Soğan kolay, zoru et ve süt krizini çözmek

Türkiye en çok fındık üreten olsa da verimlilikte en dipteki ülkedir. Dönüm başına alınan verim 80-90 kilo ile sınırlıdır. ABD 300 kilo alırken dünya ortalaması 150-160 kg’dır.

Bunda kırsaldan göçler nedeniyle fındıklıklara gerekli bakımın yapılmaması yanında fındık ocaklarının yaşlı olmasının da payı var.

Fındık ocak şeklinde bir kere dikiliyor. Eskiyen verimsiz dallar kesiliyor ve yeni eşkinler geliyor ama fındığın kökü hep aynı yerde ve 100 yıllardır aynı topraktan besleniyor. Yaşlı ocakların yenilenmesi gerekli.

Ama bu yenilenme işi hiç kolay değil. Sökülmesi çok zahmetli ve ocakların yaşlı olduğu Doğu Karadeniz’de arazi çok meyilli. Makine giremiyor.

*****

Abdurrahman YILDIRIM

Enflasyonun açıklanmasıyla seçim tartışmaları soğan-patates üzerine döndü. Cumhurbaşkanı Erdoğan halka hitap ederken “Her şey güllük gülistanlık değil ama liderinizi patatese, soğana kurban etmeyeceğinizi biliyorum” dedi.

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener ise bu sözlere “Patates, soğan güle güle Erdoğan. Patates, soğan yiyemeyenler Sayın Erdoğan’ın iktidarını yiyecekler inşallah” diye karşılık verdi.

Her ne kadar son dönemin en yüksek fiyat artışlarından biri soğanda yaşanıyor, tartışma soğan ve patates üzerine dönüyorsa da, dün ele aldığımız gibi, kısa, orta ve uzun vadede et ve süt, başı çekiyor.

ET, SÜT, PEYNİR VE YUMURTA BAŞTA GİDİYOR

Nisan ayında kuzu eti fiyatları artışı yüzde 21,5, dana eti yüzde 13 artış ile en başta yer aldı.

Yılın ilk üç ayı için dün Merkez Bankası Enflasyon Raporu’nda yayımladığı grafikte et, süt, yumurta, peynir en başta gidiyor.

TÜİK’e göre TÜFE’nin yüzde 15,2 arttığı yılın ilk 4 ayında dana eti yüzde 80,4, kuzu eti yüzde 77,6 yükseldi. Enflasyonu 6’ya katlayan et fiyatları ile karşı karşıyayız. Kıyma çıkmış 300 liraya.

 

kirmizilar.com

 

Son 20 yılda ise et fiyatları genel enflasyonun iki katından da fazla yükseldi. Enflasyon 12,7 kat artarken, kırmızı et fiyatları 27,3 kat arttı.

Arada geçen zaman içinde üretim açığını karşılamak ve fiyat artışlarını frenlemek için sık sık ithalata başvuruldu ve 10 milyar doları aşan canlı hayvan ve et ürünleri ithal edildi.

Ama sorun çözülmedi, hatta giderek de büyüdü. Artık 2 dolara süt, 10-15 dolara peynir, 15-20 dolara et tüketiyoruz. Fiyatlar Avrupa ve Amerika’nın iki katı düzeyinde.

Mevcut fiyat düzeyleri üreticiye ancak nefes aldırıyor. Ama henüz yatırım artışına giden ve buna cesaret eden yok.

ÜRETİM AZALIYOR, TÜKETİM ARTIYOR

Çünkü hayvancılığın ana maliyet unsuru yem. Yemin ithalata ve dolara bağlı olduğunu son yıllarda iyice anladık. Dünyada yem fiyatları, Türkiye’de de dolar artınca yem fiyatları tahmin edilemeyen düzeylere çıktı.

Hükümet ise enflasyon yükselmesin diye et ve süt fiyatları üzerine baskı kurunca üretim maliyetleri ile satış fiyatı arasındaki ilişki koptu.

Zararına üretimi sürdürmeyenler hayvanlarını kesime verdi. 2022 yılında 1 milyon büyükbaş ve 1,3 milyon küçükbaş olmak üzere hayvan varlığı 2,3 milyon ve yüzde 3 azaldı.

Aynı durumun yeniden yaşanmayacağının garantisi yok. Yeni yatırımlara cesaret edememek bundan.

Üretim artmayacaksa o zaman sorun kalıcı biçimde çözülmüş olmayacak. Fiyatlar üzerinde baskı azalmayacak.

Çünkü tüketim artıyor. Her yıl kişi başına et tüketimi 1 kg kadar artıyor.

Kişi başı tüketim artmasa bile nüfus her yıl 1 milyona yakın artıyor. Turizm de büyüyor. Toplam tüketim kaçınılmaz bir şekilde yükseliyor.

Üretim ise azalıyor. Sürdürülebilir bir durum değil ve doğal sonuç fiyatların hızla yükselmesi oluyor.

ÇÖZÜM ANCAK 2-3 YILDA GELİR

Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD) Başkanı Sencer Solakoğlu geçen hafta yaptığı açıklamada ette yaşanan krizin 2 yıl sürebileceği uyarısında bulundu ve “Dünyada en pahalı et şu anda Türkiye’de” dedi. Solakoğlu şu tespitlerde bulundu:

“Et fiyatlarının yüksek olmasının sebebi Türkiye’deki hayvan varlığının az olması ve arz-talep dengesini kaybetmiş olmasıdır. Hayvan sayısı yerine konulana kadar bu devam edecektir.

Hem kasaplık hem besilik ithal hayvanların yolda geliyor ama bu şekliyle ve bu kadar az hayvan varken, Türkiye’de ithalat da tek başına çözüm olmayacaktır.

Benim beklentim yaklaşık iki sene boyunca sıkıntılı sürecin devam etmesi yönünde. Gelecek damızlık hayvanlarının doğurması ve o doğan hayvanların et materyaline dönmesi ile iki senenin sonunda piyasa biraz rahatlatabilir.

Ancak bu rahatlama tüketimin artmamasına da bağlı. Seçim sonrası refahın yeniden oluşumuyla beraber talebin artması, mevcut problemin daha derinleşmesine sebep verecektir. O zaman bu süreç, 2 yıldan 3 yıla kadar uzayabilir. Bu süreyi kısaltmanın şu anda sihirli bir değneği de yok.”

Çözüm bekleyen acil sorunlardan biri de bu. Hayvancılık sektöründe yeni bir yapı kurulmalı ve işe yerli yem üretiminden başlanmalı. Bunun için de geniş ve uygun arazi ve bölgeler yem yetiştirilmesine tahsis edilmeli.

Et ve sütte arz ve talep ya da üretim ve tüketim dengesizliği krizi yaşıyor ve yüksel bedel ödüyoruz.

Bunun tersi ise arzı fazla tarımsal ürünlerde ucuzluk yaşanması. Ama bu da olmuyor.

Örnek mi fındık. Dünya pazarının yüzde 60-70’ine sahip olduğumuz ve yüzyıllardır bu durumu sürdürdüğümüz bir ürün.

Üretimi bu kadar bol olan ürünün sorunları çok fazla ve tıpkı hayvancılık sektörü gibi yapı değişikliğine gidilmesi gerekiyor.

Türkiye fındığının dörtte birini ihraç eden İtalyan Ferrero’nun fındık grubu şirketi HCO Türkiye Genel Müdürü Bamsı Akın ile bir araya geldik. Türkiye fındığı üzerine bir ufuk turu yaptık. Üreticisi olduğum fındıkla ilgili bu sohbetten ve kendi dağarcığımdan aktarabileceklerim şöyle:

Ferrero’nun fındık ihracatçılığı çikolata üretiminde ortalama yüzde 13 oranında fındık kullanmasından geliyor. Daha önceki tedarikçisi en büyük ihracatçı konumundaki Oltan Gıda’ydı.

İHRACATIN DÖRTTE BİRİ FERRERO’DAN

Fındığı ithal ettiği bu şirketi 2014 yılında satın alarak Türkiye’de yerleşik hale geçen Ferrero üzerine 130 milyon euro daha yatırım yaptı. Ayrıca bir de Manisa’da çikolata fabrikası kurdu.

Türkiye’nin ihraç ettiği fındık toplamda 2 milyar euro kadar. Ferrero’nun cirosu ise 14 milyar euro.

Fındık üretiminin lider ülkesi olmak bir çikolata markası yaratmaya yetmiyor. Fındığı işlenmiş veya işlenmemiş olarak satarken asıl katma değerden oluyoruz.

En fazla fındık alımını Türkiye’den yapması aynı zamanda Ferrero’yu fındık fiyatından yakınanların hedefi yapabiliyor.

Fiyat satıcılar için elbette çok önemlidir. Ama alıcılar için tedariğin istikrarlı bir fiyattan sürdürülebilirliği daha önemli.

Fındığı ham madde biçiminde en çok kullanan şirket olarak Ferrero’nun en çok fındık üreten ülkeye yerleşmesi ve yatırım yapması bundan diye düşünüyorum. Tedariğini uzun vadeli güvence altına almak istiyor.

Her ne kadar fındığın alternatifi olarak badem kullanılabilse de, o tarafa yönelinmesi halinde badem fiyatlarının kalıcı bir şekilde fırlayacağı açıktır.

VERİMLİLİKTE SONUNCUYUZ

Türkiye’de yerleşik hale gelen Ferrero’nun en önemli faaliyeti de fındık üretiminde verimi artırma olarak görülüyor. Şimdiye kadar 53 fındık bahçesinde örnek uygulama başlatmışlar. Dönüm başına verimi de 3-4 katına kadar çıkarmışlar.

Çünkü Türkiye en çok fındık üreten olsa da verimlilikte en dipteki ülkedir. Dönüm başına alınan verim 80-90 kilo ile sınırlıdır. ABD 300 kilo alırken dünya ortalaması 150-160 kg’dır.

Bunda kırsaldan göçler nedeniyle fındıklıklara gerekli bakımın yapılmaması yanında fındık ocaklarının yaşlı olmasının da payı var.

Fındık ocak şeklinde bir kere dikiliyor. Eskiyen verimsiz dallar kesiliyor ve yeni eşkinler geliyor ama fındığın kökü hep aynı yerde ve 100 yıllardır aynı topraktan besleniyor. Yaşlı ocakların yenilenmesi gerekli.

Ama bu yenilenme işi hiç kolay değil. Sökülmesi çok zahmetli ve ocakların yaşlı olduğu Doğu Karadeniz’de arazi çok meyilli. Makine giremiyor.

Ayrıca ocağın sökülmesi, yeniden dikilmesi ve fındık vermesi en azından 8-10 yılı alıyor. Arazi sahibi böylesi uzun bir zaman diliminde geçinecek. Verilen söküm teşvikleri ise sadece köklerin çıkarılmasını sağlar, çiftçinin geçimine yardım etmez.

Söküp yeniden ürün alma arasında geçen uzun zamandan dolayı söküm işini yapan başka üretime yöneliyor. Dolayısıyla fındığın en önemli sorunu yenilenme çok zor olacak bir iş gibi duruyor.

DOĞU KARADENİZ’DE VERİM ARTIŞI ZOR

Tek dal veya çift dal fındık ağacı dikimi bahçelerin yenilenmesinde cazip olabiliyor. Verim daha yüksek. Ancak tek veya çift dal fındık dikiminin araziye makine sokmayı elverişli kılması durumundan Doğru Karadeniz pek yararlanamayacak. Çünkü arazisi dik.

Türkiye’nin bir başka gerçeği de üretimin çok küçük ölçekli arazilerde yapılmasıdır. Miras yoluyla sürekli bölünen arazilerde ölçek yakalamak büyük bir sorun.

Onun için de fındıkta örnek bahçe uygulaması ancak 53 ile sınırlı kaldı. Şirketin Türkiye’de fındık verimini artırma, uzun vadede üretici memnuniyeti sağlayarak tedarikini güvence altına alma amacı herhalde yeni bir ayar gerektiriyor olabilir.

Maalesef ki fındığın beşiği ve belki de en lezzetli fındıkların diyarı Doğu Karadeniz artık bu ürünü ekonomik olarak üretemeyecek duruma geliyor.

Hemen değil zaman içinde ve kademeli olarak fındık alanlarının giderek daraldığını görmek mümkündür.

ÜRETİME İŞÇİLİK ENGELİ

Bunun temel nedeni verim düşüklüğüdür, verim düşüklüğünü yenecek kök yenilenmesine gidilmesinde büyük zorluktur.

Arazilerin küçük olması ve hisseli mülkiyet yapısının elverişsizliği, dağlık arazi yapısı üretimin tamamen insan emeğiyle yapılması zorunlu kılıyor.

Fakat işçilik ücretleri eskiden olduğu gibi ucuz değildir. Kişi başına 10 bin dolarlık gelire çıkılmasıyla artık fındığı insan emeğiyle toplamak, bunun için yevmiye ödemek ama ürünü eski fiyat üzerinden satmak, çoğu üretici için zararınadır. En azından Karadeniz’in doğusu için böyledir.

20 yıl önce kişi başına gelir 3 bin-3.500 dolar iken fındığın ihraç fiyatı 3-4 euro arasında değişiyordu. Şimdi kişi başı 10 bin dolar gelirle tamamen işçilikle üretilen fındığın fiyatı yine 3 euro civarında seyrediyor.

Bu çıkmazı ve zor durumu gören fındık üretim işini bilenlerin, Türkiye’de uğraşmak yerine şimdi Gürcistan, Azerbaycan, Şili hatta ABD gibi başka ülkelerde arayışa yöneldiklerini duyuyoruz.

——————————————–

Kaynak:

https://www.haberturk.com/yazarlar/abdurrahman-yildirim-1018/3589007-dunya-birincisi-oldugumuz-urundeki-cikmazimiz

Yazar
Kırmızılar

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen