Konuk Yazarlar

Dr. Mehmet Kaan ÇALEN[1]

 

İlk Söz Yahut Meselenin Takdimi

Nevzat Kösoğlu, bir tarih-kültür felsefesi vücûda getirmiş; işbu felsefeyi açık, tutarlı ve sistematik bir terminolojik yapı üzerine oturtmuş, daha da mühimi kendi felsefesini tarihî ve güncel meselelere tatbik etmiş ve bu yolla da düşüncelerini tecrübe edebilmiş bir fikir adamı olarak, yakın dönem Türk düşünce tarihinin müstesnâ isimlerinden birisidir. Kösoğlu, tarih-kültür felsefesini 1960’ların son yıllarından itibaren inşâ etmeye başlamış ve vefât ettiği güne kadar istikrârlı ve tavizsiz bir şekilde kurduğu yapıyı tahkîm etmeye devam etmiştir. Bütün bu uzun inşâât sürecinde İbn Haldûn, Ahmed Cevdet Paşa, Ziya Gökalp, Erol Güngör, Yılmaz Özakpınar gibi büyük ustaların eserlerinden de faydalanmakla birlikte, özgün bir yorum ve üslûpla kendi eserini itmâm etmiştir. Bütün felsefî/fikrî yapılar gibi Kösoğlu’nun tarih-kültür felsefesi de tanımları, çerçeveleri, birbirleriyle münâsebetleri ve hiyerarşisi kendisi tarafından tayin edilmiş bir kavramlar örgüsüne, bir terminolojik yapıya oturmaktadır. İşbu küçük çalışmada önce Kösoğlu’nun kavram örgüsünde merkezî bir yer işgâl eden, dolayısıyla tarih-kültür felsefesinin de üzerinde yükseldiği bazı anahtar kavramları ele alacak sonra da bu terminolojik yapıdan hareketle, Kösoğlu’nun milletimizin büyük meselelerine odaklanmış bir zihin olması veçhile, büyük bir mesele olarak bir asırdan fazla süredir düşünce dünyamızı meşgûl eden “din-milliyet”, “İslâmiyet-Türklük” münâsebetleri husûsunda inşâ ettiği modeli anlamaya çalışacağız.

Hemen başlarken ifade edilmesi elzem olan bazı noktalara da temas etmek istiyoruz. Birincisi Kösoğlu’nun “tarih-kültür felsefesi” tabiriyle onun ne sadece kültürle ne de tarihî oluş ile ilgilenmediğini, aksine kültür ile tarihî oluşu birlikte ele alarak, tarihî oluşun ve sürecin temeline kültürü koymak sûretiyle tarihi ve kültürü hemhâl kıldığını, tarihi dinamik bir kültür yorumuyla açıklayarak aynı anda hem bir kültür felsefesi hem de bir tarih felsefesi vücûda getirdiğine işaret etmek istiyoruz. Kösoğlu kültürü açıkladığı noktada tarihî oluş ve süreci de açıklamış olmaktadır. İkincisi bu küçük çalışmada Kösoğlu’nun tarih-kültür felsefesi bütün yönleriyle ele alınmayacaktır. Meselâ söz konusu felsefenin 1970’lerden 2000’lere nasıl geliştiği, sisteme zaman içinde hangi eklemelerin yapıldığı, Kösoğlu’nun kimlerden hangi ölçüde etkilendiği gibi mevzûlar çalışmanın cevap arayacağı sorular listesinde olmayacaktır. Biz sadece kudretimizin izin verdiği ölçüde kültür, medeniyet, millî kültür, millet, milliyet, milliyetçilik gibi kavramlardan yola çıkarak, Kösoğlu’nun tarih-kültür felsefesinin “din-milliyet münâsebeti” husûsunda teklif ettiği modele odaklanacağız.

Nevzat Kösoğlu’nun Terminolojisi

Türkiye’de kültür ve medeniyet kavramları ağırlıklı olarak Ziya Gökalp’in çizdiği çerçeve içerisinde mütâlaa edilmektedir.Milliyetçi düşünce geleneği ise doğrudan Gökalp’e dayandığı için milliyetçiliğin lügâtçesinde de bu kavramların karşılıkları Gökalp’ten alınmıştır. Ancak Gökalp’in kültür-medeniyet ayrımı ve bilhassa medeniyet telâkkisi yine milliyetçi düşünce geleneği içerisinde yer alan, dolayısıyla Gökalp’in muakkipleri addedilebilecek olan Erol Güngör, Seyyit Ahmed Arvasî ve Yılmaz Özakpınar gibi isimler tarafından tenkitten masûn da tutulmamıştır1.

Milliyetçi düşünce, başlangıçta kültür (hars)-medeniyet ayrımına istinat ederken bugün artık Nevzat Kösoğlu’nun şahsında açık bir sûrette gördüğümüz üzere ülkenin değişen şartlarıyla birlikte artık böyle bir ayrımı pek anlamlı bulmamaktadır. Nitekim Kösoğlu kendisi ile yapılan bir mülâkatta “Ben yazılarımda kültür-medeniyet diye bir ayrım yapmam; eş anlamlı olarak kullanırım” demektedir2.Kültür-medeniyet ayrımına ihtiyaç duymamakla birlikte Kösoğlu, Özakpınar’ın teorisini faydalı bulduğunu,bu bağlamda medeniyetin“kültürü doğuran ahlâk ve inanç nizamı” olarak telâkki edilebileceğini de belirtmektedir3. Bir inanç ve ahlâk nizamı, kültürün kurucu ilkeleri, kültürün kaynağını teşkîl eden zihniyet olarak Özakpınar’da kültürün kurucu nüvesine tekâbül eden medeniyet, Kösoğlu’nda doğrudan medeniyet şeklinde ayrıca isimlendirilmemiş ve kültürün bu kurucu/çekirdek kısmına tahsîs edilmemiş olsa da,onun kültür felsefesinin de merkezinde yer almaktadır. Kösoğlu da kültürü, Özakpınar’da medeniyet şeklinde ifadesini bulan, bu ahlâk ve inanç nizâmıyla açıklar veher kültürün temelinde bütünlüklü bir dünya-varlık görüşü, bir iman, bir metafizik inanç görür. İmandan kastı dinî inançtan ibaret değildir.İman; ama ilme, ama ideolojiye, ama Allah’a dayanan, hak veya batıl, ancak her hâlükârda insanı motive eden, dünya-varlık görüşünü biçimlendiren, kültürün temel ve kurucu ilkelerini teşkîl eden, kültüre değer ve ölçülerini veren bir metafizik inanca bağlanmayı işaret eden bir inanç hareketidir4. Kültür, bu inanç hareketinin, iman ve ahlâk nizamının, varlık-dünya görüşünün hayat tarzı olarak gerçekleştirilmesi, dünyanın ve toplum hayatının bu iman etrafında kurulması ile vücûda gelir. İmanın tayin ettiği ölçülerle “hayat kavranır, değerlendirilir, sıraya, nizama sokulmaya çalışılır5.

İmanın muhtevasını oluşturan varlık anlayışı, mukaddesler ve ölçüler, toplumun hayat önceliklerini ve sınırlarını belirler. Hayat, bu bakış açılarından kavranır, değerlendirilir ve bu ölçülerle yaşanır. Böylece, bütün cemiyetlerde hayat, bağlı olunan iman manzumesine göre belli bir üslupta gerçekleşir ki, maddesi ve üslubu ile kültür, budur6.

Kösoğlu, kültürü, en geniş manâsıyla “insanın doğaya kattıkları7” şeklinde tarif eder ve “kültür bir iman sistemi çerçevesinde gerçekleştirilen hayat biçimidir” der8. Kültür, ona göre zorunlu bir sûrette millî ve özgündür. Çünkü kültürün kurucu unsuru olan iman ve ahlâk nizâmının her millete farklı olması sebebiyle bu farklı iman ve ahlâk nizâmlarının gerçekleştirilmesiyle oluşan kültürler de zorunlu olarak farklıdır, özgündür ve millîdir. İmanın ve ahlâkın dinden ibaret bulunmaması, dinin de her kültür çevresinde yeniden yorumlanması dolayısıyla aynı dine inanan, yani aynı iman esasları ile dünya-varlık görüşüne sahip olan dindaş milletlerin kültürleri de tarihî tecrübe, ırkî husûsiyetler, coğrafî-maddî şartlar gibi faktörlerin etkisiyle yine zorunlu olarak farklıdır9. “Her orijinal kültür; dünyanın değişik bir kavranma biçimini, insanın varlık karşısındaki sorularına kendine mahsus cevapları ihtiva eder. Diğer bir söyleyişle, kültür bu orijinal bakış açıları üzerine kurulur ve gelişir10.”

