Kültürümüzün Yıldızları

Ali Alper ÇETİN

Ondördüncü yüzyılın sonlarına doğru, Bursa ufuklarında yeni bir bilim ve irfan güneşinin parladığı görüldü. Bu güneş, daha sonra Emir Sultan adını alan Buharalı bir Türk bilginiydi.

 Asıl adı Seyyid Şemseddin Muhammed bin Ali el-Hüseyni el-Buharî’dir. Şemseddin Mehmed diye de anılan Emir Sultan, 1368 yılında, Orta Asya’da Buhara’da doğmuştur. Emir Sultan, Türk-İslâm dünyasının başlangıçta ilim membaı olan Buhara’da yetişmiştir. Bir Türk erenidir, bilginidir, düşünce adamıdır.  Rivayete göre babası, yedinci göbekte Hz. Muhammed’in soyu Hz. Hüseyin’e (sâdât) ulaşan, Emir Külal adıyla tanınan Seyyid Ali isminde Buharalı bir velî ve mutasavvıfın oğludur. Ona, Buhara’da doğduğu için “Muhammed Buharî”, Seyyid olduğu için “Emir Buharî”, Yıldırım Beyazıd Hanın damadı olduktan sonra da “Emir Sultan” denilmiştir. Devrin çeşitli bilginlerini öğrenmiş, bu arada tasavvufla da uğraşmış olan Emir Sultan, Orta Asya’daki birçok bilginler ve fikir adamları gibi o da Anadolu’da, Selçuklu’larla birlikte kökleşen, dalbudak salan Türk kültürüne, Türk düşünce hayatına hizmet etmek ve katkıda bulunmak üzere, Anadolu’ya göçmeyi tasarlamış, bu amaçla yola çıkmıştı. Buhara’dan Mekke’ye ve Medine’ye geldi. Buradan da Bağdad yolu ile Anadolu’ya geçti.

Anadolu o yıllarda, bölge bölge Anadolu beyliklerinin idaresindeydi. Artukoğulları, Karamanoğulları, Hamidoğulları, Germiyanoğulları, Osmanlılar gibi, kurucularının adlarıyla anılan bu beylikler, çoğu zaman sınır anlaşmazlıkları yüzünden birbirleriyle çatışmakta, Anadolu’daki Türk birliğini bozmaktaydılar. Bu beylikler arasındaki dostluk ve kardeşliği, birlik ve beraberliği, sulh ve sükûnu sağlamakla mânen görevli olduğunu söyleyen Emir Sultan bu konuda çabalar sarfetmiş, yanında kendisine inanan ve yolunu izleyen müridleri olduğu hâlde, Anadolu Beylerinden çoğunu ziyaret etmişti. Bir süre Karaman’da ve Kütahya’da oturdu. Daha sonra İnegöl’e geldi. Son durağın Bursa olacağını söylüyordu. Bursa’ya gelerek Gökdere yöresine yerleşti.

Bursa, o yıllarda Osmanlı Devletinin başkentiydi. Osmanlı tahtında Yıldırım Beyazıd bulunuyor, özellikle Rumeli’ye yeni seferler hazırlıyordu. Devrin ileri gelen bilginlerinden Ebu Hamid Hamideddin, Molla Fenarî de Bursa’ya yerleşmişlerdi. Bir bilim, fikir ve sanat ortamı vardı Bursa’da… Emir Sultan, bu ortamdan faydalanmayı uygun buldu. Gökdere’de bilim ve tasavvuf yolunda irşadlarına başlamış, çevresinde büyük bir kalabalık toplanmıştı. Şöhreti, kısa sürede saraya kadar ulaştı. Yıldırım Beyazıd, bu olgun ve dolgun bilgini birkaç defa ziyaret etmiş, sohbetlerinden hoşlanmış, kızı Hundi Fatma Hatun’u okutması için ricalarda bulunmuştu. Hundi Fatma Hatun gönül sahibi, şair ruhlu, tasavvufa meyli olan yetişkin bir sultandı. Bir süre sonra gönülcüğü, hocasının gönlüne bağlanmış, gözü başka şey görmez olmuştu. Bunu öğrenen Beyazıd, kızını hemen Emir Sultan’a nikâhlayarak bu tanınmış bilgini damat edindi.

Bursa’da bir bilim kandili, şimdi ışıklarıyla tüm Osmanlı ülkesini aydınlatan bir meş’ale olmuştu. Emir Sultan, Yıldırım Beyazıd’a, idaresinde adaletli olmayı ve Türk birliğini kurmayı öğütlüyor, seferlerine, kendi adamları ile birlikte bizzat katılıyordu. Yıldırım’ın Timur’la yaptığı Ankara Savaşı’nda, Emir Sultan da esirler arasındaydı. Timur, Emir Sultan’la görüşmüş, onun bilgisi karşısında hayranlığını gizlemeyerek, Bursa’ya dönmesine izin vermişti.

Emir Sultan, ikinci Murad zamanında da Osmanlı Sarayı’nda saygı görmüş, 1422 yılı İstanbul kuşatmasına katılmış, ordunun manevî desteği ve gücü olmuştu. Anadolu artık tümden bir Osmanlı ülkesi oluyor, dağınık beylikler Osmanlı idaresinde toplanıyordu. Emir Sultan sözleri ve öğütleriyle, Anadolu’nun aydınlık getiren, özü-sözü doğru bir mürşidi olmuştu. 63 yaşındayken 1429 yılında Bursa’da öldü.

Karısı Hundi Fatma Hatun çok sevdiği eşi Emir Sultan için bir türbe, bir de camii yaptırmıştı. Bugün Bursa’yı süsleyen şaheserlerden biri de Emir Sultan Camii’dir. 1795’te depremden zarar gördüğü için Sultan Üçüncü Selim tarafından yeniden yaptırılmış, çevresi medrese, hamam, misafirhane gibi hayır eserleriyle donatılmıştır. Emir Sultan’ın türbesinde, Emir Sultan’la birlikte, karısı Hundi Fatma Hatun’un üç çocuğunun mezarları vardır.

Bursa’nın buğulu peyzajı içinde Emir Sultan Külliyesi, bir kültür ve sanat anıtı olarak yükselir, her gün yüzlerce insan Emir Sultan’ı ziyaret ederek, gönüllerini yıkar, ruhlarını serinletirler.

Emir Sultan, Anadolu’yu aydınlatanlar arasında bir güneş gibi parıltısını sürdürdükçe sürdürür Bursa’dan…

Bugün ise Ahmet Haldun Terzioğlu, “Emir Sultan Bir Türk Ereni” adlı eserinde Emir Sultan’ı kısaca şöyle anlatıyor:

“ Erenlerin halleri başkadır.

Düşünceleri başka, yaşamaları başka, hissetmeleri başka...

Karşılamaları başka, anlamaları başka, söyleşileri başka...

Çünkü onların aşkları başkadır.

Erenler başka kişilerdir!

Buyruk verilince, kandiller yanınca, yol gösterilince...

Yola düşülür.

Düşünülmez.

Hesap yapılmaz.

İkirciklenmez.

Tartışılmaz.

Yol önlerinde açılır.

O yol, ulaşılmak istenilen, ulaşılması gereken yere uzanmaktadır.

Emir Sultan aşk ile yollara düştü.

Buhara’dan, doğduğu kentten başladı yolculuğu.

Bursa’da sona erdi.

Ona bir görev verilmişti.

O aşıktı.

Hep aşıktı.

Aşk her şeydi.

O, savaş zamanı mücahitlerin başıydı.

O, Devlet-i Ali’nin en önemli savunucularındandı.

O, padişahın, beylerin, paşaların danıştığı kişiydi.

O, kapısına gelenlerin dertlerine deva bulan bir şifacıydı.

O, dervişler yetiştiren dergâhın sahibiydi.

O, müritlerinin şeyhiydi.

O, Bursa’nın ruhani sahibiydi

O, sıradan bir Allah kuluydu.

      Bu işin özü şudur: Budun Emir Sultan’ı sevmiştir, sevecektir.

      Bugün Bursa’da kabrinde ve Türk budunun yüreğinde yatmaktadır bu Türk ereni. Allah ondan razı olsun”

Yazımızı bir şairimizin Bursa şiirinden bir dörtlükle tamamlayalım:

Dile gelir Emir Sultan,

Kuş ötüşü, su sesinde.

Bir serinlik bir hoş zaman

O ilâhî türbesinde.

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

23045325