Konuk Yazarlar
İç Ahlâk Üstüne[i]
 
Prof. Dr. Ahmet İNAM[ii]
 
Ahlâk kamu alanındadır, birlikteliklerin, ortaklıkların, koinostik olanın (koinos, Eski Yunanca’da ortaklaşa yapılanı, paylaşılanı gösteriyor, idios sözcüğünün zıttı olarak) alanıdır diye bilinir. Toplum içinde, göz önünde olup biter.
 
Göz altında olmayan alanların ahlâkı olur mu? Ahlâk alanı toplum içinde ortaya çıkan, herkese açık, herkesçe görülebilir herkesçe paylaşılır bir özellik taşımıyor mu? Bu göz önünde olan, herkesin insan olarak dahil olduğu, “eşit” olduğu ahlâk, dış ya da ortak ahlâk olarak adlandırılabilir. Genel olarak günlük dilde ahlâk, bu dış ahlâk ortak ahlâktır. Böyle anlaşılmayan bir ahlâk olabilir mi?
 
İç ahlâk adını verebileceğim ahlâk, alışılagelen ahlâk anlayışının dışına düşüyor. Nedir iç? “İç”i, paylaşma kavramının yardımıyla kabaca tanımlayabiliriz. İç, bilinç­li bir bütünün yalnızca kendisinin yaşayabileceği yaşantılar alanıdır. Bu tanım, çeşitli zorluklar taşısa da, “iç” hakkında, paylaşım açısından yol gösterici olduğu için dikkat çekicidir.
 
Bu, betimlemeye göre, üç ayrı “iç” ayırt edebiliriz.
  • Bireysel iç
  • Çoğul iç (Mahrem yaşam içi)
  • İç varlık (L’Etre intérieur)
  • Bireysel iç, yalnızca bireyin yaşayabildiği alandır. Kimse bir ötekinin içini yaşayamaz. Bireysel içi, ancak o içi taşıyan birey yaşayabilir.
  • Çoğul iç, birden fazla bireyin yaşayabildiği içtir. Ayşe ile Mehmet’in bir­likteliğinin (koinos!) oluşturduğu iç, Mehmet’in Ayşe dışında, karşılıklı et­kileşim içinde bir başkası ile yaşayamayacağı (Ayşe’nin de Mehmet’in dı­şında!) yaşantılar alanıdır. Mahrem bir alandır. Saklanan anlamında, gizli anlamında değildir burada “mahrem”; üçüncü kişilerin yaşayamayacağı, salt bu ikisine özgü yaşantılar alanıdır. İkisi, bu ortaklaşa içi yaşarlar. (Es­ki Yunanca’da bu kavramı belki koinou entos sözüyle karşılayabilirdik! Paylaşılan iç anlamında!).
  • İç varlık, bireysel ya da paylaşılan içlerin yer aldığı, bulunduğu iç dünya, iç âlem ya da derûnî âlem. Bu iç varlık, yalnız iç yaşayabilenlerin payla­ şabileceği bir dünyadır. Ne demek iç yaşayabilmek? Her insanın iç dünyası vardır, birey olarak ya da öteki insanlarla iç yaşayabilirler. Ancak insan iç yaşayabilir. İç yaşayan, iç varlığı yaşayabilir. Bu, nasıl olanaklıdır? Hiç kimse bir başkasının iç dünyasını yaşayamaz. İç dünyalar, bu anlamda bir­birlerine kapalıdır. Ancak, dışa, bedene ulaşılarak, bedenin işâreti ya da imâsıyla iç dünyalarda olup bitenleri anlama, kavrama, dolaylı bir yaşam olarak gerçekleşebilir.
Ötekinin iç dünyası ancak bedeni aracılığıyla “dışarıdan” yaşanabilir. Ötekinin ve benim iç dünyalarımız bireysel içler olarak iç varlıkta bulunur. Kendi iç dünyamı yaşayabilirim ama iç varlığı yaşayabilir miyim? Elbette. Nasıl?
 
İç varlık, dışarıdaki içtir; ben onun içindeyimdir ama o da benim içimdedir, içim­deki dıştır. Öyleyse iç varlık, dışımdaki iç, içimdeki dıştır. İçimdeki dışı “göre­bilmem”, yaşayabilmem için, dışımdaki içi yaşamam gerekir. İşte, ancak içimdeki dışımı, dışımdaki içimi yaşayabilirsem, içinde bulunduğum iç varlığın bilincine varabilir, onu yaşayabilirim.
 
“İçimdeki dışım” ne demek? İçimin tümüyle bana ait olmadığını, içimde tümüyle “keyfî”, “dilediğimce” hareket edemeyeceğimin anlamı, “içimdeki dıştan” gelir. İç dünyam: Düşüncelerim, hayallerim, duygularım, ağrılarım, hazlarım, benim dene­timimde, yönetimimde değil tümüyle; içimde bir dış var, bir ’yabancı” var, içimin gücü tümüyle benden kaynaklanmıyor. İçime her zaman söz geçiremem; “dış” olan, bir ölçüde “bilip”, bir ölçüde “bilemeyeceğim” bir “dış” var içimde. Bundan dolayı, içim bir ego değil, “ben” değil. İçimde “o” var.
 
“Dışımdaki iç”, dışımın bana “göründüğü” gibi olamayabileceğinden kaynaklanır. Algılarım bana tümüyle gerçekliği vermez. Gerçekliğe, “dış” gerçekliğe ben “an­lam” katarım. Onu anlamlarla yoğururum. İçimle yoğururum. Örneğin bir ayrık otu, “salt fiziksel” yanıyla ayrık otu değildir, onunla ilgili yaşantılarımda “özel” bir anlam kazanabilir, bende bir “anısı” olabilir, içimin bir izi olabilir!
 
Dıştaki içim anlam dünyamdır, mânâ âlemimdir.
 
İşte, içteki dışı, dıştaki içi yaşayabilen iç varlığın yaşayanları olurlar. Birazdan sözünü edeceğim iç ahlâk alanının eyleyicileri olurlar.
 
GENEL OLARAK AHLÂK DURUMUNUN BAZI ÖĞELERİ
İnsan hem birey hem de toplum olarak, herhangi bir anda bir ahlâk durumu için­dedir. (Uyuşa, bilincini yitirse bile!) İnsan bir ahlâk kürede yaşadığı için, ahlâk durumunu yaşar. İnsan tıpkı havakürede (Atmosferde) yaşadığı gibi ahlâk kürede yaşar. Bu küre içinde durumları yaşar. Her ahlâk durumu içinde bulunan insanın, bu durumla en az beş açıdan ilişkisi vardır.
  • Ahlâk durumu, bir anlam alanını, onun bir alt kümesi olan değerler alanını içerir. İnsan ahlâkî değerlerle yaşar.
  • Bu değerlerle ilişkili olarak, her ahlâk durumu içinde belli yaptırımları içeren ilkeler, kurallar, normlar, “kod”lar taşır.
  • Ahlâk durumu içinde bulunan her eyleyicinin bu değerlere, kurallara, durumun tüm öğelerine karşı sorumluluğu vardır.
  • Ahlâk durumu içinde bulunanların, durumun içerdiği değerlere, yaptırımlara, belli bir sorumlulukla saygı duyarak, belki bir karar ardından, belli bir niyetle eyleme yöneldikleri görülür.
  • Durum içinde bulunanların eylemleri, ahlâkın temel öğelerinden birini oluştu­rur.
İşte bu beş öğe, iç ahlâkın yaşanmasında da önemli olmaktadır. Göz önünde olma­yan iç dünyamda, kimseler görüp bilmediği hâlde, bir iç ahlâk durumu yaşarım. Elbette bu durum içinde bilinçli olmam gerekiyor. Değerler, iç ahlâk durumu değer­leridir. Bu durumun değerlerle yaşanabilmesi, iç ahlâkın mümkün olabilmesi için içimdeki dışımın, içimdeki ötekinin ortaya çıkması zorunlu görünüyor, içimdeki öteki, içimin ya da ortaklaşa iç durumunda içimizin benim (bizim) olmadığını gös­terir. İçimde dünya, içimde evren, içimde bilincine varmadığım, varamayacağım, güçler vardır. Her mahrem yaşam, örneğin her iki kişilik iç, içinde ötekini, iki kişi­den farklı, ayrı olanı, olanları taşır! Ötekini, ötekileri! Tek kişilik, iki kişilik, çok kişilik iç dünya olamaz. İç dünyaların kaç kişilik olduğu belirlenemez. İç dünyalar, insan için tümüyle belirlenebilir, denetlenebilir bir yapı taşımaz. İç dünya, kimsenin ülkesi değildir; kimsenin tümüyle egemenliği altında değildir. (Kısmen egemen olunabilir!) İç dünyalarımız bize emanettir. Ahlâk açısından, biz onlarda, anlam ve değerleri, yaptırımlara karşı belli sorumluluk ve temiz niyetle, iç eylemlerde bulu­narak, yaşamakla yükümlüyüz.
 
İÇ AHLÂK YAŞAMANIN ÖZELLİKLERİ, SORUNLARI
Birey olarak, iç dünyamın içinde ahlâklı yaşamak ne demek? Toplum yokken, öteki (bir anlamda!) yokken, benden başka “gören” yokken, içimle ahlâkı yaşamak ne demek? İçimde ahlâksız olmak ne demek? Düşüncelerimde, düşlerimde, arzularım­da, inançlarımda, beklentilerimde, bir ahlâktan söz edilebilir mi? Edilebilir. İç dün­yamda da ahlâkküre var. Ahlâkküre tende durmaz. Sının ten değildir. Tenin öte yanma geçebilir. İç dünyama sızan ahlâkküre (ethos) iç ahlâkı başlatıyor. İçimde bir ahlâk düzeni var, kararlar alıyor, kararları düşüncemde uyguluyorum, eylemde bulunuyorum, içimde. İç eylemde bulunuyorum.
 
İç ahlâkla, “dış” ahlâk arasında iki temel fark öyleyse: 1) İçte göz önünde olmayış 2) İçteki eylemin iç eylem olması, fiziksel, toplumsal etkisinin o an görülmemesi. (İç eylemlerim sonralan “dış” eylemlere dönüşebilir.) Elbette iç eylemin iç dün­yamda etkisi olabilir. İç ahlâk düzeninin en etkin öğelerinden biri iç eylemdir; bir düşünüp taşınmanın, seçenekleri gözden geçirmenin (Aristoteles’in prohairesis’i), sonucunda gerçekleşebildiği gibi, apansız bir biçimde de ortaya çıkabilir.
 
İç ahlâk düzeninin üzerinde biyolojik kökenli dürtülerin etkisi olabileceği gibi, geçmiş yaşantımızdan, “belleğimizden” kaynaklanan etkilerin de payı vardır. İç dünyamız üzerine, dış çevrenin uyarıcı gücünü de gözönüne alırsak, fiziksel, psiko­lojik (duygu durumumuzu etkileyecek etkenlerin yanında, telkinler de önemli olabi­lir burada!), ekonomik, toplumsal, kültürel, ahlâkî boyutlarda etken kuvvetlerin sürekli çalıştığını söyleyebiliriz. İç ahlâk düzeninin gerçekleşip, iç ahlâkın başlaya­bilmesi, içimizdeki ötekinin fark edilmesi, içimizin tümüyle bize ait olmadığının anlaşılması ve iç özgürlüğümüzün duyulmasına bağlıdır. Çoğu zaman, akılla özdeşleştirilen içimizde, denetleme gücümüz, ötekini içimizden dışarıya atmaya, tüm denetimi elinde tutmaya çalışır. İç özgürlük akıl denetimiyle sağlanabilir mi? Başka türlü söylersek, bilinç, tümüyle iç dünyayı egemenlik altına alabilir mi? İç dünyayı mülklenip, içine dışarıdan bir şey almama, aklın surları ve mancınıkları ile dışarıdan gelen etkilere engel olarak, içi kontrol alüna almak mıdır, iç ahlâkı başla­tacak, iç özgürlüğü?
 
Bu tür bir denetim kurma çabası, içteki ötekiyi ortadan kaldırmaya çabalamak de­mektir ki, iç ahlâkı kurmaya çalışırken onu yok etmekten öte bir şey değildir. İçi­mizdeki “öteki”, her türlü, bilince dayalı, “dört dörtlük” denetimi olanaksız kılandır. İç özgürlük, içimizdeki ötekiyle yaşanabilir ancak. Eyleyici olabileceğini, eyleyiciliğinde, denetleyebildiği noktaların yanında denetleyemeyeceklerinin de bulundu­ğunu kavramakla iç özgürlüğe adım atılır. İç eylem, için içinde kalmaz. Öteki içte olduğu için, ötekiyle bir biçimde ilgilidir. İç eylem yalnızca bulunduğu içle ilgili değildir. İç eyleyici, değerlerini, yükümlülüklerini, sorumluluklarını göz önünde bulundurarak, bilinçli eylerse, özgür olabileceğinden söz edilebiliriz.
 
İç eylemde sorumluluk kendinedir. İnsan, içindeki diğer insanları, ötekini, ötekileri öldürebilir, onları soyabilir, onlara yalan söyleyebilir. İç ötekilerin, içteki ötekile­rin, iç eyleyiciye karşı nasıl bir gücü vardır? İçteki yaptırım gücü nereden gelir? İçimizdeki dışımızdan. İçimizdeki ötekini taşımamızdan. İçine dışı taşıyamayan, doğrusu, içindeki dışının ayırdında olmayan ya da taşıdığı dışın yozlaştığı, yaşamı yok edici bozulma içinde olduğu insanda iç ahlâk çöker.
 
İçimde olup bitenler, içimdeki ahlâk durumunu nasıl oluşturuyor? Yeniden soralım. İçimdeki ahlâk düzeni nasıl oluşuyor? İçimdeki eylemle kime kötülük edebilirim ki? İçimdeki değerlerim, içimde kalan niyetim, içimde nasıl bir yükümlülük, sorum­luluk oluşturabilir ki? İç dünyamda “yapmam” gereken ödevlerim var mı? İçimdeki sorumluluk kime karşı sorumluluktur? İçimde yalnızca “ben” varken? Çoğul içte yalnız birbirimize sorumluyuz. Herkese açık olmayan sorumluluk, sorumluluk mudur? İki kişiye, üç kişiye... sınırlı kişilere bağlı ahlâk olabilir mi? “Bu bizim iç ahlâkımız sizi ilgilendirmez” diyebilir miyiz? Nedir iç dünyaların ahlâkını olanaklı kılan? Tekrar tekrar sorduğumuz sorunun yanıt denemelerini vermeye çabaladığı­mız bu giriş çalışmamızda, içimizde olanların görünürde “keyfîliği”ne, belirsizliği­ne karşın, iç ahlâk düzeninin güvencesinin iç varlıktan kaynaklandığını da vurgula­mak gerekiyor. Tek kişilik içte her türlü “edepsizliği yaparsak” kime zararımız dokunur ki? Elbette önce kendimize. İç dünyamız, iç varlıktadır. İç varlık, bütün iç dünyaları kuşatır. İç varlığı yaşayan, yaşayabilen, kendi birli ve çoklu iç dünyalarında ahlâk düzeni kurabilir. İç eylemleri, iç sorumlulukları, iç değerlerle gerçekle­şir.
 
