21 Ekim 2021
Pazartesi, 19 Ekim 2020 00:14

Siyasi tartışmaların uzağında barındırdığı fırsat ve risklerle Maraş açılımı

İzlenebilecek şöyle bir yol bulunabilir: Öncelikle bilinmesi gereken Maraş sakinleri ve sahipleri sadece Rumlar değildir. Birleşik Krallık’ın Kraliyet ailesi mensuplarından, başka üçüncü ülkelere kadar birçok sahipliği bağrında taşıyor. Kentte hak sahibi olan tüm tarafların tamamının içinde yer alacağı bir konsey ya da supra-nasyonal bir komite kurulabilir. Bu kentin imarı hususunda sözü edilen 10 milyar dolarlık kaynağın da şeffaf bir biçimde bulunup ortaya konması da önemlidir. Dolayısıyla; hâlihazırda Kıbrıs’ta kapsamlı çözüme gidilemediğine göre, ekonomik temelde yapılacak bir Maraş açılımıyla bu kentin eski sahiplerinin öncülüğünde yeniden kurulması, uyuşmazlığın kendi monografik seyrine önemli bir ivmeyi de kazandırabilecektir.

*****

Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER

“Maraş’ta girilmesi yasak kumsal varmış dedim ama meğer bu başka Maraş’mış.” Geçen hafta özellikle yaşı genç sosyal medya kullanıcıları bolca bu tarz espriler yaptılar. Çünkü azımsanmayacak sayıda genç, Kıbrıs’ın Mağusa kentinin dibinde tam 46 yıldır başına ne geleceğini bekleyen terk edilmiş Maraş adlı bir kentin varlığından yeni haberdar oldu.

Çoğunun anne ve babasından bile yaşlı Kıbrıs müzakereleri 1968’de başladığında konu başlıkları arasında Maraş kenti yer almıyordu. Maraş o sırada tüm Kıbrıs’ın turizm gelirinin yarısını tek başına kazanan cıvıl cıvıl bir kentti. O tarihte tartışılan; 1964’teki saldırılar karşısında ortak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yönetim kadrolarından çekilen Kıbrıslı Türklerin yönetime tekrar ne şekilde yeniden dâhil olacağı meselesiydi. 1974’teki savaş şimdi gündeme oturan bu kentin kaderini akla gelmeyecek bir şekilde değiştiriverdi ve müzakerelerde üzerine tartışılacak en önemli gündem maddelerinden biri haline getirdi.

Eski bir koz olarak Maraş

Öncelikle belirtmek gerekir ki, Kıbrıs sorunuyla ve bu sorunun çözümü için yapılan müzakerelerle az çok ilgilenenler, Maraş’ın Türk tarafı açısından müzakereler sonucu kurulacak yeni bir ortaklıkta, hatırı sayılır bir “siyasi menfaat” karşılığında sahiplerine iade edilecek bir yer, bir “koz” olarak elde tutulduğunu bilirler.

Bu kapsamda Maraş hakkındaki ilk uzlaşı 19 Mayıs 1979 tarihindeki Kipriyanou- Denktaş Doruk Antlaşması’ydı. Dönemin iki lideri yaptıkları görüşmeler sonucu açıkladıkları uzlaşı belgesinin 5’inci maddesinde Maraş’ın iskâna açılması hususuna da yer verdiler. Bu maddeye göre görüşmeciler; kapsamlı bir çözümün temel konularının tamamlanmasını beklemeden, bu kenti Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde sahiplerine verecek bir uygulamayı hayata geçirebileceklerini açıklamışlardı. Yani bütünlüklü bir çözümü beklemeksizin Maraş’ın BM gözetiminde açılmasının yolu daha o zaman kararlaştırılmıştı.

Ancak dört yıl sonra 15 Kasım 1983’te KKTC’nin tek taraflı ilan edilmesiyle birlikte Kıbrıs sorunu başka bir hatta girdi. BM Güvenlik Konseyi art arda bu bağımsızlık kararını kınayarak, ilan edilen devletin tanınmaması çağrısını aldığı 541 ve 544 sayılı kararlarla uluslararası topluma duyurdu. Maraş da BM ile baş gösteren bu gerginlik içerisinde KKTC’nin bu bölgeyi kendi sınırları içinde göstermesi nedeniyle gündeme gelmişti. BM Güvenlik Konseyi, 11 Mayıs 1984’te 550 sayılı bir karar daha açıkladı. Bu kararın içerisinde Maraş’ın bir bölümüne kendi sakini dışındaki insanların yerleştirilmesi kabul edilemez bulunmuş ve kentin BM yönetimine devredilmesi çağrısı yapılmıştı.

25 Kasım 1992’de Maraş bir kez daha BM Güvenlik Konseyi’nin gündemindeydi. Bu kez de 789 sayılı kararla 1984 yılındaki 550 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanması amacıyla Maraş’ın denetiminin BM Barış Gücü’ne devredilmesi öngörülüyordu.

Maraş’ı bugün anlamak

Şimdi günümüze gelelim ve bugün Maraş hakkındaki tartışmaları anlamaya çalışalım.

8 Ekim 2020’de KKTC otoriteleri “Kapalı Maraş” içinde “kamusal alan” kapsamında yer alan 2 kilometre uzunluğundaki sahili ve bu sahilin hemen arkasındaki Demokrasi Caddesi’ni halka açma kararı aldığını duyurdu.

Bir gün sonra acil toplanma çağrısı yaparak bir araya gelen BM Güvenlik Konseyi de daha önce aldığı kararlara bağlılığını ilan ederek bu karardan vazgeçilmesini istedi. Tüm bu olanlar da Türkiye kamuoyunda güncel siyasi çekişme ve tartışmalara malzeme edilerek ele alındı. Oysa Maraş meselesini analiz ederken meselenin tarihi arka planıyla birlikte insani, siyasi ve hukuki yönlerini asla göz ardı etmeden soğukkanlı analiz yapmak gerekiyor.

Maraş’ın açılması yeni mi gündeme geldi?

Öncelikle, 8 Ekim günü yaşananlar biraz ani gelişse de “Kapalı Maraş”ın kademeli olarak açılması fikri bir süredir KKTC gündeminde konuşuluyordu. Kıbrıs’ın kuzeyinde Ada’da yaşayan Türkler ve Rumlar dışındaki bir azınlık olan Maronitler hususunda bir açılım girişimi vardı. Köylerini terk ederek Güney Kıbrıs’a ya da üçüncü bir ülkeye göç etmiş Kıbrıslı Maronitlerin evlerine dönebilmeleriyle ilgili bir inisiyatif başlatılmıştı. Temel argüman; bu terk edilen köylerdeki gerekli altyapı çalışmalarının yapılmasının ardından Maronitlerin köylerine geri dönmesi ve KKTC otoritesi altında yaşamlarını sürdürebilmeleri üzerineydi. İşte bu açılımla eşzamanlı olarak Maraş konusunda da ayrı bir açılım formüle edilmeye çalışılıyordu. Ancak, KKTC otoritelerinin tabiri caizse ‘işi savsaklaması’ sonucu bu süreç tıkanıp kalmıştı.

Şimdi gelinen son noktada Maraş’ın açılmasının gündeme getiriliş şekli benzer hataların sürdürüleceği riskini göz önüne getiriyor. Meselenin Kuzey Kıbrıs iç siyasi gündeminde birinci sırada yer alan Cumhurbaşkanlığı seçimleri tartışmalarına denk getirilmesi, hâlihazırda uluslararası bir mesele olarak kendi içinde zorlukları olan bu konuya başka iç tartışmalar daha eklenmesine yol açtı. Bu açılım kararının ilanının Ankara’da sadece KKTC Başbakanının katılımıyla ve geriye kalan siyasi otoritelerinin haberi olmadan yapılması meseleyi iyiden iyiye doğal mecrasından saptırmış oldu.

Şimdi bir tarafta BM, uluslararası hukuk, uluslararası toplum; öte tarafta Kuzey Kıbrıs otoriteleri ve Türkiye karar vericileri; bir diğer yanda da Kıbrıs Cumhuriyeti adına uluslararası alanda sürekli konuyu gündem yapan Rum yönetimi var. Ve bir de hakkında bir türlü uzlaşma sağlanamayan “Kapalı Maraş”ın 46 yıldır mağduru olan eski sakinleri… Bunların 40 bin civarında olduğu ve bazılarının AİHM sürecinde davalarının sonuçlanmaya başlandığı biliniyor. AİHM’de alınan kararları öne sürerek Maraş sakinlerinin mağduriyetini gidermek amacıyla Maraş açılımı hem Güney Kıbrıs’a hem de BM Güvenlik Konseyi kararlarına karşı önemli bir argüman olabilir. Bu açılım BM nezdinde doğru ve etkili bir kamu diplomasisiyle konu sadece kınamakla geçiştirilir.

Maraş’ı tek taraflı bir tasarrufla ele almanın tehlikesi

Konuyu güncel siyasete kurban etmeden soğukkanlı bir şekilde tartışmak gerekir demiştik, oradan devam edelim şimdi.

Öncelikle konuyu tek taraflı bir tasarrufla ele almanın, Maraş gibi çok boyutlu ve Kıbrıs uyuşmazlığının bir mihenk taşı olmuş bir dosyada çok tehlikeli olduğunu söylemek lazım. Konuyu mutlaka stratejik planlamasını iyi yaparak ve olası baskıları yumuşatacak bir kamu diplomasisiyle tartışmak ve tartıştırmak gerekiyor. Şu ana dek yaşananlar, bu acele biçimde alınmış ve uygulanmış kısmi açılma kararı; kademeli bir bütünsel açılma hususunda oluşması muhtemel zorluk ve güçlüklere karşı ne kadar hazırlık yapıldığı hakkında şüpheler yaratıyor.

Adım adım çözüm ve “Maraş Serbest Bölgesi” girişimi

Maraş, başta söylediğimiz gibi; BM kararlarının varlığına rağmen 1979 Denktaş-Kipriyanou Doruk Antlaşması’nda toprak ve anayasa hususlarında kapsamlı bir uzlaşma sağlamadan bir açılım yapılması hususuna açık kapı bırakıyor. Dolayısıyla iş birliğini öne alan bir yaklaşımla, Maraş sakinleri ve mülk sahipleri direkt muhatap alınarak yapılacak bir açılım, Kıbrıs meselesinin çözümü konusunda çok önemli bir yolu da açabilir. Bugüne dek Maraş hep kapsamlı bir çözümün parçası olarak okunmuş anlaşılmışken, bu kez aslında tersten bir biçimde konuya yaklaşılabileceğine ilişkin bir potansiyel mahreci bizlere veriyor.

Sakince ve akılcı bir biçimde ele alınacak bir “Maraş Açılımı”yla sağlanabilecek bir uzlaşma bugüne dek Kıbrıs’ta bulunmaya çalışılan kapsamlı bir çözüm yerine “adım adım çözüm” inisiyatifini öne çıkarabilir ve böylece başka bir yol denememizi sağlayabilir. Aynen Avrupa Kömür Çelik Topluluğu’ndaki işlevsel iş birliği gibi “Maraş Serbest Bölgesi” gibi bir kapsamla ele alınırsa hem donmuş müzakereler bir enerji kazanabilir hem de bu harabe kentin âtıl hale gelmiş ekonomik değerini yeniden ortaya çıkarması mümkün hale gelebilir.

Bundan sonra izlenmesi gereken yol

İzlenebilecek şöyle bir yol bulunabilir: Öncelikle bilinmesi gereken Maraş sakinleri ve sahipleri sadece Rumlar değildir. Birleşik Krallık’ın Kraliyet ailesi mensuplarından, başka üçüncü ülkelere kadar birçok sahipliği bağrında taşıyor. Kentte hak sahibi olan tüm tarafların tamamının içinde yer alacağı bir konsey ya da supra-nasyonal bir komite kurulabilir. Bu kentin imarı hususunda sözü edilen 10 milyar dolarlık kaynağın da şeffaf bir biçimde bulunup ortaya konması da önemlidir. Dolayısıyla; hâlihazırda Kıbrıs’ta kapsamlı çözüme gidilemediğine göre, ekonomik temelde yapılacak bir Maraş açılımıyla bu kentin eski sahiplerinin öncülüğünde yeniden kurulması, uyuşmazlığın kendi monografik seyrine önemli bir ivmeyi de kazandırabilecektir.

Bu açılımın felsefi kökeninde ayrılık, iki devletlilik olsa bile süreci bunun borazanlığını yapmayacak bir rasyonel aklın idare etmesi de lazımdır. Bu şekilde ekonomik bir uzlaşma ve iş birliği zemininde konu ele alınırsa Maraş’ın eski Rum sahiplerinin geri dönüşlerinde kendi devletlerinden göreceği olası baskıyı da aşağıya çekmek mümkün olacaktır. Bu tür ince diplomasi ayarları iyi hesaplanarak uygulanırsa Maraş bir “serbest iş birliği bölgesi” haline getirilebilir.

Maraş’ta kaçınılması gereken hata ne?

Ancak bugün; sofistike bir düzeyde ele alınmadığını açıkça gördüğümüz Maraş konusunda bazı tehlikelerle karşı karşıyayız. Şu anki hava, Doğu Akdeniz’deki enerji cepheleşmesinde ve Kıbrıs uyuşmazlığında kendisini kazanan noktada gören Kıbrıs Rum egemenlerini kayıp alarmı veren bir noktaya getirebilir. O yüzden atılacak adımların ince diplomasi yoluyla yapılması şart. Bunun için de ilk başta şu an ortama hâkim olan “sıradan milliyetçilik” ya da karşısına çıkan “ezber sol muhaliflik” gibi körlüklerden vazgeçmek gerekiyor. Maraş’ı bir biçimde bir yeni ganimet furyası, bir inşaat fırsatı, hafriyat oligopollerine kazanç kapısı gibi bir algıyla ele almak en büyük hatadır.

YAZININ TAMÂMINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

980 Yorum

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun.

Haber-Yorum

Diğer Yazılar