2 Aralık 2022

kirmizilar.com

Yahya Kemal Beyatlı

ISBN: 978-975-7618-51-5

Sayfa Sayısı: 332

Yayınevi: İstanbul Fetih Cemiyeti

Yayım Tarihi: 1966

Baskı: 19

Hazırlayan: Mehmet MEMİŞ, (E) Öğretmen

Eğil Dağlar Kitap Açıklaması

“Felâketin bin acısına mukabil bir hayrı da olmaz olur mu? Yunanlılar bin seneden beri Hudâvendigâr toprağına kök salmış olan Türklüğün köklerini koparmaya savaşırken o topraklar altında yatan ilk Türk beylerini, ilk İslâm şehitlerini, ilk Osmanlı padişahlarını uyandırdılar. ( … ) Bu saat Hudâvendigâr toprağına doğru bütün Anadolu'da öyle önüne geçilmez bir yürüyüş var, Tesalya ovalarını inleten meşhur türkü bütün Anadolu vadilerinden geliyor:

 Eğil dağlar eğil üstünden aşam 

Yeni talim çıkmış varam alışam!”

 Eğil Dağlardaki yazılar gün gün İsklâl Harbi'nin nabzını tutmaktadır. Bazen Batı devletlerinin tutumu, bazen Yunanlıların ve Yunan ordusunun durumu , bazen Ankara hükûmeti , bazen kamuoyunun konuya bakışı, bu yazılarda ele alınmaktadır. Yahya Kemal'in İsklâl Harbi yıllarında ne kadar isabetli düşüncelere sahip olduğunu gösteren bu yazıların, Millî ̂Mücadele'nin lideri Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından kesilip saklandığı ve daha sonra Yahya Kemal'e gösterildiği artık bilinmektedir.

******

Yahya Kemal’i daha çok şair olarak tanırız ki öyledir; son devrin en iyi şairidir. Fakat Kurtuluş sıralarında yazdığı makalelerin toplandığı Eğil Dağlar, İstanbul’ u anlattığı Aziz İstanbul veya bir hatırat kitabı olan  Çocukluğum , Gençliğim, Siyasî ve Edebî Hatıralarım gibi kitaplarını okuduğumuzda onlardan şiirleri kadar haz alırız. Yahya Kemal büyük bir şair olduğu gibi büyük bir naşirdir de.

Zaman, İleri, Tasvir-i Efkâr, Millî İrade gibi gazete ve dergilerde çıkmış  günlük yazılarının toplandığı Eğil Dağlarda, Yahya Kemal kurtuluş savaşı yıllarında olayları anlatırken ve değerlendirirken engin bir millî kültür ve tarih penceresinden bakıyor. Yoktan yaratılan yeni Türk Ordusunu, başkomutanı Türk milletinin timsali olarak gördüğü Mustafa Kemal’i bu pencereden bize tasvir ediyor. Mütarekede yıllarında işgal altındaki İstanbul’u anlatıyor.

Kitaptaki yazılar bir şiir kadar lezzetle okunuyor. Fakat biraz o devirde hâlâ kullanılan Osmanlıca kelimelere hakim olmak gerekiyor. Gene de bu kelimelerin anlamları sayfa altında dipnot olarak verilmiş. 

Kurtuluş Mücadelesini, tarih kitaplarından değil de içeriden o zamanın “efkâr-ı umumîyesinden” hele ki Yahya Kemal’in gözünde onun lezzetli üslubundan okumak isteyenlerin bu kitabı okumaları hararetle tavsiye olunur. Kaldı ki; Millî Eğitim Bakanlığı 100 temel eser listesinde bulunan bu kitabın tüm Türk gençleri ve aydınları tarafından okunması gerekir.

Tadımlık olarak kitaptan bir yazıyı aşağıya aldım. İyi okumalar.

EĞİL DALAR *

Felaketin bin acısına mukabil bir hayrı da olmaz olur mu? Yunanlılar bin seneden beri Hudâvendigâr toprağına kök salmış olan Türklüğün köklerini koparmağa savaşırken o topraklar altında yatan ilk Türk beylerini, ilk islâm şehitlerini, ilk Osmanlı padişahlarını uyandırdılar. İki sene evvel İzmir rıhtımında açtıkları facia devresinde bu millet umdukları gibi kanlar içinde boğulmadı, bilakis kanlar içinde dirildi, gözlerini açtı, yeni, yepyeni bir hayat idrak etti. Ertuğrul'un türbesini yıktıklarım duyanlar Küçük Asya'nın bütün dağlarından yavaş yavaş iniyor, Söğüt’e doğru yürüyor. Bu saat Hudâvendigâr toprağına doğru, bütün Anadolu'da öyle önüne geçilmez bir yürüyüş var; Tesalya ovalarını inleten meşhur türkü bütün Anadolu vadilerinden geliyor:

Eğil dağlar eğil üstünden aşam
Yeni talim çıkmış varam alışam!

Ah bu türkü! Yirmi dört sene evvel hangi şehirden, hangi köyden, hangi kulübeden birdenbire  aksetti? Türküleri daima şen olan İzmir' den mi? Daima kahramanca olan Aydın'dan mı? Yoksa daima bağrı yanık olan Edirne'den mi? Nereden? Güftesinin üslubu gibi bestesinin zevkinden de nereden çıktığı belli değil; her türkünün iklimi şivesinden az çok belli olur, bunun bilakis menşei Rumeli midir? Anadolu mu anlaşılamıyor, o kadar millî!  Yirmi dört sene evvel ilk çıktığı zaman vatanın bütün sokaklarında, Tesalya'ya doğru redif taşıyan Anadolu ve Rumeli trenlerinde yalnız bu türkü işitiliyordu:

Eğil dağlar eğil üstünden aşam
Yeni talim çıkmış varam alışam !

 O harbin redifleri bu türküyle geçtikleri bütün şehirlere bıraktılar, İstanbul, Selanik, İzmir, Beyrut. Halep, Üsküp, Manastır kafé chantan’ları  sabahlara kadar tekrar ettiler, Erzurum'dan Yanya'ya kadar. Alasonya'dan Dömeke tepelerine kadar her tarafta bu türkü aksediyordu:

 "Eğil dağlar eğil üstünden aşam !" 

Bu türkü yeni Türk şiirinin ilk ve maatteessüf son güzel eseridir, çünkü ondan beri bu kadar şevkli, atılışlı, canlı mısralar söylenemedi. Üst tabakanın edebiyatı ya bir nazire gevelemesi, yahut da sıkıntı veren bir sinir iniltisi halinde iken alt tabakanın insanları köylüler: "Eğil dağlar! eğil!" tarzında ne kadar atılışlı bir hayalle kıyam ediyorlardı, yeni talim çıktığını haber almış koşuyorlardı, yeni ve muntazam bir millet olmağa ne kadar şayan-ı dikkat bir heves gösteriyorlardı; Sultan Abdülhamid idaresi, bu türküyü anlayacak kadar ihtiyar ve me'yus olmasaydı bizim için o zaman bir intibah ve hayat devri başlayabilirdi. Yazık ki bu türkü Osmanlı toprağını yalnız bir yaz canlandırdı. Fakat o ne yazdı! Aslan  başlı Edlhem Paşa'nn simasında bu millet eski heybetini bir daha gördü, onun arkasından yürüdüğü, Fatih'in geçtiği Tesalya yollarından bir daha geçti. Dömeke'ye kadar koştu, Yunan ordusunun arkasından yetişemedi.

O baharın o güzel günlerinde Selanik bütün orduların tahaşşüd  merkeziydi  ve o zevk ü şevki her Türk şehrinden fazla hissetti; Sultan Abdülhamid, Gazi Osman Paşa'yı Plevne'den beri sarayına kapatmış millete göstermezken Tesalya Harbi'nde Selanik'e kadar gönderdi idi. Bütün Rumeli yirmi senedir mütehassir olduğu Plevne kahramanını bir daha görmek için Selanik'e koştu ... Gazi Osman Paşa Selanik'in Beş Çınar bahçesinde bir kameriyeden mızıka ve alkış fırtınası ortasında çalkalanan Rumeli halkını selamlamağa çıkarken o aralık gelen yaveri eline bir telgraf verdi. O gün Yenişehir düşmüş! Osman Paşa halkı yaşaran gözlerle selamlarken bu müjdeyi de verdi. Bütün milletin kalbi o an orada lisanla tarif edilmez bir an yaşadı, göz yaşlarıyla karışık bir ses ve alkış fırtınası yükseldiği kadar yükseldikten, devam edebildiği kadar ettikten sonra Teseya'nın türküsü birdenbire alev gibi parladı: Eğil  dağlar eğil üstünden aşam.

Gazi Osman Paşa o gün, o saat Rumeli'yi dünya gözüyle bir daha gördü ve akşama girmeden İstanbul' dan şedid bir telgrafla çağırıldı, hususi trenle derhal döndü, Yıldız Sarayı'na kapandı. Hayatının sonuna kadar çıkamadı. 

O zaman böyle bir heyecandan doğan "Eğil dağlar ... " şimdi bir daha Anadolu dağlarından işitiliyor; bu türküyü Kral Konstantin de hatırlar, Papulas da, arkadaşları da, lakin bu defa söyleyen ordular değil, önünden kaçamayacakları bir çığdır Hudâvendigâr toprağında bugün bulunuşları siyasî  talihlerinden midir, siyasî talihsizliklerinden mi, yakında anlaşılır!

*İleri, 24 Mayıs 1921.

Yazar Hakkında:

Kırmızılar

Yazarın diğer makalelerinden: