Hikaye

Image result for işportacı resimler

Abdullah MOLLAOĞLU

Bak yine aynı şeyi yaptı!

Anlaşılan bu huylarından vazgeçmeyecekler. Ama olacak iş mi yani? Madem almayacaksın ne diye tezgahı didik didik ediyorsun.  O bluzları katlamak, düzenlemek için az mı uğraşıyorum.

Şuraya bak yahu, güzelim tezgahın altını üstüne getirdi. Yok şuna da bakayım, yok bunun yakası açıkmış bana gitmez, yok şunun açık renklisi var mı…   Kafamı şişirdi sabah sabah.

Zaten böyleleri görünüşlerinden belli oluyorlar. Tezgaha uzaktan bakışları, adımlarını atma şekilleri, kaş ve dudak hareketleri ne tür müşteri olduklarını hemen ele veriyor. Şurada hepi topu iki mevsimdir bu işi yapıyorum ama neredeyse insan sarrafı olacağım. Fiyatı sorma şekilleri bile alıcı olmadıklarını ispatlamaya tek başına yeterli.

Ama ne yapayım, müşteri işte. Velinimetimiz. Kovsan kovamazsın, kızsan kızamazsın. Hani belki bu defa alır diyorsun, iyi niyetle yaklaşıyorsun. Ne de olsa ekmeğimizi onlardan kazanıyoruz. Ama almıyorlar işte. Almadıkları yetmezmiş gibi tezgahı da darmadağın edip gidiyorlar.

Bu gün düne göre daha sıcak. Karşıdaki şerbetçi nasıl da fokurdatıyor soğuk soğuk karadutu. Susuzluğumu keseceğini bilsem iki bardak birden içeceğim. Ama olmuyor. Karadutu içtikten beş dakika sonra yeniden susuyorum. En iyisi hiç içmemek.

Civciv sıcağı dedikleri bu olsa gerek. Asfalt eriyecek neredeyse. Tezgahım da gölgeli tarafta değil. Akşama kadar mecburen katlanacağım. Böyle güneşin alnında da çekilmiyor ama ne yaparsın, mecburum. Uzun Abi de rahatsız. Güneş gözlüğünü takmış artist.

Bu şapkayı aldığım iyi oldu. Gerçi rengini pek tutmadım. Ama varsın öyle olsun. Gölge yapması yeterli. Hiç değilse gözlerimi koruyor. Gözlerim korunuyor ama vücudumdan devamlı ter boşanıyor. Koltukaltımdan koku geliyor resmen. Halbuki sabah çıkmadan önce duş almıştım. Şöyle bir rüzgar esse de çarşının içini deniz kokusuyla doldursa. Ne güzel olur.

Bak bak bak! Eczacı lıkır lıkır içiyor karadutu. İçer tabii, keyfi yerinde. Ne de olsa dükkanı yangından kurtuldu. Adamdaki mal mülk sevdasına hayret etmemek imkansız. Koca koca alevler dükkanının etrafını sardı da yine çıkmadı içeriden. Kapıyı da kilitlemiş kimseler girmesin, olur da yağma etmesin diye. Eczanem yanacaksa ben de yanayım diye avazı çıktığı kadar bağırmış. Ben bizzat duymadım bunları. O sırada tezgahı daha güvenli bir yere taşıma derdindeydim çünkü. Allahtan yangın söndürüldü. Yoksa bütün çarşı yanardı da öylece seyrederdik.

Şu fiyat soran teyze alıcı gibi. Kumaşa daha bir yumuşak dokundu. Şimdiden sahiplendi bluzu. Hemen indirim istemesi normal aslında. Emekliye benziyor. Fatura almaması durumunda ne kadar indirim yapacağımı soracaktır birazdan. Ben de kimbilir kaçıncı defa izah edeceğim işporta olarak götürü vergiye tabi bulunduğumuzu. Ve bu yüzden de fatura veremeyeceğimizi.

Bunun üzerine götürü vergi diye bir şeyi ilk defa duyan hemen herkesin yaptığı gibi söylediklerime inanmamışçasına bakacak. Sonra ona çarşıyı gezmesini, fiyatlara bakmasını önereceğim. Daha ucuzunu bulursa almasını, bulamazsa tekrar bana gelmesini söyleyeceğim. Fakat sıcakta dolaşmak kimin haddine. En sonunda mecburen alacak malı. Dedim ya kumaşa dokunuşundan belli alıcı müşteri olduğu.

Bazıları var ki aman aman, düşman başına. Tutturmuş ille de indirim yap diye. Yahu diyorum dediğin fiyata bu mal bana geliyor. Bu defa benden kazanmasan da olur diyor. Olur mu canım, ondan kazanma, bundan kazanma, nasıl kazanacağım ben.

Hele bir ara güneyli turistler gelirdi. Sabahleyin vapurla gelirken feribotlarını limanda gördüğümde eyvah derdim.

Onların feribotları bizimkiler gibi beyaz değildi, sarıydı. Çarşıda bir dolaşmaları vardı, çocukları umurlarında değildi yahu. Kaybetmiyorlardı ama, yani bravo.

İşte bunlardan biri caddede yürürken gelir ve fiyatı sorardı. Onlara kendi dilleriyle cevap verirdik. İşimize yarayacak birkaç yabancı kelimeyi öğrenmiştik işte. Onlarsa daha lafımız ağzımızda bitmeden indirim isterlerdi. Bir gün olsun vazgeçmemişlerdi bu huylarından. Biz de hemen olumsuz cevap verirdik. En sonunda bir şey almadan giderlerdi.

Ya bu arada, o kız bugün gelir mi acaba? Ne gün geleceği belli olmuyor ki.

En son gelişinde ne çok kızdım kendi kendime. Sonradan kızdım tabii. Çünkü kızı şerbetçinin köşesinde görür görmez elektriklenmiştim sanki de apar topar bırakmıştım tezgahı. Uzun Abi de fark etmiş olmalı ki kaç sen kaç diye arkamdan gülmüştü. Kaçmıştım da ne yapmıştım. Gidip caminin sebilinden bir bardak su içip gelmiştim. Döndüğümde kız gitmişti. Babasından harçlık mı aldı, evden bir şey mi getirdi öğrenememiştim. Soramam ki adama, kızın ne zaman gelecek diye. Tezgahlarımız dip dibe.

Bir sonraki gelişinde öyle kaçarcasına gitmemeliyim. Yiyecek değil ya kız beni. Bu kadar çekingen olmama kızıyorum ama her defasında da aynısını yapıyorum.

Zabıta geliyor. Bak bak, nasıl da kasılıyor yürürken. Küçük dağları bırak, adam zirvelere göz dikmiş. Elinde küçük bir kutu var. Yine bir çocuğun çorap tezgahını almış demek ki. Öyle yürürken haklı aslında. Çarşının kralı bunlar.

Buraya mı yaklaşıyor ne. Mecburen yakın olmaya çalışacağım şimdi. Mecburum çünkü belediyeye göre işportacılık yasak. Hele ki çarşının ana caddesinde. Bu zabıtalar idare ediyorlar işte. E biz de zabıta eşlerinin giyim kuşam ihtiyaçlarını karşılıyoruz ücretsiz olarak. Yine de bugün beni bulmuş olmasına içerlemiyor değilim.

Etekçi değil mi şu. Hem de o. Ağzı burnu kan içinde. İstikamet belli. Yine karakol, yine karakol. Arkadakini tanıyamadım.

Kavga etmişler yine. Bu vakitte içersen olacağı budur işte. İçmenin de bir usulü var değil mi diyor Uzun Abi. Öğle vakti deviriyorlar rakıyı sonra vay efendim niye öyle baktın, al sana. Olacak şey mi. Bu yüzden hiç ummadığım kişileri birdenbire kavgaların içinde buluyorum. Şu etekçi sessiz sakin bir adam aslında. Ama işte durduk yere birbirlerine giriyor koca koca adamlar.

Ben de onlardan gördüm herhalde ki geçen gün olmadık yere atıştım baloncu çocukla. Halbuki o bir baloncu alt tarafı. Çapı ne ki. Kazandığı ne ki bana kıyasla. Tezgahın önünde durmasına pekala göz yumabilirdim. Ama demek ki buranın havasını soluyunca insan ister istemez etkileniyor olan bitenden.

Hadi oradan be! Erkek olmaya erkeğim baloncu karşısında ama kız gelince elim ayağıma dolaşıyor. İş değil bu yaptığım.

Akşam unutmayayım da imalatçıya gideyim. Şöyle üç paket askılı alsam yeter. İyi satılır bu havada. Semt pazarında gördüm geçen hafta. Adam peynir ekmek gibi satıyordu. Hem fiyatı da ucuz. Tezgaha da renklilik gelmiş olur.

Çarşı kalabalık ama satışlar kesat. Kızın babasının tezgahı da sabahki gibi, azalma yok. Bugün ayın kaçıydı. Onbiri miydi. Memurlara daha dört gün var. Biraz bağırayım da belki tezgaha bir iki kişi toplarım.

Hoppala! Bugün çarşının merasim geçidi günü müdür nedir. Önce eczacı sonra sarhoşlar. Şimdi de çarşının delisi. Geçen gün nasıl da kafası atmış, çıkarmış üstünü başını. Çırılçıplak dolaşıyor. O çıkmaz sokaktaki esnafın marifetleri bunlar. Adamcağızı kızdırıp kızdırıp soyunduruyorlar. Allahtan sarhoşun çıplak dolaştığı gün kız buraya gelmedi.

Dur bakayım, şu geçen kadını hatırlıyorum sanki. Evet evet. Geçen ay bana bej rengi bluz var mı diye sormuştu da yok demiştim. Kadın tam gidecekken Uzun Abi uyarmıştı. Meğer bej rengi kemik rengi demekmiş. Söz arasında haki renginden de bahsetti. O da asker rengiymiş. Bakalım daha neler öğreneceğim.

Akşama dondurmayı biraz daha fazla isteyeceğim. En azından iskeleye kadar götürsün beni. Hem yangın enkazını incelerim biraz. Sabahleyin eczanenin yanındaki duvarı yıkıyorlardı. Bakalım neler çıkacak duvarın arkasından.

Pazar günü denize gidebiliriz. Bizim ufaklığı özellikle götüreceğim. Tam yaşı artık. Yüzmeyi öğrenmesi lazım. Aslında geçen yıl öğretecektim ona ama ürktü birden. Ben de üzerine gitmedim. Ne gülüyorum ona ama. Dili bir türlü işportacı kelimesini çıkaramadı. Abin tatilde ne iş yapıyor diye sorduklarında ispirtoculuk yapıyor diye karşılık veriyormuş. 

Tuvalete gitmem lazım. Şu kadın da amma uzattı. Al bir tane git işte. Gerçi tuvaletçi adamın bakışları hiç hoşuma gitmiyor. Ama bu civarda başka tuvalet yok.

İşte bu ya. Baştan beri yapacağın buydu be hanım teyze. Bir tane bluzu seçip parasını verecektin işte. Hepsi bu.

Daha fazla sıkışmadan gideyim artık.

Umarım ben tuvaletteyken kız gelmez.

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

22131662