Sincar ve Telafer Üzerinden Irak’ın Geleceği

2021 yılı ve sonrası için hiç de iyi bir tablo çizmediğimin farkındayım. Ama 17 yılda oturmayan bir nizam, her gün biraz daha geriye gidiyorsa o ülkenin geleceği karanlıktır. Bu karamsar tablo içerisinde tuhaf bir rakamı irdelemekte yarar vardır: Irak devletinin 2021 yılı için öngördüğü bütçe: 113 Milyar dolar. Arap ülkeleri içerisinde Suudi Arabistan’dan da sonra en büyük ikinci bütçe. Bu, kişi başına 4 bin dolar demektir. Bir başka istatistiğe göre toplumun en fakir %25’i bu gelirin sadece %2’sini elde ediyor. İşsizlik oranı %23 kayıt dışı ekonomi %62 ve okul çağında olup okula gitmeyen gençlerin oranı %17. Yani, hiçbir gösterge iyiye işaret etmiyor.

*****

Prof.Dr. Mahir NAKİP

Yakın Geçmişten Bugüne…

Sincar, Musul Vilayetine bağlı büyük bir ilçe. Nasıl ki Türkmen olduğu için Telafer İl yapılmamışsa, Sincar da Ezidi olduğu için aynı kaderi paylaşmıştır. Sincar, Türkiye sınırına 100 KM uzakta iken Suriye sınırına neredeyse sıfır noktasındadır. Sincar’dan merkez Musul’a gitmek için Telafer’den geçmek gerekiyor. Telafer gibi Sincar’ın da kuzeyinde ve güneyde bir yerleşim bölgesi yoktur. Sincar’da yaşayan Ezidilerin inançları ve sosyo-kültürel yapıları Telafer ve Musul halkından apayrı olduğu için tarih boyunca kendi kabuğuna çekilmiş bir topluluk olarak yaşamıştır. 2003 yılından sonra Bölgesel Kürt Yönetimi, hâkimiyetini Suriye sınırına kadar uzata bilmek amacıyla bu şehri hedef almış ve sözde ihtilaflı bölgeleri düzenleyen 2005 Anayasasının 140. Maddesinin kapsamına zorla dâhil edilmiştir. Ezidilerin Barzani Aşireti ve dolayısıyla Erbil Yönetimi ile iyi hatıraları olmadığından, eli mahkûm KYB, yani Süleymaniye merkezli Talabani grubuna meyletmiştir. DEAŞ’in şehri tarumar etmesinden sonra şehir büyük yaralar alarak nefes alabildi ancak bu sefer de ABD’nin himâyesinde olan PKK/PYD teröristlerinin karargâhı haline geldi. Bunun neticesinde PKK, KYB’nin uhdesinde görünen Kandil eteklerinden, 2017’den itibaren Ezidilerin kutsal gördükleri Sincar dağına taşındı.

Bağdat ve Erbil yönetimleri Türkiye’nin Kandil’den sonra Sincar’ı sürekli bombalamasından rahatsızdı. ABD’ye yakınlığı ile bilinen Irak’ın şimdiki Başbakanı Kazımî, Ekim ayında Erbil Hükümeti ile bir protokol imzalayarak PKK/PYD teröristlerinin çıkarılması ve Sincar’da güvenliğin Haşd Şabi ve Peşmergeler tarafından sağlanması konusunda mutabakat sağladı; kısa sürede de terör unsurlarının şehri terk ettiği ve şehrin merkezî hükümetin denetimine geçtiği ilan edildi. Ezidilerin bir kısmı terörden kurtulduklarından dolayı memnuniyetlerini dile getirirken bir kısmı da şehrin KDP’ye peşkeş çekildiğini şikâyet konusu yaptı. Demek ki sorun henüz çözülmediği gibi kulislerde bu devir-teslimden mütevellit ne gibi senaryolar çizildiği henüz netleşmiş değildir. Çünkü PKK/PYD teröristleri rahatlıkla kıyafet değiştirerek sıradan vatandaş gibi şehirde gezebiliyorlar ve bunu da Haşd Şaabi fark edemiyor.

2017’de DEAŞ’ten kurtarılan Telafer ise ilginç bir pozisyondadır. Şehrin 400 bin olduğunu kabul edersek tamamı Türkmen olmakla beraber yarısından fazla Sünni gerisi Şii mezhebine mensuptur. DEAŞ’ten bütün Türkmenler zarar görürken, Şiilerin tamamı güneye hicret etmiş, Sünnilerin de büyük bir kısmı Suriye üzerinden Türkiye’ye gelerek Türkiye’ye mülteci durumunda hayatlarını idame ettirmektedirler. Şu anda harabeye dönen şehre Şiilerin büyük bir kısmı döndü ama Sünnilerin pek azı dönebildi. Sünnilerin rahatça dönmelerini sağlayacak şartların müsait olduğunu söylemek zordur. Çünkü şehrin İran güdümlü Haşd Şaabi’nin etkisi ve büyük ölçüde de denetimi altındadır. Kaldı ki şehrin alt yapısı tamamen tahrip edilmiş, asgari hayat şartlarını sağlayacak hizmetler henüz mevcut değildir. Bu durum ne Bağdat Hükümetinin ne de Kürt yönetiminin umurundadır.

