25 Eylül 2021


kirmizilar.com

Doç.Dr. Durmuş HOCAOĞLU

Doğrudan “Milliyetçilik” nâmı altında açık (manifest) felsefe yapılmasını ve teori inşâ edilmesini geciktiren ─ve zorlaştıran─ başka birçok sebep daha zikredebiliriz: Milliyetçilik’in siyâsî bir eylem olarak yükseldiği 19ncu ─ve müteâkibin 20nci─ asırda, bütün eylemini ve felsefesini sınıf mücâdeleleri esâsı üzerine binâ eden milliyetçilik karşıtı Marksizm’in ve Kant’ın kozmopolitanizmlerinin; kezâ, Pozitivizm ve Liberalizm gibi güçlü felsefelerin egemenliğinin; bunun yanında, Milliyetçilik’in daha ziyâde milletlerarası siyâsette pratiğe dönük yeni bir vazıyet alış olmaktan öteye geçerek kristalize bir ideolojik söyleme dönüşebilmesi için, “millet” kavramının da henüz bugünkü mânâ ve muhtevâsını kazanamamış olmasının da te’sîriyle, vaktin henüz erken olmasının te’sirleri; 20nci asırda ise, kendi menfaatini diğerinin zararı, kendi saâdetini diğerinin felâketi üzerine binâ eden ve git-gide hırçınlaşan, sertleşen ve saldırganlaşan kan dökücü Avrupaî milliyetçiliklerin yol açtığı fevkalâde yıkıcı iki dünya harbinin, modern milliyetçiliklerin ana vatanı olan Avrupa’da O’nun manifest bir kavram ve bir ideoloji olarak kıymet ve îtibar kaybetmesine sebebiyet vermesinin; kezâ bu saldırgan milliyetçiliklerden bilhassa Nazizm’in insanlığın ortak değerlerini tahrip eden ırkçılığının ayıbının herhangi bir milliyetçilikten ziyâde bizâtihî Mlliyetçilik’e fatura edilmesinin; kendi ırkçı milliyetçiliği dışında bütün milliyetçilikleri lânetlemekte fevkalâde başarılı olan Beynelmilel Siyonizm’in; tek kutuplu dünya döneminde ise küresel hegemonyanın ve tam bir siyâsî bütünleşme sağlayabilmek için bütün üye devletlerin milliyetçiliklerini ezmek mecbûriy etinde olan Avrupa Birliği’nin milliyetçilikleri hedef alan politik, ideolojik ve entellektüel saldırılarının; büyük iddialarla yola çıkan, ancak iddialarının ağırlığı altında ezilen başarısız milliyetçi denemelerin yarattığı hüsrânın te’sirleri v.b.

Ancak, bu menfî faktörlerin aynı zamanda ters bir etkisi de olmuş, bilhassa bir milletler hapishânesi olan SSCB’nin çöküşünün ─Rus milliyetçiliği de dâhil─ Kapitalizm’in olduğu kadar (O’nun bir ürünü olarak da görülen) milliyetçiliklerin Sovyetik Küreselleşme’ye karşı bir zafer kazanması şeklinde yorumlanması; ABD’nin bir tür süper ulus-devlete dönüşmesi sürecinde Asya’da ise Komünizm’i tedrîcen tasfiye eden Çin’in de bir süper ulus-devlet adayı şeklinde yükselmeye başlaması; Saldırgan Küreselleşme’nin yarattığı Bumerang etkisinin yeniden ve “yeni” bir milliyetçilik dalgasını tetiklemiş olması; AB bünyesinde — henüz zayıf olmakla berâber — milliyetçi dirençlerin ortaya çıkması ve bilhassa AB’nin yeni bir Prusya gibi yorumlanması v.b. faktörler de Milliyetçilik’i yeniden bir ilgi odağına dönüştürmüş ve teorik çalışmaları hızlandırmıştır.

Ancak, yeniden canlanan bir ilgi odağı olmasına rağmen Milliyetçilik’in bir “master” felsefesinin ve teorisinin yapılabilmesindeki zorluklara bir örnek olmak üzere, bundan önce bahsetmiş olduğumuz Paul Treanor’un yapmış olduğu ve göz korkutan heyulânî cesâmetteki milliyetçilik teorileri tasnifinden sonra, şimdi de Joseph Llobora tarafından yapılan  ve üç ana başlık altında toparlanan başka bir milliyetçilik teorileri tasnîfine bir göz atalım. Buna göre, “son zamanlardaki”, yâni aşağı-yukarı 1960 sonrasına tekabül eden milliyetçilik konulu teorik çalışmalar şu başlıklar altında cem’ edilmektedir:

1: Milliyetçiliğin kökenlerini tarihte geriye götürerek etnisiteye ve değişmez, infleksibl fıtrata bağlayan Primordiyalist ve Sosyobiyolojik Teoriler (C. Geertz, H. Isaacs);

2: Etnisiteyi temel alan, onu değişmez değil, değişen, fleksbil, İktisâdi, içtimâî ve siyâsî süreçlerin bir netîcesi olarak gören ve bir enstrüman olarak kabûl eden Enstrümantalist Teoriler (F. Barth, E. Goffman, S. Olzak , J. Nagel, M. Banton, M. Hechter);

3: Milliyetçiliği, geleneksel toplum yapısından modern toplum yapısına geçişin bir sonucu olarak yorumlayan; sınâîleşme, sosyo-ekonomik ilişkiler, siyâsî ve kültürel şartlar gibi parametrelere bağlayan ve tek bir tipoloji altına konması hayli müşkil olmakla berâber, netîce îtibariyle modernitenin bir ürünü olarak görmesi hasebiyle Modernizasyon Teorileri olarak adlandırılan teoriler olup bunlar da üç ana başlığa taksîm edilmektedir:

3.1: Sosyal İletişim Teorileri (K. Deutsch, D. Rustow, S. Rokkan, B. Anderson);

3.2: Ekonomistik Teoriler. Ekonomiyi ve ekonomik ilişkileri çıkış noktası alan bu teoriler de iki ana kümeye ayrılmaktadır:

1: İlk küme, etnisiteyi, soy bilincini bir ‘yanlış bilinçlenme’ olarak kabûl etmeyi bir çıkış noktası seçen “Markist İlhamlı Teoriler”: a: Klasik Teori (Marx, Engels); b: İç Kolonyalizm (M. Hechter); c: Eşitsiz Gelişme (T. Nairn); d. Dünya Sistemi (I. Wallerstein); e: M. Hroch’un teorisi.

2: İkinci kümede, bilhassa Ernst Gelner’in gayri Marksist ilhamlı teorisi bulunuyor.

3.3: Üçüncü küme ise “Siyâsî-İdeolojik Teoriler”den oluşuyor. (J. Breuilly, A. Giddens, P. Brass, M. Mann).

Bu listeye daha çok şeyler de eklenebilir şüphesiz: Psikolojik Teoriler vb. gibi. Ancak, bu yazıda bunların üzerinde durulmayacaktır.

---------------------------------------------------------

Yeni Çağ [Analiz]., 03 Şubat 2004, Salı., s.12; Yeni Çağ Sıra No: 070; 2004-013; Şubat-01

 

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden