20 Ağustos 2022

 kirmizilar.com

 

 

 

 

 

 

 

Mehmet Ali Kalkan

Halide Nusret Zorlutuna'nın kocası General Aziz Vecihi Zorlutuna.Nusret Ağabey'in babası Vecihi Paşa'nın yanında askerlik yapar ve Zorlutuna ailesi evlâtları gibi sever Nusret Ağabey'in babasını.

Nusret Çam 1969 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini kazanır.  Zorlutuna ailesi de o dönem Ankara'dadır, babası oraya gönderir.

Nusret Ağabey İlahiyat Fakültesini bitirir ama bir fakülteyi belki daha fazlasını da bu evde bitirir. İnşallah bir gün hatıralarını yazar.

Nusret Ağabey eline çantasını alır ülke ülke dolaşır, gezdiği önemli, daha doğrusu tarihi eserlerdir. Sanat Tarihçisidir çünkü. Doktorası İslâm Sanatları Üzerine'dir.

Takıldığım konularda fetva aldığım insandır Nusret Ağabey. :)

Nusret Çam Ağabey memleketi Nizip'e binlerce, başta çam olmak üzere ağaç dikmiş, belli bir bölgeyi orman haline getirmiştir. Aradığınız zaman şayet Ankara'da veya gezmekte değilse ağaç dikiyordur ya da dikimine nezaret ediyordur.

Radyo, televizyon programlarına danışmanlık yapmıştır, şiir yazar, kitap yazar, araştırma yapar. 

Ben kitaplarının bir kısmının adını yazayım;

İslam’da Sanat, Sanatta İslam

Bedevilik İle Uygarlık Ayrımında Hangi İslam

Yunanistan'daki Türk Eserleri

Türk Kültür Varlıkları Envanteri

Aşk Dini

Şiir Diliyle Kur'ân-ı Kerim Meali

Aşk Olsun, Seyyahlar Sultanı Evliya Çelebi

İsrail'in arkasındaki Süper Güç

Osmanlı Şehir Hayatında Ses ve Musiki Unsuru

Adana Ulu Camii

Azerbaycan Bölgesinin Türk Sanatındaki Yeri

Osmanlı Güneş Saatleri

kirmizilar.com

Nusret Çam Ağabey yazmaya çalıştığım şiirleri topladığım Ufuklar Ardı Bizim kitabı hakkında bir yazı yazmış.

Bu şiirlerin üzerinde çocukluğumdan beri okuduğum kitapların, dergilerin yazıların, kişilerin, desenlerini hayranlıkla seyrettiğim, sohbetlerinde bulunduğum güzel insanların hakkı vardır. Nusret Ağabey de bu güzel insanlardan biridir.

Dolayısıyla yazdıklarının muhatabı aslında beni besleyen kişiler, kitaplardır.

Bu fotoğraf Mazlum Ümit Ağabey'in cenazesinden Bursa'dan dönerken İnegöl'de çekilmişti. Nusret Ağabey bizimle Eskişehir'e gelmiş, buradan da Ankara'ya yolcu etmiştik.

Nusret Ağabey'in yazısını koyalım bugün.

Ellerinden öperek.

***

“Efendim, Türk varsa şiir de vardır. Şiir varsa Türk de vardır. 

Bu efsunlu, bu ilahî söz sanatı,  neredeyse bütün dünyada bitme noktasına geldiği halde, çok şükür bütün Türk dünyasında kalite itibarıyla eskileri aratmayacak şekilde var olmaya devam ediyor. Hem de hecesiyle, aruzuyla, serbest haliyle... Zira Tanrı Türkleri, Türkler de Tanrı'yı hâlâ seviyor ve Rabbimiz Yüce Yaratanımız bu söz sanatlarının sultanı için gerekli olan ilk kıvılcımları kadir bilir dostlarına göndermeye hâlâ devam ediyor. Ne mutlu!

Mehmet Ali Kalkan Bey işte bu Allah dostlarından biri. Özü şiir, sözü şiir, kalbi şiir, eli şiir, dili şiir olmuş bir güzel insan. Emdiği süt, yediği ekmek helal, bastığı toprak çileli, gezdiği dağlar hareli, indiği vadiler bereketli. Mehmet Ali Bey duyuş, biliş, görüş itibarıyla Tanrı'nın bütün sıfatlarını terennüm etmiş, mensubu olmakla gurur duyduğumuz Türklüğün bütün hasletlerini, töresini ve zaferlerini yudum yudum içmek yanında, tarihimizin gamlı yaslı günlerini iliklerine kadar bizzat yaşamış bir Yunus dervişi. Onun çilesi diğer dervişler gibi 40 gün, 1000 gün süren bir çile değil, bir ömür boyu devam eden, dalları arşta, kökleri ferşte bereket ağacı. Duyuşu Yunus pınarından, deyişi Dede Korkut diyarından, edası Karacaoğlan, sedası Yıldırım Niyazi Gençosman. Fakat her şeyden önemlisi şiirde Mehmet Ali Kalkan, yani kendisi. Aynı iklimin, aynı çiçeğin, aynı arının aynı balı olmasından daha tabii ne olabilirdi ki zaten? 

Eskişehir'in bu güzel insanı yine şiirin hasını yazmış. İyi de etmiş. Öncesinde "Gök Aradık Tuğlara" demişti. Şimdi de "Ufuklar Ardı Bizim" diyor. Yani gözü hep sonsuzlukta, sonsuzlarda. Zaten başka türlü nasıl şair olunabilir ki? Şiir zaten hikmet ve ahenk demek, ve bunları en nadide imbikten geçirerek, en orijinal şekilde söyleyebilmek değil mi? Şairin kitap adları bile yepyeni hikmetlerle ve mazmunlarla emzirilmiş. 

Bu haliyle Mehmet Ali Bey, Dede Korkut'un, Hoca Ahmet Yesevi'nin,  Yunus Emre'nin, Karacaoğlan'ın ocağında, bucağında yüzyıllar boyu yetiştirilip demlendirildikten sonra günümüze özel olarak gönderilmiş çağdaş bir ozan sanki! Sayıları, kadir kıymet bilenleri bol olsun. 

Bol olsun ki Türk'ün gök bayrağı hep dalgalansın, ufukların önü de ardı da bizim olsun, güzel insanların olsun.

Nusret ÇAM”

Nizip, Gaziantep’te doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamlayarak 1969 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne girdi. 1973 yılında mezun olmasının ardından Kilis’e öğretmen olarak atandı. Bu arada aynı fakültede Türk ve İslam Sanatları Tarihi dalında doktora yaptı ve 1980 yılında Erzurum İlahiyat Fakültesi’nde araştırma görevlisi oldu. İngiltere’de araştırmalarda bulundu. Doçentliğini aldıktan sonra Ankara İlahiyat Fakültesi’ne döndü. 1990 yılında Aga Han Vakfı burslusu olarak Harvard ve MIT’de misafir profesör olarak görev yaptı. 1994’de profesörlüğe yükseldi. Malatya Fırat ve Kazakistan Hoca Ahmet Yesevi üniversitelerinde dekanlık görevlerinde bulundu. Türk Tarih Kurumu’na ve TÜBİTAK’a projeler yaptı, Bir dönem Kolombiya’da ders verdi. 2017 yılında Gaziantep’e Hizmet Edenler ödülünü aldı. Aynı yıl emekli oldu. Çevrecilik faaliyetleri ile de tanınan Çam, memleketinde boş bir alanı ormanlaştırmaktadır.

Nusret Çam, büyük bir kısmı kendi imkânlarıyla başta Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Tunus, Fas, Mısır, Yemen, İran, Fransa, Almanya, İspanya, Rusya, İtalya olmak üzer otuzdan fazla ülkeyi gezdi, ulusal ve uluslararası kongrelere, konferanslara, sempozyumlara bildiriler sundu.  Radyo ve televizyon programları yanında belgesellerde danışmanlık yaptı; yüze yakın makale yayınladı, aynı zamanda şiirler yazdı. Yayınladığı kitapalr yukarıda sıralanmıştır. 

İngilizce ve Kazakça bilen Nusret Çam evli ve iki çocuk, iki torun sahibidir.

 

 

***

Mehmet Ali KALKAN

Yazar Hakkında:

Kırmızılar

Yazarın diğer makalelerinden: