7 Ekim 2022

kirmizilar.com

Çıldırlı Halk Ozanı
(d. 1266/1850 - ö. ?/1913)

Hazırlayan: Mehmet MEMİŞ, (E)  öğretmen

Asıl adı Hasan olan Şenlik, 1850 yılında, Çıldır İlçesinin eski adı Suhara köyü olan şimdiki Âşık Şenlik Beldesi’nde doğmuştur. Babası köyün yerli ailelerinden Kadirgillerin Molla Kadir’dir. Şenlik’in sülalesi, Karapapak veya Terekeme denilen bir Oğuz boyuna mensuptur. Şenlik’in babası Kadir, çiftçilikle uğraşan ve kümes hayvanlarına meraklı, orta halli bir köylü, annesi Zeliha okuma yazma bilen zeki ve bilgili bir kadındı. Şenlik’in Namaz, Alay, Memet ve Kasım adında dört oğlu, Hanife, Gülhanım ve Gülenaz adlı üç kızı olmuştur. 1874 doğumlu olan Kasım, uzun süre babasının yanında çıraklık yapmış ve 1959 yılında ölmüştür. Aile, 1970 yılında Âşık Şenlikoğlu soyadını almıştır. 1939 yılında doğan ve bugün hayatta olan Âşık Kasım’ın oğlu Yılmaz Şenlikoğlu, usta bir âşık olarak dedesi Şenlik’in eserlerini çok iyi bilip yaşatmaktadır. Camide sabah namazını kıldırdıktan sonra evine dönen molla Kadir’i kapıda karşılayan köyün ebe kadını, bir oğlunun olduğunu müjdeleyerek “hasene” hayır, müjdelik vermesini söyler. Ebe kadının hasene sözünü heyecandan “Hasan” şeklinde anlayan Molla Kadir, çocuğuna “Hasan” diye seslenir. Böylece çocuğunun adı Hasan olarak kalır. Aradan yıllar geçer, küçük Hasan büyür, on bir on iki yaşlarına gelir. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte önüne kattığı koyunlarla köyden çıkar, akşama kadar dağlarda çayırlarda koyun kuzu otlatırdı.

 Kars ve Çıldır, “93” Harbi de denilen 1877-1878 Türk Rus savaşlarından 1918 yılı Kurtuluş savaşlarına kadar kırk yıl Rus İşgalinde kalmıştır. İki devlet arasında sınır oluşturan bir bölge olarak, ardı arkası kesilmeyen birçok savaş ve göç felaketleri, halk dilinde yanık destan ve türkülerin oluşmasına neden olmuştur. Genç yaşta ölen yiğitler, muradını alamayan genç kızlar, analar, babalar, dedeler, yetim yavrular, bu deyişlerin konuları olmuştur. Halk arasında şehit ve evliya menkıbeleri ile kahramanlık öyküleri anlatılır, dağlar, ovalar isimsiz şehit mezarları ile doludur. Uzun kış geceleri, bütün Doğu Anadolu köylerinde olduğu gibi Suhara'da da ağıt destanları söylenmesi ve şehit menkibelerinin anlatılması ile geçirilirdi. Kimi zaman da köy imamının okuduğu, Siret, Hz. Ali cenkleri, Battal Gazi gibi dinî kahramanlık öyküleri dinlenirdi. Âşıklar, hikâyelerini sergüzeştlerinii, bayatı ve türkülerini bu olaylar üzerine koşar, gençler bu duygularla yetişirlerdi.

 Hasan, gözünü açıp çevresine baktığı zaman, bu olayları görüp, yurduna, ulusuna koşulan bu hikâyeleri, bayatılar ve destanları dinlemişti. İşte, Hasan’ı çağının en büyük âşığı yapan bu ortamdı. Edebî kişiliği, yurt mücadelesi, duyguları içerisinde gelişmiştir. Akşamları yemeğini yedikten sonra, babasının elinden tutup, ya âşık meclisine yahut da savaş destanlarının söylendiği, cenk kitaplarının okunduğu komşu odalarına giderdi.

 Hasan on dört yaşına geldiğinde onda büyük bir av tutkusu başlamıştı. Babasının av tüfeğini alır, köyün yakınındaki Karasu çayının geçtiği Kulaklar mevkiindeki yerde pusuya girer, saatlerce yabani ördek beklerdi. Yine bir gün av beklerken, uyur uyanık halde rüyalar âlemine dalar. İkinci günün akşamına kadar burada kalır. Hasan’ın eve dönmediğini gören babası komşularla birlikte aramağa çıkar, Hasan’ı baygın bir halde bulur eve getirirler. Köy imamı neden baygın olduğunu, başına neler geldiğini sorunca Hasan, rüyalar âleminde gördüklerini üç dörtlükten oluşan ve ilk dörtlüğünü burada verdiğimiz türküyle şöyle anlatır: 

“Rüya-yı âlemde yattığım yerde

Neçe yüz min hayal gûşuma geldi

 Üğbe üğ cismime saldı bir ateş

Sevdiğim salatın düşüme geldi”

Hasan, sözlerinin devamında, rüyalar âleminde pir elinden bade içerek hem bir sevgiliye âşık olduğunu, hem de şairlik kudretini bulduğunu anlatır. Ayrıca kudret mektebinde ders aldığını ve ilahi kudretten Arapça, Farsça ve İmran (İbrani) dilini öğrendiğini, Tanrı’nın cemalini gördüğünü haber verir. Köy imamı, Hasan’a türküsünde söylediklerinin neler olduğunu, Şenlik’in kim olduğunu sorunca, Şenlik örnek şiirler kısmında verilen üç dörtlük bir türküyle cevap verir:

Yığılın ahbaplar yâren yoldaşlar

Bir sağalmaz derde düştüm bu gece

Hikmet-i pîr ile ab-ı zülalden

Kevser bulağından içtim bu gece.

Kudret mektebinde verdiler dersi

Zahirde göründü arş ile kürsü

Hıfzımda zapt oldu Arabi, Farsi

Lügat-i imranı seçtim bu gece.

Sefil Şenlik Hak’tan buldu kemali

Bu fikirle vasf-i halin demeli

Bedirlenmiş gördüm güzel cemali

Tagayyır hal oluf şaştım bu gece.

Bu günden sonra Hak âşığı Âşık Şenlik adıyla bilinip ünü etrafa yayılmağa başlar. Gizli gizli sevdiği Huri adlı kızın başka bir köye gelin gitmesi, Şenlik’i çok etkilemiş, bu ayrılığın acısıyla şiirler söylemeğe başlamıştır. Bir süre sonra köylerinden Abdullah’ın kızı Mürüvet’le evlenir. Ancak çocukları olmayınca, aynı köyden Kral Hasan’ın kızı Huri ile evlenir.

Hak âşığı olarak ünlenmeye başlayınca, Köyün ehl-i dilleri, çok güzel türküler söyleyen bu genç âşığa saz ve söz ustası olarak Ahılkelek’in Lebis köyünden, ünlü Hasta Hasan’ın çırağı Âşık Nuri’yi önerir ve Şenlik’i Nuri’nin yanına gönderirler. Âşık Nuri, ününü duyduğu bu genç âşığı sınamak için, ustası Hasta Hasan’ın dört kıta divanını söyler. Şenlik, Nuri’nin söylediği Hasta Hasan’ın sözlerine aynı ölçü ve uyakta çok güzel cevaplar verir. Daha sonra yine Nuri’nin açmış olduğu ayaklarla karşılıklı olarak değişirler. Şenlik, bir müddet ustasının yanında saz ve söz öğrendikten sonra Çıldır’a döner.

Şenlik’in, 1913 yılında trajik ölümü yörede çeşitli olağanüstü olaylara büründürülerek anlatılır. Olay kısaca şöyledir: İran’ın ünlü Revan Hanlarından birisinin büyük bir düğünü olur. Düğüne yanında İran’ın ünlü âşıkları bulunan bütün Hanlar katılır. Şenlik de bu düğüne davet edilir. Günlerce devam eden âşık karşılaşma ve yarışmaları yapılır, hikâyeler anlatılır. Şenlik’in anlattığı “Latif Şah” hikâyesi birinci seçilir. Katıldığı bütün âşık yarışmalarında birinci olur ve “Baş âşık” seçilir. Yenilen âşıklar Şenlik’in yemeğine zehir koyarlar. Çırağı Bala Memmet’le birlikte Çıldır’a doğru yola çıkarlar. Hastalanan Şenlik yolda ölür. Cenazesi Suhara’ya getirilir. Bugün Âşık Şenlik Beldesi’ndeki anıt mezarda yatmaktadır.

 Âşık Şenlik’in, kendi yapımı ve düzenlemesi olan kendi adıyla bilinen “Şenlik Divanı” ve “Şenlik Güzellemesi” adlı âşık tarzı hava/makamlar günümüz saz şairleri tarafından sevilerek söylenmektedir. Şenlik’in hikâyelerine bağlı şiirleri ile çeşitli konu ve şekillerde yazılan şiirlerinin toplam dörtlük sayısı 1600 den fazladır. Şenlik, şiirlerini divanı, koşma, yedekli koşma tecnis, cigalı tecnis, sicilleme, destan, türkü ve bayatı türlerinde söylemiştir. Şenlik, Âzeri âşıklarının kullandığı bir şiir türü cıgalı tecnis biçimiminde güzel örnekler vererek bu türü âşık şiirimize kazandırmıştır. Mektep, medrese görmediği halde, klasik divan tarzında yazdığı 15, 16 heceli divanlar ve muammaları oldukça başarılıdır.

 Âşık Şenlik’i büyük usta yapan özelliklerinden birisi de onun çok iyi bir halk hikâyesi musannifi olmasıdır. Tamamiyle kendi orijinal tasnifi olan; Latif Şah, Sevdakâr ve Salman Bey, konu, kurgu, kahraman, mekân, motif ve türküleri bakımından Türk halk hikâyeleri ve halk hikâyeciliği literatüründe baş sırada yer alan yapıtlardır. Âşık Şenlik, Latif Şah ve Salman Bey adlı hikâyelerinin konularının kaynağını yörede yaşanmış küçük olaylardan almıştır. Yaşanmış bu küçük olaylar, âşığa ilham kaynağı olmuş ve geleneğin uzunluk süre ölçütlerine göre üç gecelik hikâyeler olarak tasnif edilmiştir. Örneğin Salman Bey hikâyesinin konusu yörede yaşanmış bir kan davasından alınmıştır. Çok sevdiği bir dostunun başından geçen bir olaydan çok etkilenen Şenlik, bu olaya önce bir destan söylemiş, bu destandaki olaylar daha sonra halk hikâyesi şeklinde formatlanmış, uygun yerlerine türküler konularak hikâye tasnif edilmiştir. Latif Şah hikâyesinin konusunun kaynağı da yörede yaşanmış bir yoksulluk olayına dayanmaktadır. Olay kısaca şöyledir; bir kış günü Suharalılar, ağalardan birisinin evinde toplanmış Şenlik’i dinliyorlarmış. Köpeklerin sesine çıkan ev sahipleri yanında 12 yaşlarında ayakları çıplak, elbiseleri yırtık bir çocukla, yaşlı ve düşkün bir ihtiyarı içeriye getirmişler. İkisi de soğuktan donmak üzereymiş Meclistekiler, bunların karınlarını doyurup ısıttıktan sonra nereli olduklarını sormuşlar. Bunların, Akbabalı amca yeğen oldukları, çocuğun babası sakat olduğu için amcası ile sadaka toplamaya çıktıklarını öğrenmişler. İhtiyarın adı Mevlüt, çocuğun adı da Latif’miş. Köylüler bunların durumuna çok acımış ve Şenlik’ten bunların durumuna bir türkü söylemesini istemişler. Şenlik de doğaçlama olarak bunların durumunu anlatan etkili bir türkü söylemiş. Daha sonra bu olay ve türkünün üzerine “Latif Şah” hikâyesini düzenleyip tasnif etmiştir. Sevdakâr hikayesinin konusunun kaynağı biraz daha değişiktir. Yörede anlatılan Şahoğlu Şah Abbas anekdotlarının birisi Şenlik’e ilham kaynağı olmuş ve Şenlik, hikâyesini bu kısa anlatım üzerine inşa etmiştir. Şenlik büyük bir ileri görüşlülükle bu hikâyelerin tasnif tarihlerini ve hatta yanlış veya eksik anlatmayı önlemek amacıyla hikâyelerdeki dörtlük sayılarını da hikâyelerin sonuna nakşetmiştir. Son tasnifi olan Salman Bey konu, kurgu, ve türküleri bakımındanTürk Halk hikâyeciliğinin bir başyapıtıdır.

 Âşık Şenlik’in şiirlerinden, onun kahramanlık duygularına sahip büyük bir yurtsever olduğu anlaşılır. Yaşadığı 1877-78 Türk Rus savaşları dönemi, bu duyguların kaynağını oluşturmuştur. Ünlü koçaklamalarının halk üzerinde büyük etkisi olmuştur. Özellikle aşağıdaki ünlü 93 koçaklaması çoğaltılıp halka dağıtılarak halkın direnişinin ve baş eğmezliğinin bayrağı olmuştur. Halk şiirinin kahramanlık (koçaklama) türü şiir dalında Âşık Şenlik’in 93 koçaklaması bu türün "şaheseri" kabul edilmektedir. Şenlik'in bu koçaklamada esaret altında yaşayanlara umut ve cesaret, gelecek nesillere, millî şuur ve yurt sevgisi aşıladığı görülür.

 Âşık Şenlik, kendisinden önce yaşamış bütün ünlü âşıklardan etkilenerek onların eserlerini kendisine örnek almıştır. Özellikle Âzeri sahasının ünlü âşıkları, Tufarganlı Abbas, Dede Kasım ve Hasta Hasan’ın, Şenlik’in hikâye tasnifi ve şiir sanatı üzerinde çok büyük etkisi olmuştur. Şenlik’in çağdaşı olan Gökçeli Âşık Elesker ve Narmanlı Âşık Sümmanî’nin birbirlerini etkiledikleri şiirlerinden anlaşılmaktadır. Şenlik’in birçok âşıkla yapmış olduğu atışma ve değişmelerde doğaçlama güç ve yeteneğinin de yüksek olduğu görülür. Âşık Şenlik, zamanında ve kendisinden sonra özellikle Doğu Anadolu’da yetişen bütün halk şairlerini hikâye ve şiir yönünden büyük ölçüde etkilemiştir. Terekeme/Karapapak uyruğuna mensup olan Şenlik, bütün şiirlerinde Terekeme ağzının fonetik kalıplarına sadık kalmış ve bu ağzın kelime hazinesini büyük bir ustalıkla kullanmayı başarmıştır. Terekeme ağzının belli başlı fonetik ve morfolojik özelliklerinin onun şiirlerine yansıdığını görürüz. Bu özelliklerini şiir tekniğinde başarı ile kullanmasını bilmiştir. Âşık Şenlik hikâyeciliği, halk şiirine getirdiği makam ve şekil yeniliği, yetiştirdiği çırakları ile gelenekte çığır açan, iz bırakan ve ekol yaratan “Âşık Şenlik Okulu” nun hocası ve büyük ustasıdır.

KAYNAK: http://teis.yesevi.edu.Yazar: Prof.Dr. Ensar ASLAN

 

Eserlerinden Örnekler

Koçaklama

Ehli İslam olan işitsin bilsin

Can sağ iken yurt vermeyiz düşmana

İsterse Uruset neki var gelsin

Can sağ iken yurt vermeyiz düşmana

Kuşanın kılıcı giyinin donu

Kavga bulutları sardı her yanı

Doğdu koç yiğidin şan alma günü

Can sağ iken yurt vermeyiz düşmana

Asker olan bölük bölük bölünür

Sandınız mı Kars kalesi alınır

Boz atlar üstünde kılıç çalınır

Can sağ iken yurt vermeyiz düşmana

Kavga günü namert sapa yer arar

Er olan göğsünü düşmana gerer

Cem-i ervah biznen meydana girer

Can sağ iken yurt vermeyiz düşmana

Ben Asfer’dir bilin Urus’un aslı

Orman yabanisi balıkçı nesli

Hınzır sürüsüne dalın kurt misli

Can sağ iken yurt vermeyiz düşmana

Hele Al’Osman’ın görmemiş zorun

Din gayreti olan tedarik görün

At tepin baş kesin Kazağ’ı kırın

Can sağ iken yurt vermeyiz düşmana

Şenlik ne durarsız atları minin

Sıyra kılıç düşman üstüne dönün

Artacaktır şanı bu Al’Osman’ın

Can sağ iken yurt vermeyiz düşmana.

Koşma

Yığılın ahbaplar yâren yoldaşlar

Bir sağalmaz derde düştüm bu gece

Hikmet-i pîr ile ab-ı zülalden

Kevser bulağından içtim bu gece.

Kudret mektebinde verdiler dersi

Zahirde göründü arş ile kürsü

Hıfzımda zapt oldu Arabi, Farsi

Lügat-i imranı seçtim bu gece.

Sefil Şenlik Hak’tan buldu kemali

Bu fikirle vasf-i halin demeli

Bedirlenmiş gördüm güzel cemali

Tagayyır hal oluf şaştım bu gece.

 

Koşma

Nece tahn eylersin gâm erbabına

O da senin kimi zarı görüftü

Dindirende halden olar haberdar

Cebre tüşüf her efkârı görüftü

Dost dostuna etse ikrar imanı

Kıyamete geder müddet zamanı

Gönül uman yerden kesmez gümanı

Çünkü ezelden ihtibarı görüftü

Şenlik’in zihnini vermeyin zaya

And verirem ol yaradan Hûda’ya

Bel bağlama devri geçen dünyaya

Neçe eyyam ülüzgârı görüftü.

 

 

 

 

Koşma

Sevda sinem üste vurdu sed yare

Gam müjgân gösterir hicrin mil çeker

Hekim cerrah bilmez derdime çare

Ne bilem müddeti neçe yıl çeker

Hicran alayları doymaz ganımdan

Gören ibret alır nuh tufanından

Cellat kimi tutuf giribanımdan

Ne alır canımı ne de el çeker

Şenlğin feryadı yeksan hâkini

Zelzelye salıf gam eflakini

Mende olan derdi hicran yükünü

Ne gergedan taşır ne de fil çeker.

Divanî

Sin seherde seyr çıkıf sıtkı güzar gırmızı

Nevbahar gonca bezaslan çim lalizer gırmızı

Yakutu ahmer misalli leyse buser gırmızı

Narıncı gülgezi elvan her nakşi münakkaşa

Taze ter ebrüşüm kimi ter ter eser gırmızı

 Aşk ucundan abdal oldum gezerim yolu siyah

Sevdiğim kalbi karadır fikri hayali siyah

Hak bana müyesser edif talih ikbalim siyah

Sevdiğim gerdana düzer ebrüşüm teli siyah

Hasretim gonca dihana can intizar gırmızı

Heyyatı mermer misali tohunur cana beyaz

Dil şikâres müşkü nefes dişler dürdane beyaz

Cevahir hatem bilezik destin de şane beyaz

Şevkinde nuru münevver düşüf her yana beyaz

Şuh duruf gıya bahdıhça ehed üzer gırmızı

Garg oluf sırma zelzele ilmî âgâhım sarı

Ziyneti zevkinden alâ hûb seyrangâhım sarı

Alevi aşga müşerref canda kütahım sarı

Etri eter bezaslanım seyyad evgâhım sarı

Süleyman kekliği kimi rafta süzer gırmızı

Gene tavus nezaketli pervazı pîrim yeşil

İnci mercan yakut zümrüt lâlı gevharım yeşil

Süsen sümbül mor menevşe gül nakışkârım yeşil

Ahmeri suhru al lâle meneviş nûrum yeşil

Kul Şenlik vasf-ı hal eyler söz muhtasar gırmızı

Yazar Hakkında:

Kırmızılar

Yazarın diğer makalelerinden: