28 Ekim 2021

Prof. Dr. Nurullah Çetin

"Bugün, Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı, Avusturya- Macaristan İmparatorlukları gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya, yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim, bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak… Dil bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir.’’ (ATATÜRK, 1933) 

Bugün dünyada Avrupalılar Avrupa Birliği, Amerikalılar Amerika Birleşik Devletleri, Araplar Arap Birliği, Afrikalılar Afrika Birliği halinde kendi birliklerini kurmuşlardır ama Türkler böyle bir birlikten yoksundur. Bütün dünya Türklerinin pek çok sorunu vardır. Bu sorunların çözümünde, kurulacak Türk birliğinin çok büyük bir rolü olacaktır. Dünya Türklüğünün selameti için Türk birliği kaçınılmazdır.

Sosyal, siyasi, ekonomik, askerî, bilimsel, teknolojik, turistik vs her alanda Türk birliği kurulabilmesi için öncelikle kültür birliğinin sağlanması lazımdır. Kültürel bir birlik olmadan diğer alanlarda birlik zordur.

Millî kültür, kalabalığı millet yapmada işlevsel rol oynayan maddi ve manevi unsurlar bütünüdür. İnsanların birbirleriyle ilişkisi ve organik bağı yoksa o topluluk, kuru bir kalabalıktır. Ancak kişilerin diğerleriyle ortak bağları, paydaşları, birbirlerini tamamlayan unsurları, ortak duygu, düşünce ve heyecanları varsa millet olurlar.

Millet, ortak hatıralarla gönenen, birliktelik ruhu taşıyan, ortak yaşama heyecanı duyan, geleceğe birlikte yürüme isteğinde olan şuurlu ve anlamlı bir topluluktur. Millî kültürü oluşturan başlıca ögeler ise maddi ve manevi anlamdaki ortak sembol, değer ve kurumlar toplamıdır.

Millî kültür, bir milletin kendine özgü ortak tutum ve davranışlarını belirleyen ve yönlendiren hissetme, düşünme, heyecanlanma, akletme, inanma ve yaşama sisteminin tamamıdır.

Maddi ve manevi ya da somut olan ve somut olmayan millî kültür unsurları âdeta o milleti meydana getiren fertleri birbirine görünmez iplerle bağlayan düğümlerdir.

Bu anlamda dünyada 7 bağımsız devlet, onlarca topluluk ve her yere dağılmış yaklaşık 350 milyon Türk vardır. Bu Türklerin tek bir millet halinde varlıklarını devam ettirebilmeleri, Türklüklerini koruyabilmeleri ve siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik, bilimsel ve diğer alanlarda ortak hareket edebilmeleri için tek bir millet olarak kaynaşmalarında etken olan maddi ve manevi kültür değerlerini korumaları, geliştirmeleri ve nesilden nesle yaymaları gerekir.

Tarih boyunca Türk milleti, değişik sebeplerle dünyanın pek çok farklı coğrafyalarına dağılmış durumdadır. Hem coğrafi farklılıklar, hem araya giren uzun zaman aralıkları, hem bazı Türk topluluklarının başka milletlerin esaretleri altında yaşamak zorunda kalmaları gibi sebeplerle dünya Türklüğünün birliği yeniden pekiştirilmeli, tahkim edilmeli, sağlamlaştırılmalıdır.

Dünyada yaşayan 350 milyon Türk’ün birlik ve beraberliğinin temel şartı ve gerekli olan ilk unsuru kültürel birliktir. Türk birliği, millî kültür birliğinden geçer. Bu olmadan Türk birliği gerçekleşemez. Yani ortak Türk millî kültürel zemininin iyi döşenmesi gerekir.

Millî kültürün 3 temel unsuru vardır: Semboller, değerler ve kurumlar. Kültürel anlamda Türk birliğini sağlayabilmek için dünya Türklerinin en eski zamanlardan günümüze kadar aktara geldikleri ortak sembol, değer ve kurumlarını mutlak surette korumaları, geliştirmeleri ve yaygınlaştırmaları gerekiyor. Bunları biraz daha ayrıntılı olarak işleyelim. 

A. Semboller

Bir şeyi belirten somut nesne, işaret, remiz, rumuz, timsal ve simgeye sembol denir. Özellikle somut nesnelerden ve görsel nitelikli şekillerden ibaret olan semboller bizi ortak duygu, düşünce, hayal ve hatıralarda birleştirerek kaynaşmış, anlaşmış bir millet olmamızı sağlıyor.

