Konuk Yazarlar

İslam, Ahlâk ve Etik[i]

 

Prof. Dr. Zeki Salih ZENGİN

 

Kavram

Arapça, hulk kelimesinden türetilen ve huy, tabiat, karakter anlamında kullanılan ahlâk, insanın iyi ya da kötü olarak nitelendirilmesine neden olan özellikleri ve gerçekleştirdiği irâdî davranışların sonundaki nitelendirilmedir. Bir davranışın ahlâki alarak nitelendirilebilmesi için irâdî ve kişide yerleşik (içselleştirilmiş) hale gelmiş olması gerekir. Ahlâk, bir yönüyle insanın yaratılıştan getirmiş olduğu özelliklerdir. Bu özelliklerin din, insan ve toplum tarafından doğru ve iyi olduğu kabul edilen esaslara uygun olarak biçimlenmesi, kalıcı ve iradî davranışlar haline getirilmesi eğitim aracılığı ile gerçekleştirilir. Ahlâk insan için söz konusu olabilecek bir kavramdır; zira hem kaynağı ve varlık amacı açısından insan onuru, hem idrak edebilme gerçekleştirebilme kabiliyeti açısından akıl ve irade ile doğrudan ilişkilidir. Bütün bunların gerçek anlamda insan ile ilgili olduğu bilinmektedir.

Ahlâkın bireysel yönü olduğu gibi aynı zamanda insanlar arasındaki ilişkileri düzenlemesi ve toplumsal yapıdan etkilenmesi itibarıyla sosyal yönü de vardır. Ahlâkî gelişim, çocuğun davranışlarına yön veren, değer biçen, içinde yaşadığı toplumun kural ve değerlerini, kültürünü kazanması sürecidir. Bunun da ötesinde ahlâk, teorik ve pratik yönleri ile bir ilim ve eğitim alanıdır. Çoğu kez birbirinin yerine kullanılan ahlâk ve etik, ortak yönleri olan ve birbiri ile ilişkili olmalarına rağmen farklı kavramlardır. Ahlâk üzerine düşünmeyi amaçlayan etik (ethic), felsefenin temel faaliyet alanlarından birisidir. Bu açıdan etik, ahlâkın teorik yönünü ifade etmektedir.

Felsefe, Din ve İnsan

Ahlâk, düşünce ve inanç alanlarında öne çıkan yönleri ile hem din hem de felsefenin temel konularından birisi olmuştur. Kaynağı, konuları ve yaklaşımları farklı da olsa din ve felsefe, insanı ve insan hayatını amaç, davranışların düzenlenmesi yanında, insanı geleceği açısından açıklamayı ve biçimlendirmeyi hedefler. Ahlâk, insanın varlığının doğal bir parçasıdır ve mutlaka geliştirilmesi gerekir. Bu doğal parçanın hangi değerlere bağlı olarak, hangi amaçlara göre ve nasıl geliştirilmesi gerektiği ayrı bir meseledir. Burada asıl vurgulanması gereken husus, ahlâkın insanı hedef alan özelliğidir. Din ve felsefe ortak payda olarak insanı esas alır. Felsefenin insanın ve hayatın problemlerine çözüm ararken temel hareket noktası insan aklı ve düşüncesidir. Dinin ilahi temele dayanması, insan aklını ve düşüncesine önem vermediği anlamına gelmez. Her şeyden önce dini söylemin anlaşılması ve yerine getirilmesi insanın aklını doğru biçimde kullanılabilmesine bağlıdır. Özellikle Kur’an’ın insanın düşünebilme yeteneğine ve bunu kullanılmasının gerekliliğine yaptığı vurgu, insanın dini sorumluluğunun temel şartı olarak bu yeteneği kullanabilmesini araması ve hakikati aramak adına yapılan ilmî çalışmaları teşvik etmesi insan aklı ve düşüncesine verdiği önemi gösterir. Temelde insanı esas alan din ve felsefenin birbirine alternatif olarak görülerek çatışma alanı oluşturmak yerine, kaynak ve yöntem farklılıkları ile birlikte, işbirliği yapmaları doğru bir yaklaşım olacaktır. Din, felsefe, ahlâk ve insan, birbirinden ayrı değerlendirilmeyecek birer olgudur. Farklılık ancak bu kavramların birbirleri ile ilişkisi, değerlerin belirlenmesi ve nitelenmesi konularında söz konusu olabilir. Gerçekten de ahlâkın dayandığı ilkelerin ya da ahlâka temel olan değerlerin evrensel, doğal ya da fıtrî yönü olduğu gibi öznel bir boyutu da vardır. Bu noktada kültür ve inançtan söz etmek gerekir. Kültürü biçimlendiren temel unsurlarından birisi olarak dinin, ahlâkî değerlerin belirlenmesinde ve yaşatılmasında önemli rolü vardır. Her din, insan davranışlarının kendi inanç esaslarına uygun olarak biçimlenmesini hedefler. Belirli zaman, mekan ve biçimlerde yapılması istenilen ibadetlerin amacı, insan davranışlarının olumlu yönde geliştirilmesidir. İbadetlerle kontrol altına alınan olumlu davranışların, hayatın diğer zamanlarında da yaygınlaştırılması beklenir. Din, insanın sadece kutsal ile ilişkilerini değil, kendisi ve diğer insanlarla olan ilişkilerini de düzenlemeyi hedefler. Bu nedenle din, barış ve huzurun tesis edildiği bir dünyanın kurulması için sorumluluk, dürüstlük, adalet, yardımlaşma ve sevgi gibi değerlerin insan davranışlarına yansıtılması ve yaşatılmasını ister.

Ahlâkın Temellendirilmesi

Ferdî ve sosyal hayatımızla ilgili davranışlarımızı niteleyen ve yaşatılması hedeflenen ölçütler olan değerler ile ahlâk arasında açık bir ilişki vardır. Değerler, insanın toplum içinde nasıl hareket edeceğini belirten kuralları belirleyen, yönlendiren, anlamlandıran, teşvik eden ve sakındıran ortak inançlardır. Ahlâkî kurallar, değerlerin belirlenmesi ve içinin doldurulması hususunda kaynak olduğu gibi, yaşatılması hususunda da başlıca dayanaktır. Ahlâki bir dayanağı olmayan ya da açıklanamayan bir değerin benimsenmesi söz konusu olamaz. Ahlâk ve onun beslediği değerleri yahut kıymet ölçütlerini belirleyen kaynaklar olarak insan, sosyal yapı ve kutsaldan söz edilebilir. Bunlar her ne kadar birbirinden ayrılamaz ise de hangisinin ahlâki değerlere kaynak olduğu hususunda farklı görüşler vardır.

Ahlâki değer ve ilkelerin temellendirilmesi hususunda akıl, vicdan ve sezgileri ile insanın kendisinden hareket mümkündür. Bu görüşe göre insan, kendi kendisine yeten bir varlık olarak kendi ahlâk esaslarını belirleyip uygulayabilir. Bir diğer görüşe göre ise ahlâkın temellendirmesinde toplumun huzur, barış ve yarar beklentisi asıldır. Bir arada yaşayan insanların ihtiyaç duyduğu sosyal düzen ve güven ortamının sağlanması, ahlâkî değerler etrafında oluşturulacak toplumsal mutabakat ile mümkün olabilir. Başka bir görüşe göre ise iyi ve kötü olarak nitelenen ve böylece ahlâkî değer taşıyan her şeyi belirleyen Allahtır. Allah’ın emirleri iyi, doğru ve güzel, yasakladıkları ise kötü, yanlış ve çirkindir.

Ahlâkın temelini insan ve toplumda gören ilk iki görüş, göreceli ve bireysel ya da toplumsal çıkarcılığa dayanması nedeni ile ahlâkî davranışları, benimsenme ve gerçekleştirilme konusunda zaafa uğratabileceği gerekçesi ile tenkit edilebilir. Bu nedenle ilahî temele dayalı, beşerî-dünyevî beklentiye dayanmayan bir amaçla erdemli davranışların gerçekleştirilmesi, ahlâkî olmak niteliğine daha yakışır. Ancak şunu unutmamak gerekir ki ahlâki davranışların kazandırılması ve yaşatılmasında, her üç temelin de göz ardı edilmeden birlikte ele alınması çok daha tutarlı olacaktır. Diğer taraftan ahlâkın temelinin kutsal/ilahî olana dayandırılması, insan ve toplum gerçekliğinin göz ardı edildiği ya da önem verilmediği anlamına gelmez; aksine insan ve toplumla ilgili olan ahlâk kavramının çok daha sağlam bir dayanakla, gerçek anlamda ve güçlü biçimde desteklenerek gerçekleşmesine imkân sağlar.

Bu hususta özellikle Kur’an’ın ahlâki davranışlarla ilgili taleplerinde insan ve toplum vurgusu yapılmaktadır. Mesela Biz zulmetmekte olan nice beldeleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka başka toplumlar meydana getirdik (Enbiya 21/11) ayetinde zulmün toplumsal sonucu bildirilerek, adalet kavramının toplumun devamlılığının sağlanması açısından değeri hatırlatılmaktadır. Yine, Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır (Şems 91/7-10) ayeti ile ahlâkın insanı hedef alan tarafı ortaya konulmaktadır.

Bu kaynaklardan beslenen değerlerin evrensel/objektif ve mahalli/sübjektif yönleri vardır. Mesela misafirperverlik evrensel açıdan benimsenen bir değerdir. Ama bunun hangi şartlarda ve nasıl gerçekleştirileceği konusunda farklı anlayış ve uygulamalar da söz konusudur. Ahlâkî değerler konusunda inanç, kültür, coğrafya gibi nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan farklı anlayış ve uygulamaları birer kültürel zenginlik olarak kabul etmek gerekir.

İslam ve Ahlâk Eğitimi

Ahlâk, inanç ve ibadet ile birlikte bütün dinlerin göz ardı etmediği temel konulardan birisidir. Dinin kendi inanç ve ibadet esasları ile birlikte erdemli davranışlara sahip inanırlar yetiştirmek amacı vardır. Din, hem amaçların belirlenmesi hem de bu amaçlara uygun pratik davranış biçimlerine sahip ideal insan modelinin ne olduğu konusunda tespitlerde bulunur. İslam’ın da aynı yönde hedefleri vardır. Ahlâki olanın ne olduğu konusunda belirlediği anlayış ve davranışlar olan İslam, bunların niçin ve nasıl insan davranışı haline getirilmesi konusunda da gerekçelere sahiptir.

İslam inancına göre insan en güzel biçimde yaratılmıştır. Başta akıl olmak üzere sahip olduğu yeteneklerle diğer varlıklardan üstün, Allah’ın kendisine hitap ederek muhatap aldığı bir varlıktır. Bütün bunlar insanı başta Allah olmak üzere kendisi ve diğer yaratılmış bütün varlıklara karşı sorumlu hale getirir. Dünya, bu sorumlulukların farkına varılarak yerine getirilmesi gereken yerdir. İnsanın, asıl ve sonsuz olan ahiret hayatı, dünya hayatında bu sorumlulukları ne derece yerine getirdiği ile doğrudan alakalıdır. İslam, fiilen yerine getirilmesi gereken bu sorumlulukları hangi amaçla ve nasıl yerine getirmesi gerektiği konusunda insanlara bilgiler verir. Bunun için önce doğru bir inanca sahip olmak, ardından da inancın öğütlediği doğru davranışları yerine getirmek gerekir. Kısaca özetlediğimiz İslam inanç sisteminde, insan davranışlarının ahlâkî değerlere uygun hale gelmesinin, Hz. Peygamber’in Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim hadisinde de belirtildiği üzere, mutlak ve nihaî bir amaç olduğu görülür.

Ahlâk esasları sadece teorik anlamda belirlenen değil, belki bundan daha önemli olarak uygulama boyutu, davranışa ve hayata dönük yönü olan bir olgudur. Bu nedenle ahlâk, insan davranışlarının biçimlendirilmesi amacı taşıyan eğitimin en temel konuları arasında yer almıştır. Ahlâk eğitimi, insanın yaratılıştan getirmiş olduğu özelliklerin, ahlâkî esaslara uygun olarak iyi yönde geliştirilmesi çabasıdır. Eğitimin temel hareket noktası olan amaçların belirlenmesi ve nitelenmesinde ahlâkî erdemlerin insan davranışlarına yansıtılması her toplumda ve her dönemde daima var olmuştur. Bu nedenle ahlâkın evrensel ilkelerinin yanında kendi kültürümüze ait güzel ahlâka dair davranış kalıplarının yeni nesillere davranış olarak kazandırılması eğitimin en temel hedefi olmuştur. Ahlâk eğitiminde temel alınacak değer ölçütlerinin neler olduğu konusunda inanç unsuru gözden kaçırılmaması gereken önemli bir husustur.

Ahlâk eğitimi, İslam eğitim anlayışının temel ve belirleyici yönünü oluşturur. Her insan yaratılışı ile birlikte kendine has birtakım özellikler ve potansiyele sahip olarak dünyaya gelir. Söz konusu bu yetenek ve özellikler insanın zihin, duygu, bedensel özellikleri yanında bireysel ve sosyal yönlerini de kapsayan oldukça geniş bir alana yayılmaktadır. Mesela kimi insan matematiğe ilgi duyarken, diğeri müzik bir başkası ise spora ilgi duyabilmektedir. Diğer taraftan her insan, insan olmasından kaynaklanan, doğasında/fıtratında var olan birtakım özellikler ile dünyaya gelir. Kimi insan daha halim-selim iken diğer tez canlı, bir diğeri maddiyata daha çok eğilimli olabilmektedir. Eğitim, insanın sahip olduğu bu özelliklerin iyi yönde gelişmesini sağlamak ve kontrol altına almak çabasıdır. Eğitimin temel amacı insanın yaratılış nedenini idrak ederek, sorumluluklarının farkına varması ve yerine getirmesini sağlamaya çalışmaktır. İnsanın aklına ve duygularına hitap edilmesi yeterli olmayıp, bilginin insanın fiili/psiko-motor davranışlarına da yansıması gerekir. Bilişsel, duyuşsal ve psiko-motor alanlarda gerçekleşen eğitiminin her üç alanda da insan davranışı haline gelmesi hedeftir.

Kur’an’da birr, amel-i salih, hayır, maruf, ihsan ve istikamet gibi güzel ahlâka ism, dalal, fahşâ, seyyie, münker, fısk ve zulüm gibi kötü ahlâka dair davranışları niteleyen ifadeler bulunmaktadır. İyi davranışlar övülerek, özendirilirken kötülüklerden sakınılması istenir : Onlar, Allah'a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah'ın korunmasını emrettiği bağları (iman, akrabalık, beşeri ve ahlâki bütün ilişkileri) koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir. (Bakara 2/27). Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir. (Al-i İmran 3/114).

İslam ahlâk eğitimi, inanç ve ibadet kavramları ile ilişkili olarak kendi içerisinde bir sistem oluşturmuştur. Güzel ahlâka ilişkin davranışların başta Allah olmak üzere insanın kendisi, ailesi, toplumu ve bütün insanlık için gösterilmesi gerekir. İyiliğin kaynağı Allah’ın bizzat kendisidir. İnsan yaratılışı ile birlikte iyi ve kötü özellik/potansiyele sahip olmakla birlikte her ikisini ayırt edebilme ve davranışlarını kontrol edebilme gücüne/iradeye sahiptir. Bu nedenle de sorumluluk taşır. İnsanın sorumluluğunun gereğini yerine getirebilmesi için sahip olduğu potansiyeli ve davranışlarını kontrol ederek geliştirmesi, kendisini kötülüklerden uzaklaştırması gerekir. İslam, insana sorumluluğunu hatırlatan ve nasıl yerine getireceğini gösteren yolları ve bilgileri sunar. Bütün bunlar insan için önemidir; zira insanın ebedi olan ahiret hayatında elde edeceği ödül ve ceza, dünyadaki iyi ve kötü davranışlarının sonucu olacaktır. Bu da ancak eğitim vasıtası ile olabilir. Şu halde ahlâk eğitimi İslam eğitim anlayışı içerisinde son derece önemli bir yere sahiptir.

İslam ahlâk anlayışı Kur’an ve Sünnet kaynaklıdır. İyi ve kötünün belirlenmesinde asıl ölçüyü bu iki kaynak belirler. Güzel ahlâka dair bilginin davranışa yansımasını istendiği gibi bu davranışların insan hayatının tamamına ve her alanına yayılması da istenir. Her ne kadar inanç, ibadet ve ahlâk olarak sıralanan dini bilgiler içerisinde ahlâk son sırada yer alır ise de bu durum önemsiz görülmesinden değil, her üç kavramın birbirini tamamlama ve diğerinin ön şartı olmasından kaynaklanmaktadır. Peygamberimizin güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildiğini ifade eden hadisi inanç ve ibadetin ön şart ve başlangıç, güzel ahlâkın ise elde edilmesi gereken bir sonuç olduğunu ortaya koymaktadır.

-------------------------------------------------------------------

[i] İslám’da Ahlâk ve Etik, Kavramsal ve Kuramsal Tartışmalar Seminerleri – 2, Editör: İsmail Erkam SULA, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Yayını, Sf. 5-10, http://acikerisim.ybu.edu.tr

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

32693243