27 Haziran 2022

Rıfat GÜNDAY

Anadolu Selçuklu Devleti’nin 4.Sultanı I.Mesut (1116-1155)’un babası Sultan I. Kılıçarslan, Çavlı komutasındaki Büyük Selçuklu Sultanı Tutuş kuvvetleriyle yaptığı savaşı kaybederek, atını sürdüğü Habur çayında boğulmuştur. (3 Haziran 1107) Bunun sonucunda Musul’a giren Emir Çavlı Musul’da hutbeyi yeniden Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar adına okutmuş ve 11 yaşında bulunan Kılıçarslan’ ın vekili olan Melik Melikşah (Şahinşah)’ı da yanında  B.Selçuklu başkenti İsfahan’a götürmüştür. Musul’da kalan Kılıçarslan’ın eşi Ayşe Hatun ise küçük oğlu Tuğrul’u Malatya’ya götürerek burada A.Selçuklu Sultanı ilan etmiştir. Tuğrul çok küçük olduğundan idare Ayşe Hatun ve İlarslan tarafından yürütülüyorken, şüpheli hareketlerinden dolayı Ayşe Hatun, İlarslan’ı tutuklatarak İsfahan’a Muhammed Tapar’a gönderdi. Bu dönem yine Anadolu Selçuklu Devleti’nin buhranlı dönemidir (1107-1110). Anadolu’daki bu buhranı sona erdirmek için M. Tapar rehin tuttuğu Kılıçarslan’ın büyük oğlu Şahinşah’ı serbest bıraktı (1109). Bunun sonucunda T.Selçuklu tahtına geçmek üzere en büyük oğlu Melikşah (Şâhinşah),  Konya’ya gelirken yanındaki  üvey kardeşi Mesud’u ve diğer kardeşi Arab’ı zindan’a hapsetti (1110). 

Melikşah, Bizans İmparatoru I. Aleksios Komnenos ile mücadele için çıktığı seferde yenilgiye uğrayınca, savaştan sonra Bizans’tan barış istedi (1116). Afyonkarahisar yakınında Aleksios Komnenos ile barış antlaşması imzaladı ve Bizans imparatoru Selçuklu sultanına çok miktarda para verdi. İmparator, Mesud’un hapisten kurtularak tahta geçmek için (Danişmentli Emir Gazi’nin yardımlarıyla) ağabeyini ele geçirmek istediğini haber alınca Sultana ordugâhta kalmasını istese de Melikşah bunu dinlemedi ve Konya’ya hareket etti. Neticede Konya yolunda Mesut ‘un askerleriyle karşılaştı ve yakalanacağını anlayınca Akşehir yönünde kaçarak bir köye sığındı fakat Mesut burayı kuşatarak ağabeyinin gözlerine mil çektirdi (1116) ve sonra da öldürttü (1117) Böylelikle Melikşah (Şahinşah)’ın 6 yıllık hükümdarlığı sona ermiş oldu. Bundan sonra Sultan Mesut diğer kardeşi Melik Arab ile de mücadele ederek Anadolu’dan uzaklaştıracak taht mücadelesini destekleyen kayınpederi Danişmentli Emir Gazi’ye bağlı kalacaktır (1134).

Sultan I. Mesut, Anadolu’da azalan Türk  hakimiyetini yeniden tesis etmek için büyük mücadeleler  içindeyken hemen yanı başında bulunan Musul Atabeyi İmadettin Zengi’nin Haçlı devletçiklerine taarruza geçmesi Avrupa’dan Kudüs’e yeni bir akının /seferin habercisi olacaktı.

1.Haçlı Seferleri sonucunda (1096- 1099/-1101) Kudüs Krallığına (feodal) bağlı olarak; Antakya prinkepsliği, Urfa Kontluğu, Trablus Kontluğu kurulmuştu.

Musul Atabeyi İmadettin Zengi Urfa Kontluğu üzerine sefere çıkmış ve Urfa’yı fethederek -46 yıllık- haçlı hakimiyetine son vermiştir (24 Aralık1144). İmadettin’in bu hareketiyle sıranın Antakya kontluğuna geldiğinin Avrupa’da anlaşılması üzerine Papa III. Eugenius, yayımladığı fermanla yeni bir Haçlı Seferi çağrısı yapmış ve daha önce olduğu gibi sefere katılacakların günahlarını affedeceğini duyurdu (1 Aralık 1145).

İKİNCİ HAÇLI SEFERİ (1146-1148)

Urfa’nın Türkler tarafından fethiyle (1144) 1101 haçlı seferinden sonra   hareketsiz duran  Haçlıları   yeniden hareketlendirmiştir. Başta Kudüs olmak üzere Avrupa’dan istenilen yardım talepleri ilk önce  Fransa Kralı VII. Louis  tarafından kabul edildi.

Noel’de bütün piskoposlarını ve asillerini yanına davet ederek Haçlı Seferine katılmalarını istedi, ancak beklediği desteği bulamadı. Kral Louis, haçlı seferine katılım için ancak   Papa’nın görevlendirdiği Bernard’ın  yardımları sonucunda  kralın kardeşi, dayısı ile Flandre, Toulouse, Nevers,Champagne kontları, birçok şövalye ve piskopos sefere katılmayı kabul ettiler.(1145) Hazırlıkların tamamlanmasından sonra Haçlı ordusunun bir yıl sonra -Paskalya’da yola çıkmasına- karar verildi (31 Mart 1146).

Alman Kralı III. Konrad ise sefere çıkmayı/katılmayı düşünmüyordu. 1146 yılı Noel’inde Speyer’de yapılan toplantıda Papa görevlisi Bernard’ın ısrarlı çağrısını kabul etmek zorunda kaldı. Kralın bu kararı almasını etkileyen olaylar: Almanya’da büyük bir kıtlık vardı bu yüzden  özellikle Köln, Mainz, Worms, Speyer gibi şehirlerde yaşayan fakir halk yığınları zengin Yahudiler aleyhine bir hareket başlatmak üzereydiler. İşte bu tehlikeyi atlatmak isteyen Konrad; Kıtlıktan dolayı halkı sefere katılmayı ikna etmenin sorunlarından kurtulmak için bir çözüm olduğunu anlamakta gecikmedi. Noel’de  Speyer’de yapılan toplantıda Bernard’ın ısrarlı çağrıları da bu yaşanan kıtlıklara  bulunan   çözüm önerisiyle  birleşince  sefere katılmayı  kabul etmek zorunda kaldı. (1146 ) Konrad’ın ardından çok sayıda asil ve yeğeni Friedrich von Schwaben (müstakbel İmparator Friedrich Barbarossa) da haçlı seferine katılmayı  kabul etti.

Bizans ve Anadolu'da durumlar

Avrupa 2.Haçlı Seferine hazırlanırken, Bizans İmparatoru I. Manuel Komnenos (1143-1180),  1. Haçlı Seferlerinin yaralarını saran Selçuklu Türkler’i yeniden Bizans topraklarına akınlara başladığından bunlara engel olmak amacıyla Anadolu seferindeydi.Türk akınları özellikle  Menderes Ovası’na Ege kıyılarına kadar uzanmaktaydı. Manuel Avrupa’da yeni bir Haçlı Seferi hazırlığını öğrenince bunun Bizans için yaratacağı tehlikeleri bilhassa 1.Haçlı Seferinin verdiği zararları dikkate alarak yani bu büyük haçlı ordularını engelleyemeyeceği kanaatiyle Türklerle dost olmaya karar vermiştir. Anadolu  Selçuklu Sultanı I.Mesûd  ile bu amaçla  barış yaptı. ( Papalık bu antlaşma nedeniyle Bizans’ı hristiyanlığa ihanetle suçlayacaktı) 

Suriye’de ise İmâdeddin Zengi,   Urfa’nın fethinden sonra vefat etmiş (1146)   ülkesi iki oğlu arasında  paylaşılarak:  Musul’a  Seyfeddin Gazi, Haleb’e ise   Nureddin Mahmud Zengi  hükümdar  olmuşlardı. Babası gibi işgalci Haçlılarla mücadeleye devam eden Nureddin, ilk olarak haçlıların(Kudüs krallığı) Urfa’yı ele geçirme teşebbüslerini püskürterek itibarını artırmış,  babasının fikrini amaçlayarak Antakya, Trablus ve Kudüs Haçlılarının   doğusunda güçlü bir Türk-İslâm birliği kurmaya çalışıyordu; 

Alman Kralı Konrad’ın Seferi ve 2. Eskişehir  Muharebesi (1147)

Alman ve Fransız kralları, lojistik ihtiyaçları için ayrı ayrı sefere çıkmaya  karar vermişlerdi. Sefere sonradan karar veren Alman Kralı Konrad 1147 yılının Mayıs ayında ordusuyla beraber ilk olarak(Fransa Kralından önce ) yola çıktı; Nürnberg’den

Regensburg’a gelerek gemilerle Tuna’yı geçtikten sonra Viyana üzerinden Macaristan’a ilerledi. Himayelerinde olan Polonya ve Bohemya kralları da yanındaydı. Orduda piskoposlar ve asillerden başka yoksul  halktan  maceraperestlere kadar her sınıftan insan vardı. Çok büyük ve o kadar da disiplinsiz bir ordu Anadolu üzerinden Kudüs’e ilerleyecekti. Alman Haçlı ordusu Haziran Ayında Macaristan topraklarından Macar Kralı II. Geyza ‘nın desteği ile geçtiler. Bizans İmparatoru Manuel ise Haçlılardan Bizanslılara zarar vermeyeceklerine dair yemin aldıktan sonra Bizans topraklarından geçmelerine izin verdi. Ancak Macar ovalarından sonra Sofya’ya kadar olan dağlık bölgeyi Alman ordusu zorlukla geçebildi. Fakat haçlılar  Filibe’de  yağma ve çatışma çıkardılar. Neticede ölümler oldu ve Filibe (Plovdiv) haçlılar tarafından yakıldı. Bizans İmparatoru Haçlıların Trakya’daki yürüyüşlerini kontrol altına almak ve disiplinsiz davranışlarını önlemek için Türk asıllı kumandanı Porsuk’un kumandasında bir ordu gönderdi. Haçlıları yakın mesafeden takip eden bu ordu Edirne’de haçlı ordusuyla bir çatışmaya girmek zorunda kaldı; ancak Porsuk’un çabaları sayesinde iki taraf uzlaştı. Alman Haçlılarının yolculuğunda çıkan olaylar Bizans imparatorunu kızdırdı, Konrad’a elçi gönderip Çanakkale Boğazı’ndan gemilerle karşıya geçmelerini tavsiye etti. Fakat Konrad teklifi reddederek İstanbul ‘a doğru yürüyüşlerine yağma ve çapulculukla devam ettiler. Çatalca Ovası’na ulaştıklarında ise şiddetli yağmurla taşan Karasu nehri Haçlılara büyük bir zarar ve kayıp verdirdi (7 Eylül 1147). 

Alman Haçlı ordusu nihayet İstanbul önüne gelebildi (10 Eylül 1147). Burada Almanların Fransız haçlılarıyla buluşmaları gerekirken,  İstanbul önünde buluşmalarının Bizans için büyük bir tehlike yaratacağını düşünen İmparator Manuel Komnenos, Almanları bir an önce şehir önünden uzaklaştırmaya çalışarak Konrad ve ordusunu  Bizans gemileriyle Anadolu yakasına geçirip  Kadıköy’e yerleştirdi ve  muhafız alayı kumandanı  Stephanos’u klavuz verdi.  Klavuz Almanları Bizans toprakları üzerinden ilerletmeyi önermişken, Alman kralı yapılan teklifleri reddederek İznik - Akşehir (Philomelion/Akşar) üzeriden güneye inen en kısa yoldan yani 1.Haçlı seferinin güzergahından, ilerlemeye karar verdi ve İzmit Körfezi boyunca yürüyüşe geçti.

Kral, İzmit’i geçip İznik (Nikea)’e varınca ordusunu ikiye ayırarak ordunun savaşçı olmayan unsurunu birçok asille beraber Otto von Freising’in idâresinde Denizli (Laodikeia) üzerinden Antalya’ya gönderdi.(Bu Haçlı grubu Ege  sahil yoluyla Denizli’ye  doğru ilerledi ve büyük bir kısmı Türkler tarafından yok edildi.) Konrad ise ordusunun savaşçı  gruplarıyla  (20-30 bin arasında kuvvetiyle ) beraber yol boyunca kendilerine gerekli olan –bir kaç günlük - yiyecek maddelerini de yanına alarak Bizans kumandanı Stephanos’un rehberliğinde İznik’ten Eskişehir (Sultanönü)  yönünde harekete geçti. (15 Ekim 1147) Böylece Bizanslıların sağladığı iaşe ve erzakla Bizans topraklarından kolayca geçtiler. Ancak Türk topraklarına girince yiyecek sağlanamaz oldu ve kafiledeki Bizanslıları suçlamaya başladılar. Bunun üzerine bir süre sonra Bizans’lı rehberler birliklerini alarak Haçlı ordusundan ayrıldılar.

kirmizilar.com

2.Haçlı Seferi Anadolu Yolları Haritası.

2.Haçlı ordusu (Alman Kralı Konrad)  ile  yapılan 2.Eskişehir Muharebesi

Alman’ların liderliğindeki  Haçlı ordusu Eskişehir’e doğru ilerlerken çok büyük bir Türk ordusunun yakınlarda olduğu haberi de kesinlik kazanmıştı. Alman Haçlı Ordusunun Anadolu’ya geçtikten sonraki yürüyüşünü yakından tâkip eden Anadolu  Selçuklu Sultanı I. Mesûd (1116-1155)’un, Haçlıların Anadolu içinden geçmesine engel olmak amacıyla toplamış olduğu büyük ordu ile  taarruz-baskın  için uygun yer ve zamanı beklemekteydi. Almanlar, Türk arazisine girer girmez açlık ve susuzlukla karşılaştıkları gibi, bölgeyi kolaçan eden Türk okçularının hücumlarına da maruz kalmaya başlamışlardı. Türkler ilk olarak küçük kuvvetlerle Haçlıların güçlerini anlamak ve durumlarını öğrenmek için artçı birliklerine hücum ederek onları büyük kayıplara uğrattılar. Bu hücumlarını defalarca tekrarlayan Türkler sürekli ordunun gerisinde kalan yaya askerlerine saldırmaya devam ettiler. Böylece bir yandan açlık diğer yandan da Türk saldırıları yüzünden kayıplara uğrayan Alman Haçlı ordusu, nihayet Eskişehir (Sultanönü/ Dorylaion ) yakınındaki Sarısu (Bathys) Irmağı’na ulaştı. (26 Ekim 1147 ) Aç ve bitkin haldeki ordu, ırmak kenarında aceleyle kamp kurdular. (Kamp alanının İnönü ile Çukurhisar arasında  ve Sarısu kenarlarında  bir noktada olduğu tahmin edilmektedir) Herkes rehâvet içinde dinlenmek üzereyken –savunma tedbiri almaya gerek duymadan-birdenbire bütün Türk ordusunun hücumuna uğradılar. Türkler’in bu ani taarruzu, zaten aç, susuz ve yorgun olan Almanlar arasında tam bir kargaşa yarattı. Hafif teçhizatlı ve süratli atlara sahip olan Türk süvarileri, saldırılarını büyük bir çeviklikle defalarca tekrarladılar. Almanlar güç ve silâh yönünden Türklerden çok daha üstün oldukları halde ağır zırhları ve kalkanlarıyla Türkler’e karşı savaşamıyor, ayrıca kendileri gibi atları da açlık, susuzluk ve yorgunluktan bitkin bir halde olduğu için süratli hareket edemiyorlardı.  Türkler Haçlı ordusuyla bir meydan savaşına girmek yerine, arka arkaya düzenledikleri şiddetli tarruzlarla kalabalık Alman ordusunu kademeli olarak yok etmeye çalışmış, Haçlılar ise Türklerin bu saldırılarına karşılık verme fırsatı bulamamışlardı.

Alman Haçlı ordusunun umutlarına son veren ve daha çok bir imhayı andıran bu savaştan sonra çok büyük Alman Haçlı ordusundan ancak Yüzde on’u  sağ kalarak imparatorla birlikte geri çekilebilmişti.Türkler, bu savaştan sonra zengin bir ganimet, sayısız silah ve at da elde etmişlerdi.Ağırlıklarını ve ordusunun büyük bir kısmını kaybeden Kral Konrad ise bir kaç asili ve sağ kalan askerleriyle beraber kaçarak İznik istikametinde geri yürüyüşe geçtiler.Alman Haçlı ordusu bu geri dönüş sırasında da Türk taarruzlarından kayba uğramış,Bu ricat sırasında Alman Kralı Konrad ‘da kendisine  atılan okla  yaralanmıştı. Konrad ve sağ kalan adamları sonunda İznik’e ulaşmayı başardı. (2-3Kasım 1147) Pek çok Haçlı yeminlerini yerine getirmekten vazgeçerek ülkelerine geri dönmek arzusuyla buradan İstanbul’a geri döndü.

Böylelikle  2.Eskişehir (Sultanönü/Dorylaion) Savaşında  (26 Ekim 1147) 1.Haçlı ordusunun 1. Kolunu (Alman ağırlıklı ordu) Türkiye Selçuklu Sultanı 1.Mesut  darmadağın ederek , babası 1.Kılıçarslan’ın yenilerek çekilmek zorunda kaldığı 1.Eskişehir Savaşının (30 Haziran 1097) rövanşı almış oldu.

kirmizilar.com

2.Eskişehir Muharebesi (anonim-Temsili)

Fransa Kralı VII. Louis’in Anadolu’dan Geçişi ve Muharebeleri

Fransa Kralı VII. Louis ve ordusu Almanlardan sonra yola çıkan ve Macaristan üzerinden ilerleyerek Almanlar’dan bir ay sonra İstanbul önüne geldi (4 Ekim 1147) Fransa Kralı VII. Louis ve ordusu İzmit körfezini dolaşarak Kasım ayı başında İznik’e ulaşmış ve İznik Gölü yakınında ordugâhını kurmuştu. Burada Alman kralının Türklerle yaptığı savaşı kaybettiği kendisine bildirildi. Derhal yakınlarda bulunan Konrad’ın yanına gelen ve Alman kralı ile adamlarını perişan bir vaziyette bulan Louis onlara para ve malzeme yardımında bulundu. İki kral seferin bundan sonraki kısmı için ordularını birleştirmeye karar verdiler. Konrad, İznik’te erzak temin ederek  ve yine önceden yürüyüşe geçerek  Uluabad(Lupar) kalesinde   iki kral  tekrar buluşarak  iki ordu birlikte seferlerine  başladı. Bizans imparatoru Manuel’in  tavsiyesine uyan krallar kısa güzergah olan Türk toprakları yerine yani İznik- Eskişehir-Konya –Kilikya  yolunu bırakıp Uzun ve dolambaçlı yolları yani Balıkesir-Bergama, Efes-Denizli ve Antalya üzerinden  Antakya’ya ulaşmayı hedeflemişlerdi.