Kösoğlu kültür kavramını, mimarîden mutfağa, espri anlayışından sokaktaki yürüyüşe kadar milletin maddî-manevî hayatın bütün hayatını kuşatan bir muhtevâ ile doldurur11 ki kültür en genel manâsı ile “bir milletin yaşama biçimidir12.” Millî kültür ve millî kimlik kavramlarını eş anlamlı kabûl eden13 Kösoğlu, en nihayet bu iki kavramı da milliyet ile eşitler. Tabiî ve zorunlu olarak özgün ve millî olan kültür, bir toplumun milliyeti ve kimliği demektir yahut bir başka ifade ile bir toplumun milliyeti, yani kimliği o toplumun kültürü demektir. Kösoğlu’nun cümleleriyle: “Her kültür tabiî olarak bir kimliktir14.” “Bir toplumun kimliği, onun milliyetidir15”.

Kösoğlu, kimliği öznel ve nesnel olmak üzere ikiye ayırır. Öznel kimlik bir toplumun kendisi, kendi kültürü, kendi kimliği hakkında geliştirdiği,bilinç düzeyinde ortaya çıkan bir farkındalık hâlidir. Toplumun kendi farklılığını idrâk etmesi, kendi kültürüne karşı bir aidiyet duygusu ve mensubiyet şuûruna sahip olmasıdır16. Nesnel kimlik, ise doğrudan millî kültüre tekâbül eden, bir toplumu hiçbir yoruma gerek duymaksızın başkalarına tanıtan kimliktir17.

Kösoğlu’nun sisteminde merkezî bir yer işgâl eden millet ve milliyetçilik kavramları; kültür/medeniyet, millî kültür, millî kimlik, öznel kimlik, nesnel kimlik kavramlarının kesiştiği noktada anlam bulur. Kültürün kurucusu ve taşıyıcısı olan millet, kendi hayatından, kendisinden başka bir şey olmamasından dolayı bizatihi millî kültür ve millî kimlikten başka bir şeyde değildir. Bu açıdan millet bir toplumun nesnel kimliğine tekâbül ederken, milliyetçilik ise öznel kimlikte ifadesi bulan bir mensubiyet duygusu, aidiyet hissi, farklılık şuûrudur.

Kösoğlu, milleti millet yapan objektif unsurlardan, farklı tarihî macera ve kültürlere sahip olmaları hasebiyle her milletin bu unsurlardan bir kısmını ihtivâ ettiğinden, dolayısıyla her milletin millet tarifinin farklı olduğundan bahseder18 ve Gökalp’in “millet aynı kültürü paylaşan içtimâî topluluktur19” tanımını bizim yapımıza en uygun tarif olarak kabul eder. Kültür temelli bu tanım, milletin tarihini millî kültürün tarihiyle eşitler ve Kösoğlu buradan Türk milleti/kültürü özelinde, ki zaten millet ve milliyetçilik konusunda bütün toplumları kapsayacak genellemeler yapmaya taraftar değildir, modernist milliyetçilik teorilerine karşı kendi tezini geliştirir. Millet “on dokuzuncu yüzyılın nevzuhur bir olgusu” değildir, “değişen, oluşan ama hep kendisi olarak kalmayı başaran” canlı ve tarihî bir varlıktır20. En az 2500 yıldır mevcudiyetini muhâfaza eden, değişen, oluşan ama hep kendisi olarak kalmayı başaran bir Türk kültürü dolayısıyla bir Türk milleti vardır. Bu tarihî ve toplumsal gerçekliğin, çeşitli sosyolog ve ideologların millet tariflerine uyup uymaması olguyudeğiştirmeyecektir21.

“Türk kültürünün kaynakları kaç bin yıla dayanıyorsa, Türk milletinin oluşum süreci de o kadar eskiye dayanır. Bu tarihî ve kültürel gerçeklik projelerle oluşturulmaz. Var olan hakkındaki şuurumuz, inancımız değiştirilebilir ve gerilimimiz güdülenebilir22.”

Kösoğlu, milletin oluşumunu modernitenin önüne alan millet tarifiyle uyumlu olarak milliyetçiliği de tarihin her döneminde ve bütün toplumlarında var olan tabiî bir “mensubiyet duygusu”, “farklılık şuuru”, “kimlik bilinci” olarak tarif eder23. “Birlikte yaşamaktan, ortak inanç ve menfaatleri olmaktan, ayni coğrafya ve ayni tarihî kaderi paylaşmaktan ve benzeri ortaklıklardan doğan tabii bir mensubiyet, yakınlık ve dayanışma duygusudur bu24.” Tarihte doğrudan bu isimle ifade edilmemiş olmasının bir önemi yoktur. Kösoğlu, İbn Haldun’un “asabiye” kavramına başvurur, kavramı “gerilim” olarak Türkçeleştirir ve milliyetçiliği bir topluma ve kültüre mensup olmaktan kaynaklanan bir gerilim olarak mütâlaa eder25. Bu gerilim, tarihî dönem ve toplumsal yapıya göre boy ve kavim gibi farklı düzeylerde tezâhür edebilmektedir26. Modernist milliyetçilik teorilerinin temelinde yer alan Sanayi Devrimi ve Fransız İhtilâli gibi değişkenler, Kösoğlu’na göre ancak “yaşanan bir hâl olarak çok eski” olan bu gerilimin, millet düzeyinde hissedilmesine ve milliyetçilik olarak isimlendirilmesi için gerekli olan “bilgi birikimi” ile“özel bir dikkatin” ortaya çıkmasına yardımcı olmuştur27.Bu bağlamda milliyetçilik, “toplumsal açıdan millet aşamasındaki bir topluluğun tarihî/kültürel gerçekliğini idrak edip isimlendirmesinden doğan bir ruhî gerilimdir.28” Türk milliyetçiliği de “imparatorluğumuzun parçalanma sürecinde geçirilen bir yalnızlaşma sürecinin algılanması29” yani “yalnız kalan bir kavmin kendi milli varlığını kavraması ve savunma ihtiyacı30” şeklinde ortaya çıkmıştır.

Kösoğlu’nun sisteminde milliyetçilik, algı düzeyinde ortaya çıkan bir mahiyete sahiptir ve bu özel algı biçimi çeşitli toplumsal projeler üretse de esasta “inşaî bir ilke” değildir31.Türk milliyetçiliği de “millî/nesnel kimliğe yeni şeyler eklemekten çok var olanlarını güçlendirmek ve değişen şartlara göre kimlik unsurlarından bazılarını ön plâna çıkarmak gayretinin adıdır32.”Kösoğlu milliyetçiliği en açık ve basit olarak “milli kültür ve kimliğe sahip çıkmak, onu geliştirmek, hayatın her alanında yüceltmek cehdi33” şeklinde tarif eder. “Millî kimlik duyarlılığı, milliyetçilik demektir34.” “Millî kültür, maddesi ve üslûbu ile millet hayatının bütününü ifade eder. Milliyetçilik bu kimliği koruma ve yüceltme isteğidir35.”Bu ifadelerden de anlaşılmaktadır ki milliyetçilik, Kösoğlu için her şeyden evvel kültürel bir duruştur. Ulusalcılık adı altında ortaya çıkan hareketlere bakışı bu noktada oldukça manidârdır:

“Ulusalcı adı altında ortaya çıkan gerilimler, Türk milliyetçilik geleneğinde olmayan ve kültürel millî kimlik sorunlarıyla da fazla ilgili görünmeyen bir karşıtlık ve tepki gerilimleridir. Güncel özelliği ise, millî kültür meselelerinde hiçbir duyarlılık ve talebi olmadan, bu gerilimlerin iktidara karşı kullanılması görülmektedir36.”

Kösoğlu’nda milliyetçiliğin iki tipe ayrıldığını görmek mümkündür. Doğal milliyetçilik adını verebileceğimiz ilk tip milliyetçilik; kültürün inanç nizâmına göre düşünmek, kültürün meselelerine çözüm üretmek ve imana muvâfıkâm ellerde bulunmaktır ki bir kültürü kuran, geliştiren ve yaşatan işbu milliyetçiliktir. Nitekim Kösoğlu bir inanç hamlesi olduğunu belirttiği milliyetçiliği “esasta bir fikir hareketi yahut sistemi değil, bir duruş ve bakış açısı” kabul eder. “Türk için, Türk’e göre, Türk gözüyle” şeklinde formüle ettiği bu duruş, kendi milletinin meselelerine odaklanarak düşünüp çözüm üretmek, “olayları ve olguları kendi gözümüzle görmek, kavramak ve değerlendirmek; kendi iman sisteminin ışığında, millî amaçlar doğrultusunda, millî ölçüler ve değerlerle kavrayıp yorumlamak”, kısacası kültürün kaynağı ve kurucusu olan iman sistemine, ahlâk nizâmına, kurucu üst ilkelere, medeniyete uygun düşünmek ve eylemek demektir37. Bu açık bir şekilde kültürü kuran iradedir, üslûptur. Bu açıdan milliyetçilik Kösoğlu’nun nazarında “doğal, insanî ve tarihî bir gerçekliktir”, “toplum içinde yaşamanın” ya da bir başka ifade ile bir kültür kurmanın ve bir kültüre sahip olmanın şartıdır. Sağlıklı toplumlarda konuşulmayan, seslendirilmeyen milliyetçilik, toplumdaki bütün fertlerin ortak, ortalama ve doğal tavrıdır38. Bizim gibi modernleşme sürecinde toplum yapısı sarsılan milletlerde bir milliyetçilik tipi daha ortaya çıkmaktadır: siyasî/fikrî milliyetçilik. Kültürün yaratıcı olduğu dönemlerde kendiliğinden işleyen milliyetçilik, modernleşme sürecinde siyasî ve fikrî bir hareket şeklinde ortaya çıkmak zorunda kalır. Bu zorunluluğun altında “Türk kültürünü savunma ihtiyacının39yattığını belirten Kösoğlu, kendi sistemi açısından tutarlıdır.

Kösoğlu’nun kurduğu terminolojik sisteme kabaca göz atarsak şöyle bir yapı ortaya çıkmaktadır: Bir iman sistemi çerçevesinde gerçekleştirilen hayat biçimi kültür, bir milletin yaşama biçimi de millî kültürdür. Millet aynı kültürü paylaşan içtimâî topluluk,milliyetçilik de bu kültüre, yani millî kimliğe sahip çıkmak gayretinin adıdır. Kültürün kaynağında bir iman sistemi yer almaktadır ve kültür/medeniyet bu imana uygun âmellerle kurulmaktadır. Dolayısıyla millet, kültürün kaynağı olan iman/ahlâk sistemi ile bu imanın varlık tasavvuru ve imanın güdülediği âmellerle vücûda gelen millî kültürden oluşmaktadır. Millî kültüre sahip çıkmak ve onu geliştirmek demek olan milliyetçilik ise bu sistem içerisinde millî imana uygun âmellerde bulunmak anlamına gelmektedir. Nihayet tarihî oluş da kendi iman sistemleriyle, bu sisteme uygun düşünce ve âmellerle kendi kültürlerini kuran ve devam ettiren milletlerin hayatı şeklinde cereyân etmektedir.

Devam Edecek…

______________________________

Kaynakça:

1- Erol Güngör, Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik, İstanbul 2003, s. 9-14; S. Ahmet Arvasi,Hasbihal-1, İstanbul 2008, s. 183-198; Yılmaz Özakpınar, Kültür ve Medeniyet Üzerine Denemeler, İstanbul 1998, s. 62-115.

2- Nevzat Kösoğlu, Milliyetçilikte Yeni Arayışlar Yahya Kemal, İstanbul 2009, s. 126.

3- Nevzat Kösoğlu, Türk Milliyetçiliği ve Osmanlı, İstanbul 2000, s. 229.Özakpınar’ın medeniyet teorisi için bakınız: Yılmaz Özakpınar, Kültür ve Medeniyet Anlayışları ve Bir Medeniyet Teorisi, İstanbul 1999.

4- Nevzat Kösoğlu, Kitap Şuuru, İstanbul 1998, s. 107-108, 118-119; Nevzat Kösoğlu,Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler, İstanbul 1997, s. 13.

5- Kösoğlu, Kitap Şuuru, s. 107-108.

6- Kösoğlu, Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler, s. 13.

7- Nevzat Kösoğlu, “Millî Kimlik ve Tezahürleri”, Türk Kimliği Ayvaz Gökdemir’e Armağan-2, İstanbul 2009, s. 10.

8- Nevzat Kösoğlu, Millî Kültür ve Kimlik, İstanbul 2003, s. 9.

9- Kösoğlu, Kitap Şuuru, s. 107-108; Kösoğlu, Türk Dünyası Tarihi ve Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler, s. 13.

10- Kösoğlu, Kitap Şuuru, s. 118-119.

11- Nevzat Kösoğlu, Küreselleşme ve Millî Hayat, İstanbul 2002, s. 68, 136.

12- Nevzat Kösoğlu, Türk Olmak Ya Da Olmamak, İstanbul 2005, s. 8.

13- Kösoğlu, “Millî Kimlik ve Tezahürleri”, s. 10; Kösoğlu, Milliyetçilikte Yeni Arayışlar Yahya Kemal, s. 107.

14- Nevzat Kösoğlu, Türk Kimliği ve Türk Dünyası, İstanbul 1998, s. 27.

15- Nevzat Kösoğlu, Türk Milliyetçiliği ve Osmanlı, İstanbul 2000, s. 21.

16- Kösoğlu, Küreselleşme ve Millî Hayat, s. 137.

17- Kösoğlu, Milliyetçilikte Yeni Arayışlar Yahya Kemal, s. 112-113, 127; Kösoğlu,Küreselleşme ve Millî Hayat, s. 135; Kösoğlu, Türk Kimliği ve Türk Dünyası, s. 93.

18- Kösoğlu, Türk Milliyetçiliği ve Osmanlı, s. 7-21.

19- Kösoğlu, Türk Olmak Ya Da Olmamak, s. 8.

20- Kösoğlu, Milliyetçilikte Yeni Arayışlar Yahya Kemal, s. 13-14, 47; Kösoğlu, Türk Milliyetçiliği ve Osmanlı, s. 7.

21- Kösoğlu, Türk Milliyetçiliği ve Osmanlı, s. 7.

22- Kösoğlu, Milliyetçilikte Yeni Arayışlar Yahya Kemal, s. 32.

23- Kösoğlu, Türk Milliyetçiliği ve Osmanlı, s. 13; Kösoğlu, Türk Olmak Ya Da Olmamak, s. 68; Kösoğlu, Küreselleşme ve Millî Hayat, s. 59.

24- Kösoğlu, Türk Milliyetçiliği ve Osmanlı, s. 13.

25- Kösoğlu, Milliyetçilikte Yeni Arayışlar Yahya Kemal, s. 18-19; Kösoğlu, Küreselleşme ve Millî Hayat, s. 135.

26- Kösoğlu, Türk Olmak Ya Da Olmamak, s. 68; Kösoğlu, Küreselleşme ve Millî Hayat, , s. 59; Kösoğlu, Milliyetçilikte Yeni Arayışlar Yahya Kemal, s. 13-14.

27- Kösoğlu, Türk Kimliği ve Türk Dünyası, s. 26.

28- Kösoğlu, Milliyetçilikte Yeni Arayışlar Yahya Kemal, s. 34.

29- Nevzat Kösoğlu, Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu ve Ziya Gökalp, İstanbul 2005, s. 11.

30- Kösoğlu, Milliyetçilikte Yeni Arayışlar Yahya Kemal, s. 69, 73.

31- Kösoğlu, Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu ve Ziya Gökalp, s. 23.

32- Kösoğlu, a.g.e., s. 37.

33- Kösoğlu, Milliyetçilikte Yeni Arayışlar Yahya Kemal, s. 9.

34- Kösoğlu, a.g.e., s. 127.

35- Kösoğlu, Küreselleşme ve Millî Hayat, s. 136.

36- Kösoğlu, Milliyetçilikte Yeni Arayışlar Yahya Kemal, s. 57-58.

37- Kösoğlu, a.g.e., s. 7, 17, 34-35.

38- Kösoğlu, a.g.e., s. 15-16.

39- Kösoğlu, a.g.e., s. 121.

 

Kaynak :

http://www.turkyorum.com/nevzat-kosoglunun-tarih-kultur-felsefesi-ve-dinislamiyet-milliyetturkluk-munasebetleri-icin-bir-model-denemesi-1/

 

[1] Yrd.Doç.Dr. Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

18622408