna neden olmuş, PKK da bu boşluğun yanı sıra bölgesel dengelerden de faydalanarak etki alanını genişletme yoluna gitmişti.

Peki, PKK neden ısrarla Kuzey Irak’ta bu tür bir alan istiyordu? Bazı nedenleri yukarıda saydık, şimdi biraz detaylandıralım. Örgütün militan yetiştirme kampları, silahlı eğitim merkezleri, silah ve mühimmatını depolama alanları, militanlarını tedavi ettiği hastaneleri, eylemleri için kullandığı toplanma alanları açısından bölge çok değerli. Fakat daha önemli bir sebep var: Örgütün Türkiye’deki faaliyetlerini sürdürebilmesi için bu bölgeye ihtiyacı var. Kuzey Irak’ta başlayan dağ silsilelerinden Türkiye uzanan geçiş güzergâhları sayesinde Hakkâri’den Van’a, Şırnak’tan Bingöl’e kadar geniş bir alanda süreklilik sağlayabiliyor. Daha basit bir ifadeyle, PKK terör örgütüyle mücadele edebilmek için örgütün sadece Türkiye içindeki militanlarını etkisiz hale getirmek, barınma ve saklanma alanlarını imha etmek yeterli değil. Örgüt, Irak’taki dağlık bölgeye hâkim olamazsa, Türkiye’deki uzun süreli üslenme, örgütlenme ve saldırı yapabilme kapasitesini de yitirir. Bu nedenle, PKK Kuzey Irak’taki varlığına hayati bir önem yüklüyor.

PKK’nın Kuzey Irak kampları

PKK’nın bu kadar önem verdiği bölgede kaç tane kampı var? Aslında isimlerine burada yer veremeyeceğimiz kadar çok irili ufaklı alan var. Ancak bizim bilmemiz gereken, örgütün Kuzey Irak’ta bazı bölgeleri terör kampı bölgelerine çevirdiği gerçeği. Bu bağlamda söz konusu bölgeleri batıdan doğuya doğru şöyle sıralamak mümkün:

Şırnak’ın Uludere ilçesinin Irak tarafında karşısına denk düşen Sinath – Haftanin alanı; bir kısmı Uludere’nin doğusu bir kısmı ise Çukurca’nın en batısına denk düşen Metina alanı; yine Çukurca’nın güneyinde kalan Zab bölgesi; Hakkari’nin Derecik ilçesinin batısı ile Şemdinli ilçesinin batı kısımlarına denk düşen Basyan ve biraz daha içeride Avaşin bölgesi; yine Derecik’in doğusu ile Şemdinli’nin güneyinde kalan Hakurk bölgesi, sınırımıza ya çok yakın ya da bitişiğinde olan kamp alanları. Bunlara ek olarak Irak’ın daha iç kısımlarında Duhok’un kuzeyinden Erbil’in kuzeyine kadar uzanan Gara Dağı bölgesindeki kamplar; İran sınırındaki Kandil; Musul’un batısındaki Sincar ve Mahmur’a kadar uzanan kamplar olduğunu söyleyebiliriz.

Pençe Operasyonları ve birbirlerinden farkları

Pençe Operasyonu denilince kamuoyunda bazen kafa karışıklığı olabiliyor. Pençe 1 neydi, 3 hangisi, Kaplan ve Kartal nedir? Bu karışıklığı aşmak için kısa bir özet yapacağım. Ancak baştan uyarayım, yazının şimdi okuyacağınız kısmı bölgeye dair bolca isim içerir, başta karmaşık gelebilir. Ancak harita eşliğinde bakmak, konuya dair gelişmeleri daha iyi değerlendirmenize yardımcı olabilir.

Pençe Operasyonu’ndan bahsetmeye başlamamız için en uygun tarih 11 Mart 2018 gibi görünüyor. Bu tarihte Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Hakkari’deki birlikleri (her zamanki gibi çok gerekmedikçe birlik adı ya da büyüklüğü vermeyi doğru bulmuyorum) bölgede artan saldırıları engellemek ve sınırı öteden kontrol altına almak amacıyla “Kararlılık Harekâtı” adı altında iki koldan ilerlemeye başladı.

kirmizilar.com

Haritayı daha yakından ve farklı parametrelerle incelemek için bakınız: https://www.tskmap.net/

Bu kollardan birisi, Çukurca’dan güneye Irak’ta Kuzey Zab bölgesi denilen alana yönelik iken, diğeri Şemdinli ve Derecik ilçelerinden Hakurk Kampı’nın etki sahasında olan bölgeye doğruydu. Bu harekât, kısa vadede Hakurk civarındaki bölgede ileri savunma üsleri tesis edip; terör örgütünün hareket kabiliyetini sınırlayarak, sınır birliklerimize yönelik saldırı ve baskınları engellemeyi hedefliyordu. Uzun vadedeyse Zab ve Hakurk bölgeleri arasında yeni askeri üsler ve güvenli lojistik hatlar kurarak PKK’yla mücadeleyi sınır ötesinde bir ileri savunma üssü üzerinden yürütmenin önemli bir adımıydı. Bu bağlamda bakıldığında sadece Hakurk’u değil aynı zamanda Zab ve Avaşin-Basyan’daki PKK kamplarını da hedefliyordu. Bu bölgeler Türkiye sınırına öyle yakın ki; aslında coğrafi olarak birbirinden ayırmak neredeyse mümkün değil. Yani, bu harekât her ne kadar sınır ötesinde gerçekleşiyor olsa da Türkiye’nin kendi topraklarını terör saldırılarından korumak içindi.

Kararlılık Harekâtı’na paralel olarak Hakkâri’de yer alan Balkaya Dağı’nda da örgütü temizlemek üzere operasyon başlatılmıştı. Bu harekât göreli olarak kısa bir süre içinde tamamlandı. Hakurk bölgesinde Kani Reş ve Dayla Dağı gibi önemli yerler kontrol altına alındıktan sonra bölgede savunma amaçlı hazırlıklara girişildi. Zab bölgesinde Kokezer Dağı, Avaşin’in doğusunda ise Sera Batin kontrol altına alınarak örgütün bu iki kampı kullanarak terör saldırıları gerçekleştirmesinin önünü kesilmesi hedeflendi ve bölgedeki operasyonlar daha çok Avaşin-Basyan ile Zab’a odaklandı.

Kararlılık Harekâtı’ndan yaklaşık 1 yıl kadar sonra bugün adını sıklıkla duyduğumuz ilk Pençe Operasyonu başladı. Pençe 1 adı verilen ilk aşama 27 Mayıs 2019’da yine Hakurk merkezli gerçekleşti. İlk operasyonun genişlemesi şeklinde cereyan eden bu operasyonla Hakurk bölgesinde doğuya doğru ilerlendi. Elde edilen kritik başarılardan sonra 12 Temmuz 2019’da yine Hakurk bölgesinde temizlenen alanlardan daha da doğuya İran sınırına doğru kapsamı genişleyen Pençe 2 Operasyonu başladı. Yeni Pençe 2 ile Kararlılık Harekâtı’nda başlayan noktadan İran sınırına kadar geniş bir alan terör örgütünden arındırıldı. Bu çerçevede, Kararlılık Harekâtı’ndan Pençe 2’ye kadar uzanan süreçte Lolan, Armuş, Halifan, Lelikan, Kani Reş ve hatta Şekif Dağı gibi yerlerdeki kamplar temizlendi. Bunlardan bazılarına terörle mücadele amacıyla yeni üs bölgeleri kuruldu.

Pençe 3 ise şu anda biraz daha batıda gerçekleşiyor. Henüz Pençe 2 devam ederken, 23 Ağustos 2019’da Metina Alanı yakınlarındaki bölgede başlayan Pençe 3 Harekâtı, eylül ayıyla birlikte kısmen batıya doğru kayıp Haftanin’e odaklandı. Haftanin’in kuzeyindeki terör bölgelerinin kontrol altına alınmasıyla durdu. Bu bir kısmı Türkiye sınırına neredeyse bitişik, bir kısmıysa birkaç kilometre derinlikteki kritik tepeler temizlenerek bir sonraki operasyonun ilk adımları atılmış oldu. Kasım 2019’da da kısmen yaşanan ilerlemeden sonra kış aylarına girildi. Bu operasyonlar silsilesini takip edenler 2020’de şartların olgunlaşmasıyla yeni bir aşamanın geleceğini tahmin edebiliyordu.

Zaten, Pençe-Kartal ve Pençe Kaplan önceki operasyonların devamı. 15 Haziran’da başlayan hava harekâtı, daha önceki büyük çaplı kara operasyonlarının çoğunda olduğu gibi geniş bir alanda PKK’yı bir şok dalgasıyla etkisiz kılmayı hedefledi. 2 gün sonra ise kara operasyonuyla Haftanin Bölgesi’ni tamamen kontrol altına almayı sağlayabilecek kritik tepeler ele geçirilmeye başladı. Yaklaşık 10 günlük süre zarfında çok kritik bazı yerler kontrol edilirken, operasyonun kısa vadede son derece dağlık ve kayalık olan bu araziden örgütün tamamen temizlenmesiyle sonuçlanması hedefleniyor.

Pençe Operasyonları’nın öncekilerden farkı ne?

Aslında, PKK Kuzey Irak’ta örgütlenmeye başladığından beri TSK bölgede sınır ötesi operasyonlar yapıyor. Bu çerçevede ilk operasyonları 1980’lerin ortasına kadar götürmek mümkün. Elbette ilk dönemde operasyonlar daha çok sıcak takip çerçevesinde, çoğunlukla hava kuvvetleri ve bazen de küçük kara birlikleriyle sınırlıydı.

PKK’nın bölgedeki varlığı büyüdükçe Türkiye de mücadeleyi artırmak için operasyonlarının hedef ve biçimlerini değiştirdi. Bu bağlamda TSK 1991’den itibaren Kuzey Irak’taki operasyonlarını artırdı. Bu operasyonlardan bir kısmı PKK’nın saldırılarından hemen sonra kaçan teröristleri yakalamaya yönelikti. Bazı operasyonlar (örneğin Sinath – Haftanin’e odaklanan Çelik Harekâtı’nda olduğu gibi) bir bölgeyi temizlemeye ve çevresini kontrol etmeye odaklanırken, (örneğin Balyoz Harekâtı’nda olduğu gibi) bazıları ise Haftanin’den Hakurk’a kadar yüzlerce kilometre genişliğe uzanan dev operasyonlardı. Bu operasyonlar 1991-1998 yılları arasında yoğun şekilde devam etti.

2008’deki Güneş Operasyonu’na kadar bir süre operasyon gerçekleşmedi, 2017’den itibaren tekrar büyük bir artış var. O halde akla şu soru geliyor: Bu harekâtların öncekilerden farkı nedir?

Aslında harekâtların temel hedefi aynı, Irak’ın kuzeyindeki dağlık bölgeyi PKK terör örgütünün kullanabileceği bir alan olmaktan çıkarmak ve bu sayede örgütü askeri açıdan etkisiz hale getirmek. Ancak, artık bunu yapma biçimi biraz farklı.

Öncelikle, 1990’lardan farklı olarak bir seferde bütün bir bölgeyi temizlemeye çalışmak gibi çok yıpratıcı, devasa bir güç ve kaynak kullanımını gerektiren ve TSK’nın imkânlarının önemli bir kısmını meşgul edecek tarzda gerçekleşmiyor. Uzaktan bakan bizler için haritada küçük renkli işaretlerden oluşan bu bölgeler, dünyanın en zor, engebeli coğrafyalarından ve çok sert iklim şartlarına sahip. Bırakın çatışmayı, yürümenin bile zor olduğu yerlerde operasyon yapmak çok güç bir iş. Bu yüzden başta silahlı ve silahsız insansız hava araçlarının getirdikleri olmak üzere teknolojinin yeni avantajları ve yıllardır bölgede operasyon yaparak elde edilen tecrübe çerçevesinde TSK, PKK’yı bölgeden küçük kesikleri atıp o bölgelerden sökerek genişlemek suretiyle temizliyor. Bu nedenle, birden çok operasyon adı duyuyoruz. Aslında farklı bölgelerde de olsa yapılan şey çok benzer. Örgütün Irak topraklarında hâkimiyet sağladığı alanları neredeyse teker teker temizlemek.

PKK’nın çıkarıldığı bölgelere dönüşü mümkün mü?

Eğer bu geçmişte de oldu diyorsanız; yanıt evet bazı yerlerde oldu. Fakat bu sefer ikinci farktan bahsetmemiz gerekiyor. 90’lardaki operasyonlar bir dalga gibi geliyordu; TSK’nın Türkiye topraklarına dönmesiyle de PKK çekildiği alanlara geri dönüyordu. Kararlılık Harekâtı’ndan Pençe Operasyonları’na kadar geçen yeni süreçte TSK, PKK’yı çıkardığı bölgelere savunma amaçlı ileri üs bölgeleri inşa ederek örgütün geri dönüşünü imkansız hale getiriyor.

Bu yeni üs alanlarına saldırılar, terörle mücadelenin doğal bir sonucu olarak evet maalesef oldu. Fakat, geçmişte gördüğümüz düzinelerce teröristin bir araya gelerek yaptığı baskınları artık yapamadığı görülüyor. Yani, terörle mücadeleyi coğrafi olarak savunması daha kolay ve örgütün saldırı amaçlı kullanmakta zorlandığı bir alana taşımak önemli farklardan birisi.

Üçüncü önemli fark ise, örgütün lider kadrosuna dönük nokta operasyonları. Terörle mücadele literatürünün önemli tartışmalarından birisidir: Terör örgütlerinin lider kadrosu ortadan kaldırılırsa örgüt çöker mi yoksa yeni ve daha radikal bir liderliğin ortaya çıkmasına neden olur mu? Bu konuda farklı görüşler var. Şimdi teorik tartışmaları bir kenara bırakıp, olana odaklanalım. Güvenlik güçleri arasındaki koordinasyon sayesinde son 2 yıl içinde İsmail Özden (Zeki Şengali) ve İsmail Nazlıkul (Kasım Engin) gibi örgütün yönetici kadrosuna yönelik operasyonlar yapıldı. Bunlara ek olarak çok sayıda orta ve üst düzey militan ve örgüt yöneticisi de bu tür operasyonlarda etkisiz hale getirildi. Dikkat edilirse, sınır ötesi operasyonlar sırasında bu tür haberlerde bir artış görüyoruz.

Suriye etkisi

Dördüncü önemli fark Suriye denklemi. Aslında bu fark işi bir miktar zorlaştırıyor. Örgüt, 1990’larda Suriye’de bugünkü konumundan çok uzaktı. Şimdi ise bölgesel dengeler açısından askeri operasyonlar ile Suriye’deki gelişmeler arasında yakın bir ilişki var.

Kararlılık Harekâtı başladığında YPG’nin Afrin’den çıkarılmasını sağlayan Zeytin Dalı Harekâtı’nın sonuna gelinmişti. PKK’nın Afrin’de uğradığı yenilginin ardından savurduğu her tarafta eylem yapma tehdidi boşa çıkmıştı. Pençe Operasyonları (Mayıs, Temmuz, Ağustos 2019) ile Barış Pınarı Harekâtı (Ekim 2019) sırasında PKK’nın Kuzey Irak’tan üretebileceği tehdit önemli ölçüde sınırlandı.

Şimdi ise PYD ile (PYD dışındaki diğer Suriye Kürt partilerinin çatı örgütü Suriye Kürt Ulusal Konseyi) SKUK arasındaki iş birliğiyle Suriye’nin kuzeydoğusunda yeni bir uzun vadeli tehdit üretiliyor. Bu tehdit olgunlaşmadan önce PKK’nın Kuzey Irak’taki varlığının büyük ölçüde zayıflatılması, uzun vadede bu örgütle Suriye’deki mücadelenin sadece askeri boyutunu değil siyasi boyutunu da etkiler. Hatta Kuzey Irak’ta dar bir alana sıkışıp kalan PKK’nın etkisini kaybetmesi, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nden (IKBY) daha çok Suriye’de PKK yanlısı grupların etkisinin azalmasına neden olabilir. Bu nedenle, Kuzey Irak’taki her büyük operasyonun paralelinde Suriye’de YPG’nin kontrolündeki bölgelerde gelişmeler izliyoruz.

Son olarak, Türkiye içindeki operasyonları da unutmamak lazım. 1990’larda da bugünkü gibi sınır ötesindeki operasyonlara Türkiye içindeki mücadele de eşlik ediyordu. Pençe Harekâtları sırasında PKK’nın Türkiye içindeki militanlarına yönelik olarak da çok geniş bir alanda birden çok operasyon yürütülüyor. Teknolojik ilerleme ve artan operasyon kabiliyeti ile Jandarma’nın operasyonlarında örgütün geçmişten beri kullandığı pek çok alanda artık barınamaz hale geldiği görülmeye başladı.

Tüm bu faktörler bir araya geldiğinde şunu söylemek pek de güç olmayacak: Pençe Operasyonları önümüzdeki aylarda ve hatta belki gelecek yıl da farklı bölgelerde devam edecek. Örgütün hâlâ Türkiye sınırının bitişiğinde kontrol ettiği bölgeler var. Öncelikle bu alanlar olmak üzere Kuzey Irak’taki operasyonların devamı, Türkiye’nin terörle mücadelesinin gidişatını ciddi biçimde değiştirdi. Bu nedenle bu operasyonların Kuzey Irak’ta örgütün kullandığı diğer alanlarda zamana yayılarak devam etmesi önümüzdeki dönemde terörle mücadelenin sınır ötesi ayağının en önemli boyutu olabilir.

-----------------------------------------

Kaynak:

https://fikirturu.com/jeo-strateji/tsknin-pencesi-pkkyla-mucadeleyi-nasil-degistiriyor/

14 Yorum

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun.

Haber-Yorum

Diğer Yazılar

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

32927290