Bu. güzergah hem yollarını uzattı hem de yiyecek- içecek teminlerini zorlaştırdı. Üstelik Sultan Mesut I tarafından sürekli takip ettiriliyorlardı.11 Kasım’dan sonra Edremit-Bergama –İzmir üzerinden bin bir güçlükle Efes’e ulaştılar. Efes’te, Alman İmparatoru  Konrad hastalandı ve tedavi için İstanbul’a döndü.(İlkbahara kadar İstanbul’da kalan Konrad Mart -1148’de asilleriyle beraber bir Bizans filosuyla Filistin’e doğru denize açılacaktır)

Fransız ağırlıklı 2.Kol Haçlı ordusu , 1147 yılı Noeli arifesinde Efes yakınındaki Decervion Vadisi’nde ordugâh kurdukları zaman Türkler ortaya çıkarak bu andan itibaren Haçlı ordusunu taciz taaruzlarına başladılar. Haçlılar nihâyet dört gün sonra buradan ayrılıp Menderes Vadisi boyunca doğuya doğru ilerleyerek Denizli (Laodikeia)’ye ulaşmak üzere güney doğu istikametinde yürüyüşe geçtiler. Menderes Nehri’nin her iki tarafında da Türkler hücuma hazır vaziyette haçlı ordusunu bekliyorlardı.  1 Ocak 1148 tarihinde Menderes vadisinde  bulunan  Pisidia Antiokheia’sı yakınında nehri geçmeye çalışan Haçlılar ile Türkler arasında bir savaş meydana geldi. Bütün çabalarına rağmen Haçlıları engelleyememiş olan Türkler süratli atları sayesinde hızla, fakat kayıplar verdirerek dağlara doğru geri çekildiler.

Fransızlar Menderes kenarındaki savaştan üç gün sonra, 4 Ocak 1148’de Denizli’ye vardılar. Fakat şehir bomboştu ve yiyecek bulmak çok zordu; Denizli’de bir gün geçirdikten sonra bu yüzden şehirden ayrılarak Antalya yönüne Toros dağların üzerinden çetin bir yolculuğa başladılar.

Kazıkbeli  Muharebesi 

Kötü hava koşulları, açlık ve orduyu yol boyunca taciz eden Türk okçularının ani taarruzları  zaten zor olan bu seyahati daha da zorlaştırıyordu. Fransız Haçlıları, çok yüksek, dik ve kayalık olan Honaz(Kadmos) Dağı’ndaki Kazıkbeli Geçiti’ni aşacaklardı. Geçit çok dar ve tehlikeli olduğundan, ordusunu ikiye ayırarak öncüleri geçidin çıkışına gönderdi kendiside arkadan geçidi geçecekti. Fakat öncü kol kralın emrini dinlemeyerek başka bir tepeye yönelerek kraldan uzaklaşmış oldu. Türkler ise Kralın bulunduğu ordu ağırlıklarıyla dolu  2. kola baskın vermeye yöneldiler (7 Ocak 1148). Öncüleri takip etmekte olan ağırlıklarla yüklü ordu, bu uçurumlu yolda dura- kalka güçlükle yol alıyordu. Yük arabaları uçuruma yuvarlanıyorlardı. Arkadan gelmekte olan Kral Louis tepeye yaklaşınca ve savaş seslerini duyunca olanları farketti, fakat yapabileceği fazla bir şey yoktu. Tıpkı Konrad gibi Türklerin pususuna düşmüş ve artçı koluyla beraber kendini bir anda savaşın /pusunun içine düştü. Kral Louis  Kazıkbeli savaşında maiyetini kaybetmiş, kendisi ise ağaç köklerine tutunarak canını Türk  oklarından zor  kurtarmıştı. 

