28 Kasım 2021
Pazar, 26 Eylül 2021 22:32

ABD’nin son dönemde ne yaptığını kestirmek kolay değil

Esad rejimi Rusya ve İran’ın desteği olmasaydı ayakta kalamazdı. Bu bakımdan bu iki ülkenin amaç birliği var diyebiliriz. Ancak birbirlerinden ayrıştıkları noktalar da çok çünkü olaya bakış açıları farklı. İran savunma hattını Suriye’de kurdu. Esad rejiminin çökmesinin hem direniş cephesindeki hattın kırılmasına hem hasımlarının Suriye’yi hallettikten sonra doğrudan İran üzerine yönelmelerinden endişe duymaktaydı. Rusya’nın esas meselesi ise, Suriye’nin Kafkasya ve Orta Asya bölgesinden de çok sayıda kişinin bulunduğu bir cihatçı ülkesine dönüşmemesiydi. Ayrıca Akdeniz’e inebildiler, Suriye’de kalıcı üslere ve etkiye sahip oldular. Orta Doğu’ya da yeniden giriş yaptılar. Şimdi Rusya ile İran arasında bir yandan müttefiklik ilişkisi, bir yandan da ülkede hangi ülkenin etkili olacağı çekişmesi yaşanıyor.

*****

Mülâkat: Hasan Mesut ÖNDER / Karar Gazetesi

Suriye meselesi, Türkiye açısından hem iç politika hem de bir dış politika sorunu olarak 2011 yılından bu yana tartışılmaya devam ediyor. Muhalefet, hükümetin ideolojik gerekçelerle Esad ile ilişkisini kestiğini iddia ederken, hükümet ise halkını öldüren bir siyasi figürle ilişkilerin sürdürülemeyeceğini savunuyor. Bu tartışmalar bir yana Suriye’de gerçekte neler yaşandığını Türkiye’nin son Suriye Büyükelçisi Ömer Önhon kitabında anlatıyor. “Büyükelçinin Gözünden Suriye” kitabından olayların arka planını gün gün anlatan Önhon, akıcı dili, üslubu ve objektif anlatımı ile toplumun her kesiminden okuyucuya hitap ediyor. Emekli Büyükelçi Önhon ile kitabını ve Suriye meselesinin arka planını konuştuk...

1996’da MİT Öcalan’a operasyon yaptı. Öcalan ölmedi ama etkileri tartışıldı. Bu operasyonunun Öcalan’ın Suriye’den çıkarılmasında bir etkisi oldu mu?

Suriye uzun yıllar Öcalan’ı barındırdı. PKK’ya destek verdi. PKK’nın eylemlerinde ve Türkiye’de yitirilen hayatlarda Esad rejiminin günahı çok fazla. Türkiye de diplomatik ve diğer yöntemlerle doğal olarak kendini savundu. 1998’de artık bıçak kemiğe dayandı ve Türkiye zorlayıcı diplomasi uyguladı. Askeri gücünün ucunu gösterdi ve bu gücünü gerekirse kullanmaya kararlı olduğunu ortaya koydu. Suriye ve başta Mısır olmak üzere diğer ülkeler Türkiye’nin kararlılığını gördüler, durumun ciddiyetini kavradılar ve Suriye Öcalan’ı topraklarından çıkarmak zorunda kaldı. Bu, Türkiye’nin başarısıydı.

Suriye ve İsrail arasında 2008’de yapılan dolaylı görüşmelerde yer aldınız. İsrail dökme kurşun operasyonuyla süreci tıkadı. Bu görüşmelerin başarısının engellenmesinde ABD’nin etkisi oldu mu?

Türkiye’nin o dönemde Suriye ile İsrail arasında aracılı görüşmeleri başlatabilmesi çok önemli bir gelişmeydi. Can düşmanı iki ülkenin Türkiye’ye güvenmeleri ve sürece katılmaları çok önemliydi. Birkaç tur yapılan aracılı görüşmelerde çok iyi bir noktaya gelindi. Ama sonra İsrail Gazze’ye yönelik Dökme Kurşun Operasyonunu başlattı ve süreç çöktü. Mutabakatı arzu etmeyen aktörlerin rolü olabilir. Ama şu ülke veya şu grup veya şu şahıs diyebilmek için kesin veriye sahip değilim.

Adana mutabakatıyla başlayan ilişkiler ortak bakanlar kurulu toplantısı yapacak seviyeye geldi. İlişkilerin bu düzeyde derinleştiği süreçte İran’ın ve onun Suriye devlet sistemi içindeki unsurlarının Türk-Suriye ilişkilerine bakışı nasıldı?

Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin geliştiği dönemlerde İran’ın pek memnun olmadığı aşikardır. İran, Türkiye’yle iyi ilişkilerin Suriye’yi Direniş Cephesinden uzaklaştıracağından endişeliydi. Türkiye’yle ilişkilerinin gelişmesi İran’ın ülkedeki nüfuzunu aşındırıyor ve zayıflatıyordu. Türkiye ekonomik olarak Suriye’de gittikçe güçleniyordu, siyasi etkisi de artmaktaydı. İran bu durumdan tabi memnun değildi. Her şeye rağmen Suriye İran kartını hiçbir zaman elden çıkarmadı ve İran belli bir etki sahibi olmayı sürdürdü.

Ayaklanma başlayınca rejimin Sednaya hapishanesindeki İslami Cephe eski komutanı Zehran Alluş ve Nusra lideri Muhammed Colani gibi radikal cihatçı unsurları serbest bıraktığı biliniyor. Şam’ın amacı neydi?

Şam rejiminin Sednaya hapishanesindeki radikal tutukluları salıverdiği hatta bunların organize olmalarına el altından destek verdiği bilinen bir şeydir. Biliyorsunuz dünya kamuoyu, rejimin sokağa çıkan ve silahsız olan Suriyelilere çok sert tepki vermesini eleştirmekteydi. Rejim radikallerin organize olmalarına ve sahaya inmelerine yol vererek, rejime karşı bayrak açanların masum göstericiler değil, silahlı radikal cihatçılar olduğunu göstermeyi amaçlıyordu.

18 Temmuz 2012’de Milli Güvenlik Binası’na yapılan saldırıyı Kasım Süleymani’nin gerçekleştirdiği ve bu olaydan sonra İran’ın rejim üzerindeki kontrolünü pekiştirdiği ifade edildi. Türkiye o tarihlerde denklemi tersine çevirebilir miydi?

Suriye rejimi içinde krize müdahale yöntemleri konusunda farklı görüşler bulunduğunu biliyoruz. Bir kesim daha makul bir yol izlenmesini ve göstericilerin makul taleplerine olumlu karşılık verilmesini savunurken, diğer kesim ne pahasına olursa olsun hiç ödün verilmemesi ve başkaldıranlara en sert şekilde müdahalede bulunulması taraflısıydı. Bu ikinci kesim biraz bile ödün verildiği takdirde gerisinin geleceği görüşündeydi. Milli Güvenlik toplantısındaki saldırıda ölenlerin hepsinin ılımlı bir yol izlenmesini savunan kesimden olması, patlamanın sertlik yanlıları tarafından organize edildiği yolunda görüşler doğurdu. Bu görüşü akla uzak görmüyorum.

Rusya’nın Suriye sahasına inmesinden sonra İran’ın etkisinin azaldığı şeklinde değerlendirmeler var. İran ve Rusya’nın, Suriye’de taktik ve stratejik olarak ayrıştığı konular nelerdir?

Esad rejimi Rusya ve İran’ın desteği olmasaydı ayakta kalamazdı. Bu bakımdan bu iki ülkenin amaç birliği var diyebiliriz. Ancak birbirlerinden ayrıştıkları noktalar da çok çünkü olaya bakış açıları farklı. İran savunma hattını Suriye’de kurdu. Esad rejiminin çökmesinin hem direniş cephesindeki hattın kırılmasına hem hasımlarının Suriye’yi hallettikten sonra doğrudan İran üzerine yönelmelerinden endişe duymaktaydı. Rusya’nın esas meselesi ise, Suriye’nin Kafkasya ve Orta Asya bölgesinden de çok sayıda kişinin bulunduğu bir cihatçı ülkesine dönüşmemesiydi. Ayrıca Akdeniz’e inebildiler, Suriye’de kalıcı üslere ve etkiye sahip oldular. Orta Doğu’ya da yeniden giriş yaptılar. Şimdi Rusya ile İran arasında bir yandan müttefiklik ilişkisi, bir yandan da ülkede hangi ülkenin etkili olacağı çekişmesi yaşanıyor.

İsrail’in Suriye politikasında öncelikleri nelerdir? Nasıl bir Suriye istiyor ve yerel aktörlerle ilişkileri nasıl ve ne düzeyde?

İran ve Hizbullah İsrail’in her zaman yakınlarındaydı. Ama bu defa farklı bir şekilde Suriye’de yerleşmeleri İsrail’i rahatsız etti. İsrail Suriye’deki İran ve Hizbullah hedeflerini sık sık vuruyor. Bu kadar çok sayıda saldırıya mukabil, Suriye hava savunma sistemlerinin karşılık verememesini çok ilginç buluyorum. Burada Rusya ile İsrail arasında da bir tür anlaşma olduğunu düşünüyorum. Suriye hava savunmasını esas olarak Rusya elinde tutuyor. Rusya’nın olmasını istemediği hava saldırılarının olabileceğini, en azından bu kadar kolay olabileceğini düşünemiyorum.

Türkiye’nin İhvancı bir Suriye politikası izlediği ve rejimle görüşmesi gerektiğine yönelik değerlendirmeler var. Bu konuda ne söylersiniz?

Türkiye’de de Müslüman Kardeşler’e (MK) sempati duyan kesimlerin bulunduğu sır değil. Bu çevrelerin, Suriye devriminde yer alan gruplardan biri olan MK’ya destek vermiş olmalarını ve Suriye’de yeni yönetimi oluşturmalarını arzu etmiş olmalarını şaşırtıcı bulmuyorum. Benim bakış açımdan amaç Suriye’de MK’nın yönetime gelmesi veya yönetime ortak olması değil, Suriye’ye barış ve istikrar getirebilecek bir yönetimin kurulması. Yönetimin kimlerden oluşacağına, MK’nın yer alıp almayacağına da Suriye halkı karar verecektir, başkası değil. Esas olan, bu yönetimde hiçbir etnik, mezhebi ve dini unsurun dışlanmaması. Esad’la görüşme konusuna gelince, ülkeler arasındaki ilişkiler kişiler değil devletler temelinde yürütülür. Komşu iki ülkenin yetkililerinin ve doğru zaman geldiğinde, yani zemin hazır olduğunda, devletlerin en üst düzeyleri de tabi görüşebilirler, görüşmelidirler de. Ama burada şöyle bir mesele var. Esad Suriye’deki yıkımın başlıca sorumlularından. Halkına karşı kimyasal silah kullandı. Hapishanelerde binlerce insanın ölümünden mesul. Başkanlık seçimleri meşruiyetini bile sorguya açtı. Bu haliyle Esad’ın Suriye’ye barış ve istikrara kavuşturacak kişi olduğunu düşünemiyorum. Ama öte yandan, Suriye’nin geleceğine tabi ki Suriye halkı karar verecek. Yeter ki böyle eli kanlı olmasın.

Salih Müslim’le Mısır’da bir toplantıda karşılaştığınız ve protesto amacıyla toplantıyı terk ettiğinizi ifade ettiniz. 2012-2014 arasında görüşmeler yaptığınız biliniyor. Bu temaslarda Müslim’e telkinleriniz nelerdi?

Doğru, kitapta da yazdığım gibi Salih Müslim’in de Şam’da davet edildiğim o toplantıda olduğu görünce oradan ayrıldım. Çünkü bana orada olacağı söylenmemişti ve emrivakiyi kabul etmedim. Ankara’ya döndükten sonra, aldığım talimatlar çerçevesinde kendisiyle görüştüm. Görüşmelerimizde esas olarak, Esad’ın ve diğer bazı aktörlerin oyununa gelmemelerini, Suriye’nin toprak bütünlüğüne zarar verecek adımlar atmamalarını, Suriye halkıyla birlikte hareket etmelerini telkin ettim.

PKK’nın tepe kadrolarına ödül koyan ABD’nin örgütü Mazlum Abdi Şahin liderliğinde yeniden formatlamaya çalıştığı iddiaları var. PKK’lıların YPG’ye katılmasının telkin edildiği de iddia ediliyor. İki örgüt arasındaki bağı koparıp bu yapının Türkiye’yle iyi ilişki tesis etmesini sağlama politikası ne kadar uygulanabilir?

ABD’nin son dönemde ne yaptığını, niye yaptığını kestirmek pek kolay değil. Bazı hallerde kendileri bile bilmiyor olabilir diye düşünüyorum. Ama şu açık: ABD, IŞİD terör örgütüne karşı YPG’yi kullandı. YPG’nin komuta kadrosu ve milisleri çoğu PKK’dan geçme. İlham kaynakları Öcalan ve PKK, organik bağları da var, Dolayısıyla, ister YPG, ister SDG deyin ne olduğu değişmez. ABD de bunu gayet iyi biliyor. YPG, Suriye krizinde hep kendi gündemini izledi. Şu anda, ABD desteğiyle, Suriye’nin yaklaşık yüzde 30’una hakim ve buralarda kendi yönetimini kurdu. Tüm Suriye halkına ait doğal kaynaklara el koydular. Irak benzeri ve hatta ötesinde bir idari yapıya kavuşmak istiyorlar izlenimi alıyorum. Bu hamlelerini kabul edilebilir ve sürdürülebilir görmüyorum. Gerçi Esad yeni hükümetin yemin töreninde yaptığı konuşmada adem-i merkeziyetçiliğe ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesine çokça atıfta bulunarak Kürtlere ve dolayısıyla ABD’ye göz kırptı. Esad ortalığı daha da karıştırmak ve aralarında zaten sorunlar bulunan karşıt kamptakileri iyice birbirine düşürmeyi de hedefliyor anlaşılan.

-----------------------------------------------------------

Kaynak:

https://www.karar.com/gorusler/abdnin-son-donemde-ne-yaptigini-kestirmek-kolay-degil-1633397

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun.

Haber-Yorum

Diğer Yazılar