Bu çerçevede mesela bütün Türk dünyasında ortak sembollerimizden biri attır. At zekâ, adalet ve sadakatin sembolüdür.

Bir başka ortak Türk sembolü bozkurttur. Bu en eski zamanlardan beri bütün Türk dünyasında Türk ruh ve karakterini sembolize eder. Biz bozkurt resmi ya da heykeli gördüğümüzde onun karakter özellikleri ile kendi milletimizin karakter özellikleri arasında benzerlik ilişkisi kurarız.

Mesela bozkurt özgürlüğüne düşkündür, kimseye minnet etmez, yaltaklanmaz, menfaati için eğilmez, kendi rızkını kendisi çıkarır, kimsenin eğlencesi olmaz. Türkler de özgür yaşamayı, minnet etmemeyi, kişisel menfaatleri için alçalmamayı, şahsiyetli, şerefli, onurlu yaşamayı sever. Bu sembol bizim istiklalci ruhumuzu ve her anlamda şahsiyetli duruşumuzu diri tutar.

O halde bozkurt ve buna benzer diğer pek çok sembolümüzü bütün Türk dünyasında duygu, heyecan ve anlam alanlarıyla birlikte iyice yaygınlaştırmalı, heykelleri, bibloları, resimleri, filmleri, yapılmalı, romanları yazılmalıdır. Böylece bozkurt sembolü üzerinden Türklerin duygu, düşünce ve hayal birlikteliği sağlanacak ve ortak bir duygu kültürü oluşacaktır.

Bayraklarımızdaki motif ve figürler de bizim millî sembollerimizdir. Bu figür ve motiflerin anlamları, tarihî, kültürel, dinî ve millî karşılıkları iyice açıklanmalı ve yaygın şekilde yeni Türk nesillerine öğretilmeli ve her alanda işlenmelidir.

 

B. Değerler

Değer, bir milletin anlamlı bir şekilde varlığını ve devamını sağlayan, millî bilinçte yer edinen ve o milletin davranışlarını yönlendiren doğru, faydalı, güzel ve iyi düşünce, duygu, ilke, amaç, ahlak ve inançlardır. Bu bağlamda Türk milleti, tarih boyunca hem fert olarak insanın hem millet olarak Türklerin, hem de bütün insanlığın iyiliğine olacak çok zengin bir değerler birikimine sahiptir.

Mesela misafirperverlik, hoşgörü, akrabalık, yardımlaşma, dayanışma, şefkat, merhamet, diğer canlılara ve tabiata saygı. Hem edebî metinlerimizden hem diğer kaynaklardan derleyerek bu zengin değerlerimizi bütün Türkler arasında yayacak, geliştirecek ve nesiller boyu aktaracak ortak kültür ve eğitim faaliyetleri yapılmalıdır. Türk milletine özgü yüksek nitelikli insani değerler hem şiirler, hikâyeler, romanlar, filmler, müzikler hem de başka yöntem, araç ve kanallarla işlenmeli ve canlı tutulmalıdır.

 

C. Kurumlar

Bir milletin sembollerinin anlam dünyası ile değerlerinin somut bir yapı içinde işlevsel hale gelmiş şekline millî kurum denir. Bu bağlamda tarih boyunca Türk milleti çok zengin millî kültür kurumları üretmiştir. Bunların başlıcaları şunlardır: 

*Dil: Türk millî kültürünün en temel kurumu Türkçedir. Türkçe sadece bir iletişim sistemi değil; aynı zamanda millî kültürümüzün taşıyıcısı olan bir kurumdur. Deyimlerimiz, atasözlerimiz, kalıp ifadelerimiz, benzetmelerimiz ve diğer söz varlıklarımız aslında Türk milletinin ortak dünya görüşünün, ortak hayat algısının ve bakış açısının anahtarlarıdır.

O bakımdan Türkçenin tarih boyunca ortaya koyduğu bütün kültür zenginlikleri ortaya konmalı, işlenmeli ve bütün Türk dünyasında dolaşıma sokulmalıdır. Özellikle atasözlerimizi ve deyimlerimizi bütün Türkler arasında yaymalıyız. Gündelik konuşmalarımızda ve yazılarımızda çokça kullanmalıyız. Böylece Türklerin ortak bakış açısı ve dünya görüşü pekişecektir. 

*Dil birliği: Türklerin her anlamda birleşmelerinin ilk gerekli unsuru dil birliğidir, yani ortak iletişim sistemi olarak Türkçenin Türkler arasında ortak iletişim sistemi haline gelmesidir. Bunun için birkaç yol vardır:

  1. Bütün Türk boylarının en gelişmiş Türkçe olan Türkiye Türkçesini iyi öğrenmesi,
  2. Bütün Türk boylarının birbirlerinin lehçelerini öğrenmesi,
  3. Türkçenin bütün lehçelerinde ortak kullanılan söz varlıklarından hareketle ortak bir Türkçe oluşturmak.

Bu 3 seçenekten en gerçekçi anlamda uygulanabilir olanları ilk 2 seçenektir. 

*Din: Dinsiz millet hemen hemen yoktur. Hz. Âdem’den bu yana insanlar dinsiz kalmamıştır. Din, insanların ve milletlerin en temel ihtiyaçlarından biridir. Din hem evrensel anlamda insanların temel bir kurumudur, hem de toplulukları millet yapmada dinlerin çok büyük oranda kültür ve medeniyet yapıcı bir rolü vardır.

Türk milleti de aşağı yukarı yüzde % 95 oranında Müslüman bir millettir. Türkler kadar diniyle milliyetini birleştirebilmiş başka bir millet yoktur. Bugün Türk kültürü büyük ölçüde İslam dini tarafından şekillendirilmiş ya da yönlendirilmiş bir kültürdür. Dolayısıyla İslam bugün itibariyle dünyanın her yerindeki Türklerin aynı zamanda ortak bir kültürel kurumudur.

İslam’ın bir soyut anlamda dinî yapısı vardır, bir de milletlere göre kültüre dönüşmüş kurumsal şekli vardır. Bu çerçevede her millet İslam’ı kendi millî ruhuna göre kültüre dönüştürmüştür. Mesela cami, İslam’ın mabet kurumudur. Ama Türklerin cami mimarisi ile Araplarınki başkadır. Türklerin ramazan ayı âdet, gelenek, görenek, tören ve ritüelleriyle başka Müslüman milletlerinki farklıdır. Sünnet, cenaze, nikâh merasimleri gibi âdet ve törenler de Türkler tarafından millî bir kültürel yapı içinde şekillendirilmiştir.

Dolayısıyla bütün bu dinî kurumları topladığımız zaman Türk Müslümanlığı diye bir şey ortaya çıkıyor. Türk Müslümanlığı tabiri, Türklerin gerçek İslam dini dışında yeni bir din ihdas etmeleri değil, Türklerin gerçek İslam’a zarar vermeden, onu bozmadan, aslını koruyarak onu kendi millî kültürleriyle toplumsal hayatta uygulanabilir hale soktukları şekildir.

Mesela Ahmet Yesevi ve Hacı Bektaş Veli gibi uluların tasavvuf öğreti ve uygulamaları, sembolleriyle, nesneleriyle, törenleriyle, değişik uygulamalarıyla İslam’ın Türk millî ruhuna göre kültüre dönüştürülmüş şeklidir. İşte bütün bunları dünya Türkleri arasında yayarak, geliştirerek, yaşayarak ve yaşatarak Türk birliğini kültürel zeminde sağlamış oluruz. 

*Töre: Bir toplumda yazılı olmayan ama millet tarafından benimsenmiş, yerleşmiş ve uygulanan kanun, kural, gelenek, âdetler ve uygulamalar, davranış ve yaşama biçimleri törelerdir. Bu anlamda bütün Türk dünyası doğum, düğün, sünnet, dinî, millî bayramlar, kutlamalar gibi zengin bir töre geleneğine sahiptir. Mesela Nevruz bayramı bütün Türk dünyasının ortak bayramıdır. Bu bayramı geliştirmeli, yaymalı ve kurumsal bir yapı içinde renklendirmeli, zenginleştirmelidir. Türk mutfağı, yeme içme, kıyafetler gibi gündelik yaşantılarımızı ören unsurlar da törelerimize dahildir.  

Ama modernizmle birlikte özellikle Batı kültürünün yaygınlaşmasıyla birlikte kadim Türk töresi hızla yok olmaya doğru gidiyor. Türk milleti bir an önce gerek resmî gerekse özel sivil kurumları kanalıyla geleneksel Türk töresini yaşatmalı, geliştirmeli ve yaymalıdır. Böylece ortak töreler etrafında şuurlu bir Türk millet birliği sağlanacaktır. 

*Sanat: Duygu, düşünce ve heyecanların etkili, kalıcı, duygulandırıcı anlamda dolaylı ifade toplamına sanat denir. Türk milleti tarih boyunca güzel sanatların her dalında estetik değeri yüksek, ince bir zevkin ürünü olan zengin bir sanat birikimi ortay koymuştur.

Resim gibi yüzey sanatları, heykel, seramik, çanak-çömlek, maden işçiliği, çinicilik, bakırcılık, deri işçiliği anıt gibi hacim sanatları, mimarlık gibi mekân sanatları, edebiyat gibi dil sanatları, müzik gibi ses sanatları, dans gibi hareket sanatları, gölge oyunu gibi seyirlik oyunlar bakımından oldukça zengin bir birikime sahibiz. Bu sanat türlerimizi hem geliştirmeli, hem bütün Türk dünyasında yaymalıyız ki bir duygu ve zevk ortaklığı oluşturabilelim.

Edebiyat alanında Dede Korkut, Köroğlu, diğer pek çok destanlarımız hem asıllarıyla korunup yaygınlaştırılmalı, hem de bunlar modernize edilerek yeni roman, hikâye, tiyatro, şiir türleri içinde güncelleştirilerek Türk dünyasında yaygınlaştırılmalıdır. 

*Devlet: Türk milletinin en önemli kurumlarından biri devlettir. Türkler, en eski devlet geleneğine sahip olan az sayıda milletlerden biridir. Tarih boyunca pek çok devlet kurduk. Biz devlet kurma yeteneğine sahip bir milletiz. Bu alanda zengin bir tecrübe birikimine sahibiz. Türkler, devletsiz yaşayamaz. Devleti elinden alınan Türk, esareti altında yaşamak zorunda kaldığı milletlerin içinde erir gider.

Bunun pek çok örneği var. O bakımdan Türkler, kendine özgü nitelikleriyle bir millet olarak yaşamak, var olmak istiyorsa mutlaka devletlerini korumalı ve devletsiz olan Türkler de devletlerini kurmalıdır. Türklerin birlik ve beraberliği için kendi özgün, kadim Türk devlet geleneğini çok iyi özümsemeleri ve yaşatmaları gerekiyor.

Bu bağlamda mesela Orhun Abideleri, Kutadgu Bilig gibi kaynaklarımızdan çıkaracağımız ortak Türk devlet felsefesi, ilkeleri ve kurumları günümüz şartlarına uyarlanarak yeniden üretilmeli ve bütün Türk devletleri tarafından uygulanmalıdır. 

Sonuç:

Türk birliğinin kültürel zemininin döşenmesi için somut önerilerimiz:

*Türk kültür ve sanatını temsil düzeyi yüksek sanatçılarımızı ve kültür adamlarımızı korumak, desteklemek ve tanıtmak, Türk milletinin vazifesidir. Değerli sanatçı ve kültür adamlarımızın tanıtılması bağlamında basın yayın organlarında kendilerine daha fazla yer verilmesi sağlanmalı, bunlar Türk çocuklarına örnek olarak sunulmalıdır. Mesela bugün radyo ve televizyonlarımızda Türk Sanat Müziği, Türk Halk müziği, Türk tasavvuf müziği, diğer geleneksel güzel sanatlarımız neredeyse hiç yok gibidir. Millî kültürümüze hizmet eden sanatçı, yazar ve kültür adamlarımız belediyeler, okullar ve diğer resmî ve sivil toplum kuruluşları tarafından tanıtılmalı ve eserlerini icra imkânı sağlanmalıdır.

Millî kültür ve sanat değerlerimiz, bunları üreten ve temsil eden sanat ve kültür adamlarımız Türk dünyasında çok iyi tanıtılmalıdır. Bu yolla, özellikle Batı dünyasında oryantalistlerin kasıtlı olarak ürettikleri “medeniyet ve kültür üretmeyen barbar Türk, yağmacı, talancı Türk” imgesi yok edilecektir.

*Millî eğitimin ilk, orta, lise ve üniversite aşamalarında bütün Türk dünyasında Türk kültürü ve sanatı hem tanıtılmalı hem öğrencilerimizin kabiliyetlerine göre bunları öğrenip icra etmeleri sağlanmalıdır. Bu bağlamda okullarda okutulan resim, müzik, edebiyat, tarih gibi ders programlarında Türk kültür ve sanatına daha çok yer ayrılmalıdır. Böylelikle Türk çocuklarına milliyet bilincini geliştirecek kültürel ve sanatsal alt yapı sağlanmalıdır. Milliyet bilinci eksik ya da hiç olmayan nesiller vatanlarına, milletlerine, devletlerine, bayraklarına, geleceklerine sahip çıkmazlar.

Atatürk şöyle der: "Türk aydınlarının kendi kendisini bilmemesinden ve başka milletlerde şu veya bu sebeple üstünlük olduğunu sanarak, kendini onlardan aşağı görmesinden doğmaktadır. Bu yanlış görüşe son vermek için Türklüğümüzü bütün asaleti ve tarihi ile tanımak ve tanıtmak şarttır."  

*Yedi Türk devleti arasında, mümkünse diğer Türk topluluklarının da katılımıyla ortak bir “Türk Kültür Birliği” kurulmalıdır. Bu kuruluş, dünyanın her yerindeki Türklerin ortak ve özel kültürel değerlerini derleyip, toplayıp, işleyerek Türk dünyasında dolaşıma sokmalıdır. Mesela bu bağlamda Kırgız filmleri Türkiye’de; Türkiye Türklerinin filmleri Kırgızistan’da ve diğer Türk ülkelerinde gösterime sunulmalıdır. Diğer sanat ve edebiyat ürünleri de aynı şekilde Türk devletleri ve toplulukları arasında Türk lehçelerine aktarılarak karşılıklı dolaşıma sokulmalıdır.

*Ayrıca Türk devletleri ve toplulukları arasında ortak kültür ve sanat faaliyetleri de yapılmalıdır. Mesela bu bağlamda bütün Türk boylarının ortaklaşa katılımıyla filmler yapılmalı, ortak festivaller, sergiler, konserler, edebiyat yarışmaları düzenlenmelidir.

*Bütün dünya Türklerinde var olan kültürel değerler, kaynaklar, değişik malzemeler hepsi tespit edilmeli, envanteri çıkarılmalı, yazılı belgelerin bibliyografyası, listesi yapılmalı, bilgi merkezleri oluşturulup bütün Türklerin bunlara kolayca ulaşımı sağlanmalıdır.

*Dünyanın değişik yerlerinde yaşayan Türk boylarının mahallî kültürleri ayrı ayrı tespit edilmeli, saklanmalı, bunlar arasındaki ortak noktalar belirlenmeli ve ortak bir kültürel değerler sistemi oluşturulup bu değerler üzerinden birlik ve bütünleşme yoluna gidilmelidir.

*Geleneksel ve tarihsel Türk kültür kaynakları zamanın, dönemin, çağın şartlarına göre işlenmeli, yeniden üretilmeli, canlı, dinamik, işlevsel hale getirilmelidir.

*Bütün Türk dünyası için ortaklaşa bir Türk Kültür Akademisi kurulmalıdır.

*Bütün Türk dünyası için ortak millî günler, bayramlar belirlenip ortaklaşa kutlanmalıdır.

*Türk dünyasında hem çocuklarımız için hem de kurumlarımız için tarihî kahramanlarımızdan ve değerlerimizden hareketle ortak Türkçe adların kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.

*Bütün Türk dünyası için ortak klasik eserlerimizin hem asılları, hem lehçelere aktarılmış şekilleri, hem ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite öğrencilerine hitap edecek şekilde hazırlanmış basımları yapılıp okutulmalıdır.

*Türk dünyası arasında film şenlikleri, müzik festivalleri düzenlenmeli, edebiyat ve sanatın diğer türlerinde yarışmalar yapılmalıdır.

*Bütün Türk dünyasında faaliyet gösterecek ortak bir Türk Arkeoloji ve Sanat Araştırmaları Merkezi kurulmalı, yer altı, yer üstü, bütün kültürel ve tarihsel zenginliklerimiz ortaya çıkarılmalı, işlenmeli, Türklerin bilgisine ve istifadesine sunulmalıdır.

*Türk kültür değerleri, simge ve motifleri hediyelik eşyaya dönüştürülecek şekilde tasarlanmalı ve üretilip dağıtıma sokulmalıdır.

*Kurumlarımızda, giyim eşyalarımızda ve başka alanlarda sembol, resim, amblem olarak Türk kültür simge ve motifleri kullanılmalıdır.

*Türk kültürünü ve milliyet şuurunu gençlerimiz arasında yaymak için özellikle tişörtler üzerine Türk kültür sembollerine, resimlerine, millî bilinci canlı tutacak cümle ve ifadelere yer verilmelidir.

*Türk dünyası arasında her yıl, bir Türk büyüğü adına anma faaliyetleri yapılmalıdır.

*Ortak bir Türk mimarî üslubu oluşturulup yaygınlaştırılmalıdır.