Kazıkbeli Muharebe Alanı

Hava karardığından Türkler taarruzu durdurunca, haçlılardan sağ kalabilenler ancak karanlığın çökmesi sayesinde kurtulabilmişlerdi. Ertesi gün (8 Ocak) Kral Louis, ordusuyla birlikte tekrar yola koyuldu. Antalya’ya on iki günlük zorlu bir yürüyüşle ulaşabildi (20 Ocak 1148) Antalya’da dinlenen Kral, Antakya’ya  deniz yoluyla hareket ederken   yayaları Flandre Kontu Thierry ile Bourbon Kontu Archimbaud’u da  başlarında  yetkili olarak geride bırakarak  (Gemi yetersizliğinden) 19 Mart 1148’de Antakya’nın Samandağ (Süveydiye) limanında karaya çıktı.Kral Louis burada Antakya Prinkepsi Raymond’un bütün ısrarlarına rağmen, Haçlıların en tehlikeli düşmanı olan Nureddin Mahmud üzerine yani Haleb’e sefer yapmayı kabul etmeyerek -Haçlı yemini gereği-  Kudüs’e gitti. 

kirmizilar.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kazıkbeli muharebe alanı

I.Mesut, 2.Haçlı Seferiyle Mücadelesi ve 2. Eskişehir Savaşı

 

 

kirmizilar.com

Şam Kuşatması (strinfixer.com)

Bütün Haçlı ordu kolları  Filistin’e ulaştığında Kudüs kraliçesi Melisende ve oğlu Kral III.Baudouin’in ev sahipliğinde, 24 Haziran 1148’de Akkâ’da bir toplantı yapan liderler Şam (Dımaşk) üzerine sefere karar verdiler. Durumu öğrenen Şam Emiri Umur , Atabey Nureddin’den yardım istedi. Birleşik haçlılar  Kral VII.Louis ve Almanya Kralı II: Konrad  müşterek komutasında Şam’ı kuşattılar (24-29 Temmuz 1148) Nureddin de derhal Şam’a doğru yola çıktı ve Haçlılarla savaşa tutuşunca (27 Temmuz  1148) kuşatmasında başarı sağlayamayan  krallar kuşatmayı kaldırarak geri çekildiler (29 Temmuz 1148).

Şam  kuşatmasından  sonra Alman Kralı Konrad  Kudüs’ten ayrılıp  İstanbul’a gitti, ordan da   1149’da Almanya’ya döndü. Yenilgisini Bizans imparatoruna yükleyen Kral Louis ise 1149 yaz başına kadar Kudüs’te kaldıktan sonra Avrupa’ya döndü. Her İki kral Bizans’a karşı bir-intikam amaçlı-  Haçlı Seferi yapmak konusunda anlaştılarsa da bu gerçekleşmeyecekti.

2.Haçlı Seferlerini atlatan Sultan 1.Mesud doğuya yönelerek  Elbistan hâkimi olan oğlu Kılıçarslan (2.Kılıçarslan) da yanına alarak birlikte  eski Urfa Kontu ve Tilbaşar (Oğuzeli) Lord’u II. Joscelin’in  hükmettiği  Maraş üzerine yürüyerek şehri  zaptetti (1149). Sultan Mesud bundan sonra Tilbaşar’ı kuşattı ve Kont II. Joscelin Mesud’a tabi olarak barış yapıldı. Daha sonra Sultan Mesud da Keysûn (Adıyaman-Çakırlı) üzerine yürümüş, halk savaşmadan şehri ona teslim etmişti. Ardından çok müstahkem olan Besni(Behisni), Araban(Ra‘bân) Kalesi’ni ve Antep yakınlarında bulunan Merzban’ı kolayca ele geçirdi. 1. Mesud,  damadı  Halep hükümdarı Nûreddin Mahmud’un desteğiyle Tilbaşar’ı  kuşattıysa da şehri alamadı. Sultan Mesud fethettiği yerlerin idaresini oğlu Kılıçarslan’a bırakarak  Konya’ya  döndü. (1151) yılında  yeniden iki Türk Lider karşılıklı olarak sefere çıkarak,  Nûreddin Mahmud Tilbaşar ’i eline geçirirken Sultan Mesud da Antep (Ayıntab)’i ülkesine kattı.Sivas, Niksar, Tokat ve Amasya Hükümdarı Yağıbasan yeğeni Malatya hakimi  Zülkarneyn’e (Dânişmendli Aynüddevle 1152’de ölümüyle yerine geçen) Sultan Mesud’a baş eğmemesini söylemişti. Sultan Mesud bunun üzerine Yağıbasan’ın üzerine yürüdü. Selçuklu hükümdarına karşı koyamayacağını anlayan Yağıbasan itaat göstererek yeğenine yardım etmeyeceğine dair Mesud’a söz verdi. Mesud  (24 Temmuz 1152) Malatya’yı kuşatmak için yola çıktı; şehrin çevresini yağmalayıp tahrip ettirdi. Zülkarneyn, annesiyle birlikte sultanın huzuruna çıkıp bağışlanmalarını rica edince sultan onları affetti. Zülkarneyn ‘de Sultan Mesud’u  tabi olacaktı.

Bu arada Haçlı seferleri ve Selçuklu taht kavgalarıyla fırsattan istifade Kilikya’ya hâkim olan Ermeni Toros bölgedeki Bizans’a ait şehirleri tamamen ele geçirmişti. Bizans İmparatoru Manuel, Toros’un Kilikya’daki Bizans varlığına son vermesine kızarak Sultan Mesud’u Kilikya’ya yürümeye teşvik etmiş ve bunun için Selçuklu hükümdarına para göndermişti. Esasen Sultan Mesud da eski Türk hakimiyet sınırlarına ulaşmak istediğinden Toros’a karşılık vermek istiyordu. Sultan, 1153 yılı baharında Dânişmendli Yağıbasan’ı da yanına alarak Kilikya üzerine yürüdü. Ancak Ermeniler Toros geçitlerini savundukları için sultanın Kilikya’ya girmesi mümkün olmadı ve ülkesine dönmek zorunda kaldı. Sultanın dönüşünden az sonra Kilikya’ya girmiş olan bir Bizans ordusu da Tarsus kapılarında Ermeni kuvvetleri tarafından mağlûp edildi. Sultan Mesud ertesi yıl yeniden Kilikya’ya yürüdü ve bu defa güçlük çekmeden şehre girdi. Misis8ceyhan yakınlarında) ve Aynizerbâ’dan (Kozan yakınlarında antik Anazarba) sonra Tel Hamdûn’a (şimdiki Toprakkale) kadar ilerledi. Oradan Kılıcarslan’a bağlı emîrlerden Yâkub Bey’i 3000 kişilik bir kuvvetle Antakya yöresine akına gönderdi. Fakat Yâkub Bey ve askerleri, Haçlı Templier şövalyeleriyle Toros’un kardeşinin kumandasındaki Ermeni askerleri tarafından pusuya düşürüldü ve büyük bir kısmı şehit edildi.

Kilikya seferinden döndükten sonra hastalanan Sultan Mesud öleceğini anlayınca Elbistan Meliki olan oğlu Kılıçarslan’ı (II.Kılıçarslan) Konya’ya çağırıp tahta oturttu ve başına tacını koyup ona biat etti. Ardından da vefat etti  (1155)  Naaş’ı Konya-Alâeddin Camii avlusundaki türbeye defnedilmiştir.

                                                                          30.12.2021

Yazar Hakkında:

Rıfat GÜNDAY