28 Kasım 2021
Pazartesi, 02 Ağustos 2021 11:37

Tunus'ta neler oluyor; Cumhurbaşkanı Kays Said Ne İstiyor?

Arap Baharı’ndan on yıl sonra Tunuslular hayallerinin uçup gittiğini hissediyorlar ve gençler hâlâ daha iyi bir yaşamın Tunus’tan başka bir yerde olduğuna inanıyorlar. Politikacılar, arzuları konusunda dikkatli olmalılar. Ufukta ülkenin siyasi düzenini çökertecek gerçek bir kasırga var. Tunuslular zaten çok şey kaybetmiş durumdalar ve daha fazlası onlar için bir felaket anlamına geliyor. Yıllar geçmesine rağmen, Tunuslu politikacılar hâlâ devlet kurumları arasında güçlü bir yasal araç, daha iyi bir kontrol ve denge ilkesi olarak hizmet edecek bir anayasa mahkemesi tesis etmek ve Tunusluların günlük temel ihtiyaç ve taleplerini karşılamak amacıyla güvenilir bir ulusal koalisyon hükûmeti oluşturmak için mücadele etmekteler.

*****

Abdennour TOUMİ

Cumhurbaşkanı Kays Said Ne İstiyor?

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’in meclisin yetkilerini dondurup 2019 seçimlerinin birinci partisi en-Nahda’nın ve diğer koalisyon partilerinin desteğini alan Başbakan Hişam el Meşişi’yi görevden almasının üzerinden günler geçti. Kays Said, aldığı bu kararlardan birkaç gün sonra da savunma bakanı, adalet bakanı ve ulusal kamu televizyonu direktörünü görevden aldı.

Otoriter Bir Adım mı, İktidar Hırsı mı?

Cumhurbaşkanı Kays Said, çarşamba günü Kartaca Sarayı’nda üst düzey askerî ve güvenlik yetkilileriyle bir araya geldi. Bu, başkan tarafından alınan 24 Temmuz kararları hakkındaki soru işaretlerini derinleştiren ve Tunusluların içinden geçtiği kötü sosyoekonomik durum, ağır Covid-19 koşullarıyla mücadele ve kurumsal kriz gibi istisnai koşullar bağlamında istisnai yasalar oluştuğunu gösteren bir işaret olmuştur.

Peki, Cumhurbaşkanı Kays Said ne istiyor? Tunus Cumhurbaşkanı, büyük bir halk desteğiyle kendisine cumhurbaşkanlığı yolunu açan 2019 seçim kampanyası sırasında, 2014 yılında anayasa hukukçusu bir uzman olarak kendisinin tasarladığı mevcut kurumsal yapının ötesine geçme arzusunda olduğunu göstermişti.  O dönemde Said, iktidarın halka ait olması gerektiğini savunuyordu. Şu anda ise yeni bir başbakan atayarak yürütme yetkisini tamamen kendinde toplamaya karar vermiş gözüküyor. Nitekim konuyla ilgili yaptığı konuşmada, devleti kurtarmak ve ülkedeki toplumsal istikrarı korumak için harekete geçmek zorunda kaldığını söyleyerek aldığı kararın istisnai doğasını ortaya koymuş oldu.

Ülkede Covid-19 salgını ile topyekûn mücadele yürütüldüğü sırada Said, Tunus Cumhuriyeti’nin 64. kuruluş yıl dönümü arifesinde başbakanı görevden alıp meclisin faaliyetlerini dondurarak ve tüm milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırarak intihar niteliğinde bir siyasi hamle gerçekleştirdi. Neticede Cumhurbaşkanı Kays Said’in mecliste arkasını yaslayabileceği siyasi parti ya da sağlam bir siyasi destek grubu bulunmamakta.

Said, siyaseten “bağımsız” eski bir anayasa hukuku profesörü. Bu yüzden, Tunus’taki en-Nahda karşıtı kampın ve bölgedeki devrim karşıtı eksenin ve dalkavuklarının gözünde siyasi bir mevki kazanma amacıyla asker kartını kullandı. Bu ise orduyu dikenli siyasi arenaya sürükledi.

BAE Olağan Şüpheli

Cumhurbaşkanı Kays Said konuşmasında, Tunus toplumu ve devlet kurumları içerisinde faaliyet gösteren “haydutları” şiddetle kınadı ve “… Kimsenin devletle ve Tunusluların hayatıyla, parayı kendi mallarıymışçasına devletin işlerini istikrarsızlaştırmak için kullanmasına izin vermeyeceğiz” dedi. Mesaj, adını vermek istemediği yeminli düşmanına verilmişti. Nihayetinde Cumhurbaşkanı ve Paris-Kahire-Abu Dabi ekseni tarafından desteklenen siyasi klanı ile Meclis Başkanı Raşid el Gannuşi ve partisi en-Nahda arasında süregelen siper savaşı, Tunus'taki siyasi söylemi ve faaliyetleri zehirlemeye devam ediyor. Başkan ve bloku, mücadelelerinin iç siyasi düzeyde ve bölgede “siyasal İslam”a karşı olduğunu özetlemektedir.

Dolayısıyla, Cumhurbaşkanı Kays Said’in kararları ve mesajı, bölgenin yönetim zihniyeti ve demokratik olarak seçilmiş İslamcı partileri devirmeyi amaçlayan eski paradigmayla uyumludur. Cezayir ve Mısır’da siyasi istikrarsızlığın kışkırtılması ve yönetim yetersizliği oluşturulması bunun bir örneğidir. Cumhurbaşkanı Said’in yerel ve bölgesel destekçileri, yaptıklarının Tunus’un siyasi sürecini ve ilerlemesini muhafaza etmek için gerekli olduğunu savunuyor. Ancak en-Nahda’nın başına gelenlerle Cezayir ve Mısır’da ve aslında Türkiye’deki 28 Şubat Darbesi sırasında yaşananlar arasındaki paralellikler aşikârdır.

Bu durum bizi, İslamcılar ve laik kesimler arasında devam eden ideolojik mücadeleyle oligarşik rejimler arasındaki diyalektik ilişkiyi yansıtan karmaşık bir denklemle karşı karşıya getirmektedir. Bu da ülkenin toplumsal koşullarının politik olarak sabit ve etnik olarak tutarlı olduğunu göstermektedir. Gerçi Arap ayaklanmaları sonrasında oluşan koşullar, insanları karşı-devrimci ve radikal distopik gruplar arasında orta bir zemine yerleştiren yeni bir paradigma üretti. Bu paradigma, bölgedeki otoriter rejimlerin ve radikal laik seçkinlerin hâkimiyet alanlarına yönelik her türlü inandırıcı muhalefeti ezmek için kullandığı bir ulusal güvenlik bahanesi hâline gelmiş durumda. Nitekim bu bahane Suriye, Mısır, Sudan ve Cezayir gibi ülkelerde orduya ve oligarşik sisteme karşı ayaklanan halkları durdurma amacıyla kullanılmıştır.

Darbenin Bahanesi!

Cumhurbaşkanı Kays Said, Tunus devletini ve toplumunu istikrarsızlaştırmak için bazı çevrelere para dağıtıldığını söyledi. Cumhurbaşkanı’nın anayasal gücünü artırma kararı güvenlik durumunu kötüleştirmiştir. Cumhurbaşkanı, anayasanın 80. maddesini uygulamış ancak alınan herhangi bir karardan önce milletvekillerine ve başbakana bilgi vermesini zorunlu kılan 79. maddeyi unutmuştur. Tunus’taki anayasa hukuku uzmanları ve insan hakları aktivistleri bunu tartışmaktadır.

Nitekim anayasanın 80. maddesi, yakın bir tehdidin ulusal birliği ve devlet kurumlarının işlevlerini etkileyebileceği istisnai durumlarda cumhurbaşkanına yetkisini kullanma hakkı vermektedir. Ancak cumhurbaşkanı herhangi bir karar almadan önce başbakana, meclis başkanına ve anayasa mahkemesi başkanına danışmalıdır. Gerçi anayasa mahkemesi hâlâ kurulabilmiş değil ve başkanı da yok. Tunus Cumhurbaşkanı bunun yerine emniyet ve ordu yetkilileriyle bir araya gelmiştir. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanı’nın anayasaya aykırı eylemleri, anayasanın 79. maddesinin öngördüğü gibi yasama ve yürütme organlarıyla yürütülen bir anayasal faaliyet değil, güvenlik kanalları üzerinden gerçekleştirilen bir darbe niteliği kazanmıştır.

Cumhurbaşkanı Kays Said, parlamento kararlarının ve yürütme emrinin kullanımını dondurma kararının zaman çerçevesini belirlememiştir. Ancak anayasanın 80. maddesi, “yakın” tehdit sırasında parlamentonun bir meclis oturumunda toplanmasına izin veren normal işleyen devlet kurumlarına dönüşe atıfta bulunmaktadır. Bu durumda cumhurbaşkanı meclisi feshedemez ve dolayısıyla hükûmeti görevden alamaz. Bu anayasal aykırılık bağlamında, Cumhurbaşkanı Kays Said’in kararlarını dayandırdığı anayasanın 80. maddesi, istisnai hâl kararlarının uygulanmasının uzatılması için 30 günlük süre tanımaktadır.

Arap Baharı’ndan on yıl sonra Tunuslular hayallerinin uçup gittiğini hissediyorlar ve gençler hâlâ daha iyi bir yaşamın Tunus’tan başka bir yerde olduğuna inanıyorlar. Politikacılar, arzuları konusunda dikkatli olmalılar. Ufukta ülkenin siyasi düzenini çökertecek gerçek bir kasırga var. Tunuslular zaten çok şey kaybetmiş durumdalar ve daha fazlası onlar için bir felaket anlamına geliyor. Yıllar geçmesine rağmen, Tunuslu politikacılar hâlâ devlet kurumları arasında güçlü bir yasal araç, daha iyi bir kontrol ve denge ilkesi olarak hizmet edecek bir anayasa mahkemesi tesis etmek ve Tunusluların günlük temel ihtiyaç ve taleplerini karşılamak amacıyla güvenilir bir ulusal koalisyon hükûmeti oluşturmak için mücadele etmekteler.

Tunus iki düşünce tarzı arasında sıkışıp kaldı; bir yanda seçkinler ve kitleler, diğer yanda radikal laikler ve gelenekçiler arasındaki derin ayrışma. Öyle ki “seküler” Arap devletlerin tamamı bu ikilemden mustarip. Bu durumda, derin bir pozitif laiklik anlayışının olduğu ve 15 Temmuz 2016 başarısız darbe girişimiyle de örneklendiği üzere demokrasinin kırmızı çizgi hâline geldiği Türkiye’nin aksine, Arap devletlerini şaşkına çeviren bir siyasi düşünce tarzı gelişti.

Bugün Tunus için iki seçenek vardır: Ya 15 Temmuz 2016 gecesi milyonlarca Türk'ün gittiği yoldan gitmek ya da Mısırlılar gibi Sisi'nin 3 Temmuz 2013 darbesine teslim olmak. Son gelişmelere göre, ikincisinin daha az hasarla gerçekleşmesi olası görünüyor. Bununla birlikte Refah Partisi ve Türkiye’nin karizmatik ve vizyoner lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a yönelik gerçekleşen 28 Şubat Darbesi de seçenekler arasındadır. Belki Cumhurbaşkanı Kays Said’in darbesi, Türkiye'deki darbeci “anayasacılar”ın yaptığı gibi, zamanla demokratik süreci güçlendirecektir. Siyaset gerçekten ironilerle doludur.

Bu analiz 29 Temmuz 2021’de MENA Affairs internet sitesinde "Tunisia: What does President Kaïs Saïed want?" başlığıyla yayınlanmıştır.

------------------------------------------------

Kaynak:

https://www.orsam.org.tr/tr/cumhurbaskani-kays-said-ne-istiyor/

 

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun.

Haber-Yorum

Diğer Yazılar