28 Kasım 2021
Pazar, 16 Mayıs 2021 22:34

Türkiye’nin Karadeniz politikası

Türkiye, ABD ve Batı Bloku ülkelerinin Karadeniz’deki çıkarlarının büyük oranda örtüşmesinde prensip ve beklentilerin yakın olması da etkili olmuştur. 11 Eylül saldırıları bütün bu politikaların ABD açısından miladıdır. Saldırılar sonrasında ABD’nin Karadeniz politikası güvenlikçi bir savrulma yaşamıştır. Güvenlikçi politikalar Rusya’nın Yakın Çevre Doktrini ile çakışmayacak şekilde gelişmiştir. Yeni durum kaçınılmaz olarak Karadeniz’deki dengeyi ve Türkiye’nin çıkarlarını doğrudan etkilemiştir.

*****

Doç. Dr. İsmail KÖSE

Tarihi yapanlar insanlardır ve insanlar benzer koşullar altında benzer tepkileri geliştirirler. Dolayısıyla Türkiye’nin son dönem Karadeniz politikasını değerlendirmeden önce tarihî olgulara göz atmakta fayda var.

Dünya haritasında Karadeniz, bir orta deniz olan Akdeniz’in kuzeydoğuya, Asya steplerine doğru uzanmış sinir ucu gibi durur. Harita üzerindeki bu ontolojik görüntü esasında coğrafi gerçekliğin doğal izdüşümüdür. Nitekim uygarlık gelişiminde Asya ve Avrupa’nın kültürel kaynaşma noktası olan Akdeniz’in Asya içlerine uzanıp, Balkanlar, Kafkaslar ve Rus steplerindeki kültürel zenginliği, gelişimi bünyesinde eritebilmesi karşılıklı etkileşimin yaşam bulabilmesi Karadeniz’in sunduğu olanaklar sayesinde mümkün olagelmiştir.

Karanlık Çağlar’dan günümüze Akdeniz çevresindeki uygarlıkların stratejik bir güdüyle egemenlik kurmak, bu mümkün değilse en azından varlık göstermek istedikleri Karadeniz dört bir yanındaki devasa hinterlant ile Kafkaslar, Türkistan, Rus Stepleri, Balkanlar ile Anadolu’ya erişim sağlayıp, bu devasa havzanın merkez noktasında konumlanır.

Büyük Karadeniz havzası

Bilinen tarihî döngüde gemicilikteki gelişime bağlı olarak Karadeniz ile Akdeniz arasındaki bağlantıyı elinde tutan uygarlıklar her daim stratejik güçle birlikte esaslı ekonomik kazançlar da elde edegelmişlerdir. Soğuk Savaş sonrasında Karadeniz merkezli çalışmalarda Karadeniz ve hinterlant çevresinin bir bütün halinde Büyük Karadeniz Havzası (Wider Black Sea – WBS) şeklinde adlandırılıp bu kavramsallaştırmanın hızla kabul görmesi bütün bu tarihî sürecin doğal sonucudur.1

Antikçağ’da Atina ve Sparta site devletçikleri önderliğindeki kolonizasyon hareketleri, site devletlerinin öncesinde Mısır Firavunları, Hititler ve Asurlular başta gelmek üzere Doğu Akdeniz, Ege, Anadolu uygarlıkları, Persler, Roma, Bizans, Venedik ve Ceneviz gibi İtalyan kent devletçikleri Karadeniz’de hakimiyet kurabilmek için on yıllar süren kanlı savaşlara girişmişler, Karadeniz’de elde ettikleri üstünlük sayesinde esaslı bölgesel hegemon güçler olabilmişlerdir.

Türklerin Karadeniz ile tanışması

Bilinen tarih döngüsünde Karadeniz ve yakın havzasına bir bütün halinde hükmedebilip, Karadeniz’i kendi iç gölüne çevirebilmiş uygarlık Türklerdir. Kili ve Akkerman’ın 1484 yılında fethinden 1774 yılında imzalanan Küçükkaynarca Antlaşması’na kadar yaklaşık 300 yıl gibi uzun bir süre Karadeniz bir Türk Gölü olmuştur. Bu dönem Karadeniz’in mare clausum yani yalnızca bir devlete ait olan deniz statüsünde olduğu bir devredir.2 Karadeniz üzerinde bu tür bir hâkimiyet tarihin hiçbir döneminde bir daha yaşanmamıştır. Buna karşın Karadeniz’de hâkimiyet kurmayı arzulayan uygarlıklarla karşılaştırıldığında Türklerin Karadeniz ile tanışması oldukça geçtir.

Hun akınları neticesinde kalabalık kitleler halinde 4. yüzyılın son çeyreğinden itibaren Karadeniz kıyılarına ulaşan Türkler, bu tarihten itibaren askerlik ve ticari aktivitelerle eş zamanlı olarak Karadeniz kıyılarında kalıcı yerleşimler kurmuşlardır. Anayurt Türkistan, Orhun, Yenisey bölgesinde bir kara uygarlığı olarak gelişen Türk devlet geleneğinin, kenarında daimi liman sahibi olabildiği ilk deniz Karadeniz’dir. Nitekim tarihî olgular Karadeniz’in adının Türkler tarafından verildiğini desteklemektedir. Yaygın görüş de bu şekildedir.3

Küçükkaynarca Antlaşması’ndan günümüze kadar geçen sürede, Karadeniz’deki egemenlik kıyıdaş ve kıyıdaş olmayan devletler arasında paylaşılmaktadır. Kıyıdaş devletler arasında en uzun kıyıya sahip ülke Türkiye’dir. Karadeniz ticari olarak mare liberium yani bütün devletlerin ticaret serbestisine sahip olduğu statüde bir denizdir. Buna karşın askerî anlamda kıyıdaş devletlerin güvenliklerini koruyacak bazı kısıtlılıklar mevcuttur.

İttifakları, öncelikleri ve araçları içinde bulunulan dönemin koşullarına göre şekillense de Küçükkaynarca Antlaşması ile belirgin hale gelen Rus tehdidi sonrasından günümüze kadar geçen sürede Türkiye’nin Karadeniz politikası çok fazla değişim göstermez. Türk dış politika yapımcıları, 1774 yılından günümüze kadar Karadeniz’deki Rus varlığını dengelemeye, Karadeniz’in bu devasa güç tarafından yutulmasını engellemeye yönelik bir siyaset yürütmektedir. Aktörler, ittifaklar, beklentiler değişmekle birlikte bu siyaset sabit kalmıştır.

Karadeniz’in yakın ve uzak havzasında Türkiye ile rekabet edebilecek tek ülke Rusya Federasyonu’dur. Diğer bir ifadeyle Rusya Federasyonu, Karadeniz havzasında Türkiye’nin gerek askerî gerekse ekonomik olarak tek başına başa çıkamayacağı tek ülkedir. Türkiye’nin Karadeniz politikası tarihî olguların da zorlamasıyla bu doğrultuda biçimlenmekte, Türkiye Karadeniz’deki Rus gücünü dengeleyebilmek için ittifaklar geliştirmektedir.

Soğuk Savaş döneminde Karadeniz

Osmanlı Devleti’nin son yüzyılında İngiliz çıkarları ile Türk çıkarlarının uyuşması neticesinde Karadeniz’de Rusya’ya karşı bir denge oluşturulabilmişti. Soğuk Savaş süresince İngiltere’nin yerini alan yeni hegemon güç ABD ile geliştirilen ittifaklar sayesinde Rusya’nın Karadeniz’de egemenlik kurması, bu denizi fiili olarak bir mare clausum alanına çevirmesi engellenebilmiştir. Soğuk Savaş sonrası uluslararası ilişkilerde yeni düzen oluşturulma çabalarının yaşandığı ilk 10 yıldaki belirsizlik döneminde Türk-ABD çıkarları gerek Balkanlar gerekse Büyük Karadeniz Havzası’nda örtüşmüştür.

Bir kısmı erken enerji kaynakları olmak üzere Balkanlar’da, Hazar Havzası’nda, Türkistan Bölgesi’nde mevcut enerji kaynaklarının ana alıcı sanayileşmiş Batı pazarlarına ulaştırılması ve ABD etkisinin Türkiye vasıtasıyla bu bölgelerde yaygınlaştırılması arzusu çıkarların uyuşmasında etkili olmuştur. Türkiye, ABD müttefikliğine ek olarak Karadeniz’de barış ve istikrarın ancak Rusya ile birlikte gerçekleştirilebileceğinin bilincindedir. Rusya militarizmi bir şekilde II. Dünya Savaşı sonrasında Almanya’ya yapıldığı gibi barış ve istikrarı koruyabilecek alanlara kanalize edilmelidir. Bu amaçla Soğuk Savaş’ın hemen sonrasında Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (BSEC) 1992 yılında Türkiye’nin girişimiyle kurulmuştur. Karadeniz’in istikrarı çevre havzanın istikrarıyla doğrudan ilgili olduğundan Sovyetler’den ayrılan yeni devletçiklere olanaklar ölçüsünde yardım sağlanarak yeni düzenin kalıcı hale getirilmesine çalışılmıştır.4

Soğuk Savaş ve 11 Eylül saldırıları sonrası Karadeniz’deki hassas dengeler

Soğuk Savaş sonrasında ABD’nin Karadeniz politikası üç temel üzerinde biçimlendi; barış, prensipler ve ortak refah.5 Türkiye’nin Karadeniz politikası ise tarihî tecrübeler eşliğinde beş temel prensip doğrultusunda biçimlenmiştir: (1) güç dengesinin muhafazası (2) Soğuk Savaş sonrası statükonun korunması (3) kıyıdaş ülkeler arasında iş birliği (4) istikrar ve (5) barışın sürdürülebilir bir anlayışla kurulması.

Türkiye, ABD ve Batı Bloku ülkelerinin Karadeniz’deki çıkarlarının büyük oranda örtüşmesinde prensip ve beklentilerin yakın olması da etkili olmuştur. 11 Eylül saldırıları bütün bu politikaların ABD açısından miladıdır. Saldırılar sonrasında ABD’nin Karadeniz politikası güvenlikçi bir savrulma yaşamıştır. Güvenlikçi politikalar Rusya’nın Yakın Çevre Doktrini ile çakışmayacak şekilde gelişmiştir. Yeni durum kaçınılmaz olarak Karadeniz’deki dengeyi ve Türkiye’nin çıkarlarını doğrudan etkilemiştir.

Soğuk Savaş sonrası dönemin ilk 10 yıllık diliminde Rusya’nın kıyı sınırının da daralması neticesinde Türkiye Karadeniz’deki en güçlü donanma haline gelmişti. Bütünlük içinde çok fazla fark yaratmayan bu üstünlük, Türkiye’nin havzadaki etkinliğinin gelişmesine esaslı katkı sağlayabilirdi. Osmanlı Devleti Karadeniz’deki üstün konumunu Küçükkaynarca Antlaşması ile Kırım’ı Rusya’ya bırakarak kaybetmişti.6 Benzer durumu Türkiye de yaşamıştır.

2015 yılında Kırım’ı ilhak eden Rusya hem sahillerini artırmış hem de Azak Denizi dâhil Karadeniz’in kuzeyindeki en önemli donanma üssünü ele geçirmiştir. ABD’nin Rusya’ya karşı insiyatif almayan politikaları Moskova’nın elini rahatlatmış, Kafkaslar ve Balkanlar’daki Rus gücünün artması, düzene karşı yeni tehditleri beraberinde getirmiştir. Son Dombass krizi ve ABD’nin tutumu, Rusya’nın 30 Nisan’da Karadeniz’de ilk defa süpersonik anti-cruise füze denemesiyle yaptığı güç gösterisi, istikrar, statüko ve barış sonrasında Karadeniz politikasında Türkiye’nin tarihî döngüde yaşamsal önemde değerlendirdiği güç dengesinin de bozulduğunu göstermektedir.7

Karadeniz’de son 12 yıl

Gürcistan krizi (2008), Kırım’ın ilhakı 2015), Dombass Krizi (2021) gibi son 12 yılda karşı karşıya kalınan çatışmalar Rusya’nın yakın çevresinde kontrolünü devam ettirmek için güç kullanmakta tereddüt etmeyeceğini ve ABD’nin iddialı söylemlerine karşın Rusya’nın saldırgan politikalarını güç kullanarak engellemeye kesinlikle niyetli olmadığını kuşkuya yer bırakmayacak şekilde göstermiştir. Son kriz alanlarından farklı olarak Türkiye NATO üyesi bir ülkedir fakat ABD ve Batı müttefiklerinin olası bir çatışmada güç kullanarak Rusya’yı durdurmaları ihtimali çok düşüktür.

Suriye’de yaşanan uçak krizi sonrasında bu durumu tecrübe eden Türkiye, Rusya ile barışçıl ilişkiler geliştirerek Karadeniz’de istikrarı korumaya çalışmakta, aynı zamanda Rusya’nın statükoyu bozan eylemlerine itiraz ederek, örneğin Kırım’ın ilhakını tanımayarak, Donbass Krizi’nde Ukrayna’nın yanında durarak direnmeye çalışmaktadır.

Boğazları kontrol eden Türkiye, Rusya’nın güvenliği için Karadeniz’de önemli bir role sahiptir. Nitekim Türkiye, Montrö’yü geniş yorumlayarak Rusya’nın Boğazlardan geçişini kolaylaştırırken, kıyıdaş olmayan devletlerin tonaj ve süre sınırına uymasını da sağlamaktadır.

Yukarıda da dikkat çekildiği gibi Karadeniz’e en uzun kıyısı olan ülke Türkiye’dir. Karadeniz Havzası’ndaki istikrarsızlık, çatışma, yasadışı göç, radikal akımlar, enerji güvenliği gibi son dönem sorunları Türkiye’nin istikrar ve güvenliğini doğrudan etkilemektedir.

Sonuç olarak tarihi tecrübelerin açıkça gösterdiği üzere Karadeniz’in bir barış ve istikrar havzası olması ancak Türkiye ve Rusya’nın iş birliğiyle gerçekleşebilir. Türkiye’nin de politikaları bu yönde şekillenmeli örneğin Rusya’nın tepkisini çekecek şekilde Montrö tartışmaya açılmamalıdır.

Kaynakça

Fletcher, Eric G. M., “John Selden (Author of Mare Clausum) and His Contribution to International Law”, Transactions of the Grotius Society, Vol. 19, Problems of Peace and Wars, Papers read before the Society in the Year 1933 (1933). s. 7-9.

Gaber, Yevgeniya, “Security Triangel in the Black Sea Region: Turkey, Russia, United States”, Panaroma of Global Security Environment 2017-2018, The Central European Perspective, (ed. Robert Ondrejcsak, Peter Bator etc.), Stratpol, Bratislava, Slovakia, 2018. pp. 198-220.

Heather, Peter, “The Huns and the End of the Roman Empire in Western Europe”, The English Historical Review, Vol. 110, No. 435 (1995). s. 5.

Köse, İsmail, “Soğuk Savaş Sonrası Dönem Karadeniz’de Güç Mücadelesi”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, 15 (29). Güz, 2020.

Report of the Second Meeting of the Ministers of Foreign Affairs, Black Sea Economic Cooperation, Istanbul, 17 June 1993. BS/FM/R(93)1.

Roth, Andrew, “Ukraine President Warns Russia Tensions Could Lead to ‘Full-scale War’,” The Guardian, November 28, 2018, https://www.theguardian.com/world/2018/nov/27/russia-to-charge-ukrainian-sailors-as-kerch-crisis-deepens (01 Mayıs 2021 tarihinde erişildi).

Russian Navy Conducts First Black Sea Supersonic Cruise Missile Test, https://www.themoscowtimes.com/2021/04/30/russian-navy-conducts-first-black-sea-supersonic-cruise-missile-test-a73798 (01 Mayıs 2021 tarihinde erişildi).

Yevgeniya Gaber, “Security Triangel in the Black Sea Region: Turkey, Russia, United States”, Panaroma of Global Security Environment 2017-2018, The Central European Perspective, (ed. Robert Ondrejcsak, Peter Bator etc.), Stratpol, Bratislava, Slovakia, 2018. pp. 198-220.

Eric G. M. Fletcher, “John Selden (Author of Mare Clausum) and His Contribution to International Law”, Transactions of the Grotius Society, Vol. 19, Problems of Peace and Wars, Papers read before the Society in the Year 1933 (1933). s. 7-9.

Peter Heather, “The Huns and the End of the Roman Empire in Western Europe”, The English Historical Review, Vol. 110, No. 435 (1995). s. 5.

Report of the Second Meeting of the Ministers of Foreign Affairs, Black Sea Economic Cooperation, Istanbul, 17 June 1993. BS/FM/R(93)1.

Andrew Roth, “Ukraine President Warns Russia Tensions Could Lead to ‘Full-scale War’,” The Guardian, November 28, 2018, https://www.theguardian.com/world/2018/nov/27/russia-to-charge-ukrainian-sailors-as-kerch-crisis-deepens (01 Mayıs 2021 tarihinde erişildi).

İsmail Köse, “Soğuk Savaş Sonrası Dönem Karadeniz’de Güç Mücadelesi”, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, 15 (29). Güz, 2020. s. 209-212.

Russian Navy Conducts First Black Sea Supersonic Cruise Missile Test, https://www.themoscowtimes.com/2021/04/30/russian-navy-conducts-first-black-sea-supersonic-cruise-missile-test-a73798 (01 Mayıs 2021 tarihinde erişildi).

-----------------------------------------

Kaynak:

https://fikirturu.com/jeo-strateji/turkiyenin-karadeniz-politikasi/

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun.

Haber-Yorum

Diğer Yazılar