Konuk Yazarlar

Milliyetçilik ve Primordialist Teoriler: I

Doç.Dr. Durmuş HOCAOĞLU

***

Hâsılı; modernistlerin tezlerinde ciddiye alınmayı gerektiren hayli hususlar var; ama bu, onları bütünüyle haklı kılmaya yeter mi?...

Modernistlerin bâzı bakımlardan haklılıklarını kabûl etmekle birlikte, bütün olarak ele alındığında millet ve milliyetçilik olgularını tam olarak açıklayabilmek noktasında yetersizliklerine işâret eden Anthony D. Smith, "Modernistler bir bakıma haklıdırlar. Batı Avrupa’da belli bir ‘ulusal’ duyguya onbeşinci yüzyıl sonu veya onaltıncı yüzyılda rastlanırken, ideoloji ve hareket olarak milliyetçilik onsekizinci yüzyıl sonunda ortaya çıkan bir olgudur" demekte[1] ve 1648 Vestfalya Antlaşması ile Avrupa devletler sisteminin teşekkül etmeye başladığını, ulus-devletlerin bundan takrîben iki asır kadar sonra ortaya çıktığını ve dolayısıyla siyâsî bir form olarak ve bu bağlamda "millet" ve "millî karakter"in modernliğine işâret etmekte; fakat hemen müteâkip paragrafta, "bu görüşle ilgili güçlükler vardır" dedikten sonra şunları eklemektedir: "Çünkü Yunanlıların ve Romalıların kendi kültürlerini paylaşmayan ve kendi kent-devletlerinden gelmeyen ‘halklara’ ve Antik Mısırlıların Nübyelilere ve Asyalılara bakışı ile Mezopotamya kültüründen ve Incil’den kaynaklanan ayrımlar gibi ‘modern’ ulusal kimlik ve karakter fikrine ilişkin şaşırtıcı paralellikleri modern öncesinde hatta antik dünyada bile buluyoruz". Bundan sonraki cümle ise en dikkat çekici ve en vurgulu olanı hiç şüphesiz:

"Yine antik dünyada pek çok bakımdan modern milliyetçiliğe benzer hareketlere rastlıyoruz."

Smith, buna ilâveten ulus-devletin primordial formlarının dahi Antikite’de görüldüğünden bahsettikten sonra tezini desteklemek için Batı ve Ön-Asya tarihinden örnekler de vererek "ulusları ve milliyetçiliği tamamen modern olgular olarak değerlendirmekte haklı mıyız?" diye sormakta ve "... milliyetçilikle ilgili özel olarak modern bir şey yoktur; ayrıca ‘modern koşulların değişmesiyle ortadan kalkması mümkün görünmemektedir" demektedir.

Smith’in tesbîti haklı; ancak, primordialistlerin ikiye ayrılmasına sebebiyet veren şu suâl de mühim[2]: "Milletler ve milliyetçilikler sürekli ve tabiî, (yâni fıtrî-D.H.) midir?" Burada Modernizm’e karşı olmakla berâber, kollektif kültürel bağların ve duyguların Antik çağlardan beri var olmaları yanında bunların ‘tabiî/fıtrî’ olmaktan da öte "evrensel" olduğu tezinden hareket eden "Perennializm"e de temas eden Smith bu fikre karşı eleştirel bir tavır almakta ve iddialarını açıklamakta yetersiz kaldıklarını ileri sürmektedir.

İmdi, "Mutlak bir belirsizlik taşıyan "millet" teriminin ardında herhangi bir nesnel öğe varsa, o da siyaset alanına ilişkindir./.../Millet, kendini bağımsız bir devlet biçiminde ifade edebilen bir duygu birliğidir; o halde millet, normal olarak kendi devletini de yaratma eğilimi taşıyan bir topluluktur" diyerek Millet’i öncelikle ekonomik veya başka herhangi bir faktörle değil "siyâset" ile târif eden Max Weber’e kulak verecek[3] ve Milliyetçiliği de işbu siyâsetin retoriği, projesi, ideolojisi olarak tanımlayacak olursak, kendisini belirli bir kültürel ve/veya siyâsî birliğin bir üyesi olarak gören, aynı soy kökenine, aynı dile veya aynı dil âilesine bağlı insanların oluşturduğu birimin Millet olarak tanımlanması ve böylelikle Millet ve Milliyetçilik’in Antik ve Modern çağlardaki mânâ ve muhtevâsı bakımından fazla bir fark arzetmediğini de görebilir ve bu konuda hayli mebzûl miktarda kanıt sunabilir, hattâ, bu kavramların birer isim olarak mevcut olsun ya da olmasın bu hususta pek dikkat edilmeyen husûsî bir sâha göz önüne alındığı takdirde ‘eski’ hâlinin bugünkünden daha da güçlü olduğunu dahi söyleyebiliriz ki bu saha "din"dir. Nitekim, tamâmı pagan olan eski dinlerin nerdeyse hemen hepsi bütün insanlığa şâmil, yâni cihanşumûl (evrensel, daha doğrusu, ekümenik) değil, kendisini belirli bir kültürel ve/veya siyâsî birliğin bir üyesi olarak gören, aynı soy kökenine, aynı dile veya aynı dil âilesine bağlı insanların oluşturduğu belirli insan topluluklarına münhasır "millî dinler" dir: Türklerin tanrıları Türklerindir, Çinlilerin tanrıları Çinlilerin, Greklerin tanrıları Greklerin v.s.; bu tanrılar öncelikle onları korur, onların vatanlarını gözetir ve hattâ onların dillerini konuşur. Eski Türk dininin en mütekâmil şekline ulaşmış olduğu Kök-Türkler döneminde dahi Kitâbeler’deki şu ifâdeler "Kök Tengri’nin öz evlâtlarının kimler olduğunu göstermeye yeterlidir:

"Türk budun yitmezün teyün, yoluk ermezün teyün üze Tenri terermiş.." ["Türk milleti yok olmasın diye, Türk milleti feda olmasın diye "Üstteki Tenri" dermiş..."][4]

"Üze Kök Tengri asra yagız yer kılıntukda ekin ara kişi oglı kılınmış. Kişi oglınta üze eçüm apam Bumın Kagan, İstemi Kagan olurmı. Olurupan, Türük bodunun ilin törüsin tuta birmiş, iti birmiş." ["Üstte mavi gök (Kök Tengri), altta da yeryüzü yaratıldığında, ikisinin arasında insanoğlu (kişioğlu) yaratılmış. İnsan oğullarının üzerinde de atalarım, dedelerim Bumin Kağan, İstemi Kağan hükümdar olarak tahta oturmuş. Tahta oturarak, Türk halkının devletini ve törelerini yönetivermiş ve düzenleyivermişler][5]

--------------------------------------------------------------------------------

Kaynak:

Yeni Çağ [Analiz]., 17 Şubat 2004, Salı., s.12; Yeni Çağ Sıra No: 076; 2004-019; Şubat-07

 

 

 

[1]     Anthony D. Smith., Ulusların Etnik Kökeni., s.33

[2] Anthony D. Smith., Ulusların Etnik Kökeni., s. 34

[3] Max Weber., Sosyoloji Yazıları., s.256

[4] Orhun Kitabesi., Cephe: 3. [Bkz: H. N. Orkun., Eski Türk Yazıtları., s.128]

[5] Orhon Kitabeleri (Bilge Kağan)., Doğu: 2, 3. [Bkz: T. Tekin., Orhon Yazıtları., s.37]

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

21756054