Kültürümüzün Yıldızları

Ali Alper ÇETİN

 

 

Ankara’ya yakın, Çubuk Çayı kenarında Solfasol derler bir köy vardır, kendi hâlince…665 yıl önce, 1352 yılının bir bahar sabahı, bu köyde Koyunluca Ahmed’in Numan adında bir çocuğu dünyaya gelmişti. Bu çocuk, Anadolu’da doğan, yalnız kendi çağını değil, çağları aydınlatan, gönülleri nurlandıran bir güneşti. Bu doğan güneş, büyük mutasavvıf, Türkçü şair, Bayramiye yolunun ulu Pîr’i Hacı Bayram Velî’ydi.

Hacı Bayram Velî ilk tahsil yıllarını, o zaman adı “Engürü” olan Ankara’da geçirdi. Daha çocukken yazmayı, Arapça ve Farsçayı öğrenmiş, din bilgileriyle birlikte, devrinin çeşitli bilgilerini almış, doymak bilmeyen bir istekle, kendini okumaya vermişti. Bununla da yetinmedi, delikanlılık çağına geldiği zaman, kitap dağarcığı omuzuna attı, Ankara’yı terk etti. Nerede ünlü bir bilgin adı duymuşsa ona koştu, nerede bilim varsa oraya gitti. Yıllarca diyar diyar dolaştı durdu. 1387 yılına doğru, Ankara’ya döndüğü zaman, otuz beş yaşlarında, genç, heyecanlı bir bilgin, olgun, sözü dinlenir bir müderristi. Ders verdiği Melike Hatun’un Kara Medrese, aydınlık bir okul, bir bilim akademisi olmuştu. Anadolu’nun her köşesinden öğrenciler, onun çevresinde toplanıyor, onun derslerine devam ediyorlardı.

Genç bilgin Hacı Bayram, halkın ve öğrencilerinin gösterdiği bu sıcak sevgiye, kısa sürede yaptığı şöhrete ilgisiz kaldı. Kendisini yetişmiş saymıyor, daha çok okumak ve öğrenmek, gerçekleri bilmek heyecanını yenemiyordu. Bir gün onun ikinci kez, Ankara’yı ansızın terk ettiği öğrenildi. Aksaray’a gitmiş, devrin ünlü mutasavvıflarından Hâmid-i Velî’ye kapılanmıştı. Gözü şeyhinden başkasını görmüyordu artık… Gece - gündüz onunla birlikte çalışıyor, onun uyarmalarıyla kendini tanıyor, gerçeği arıyordu. Şeyhiyle birlikte Şam’a, Hicaz’a gitti. Dönüşte, Aksaray’a geldikten kısa bir süre sonra, şeyhi Hâmid-i Velî göçmüş, Tanrı rahmetine kavuşmuş, Hacı Bayram Velî tek başına kalmıştı.

Ne olduysa o gün oldu. İçinde bir çağlayan vardı. Köpürerek boşalmak, tasavvuf denizine dökülmek istiyordu. Aksaray’dan Ankara’ya döndüğü gün, tüm Ankara yollara dökülmüştü. Hacı Bayram, hemşehrilerinin mânevî susuzluğunu şiirleri ve sohbetleriyle kana kana doyuruyor, halka ilâhî aşk ve sevgi rahmeti yağdırıyordu. Ankara ahiliğin merkeziydi. Çeşitli meslek kuruluşları arasında, içtenlik dolu, sevgi ve saygıya dayanan, törelere bağlı, sağlam bir dayanışma vardı. Herkes kendi elinin emeğiyle geçiniyor, fakirler gözetiliyor, kimsesizlerin elinden tutuluyordu.  Hacı Bayram, bu ortamı, toplum yararına daha çok geliştirdi. Ders verdiği, sohbetler yaptığı yakınlarının kesin olarak bir meslek sahibi olmalarını istedi. Kendisi, adamlarıyla birlikte, Ankara’nın Çubuk ovasında çiftçilik yaptı,  ekin biçti, kaldırdığı tahılı fakirlere paylaştırdı. Halkı Tanrı yolunda uyardı. Tasavvufun tüm inceliklerini, onların anlayabileceği tertemiz bir Türkçe ile dile getirdi, şiirler söyledi. O günlerde, Osmancık’ta müderrislik yapan Fatih Sultan Mehmed’in hocası Akşemseddin de, Hacı Bayram’ın şöhretini duymuş, Ankara’ya gelerek onun ocağına girmiş, müridi olmuştu. Hacı Bayram’ın sonradan “Bayramiye”  adını alan topluluğu bir çığ gibi büyüyor, binlerce insan, Ankara’ya koşuyordu. Bundan kuşkulanan Osmanlı Padişah İkinci Murad, onun yakalanarak Edirne’ye getirilmesi için ferman çıkarmıştı. Hacı bayram, Saray’a kadar ulaştırılan bu kıskançlığı tevekkülle karşılamış, gelen adamları güler yüzle medresesine almış, ertesi gün onlarla birlikte Edirne yoluna düşmüştü. Daha ilk karşılaşmada Sultan Murad, Hacı Bayram’dan özür dilemiş, kendisini bir konuk olarak ağırlamış, sonra da birçok armağanlarla Ankara’ya uğurlamıştı. Bu olay, Hacı Bayram’ın şöhretini, kendisine karşı duyulan saygı ve sevgiyi bir kat daha arttırdı. Artık Hacı Bayram Velî’nin Dergâhı, gönül sahiplerinin uğrağı ve konağı olmuştu.

Sultan Murad Han verdiği ünlü bir fermanda, Hacı Bayram-ı Velî'nin talebelerinin, yalnız ilim ile meşgul olmaları için, onların vergi ve askerlikten muaf tutulduğu bildirmiştir. Hacı Bayram Velî’nin, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethedeceğini İkinci Mehmed(Fatih)’in babası Sultan İkinci Murad’a bildirdiği rivayet olunur.

Pek çok bilginler, ünlü kişiler Hacı Bayram’la görüşmek, ondan ders alabilmek için çevresinde, ışığa koşan pervaneler gibiydi…Hacı Bayram, kendi içindeki bilgi madenini, tüm cömertliği ile çevresine saçıyor, her soruyu cevaplandırıyor, her müşküle bir çâre  buluyor yahut çâre oluyordu. Onca olgun insan, gerçek insan, kendi benliğinden sıyrılmalıydı. İnsanın, bütün varlık türlerinin özünde Tanrı’yı görmesi, her şeyden önce de kendisini bilmesi gerekirdi. Kendini bilen Tanrı’yı bilirdi. Bir şiirinde şöyle diyordu:

Bilmek istersen seni
Can içre ara canı
Geç canından bul anı
Sen seni bil, sen seni…

Kim bildi ef’alini
Ol bildi sıfatını,
Anda gördü zâtını
Sen seni bil, sen seni…

Bayram özünü bildi
Bileni anda buldu
Bulan ol kendi oldu
Sen seni bil, sen seni…

 ,serif; font-size: 12pt;">Hacı Bayram, yalnız kendi içine dönük, “ Hak’la hak” bir velî değildi. O, bir toplum düzencisi olarak insanlar arasındaki dostluğun, karşılıklı saygı ve sevginin, ebedî kardeşliğin yayıcısı olmuş, toplumu birbirine kaynaştırmıştı. Birçok şeyi, Orta Asya tasavvuf geleneğine, Hoca Ahmet Yesevi’ye dayanır. Müridlerini toprağa bağlı yaşamaya teşvik ederek Anadolu'ya Orta Asya'dan gelen Türk göçerlerin yerleşik hayata geçmesini sağlamış, Anadolu'da kalıcı Türk birliğinin sağlanmasında ve Osmanlı Devleti'nin medeniyet yolunda aşama kaydetmesinde önemli rol oynamıştır. Koyduğu imece usulü, hala Anadolu’da yaşamaktadır. Bugünkü anlamda Kızılay, Çocuk Esirgeme, Sosyal Güvenlik organizasyonları temeli Hacı Bayram Velî tarafından atılmıştır.

Hacı Bayram, eserlerini Türkçe yazarak,  Anadolu’da Türkçe kullanımı ve yaygınlaşmasını önemli şekilde etkiledi.

1429 yılında 77 yaşındayken Ankara’da vefat etmiş ve bugünkü Hacı Bayram Velî camiinin yanındaki türbesine defnedilmiştir.

 

Hacı Bayram Velî’nin Türkçe divanı, bugüne değin elimize geçmiş değildir. Onun ancak birkaç şiiri bilinmektedir. Yunus Emre tarzında şiirler söylemiştir. Şiirlerinde “Bayrami” mahlasını kullanmıştır. Bu şiirlerinden biri şöyledir:

N’oldu bu gönlüm, n’oldu bu gönlüm
Derd ü gam ile doldu bu gönlüm.
Yandı bu gönlüm, yandı bu gönlüm
Yanmada derman buldu bu gönlüm.

Yan ey gönül yan, yan ey gönül yan,
Yanmadan oldu derdime derman.
Pervane gibi, pervane gibi
Şem’ine aşkın yandı bu gönlüm.

Gerçi ki yandı, gerçi ki yandı.
Rengine aşkın cümle boyandı.
Kendinde buldu, kendinde buldu
Mâtlubunu hoş buldu bu gönlüm.

Bayram’ın imdi, Bayram’ın imdi,
Bayram ederler yâr ile şimdi
Hamd ü senâlar, hamd ü senâlar
Yâr ile bayram kıldı bu gönlüm.

Hacı Bayram, Anadolu’da doğan bilim, tasavvuf güneşlerinden biri ve en parlağı olarak seven ve sevilen gönülleri her zaman aydınlatacak ve rahmetle anılacaktır.

 

Kaynaklar

www.turkedebiyati.org

www.hacibayramiveli.org

Önder Mehmet: Anadolu’yu Aydınlatanlar, Başbakanlık Vakıflar Genel

Müdürlüğü Yayınları, 1998 Ankara

Hacı Bayram Velî Sempozyumu Bildirileri, T.C Kültür Bakanlığı yayınları, Ankara 2000

 

 

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

23043623