Elbette iç varlığın yaşanması iç özgürlük ve öteki bilinciyle olanaklıdır. Bunların kazanılması, için üzerindeki dış ve iç güçleri keşfetmeye çalışmakla sağlanabilir. Bu da bizi iç yönetimi kavramına, götürüyor. İçimizi etkileyen güçleri öyle yönet­meliyiz ki, iç ahlâk düzenimiz işleyebilsin.
 
Bu keşif için içimizin gücünü yakalamalıyız; içimizin bütünlüğünü de. İç dünya­mız zaman akışı içinde, bir anlamda hep aynı dünyada kalıyor; iç varlıkta kendine özgü sürekliliğini gerçekleştiriyor; bu süreklilik, bir düzen sağlıyor, bir iç düzen; bu iç düzenin ahlâkî düzen olabilmesi, sorumluluk duygumuza, iç varlığı yaşayabi­lecek donanıma, sahip olmamıza bağlıdır.
 
İç ahlâk düzeni, içimizin sürmesi, iç hayatımızın devam etmesiyle olanaklıdır. Bun­dan dolayı, içimize karşı, içimizde olup bitene karşı, sorumluyuz. İnsanların iç dün­yasını kuşatan iç varlığın yaşanmasını, “içimizde” ve “dışımızda” varlığını sürdür­mesini sağlamak da, iç ahlâk düzeninin temel ahlâk sorumlulukları arasındadır.
 
İçimizdeki kazanı kaynatmak için içimize odun atmak, içimizin gizil gücünü etkin hâle getirmek gerekir. Kazanımız iç yönetimin başarısıyla iç ahlâk düzenini yaşar kılacak ateşle iç gücümüze destek verecektir. İç ahlâk sürekli olarak beslenmek zorunda, bunun için gerekli iç enerji, gizilliği etkin hâle getirecek iç kazanla (buna gönül kazanı da diyebiliriz!) sağlanır. İç ahlâk düzeninin kurulması, sürdürülmesi de, aynı ahlâkın gerektirdiği büyük bir sorumluluktur!
 
İç ahlâk düzeni, inşa edilecek bir düzendir; kaynağını içimizdeki dışsallıktan alır, bizim etkinliğimizi, moda bir deyimle “insiyatif almamızı” gerektirir. İç ahlâk dü­zeni, ahlâk bilincine, iç varlık bilincine erişmemiş insanlarda oluşamıyor, bir bakı­ma, bunun sonucunda da dışımızdaki ahlâkı hakkıyla, gerektiği gibi yaşayamıyoruz. İç düzen kurulduğunda sürmesi iç defterimizin iyi tutulmasına, içimizdeki dış dün­yaya yeterince yer açmasına bağlıdır. İçinde farklı olanı, içinde “dış” olanı, yabancı olanı taşıyamayan, içine dünyayı, dünyaları konuk edinemeyen, içindeki güçlere ulaşımında sorunları olan, iç ulaşımını oluşturamamış, içindeki yabancı öğelerle iç paylaşımını gerçekleştirememiş insanlarda iç ahlâk düzeni ağır sorunlar çıkabiliyor.
 
Kendimizi ayakta tutmaya yarayan psikolojik savunma mekanizmalarının gerçekliği çarpıtmaya yol açmaması için, iç dünyamızın, iç gücümüzün ışığıyla görülmeye çalışılması, gerekli yüzleşmelerin gerçekleştirilmesi zorunlu görünüyor.
 
İçimizdeki dünyanın güzelliği, dışımızda, diğer insanlarla paylaştığımız dünyayı yaşanır hâle getirebilmek için büyük bir olanak olabilir.
[ii] Orta Doğu Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi

Medeniyet Tasavvuru

Müfit Selim SARUHAN
Erdemlerin Erdemi: Adâlet

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

30735197