28 Kasım 2021
Salı, 22 Aralık 2020 01:03

S-400 krizine, Yunanistan’daki S-300 modeli üzerinden bir çıkış bulunabilir mi?

Belli ölçülerde başa dönülmesini öneriyor büyükelçiler. Önerilerin bu durumun ilerisine giden bir yönü, ABD’nin daha önceki olumsuz tutumunun aksine bu kez hava savunma sistemlerinin ortak üretimini ve bunu sağlamak üzere Türkiye’ye teknoloji transferini kabul etmesi koşuludur.

Türkiye, varılan bu noktadan sonra S-400’leri aktive etmemek gibi bir seçeneğe yönelebilir mi? Zaten son gelişmeler de önemli ölçüde Türkiye’ye 2019 yazında gelen bu sistemlerin bir yıl sonra geçen ekim ayında Sinop’ta deneme atışı yapılmak üzere sahaya çıkartılması ertesinde yaşanmıştır.

*****

Sedat ERGİN

Rusya’dan S-400 hava savunma sistemlerini alması nedeniyle ABD’nin Türkiye’ye yaptırım uygulamasıyla birlikte patlak veren krize, NATO bağlamında tarihi bir perspektiften yaklaşmaya ne dersiniz?

Türkiye’nin 1952 yılında NATO’ya üye olması, Sovyetler Birliği’ni askeri gücünün geniş bir bölümünü bu bölgede tutmak zorunda bırakmıştır. Bu da Orta Avrupa üzerindeki Sovyet baskısını kayda değer bir derecede azaltmıştır. Bu durumun yarattığı önemli bir sonuç var. Şöyle ki, Batı Avrupa ülkeleri, NATO’nun sağladığı bu güvenli ve istikrarlı ortam içinde kendi aralarındaki birliği (AB) inşa edebilme imkânını bulabilmiştir. Batı Avrupa’nın yararlandığı bu güvenlik ve istikrar ortamının yaratılmasında Türkiye yüksek bir askeri külfet üstlenmiştir.

Daha önce NATO’da Türkiye’nin daimi temsilcisi olarak görev yapmış olan üç büyükelçi, son yaptırım krizini değerlendirmek üzere ortaklaşa kaleme aldıkları makalede, Türkiye’nin NATO içindeki güvenilirliğiyle ilgili eleştirilere karşılık verirken öncelikle bu tarihi perspektifle yola koyuluyor. Yazının hemen başında bu yöndeki eleştirilere “sağlıklı bir dozda hakikatin enjekte edilmesi gerektiğini” vurguluyorlar.

Türkiye’nin geçen 70 yıl zarfında ittifak içinde oynadığı rolü ayrıntılı bir şekilde anlatan emekli büyükelçiler, bugün gelinen noktada Türkiye’nin NATO’daki konumunun sorgulanmasına kuvvetle itiraz ediyorlar. Ve “yapıcı” olduğunu düşündükleri önerileriyle bir çıkış yolu gösteriyorlar.

CÖMERT TEKNOLOJİ TRANSFERİ

“Türkiye ve NATO: S-400 Atışmasına Çözüm Bulmak” başlıklı bu makale, Avrupa’nın savunma, güvenlik ve strateji konularında uzmanlaşmış önde gelen düşünce kuruluşlarından “Avrupa Liderlik Ağı”nın web sitesinde yayımlandı önceki gün.

Ortak makalenin yazarlarından biri, 2002-2004 yılları arasında Türkiye’nin NATO nezdindeki daimi temsilciliğini üstlenen Büyükelçi Ahmet Üzümcü. İkinci ortak yazar, 2004-2006 yılları arasında NATO’da Üzümcü’nün halefi olarak görev yapan Büyükelçi Ümit Pamir. Türkiye’yi 2013-2018 yıllarında NATO’da temsil eden Büyükelçi Fatih Ceylan grubu tamamlıyor.

Büyükelçiler, mevcut krizin NATO dayanışması içinde tarafların “ver-al” anlayışıyla yaklaşacakları bir çerçevede iki tarafı da tatmin edecek bir uzlaşıyla pekâlâ aşılabileceğini düşünüyorlar.

Önerilen uzlaşının birinci ayağı, Türkiye’nin NATO içinde -denetlenebilir bir şekilde- S-400 sistemlerini aktive etmeyeceği yolunda bir taahhütte bulunmasıdır.

Karşılığında ise ABD, Türkiye’yi F-35 savaş uçağı programından çıkartma kararını geri alacağını ve ayrıca geçenlerde açıkladığı yaptırımları kaldıracağını taahhüt edecektir.

ABD tarafının atması istenen bir adım daha var. O da, cömert bir anlayışla teknoloji paylaşımını içerecek şekilde füze savunma sisteminin ortak üretimi için anlaşmaya yanaşmasıdır.

AKTİVE ETME YA DA ETMEME SEÇENEKLERİ

Belli ölçülerde başa dönülmesini öneriyor büyükelçiler. Önerilerin bu durumun ilerisine giden bir yönü, ABD’nin daha önceki olumsuz tutumunun aksine bu kez hava savunma sistemlerinin ortak üretimini ve bunu sağlamak üzere Türkiye’ye teknoloji transferini kabul etmesi koşuludur.

Türkiye, varılan bu noktadan sonra S-400’leri aktive etmemek gibi bir seçeneğe yönelebilir mi? Zaten son gelişmeler de önemli ölçüde Türkiye’ye 2019 yazında gelen bu sistemlerin bir yıl sonra geçen ekim ayında Sinop’ta deneme atışı yapılmak üzere sahaya çıkartılması ertesinde yaşanmıştır.

Ancak, önerilen adımın “vazgeçme maliyeti” de çok yüksektir. Bir anlamda Türkiye 2.5 milyar dolar ödediği bir sistemi pasif halde depoda tutmak durumuna girecektir. Bu da kaçınılmaz olarak kamuoyunda bu kadar yüksek bir meblağın neden harcandığı yolundaki tartışmaları canlı tutacaktır.

Yok diğer yol seçilirse, yani S-400’ler NATO savunma sistemine entegre edilmeden aktive edilip çalıştırılırsa, bu kez de sürekli bir çatışma alanı olarak ABD ile ilişkilerde ve bu çerçevede NATO içinde ciddi bir sıkıntı konusu olacaktır.

Tabii bu takdirde ABD yaptırımlarının da süreceği bir senaryodan söz ediyoruz. Yaptırımların devamı Türkiye’de toplumun çok geniş kesimlerinde ABD’ye karşı tepkileri yükseltecek, genelde Batı aleyhtarı bir duygu iklimini güçlendirecektir.

AKAR: YUNANİSTAN’DAKİ S-300’LER GİBİ KULLANACAĞIZ

 Bu noktada Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın bundan bir süre önce telaffuz ettiği Yunanistan modeli bu krizin aşılması için bir yöntem olabilir mi?

Önce Bakan’ın ne dediğini hatırlayalım? Akar, S-400’lerin Sinop’ta test edilmesinden kısa bir süre sonra 22 Ekim tarihinde NATO Savunma Bakanları Toplantısı’nın hemen öncesinde Bloomberg’e verdiği bir demeçte, Yunanistan’ın elindeki Rus yapımı S-300 hava savunma sistemine değinerek, “S-400’ler milli sistemde müstakil olarak, NATO’da var olan S-300 gibi Rus menşeli silahların kullanıldığı gibi kullanılacaktır” diye konuşmuştu.

Akar, ABD’nin Patriot hava savunma sistemleri konusunda da “Transferi, ortak üretim ve teslimat takvimi gibi garantiler verilirse ABD’den Patriot hava savunma sistemleri alınabilir. ‘Biz sattık ama Kongre onaylamıyor, teslimata izin vermiyor’ gibi yaklaşımları kabul etmemiz mümkün değil” demişti.

Akar, 24 Ekim tarihinde AK Parti Kayseri il örgütü kongresinde yaptığı konuşmada da S-400’lerle ilgili “Tedarik ettiğimiz sistemin, kontrol ve hazırlıklarına planlandığı şekilde devam ediyoruz. Bu sistemin tedariki, deneme ve sistem kontrolleri, Türkiye için NATO’dan uzaklaşmak anlamına gelmemektedir. S-300 sistemi, NATO ittifakı içinde nasıl kullanılıyorsa biz de S-400’ü aynı şekilde kullanacağız” diyerek, aynı çizgiyi tekrarlamıştı.

BÜYÜKELÇİ CEYLAN: ‘YUNANİSTAN MODELİ OLABİLİR’

Akar’ın bu sözleri Yunanistan’ın S-300’lerde uyguladığı modelin S-400’ler sorununun aşılabilmesi için bir emsal olarak alınabileceğine işaret ediyor. Bilindiği kadarıyla, Yunanistan 1998 yılından bu yana Girit Adası’nda bulunan S-300’leri en azından süreklilik içinde aktive etmiyor. Belli aralıklarla bu sistemlerin bakımı yapılıyor. Bu arada, S-300’lerin bazı tatbikatlarda kullanıldığı yolunda haberlere de rastlanıyor.

Dün Büyükelçi Fatih Ceylan’a diğer iki meslektaşıyla birlikte ortaya attıkları öneriyi hatırlatarak çözüm için Yunan modelinin örnek alınıp alınamayacağını sorduğumda kendisinden “Olabilir...” yanıtını aldım.

Şöyle dedi Büyükelçi Ceylan: “Ancak S-400 sistemleri S-300’lerin çok ileri bir versiyonu. Bununla birlikte, Yunanistan’da Girit Adası’ndaki S-300’ler için geçerli olan işbirliği modelinden esinlenerek, bunun üzerine inşa edilerek geliştirilmiş bir formül pekâlâ bulunabilir.”

Büyükelçi Ceylan’ın NATO’daki tecrübesi, Yunanistan’daki bu modelin ABD ve NATO’da kabul gördüğüne işaret ediyor. Bu arada, Rusya’nın da bu modele itirazının olmadığı anlaşılıyor.

Her halükârda, önümüzdeki dönemde Türkiye ile ABD’deki yeni Biden yönetimi arasında bu konudaki müzakereler başladığında Yunanistan’daki S-300 modelinin masaya geleceğini tahmin edebiliriz.

--------------------------------------------

Kaynak:

https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sedat-ergin/s-400-krizine-yunanistandaki-s-300-modeli-uzerinden-bir-cikis-bulunabilir-mi-41691744

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun.

Haber-Yorum

Diğer Yazılar