Ara istintaç (çıkarım) olarak denilebilir ki sahipsiz olan bu iki şehirde Kürt siyasi grupları Sincar, İran da Telafer üzerinden Suriye’ye geçiş yolu kurmak istiyor.

Irak Üzerinden Hesaplaşma…

Bilindiği gibi bir tarafta ABD ve İsrail diğer tarafta da İran hep Irak üzerinden restleşmektedirler. ABD Kaasım Süleymani’yi ve Haşd Şaabi’nin Iraklı lideri El-Mühendis’i Bağdat’ta öldürürken, İran da ABD’nin Irak’taki üslerinden birisini füze ile havadan bombaladı. ABD’de yönetimin Biden’a devredileceği 20 Ocak tarihine kadar Trump bir çılgınlık yapıp İran’ın (en azından) Atom Santralı’nı vurabileceği gibi İran’ın da misillemeden kaçınmayacağı açıktır.

Irak Şiileri, var oldukları günden 2003 yılına kadar hiçbir zaman Irak’ta iktidar sahibi olamamışlardır. 2003 yılından günümüze kadar hep koalisyonlarla kurulan hükümetlerin başında Şiiler bulunmuştur. Hepsi de başarısız olmuştur. Bu devirde baş gösteren rüşvet, yolsuzluk, başıboşluk, hastalık, fakirlik, hırsızlık ve mafyacılık hiçbir devirde olmamıştır. Irak’ta siyasi, sosyal, kültürel ve iktisadi doku tamamen tahrip edilmiş ve ıslahı mümkün olmayan bir durum ortaya çıkmıştır. Başarısız olan siyasî tabakalar olmakla beraber esas Irak’ın bu ortamda kalmasını isteyen ABD ile İran’dır. Bu ikiliye İsrail, Suudi Arabistan, Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi ülkeleri de katmak mümkündür. Hal böyle olunca, Irak iflah olmaz, çöker ve her parçası da bir süre kendi içerisinde çatışarak üç devletçiğe veya kantonlara bölünür.

Karamsar Senaryo Karşısında…

2021 yılı ve sonrası için hiç de iyi bir tablo çizmediğimin farkındayım. Ama 17 yılda oturmayan bir nizam, her gün biraz daha geriye gidiyorsa o ülkenin geleceği karanlıktır. Bu karamsar tablo içerisinde tuhaf bir rakamı irdelemekte yarar vardır: Irak devletinin 2021 yılı için öngördüğü bütçe: 113 Milyar dolar. Arap ülkeleri içerisinde Suudi Arabistan’dan da sonra en büyük ikinci bütçe. Bu, kişi başına 4 bin dolar demektir. Bir başka istatistiğe göre toplumun en fakir %25’i bu gelirin sadece %2’sini elde ediyor. İşsizlik oranı %23 kayıt dışı ekonomi %62 ve okul çağında olup okula gitmeyen gençlerin oranı %17. Yani, hiçbir gösterge iyiye işaret etmiyor.

Irak, Türkiye’nin güney komşusudur. Irak’ın Türkiye’den koparılması tarihi üzerinden henüz bir asır bile geçmemiş ve Güneydoğumuzun coğrafi ve demografik uzantısıdır. Bunların içerisinde 2,5 milyon soydaşımız Irak’ta ciddi dışlanmışlık yaşamaktadır. Bu ülkeyle yıllık dış ticaretimizin hacmi 10 milyar dolar civarında olup, 20 milyar dolara çıkarılması planlanmaktadır. Irak, en zengin tüketim ülkeleri olan Arap Körfez ülkelerine karasal bir köprü görevi görmektedir. Petrol ihtiyacımızın %10’a yakınını Irak’tan elde ediyoruz. Bütün bu göstergeler 2021’de Türkiye’nin giderek aratan dış politika gündemi içerisinde Irak’ın da yer alacağını, belki ilk sıralara çıkacağını göstermektedir. Irak’la münasebetimiz, diğer ülkelerle olduğu gibi sadece diplomatik düzeyde, karşılıklı geliş ve gidişlerle sınırlı kalmamalıdır. Daha aktif, hatta proaktif davranmak elzemdir.

İleride vuku bulacak bir olayı ne kadar erken ve ne ölçüde iyi tahmin edebilirsek, alınacak tedbirler de o kadar etkin ve doğru sonuçlar doğurur.

——————————————–

Kaynak:

https://www.fikircografyasi.com/makale/sincar-ve-telafer-uzerinden-irakin-gelecegi

Yazar
Kırmızılar

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen