Fetret Devri-1

28 Temmuz 1402 tarihinde Türk soyunun yetiştirdiği iki Cihangir, Ankara önlerinde karşı karşıya geldiler. İki ordu arasında yapılan savaşı, resmi yazışmalarında “Demir Han Görgen“ adını kullanan Emir Timur kazandı.

Yendiği ordunun komutanı ise 1389 yılında Kosova savaşında şehit düşen Sultan Murad’ın yerine savaş alanında Padişah ilan edilen Yıldırım Bayezid Han’dı.

O Bayezid Han ki, Padişah olduktan sonra Anadolu’da Türk birliğini sağladı. On üç yıl içinde babasından devraldığı devletin sınırlarını neredeyse ikiye katladı. Hükümdarlığı sırasında İstanbul’u üç defa kuşattı. 25 Eylül 1396 tarihinde mağrur Macar kralı Sigismunt komutasındaki büyük bir Haçlı ordusuna Niğbolu önlerinde acı bir mağlubiyet tattırdı.

Niğbolu kalesini kuşatan ama Türklerin askeri becerilerinden, üstün disiplinlerinden, eğitim, taktik, istişare alışkanlıklarından ve hepsinden de önemlisi hafif silahlı birliklerinin ve okçu süvarilerinin hareket kabiliyetinden habersiz olan şövalyeler “Gök çökecek olsa mızraklarımızla tutarız,“ diye övünüyorlardı. Fakat Avrupa’nın en seçkin şövalyelerinin birçoğu savaş alanında öldü, bir kısmı ise arkasına bile bakmadan kaçtı, Türklerin keskin kılıçlarından kurtulup hayatta kalabilenleri de esir düştü. Niğbolu’da kazandığı zaferden memnun olan Yıldırım Bayezid, kaçan düşmanını takibe kalkışmadı. Buna karşılık, başkentine dönerken muzaffer ordusuyla Yunanistan’ı fethetti.

On bir devletin askerlerinin bir araya gelerek oluşturduğu yüz otuz bin kişilik Haçlı ordusunu yenen, Avrupa’nın en ünlü şövalyelerine önünde diz çöktüren Yıldırım Bayezid Han, Ankara savaşında Barlas soyundan asil bir Türkmen ailesinin evladı olan Emir Timur’a esir düşmekten kurtulamadı.

Bu yenilginin sebebi Bayezid Han’ın müttefiklerinin ihanete uğraması ve düşmanlarıyla her zaman mertçe savaşma isteğinden vazgeçmemesidir. Azim ve irade sahibi, şahsen çok cesur ve değerli bir komutan olan Yıldırım Bayezid, günlerdir peşinden koştuğu güçlü düşmanını Ankara önlerinde hazırlıksız yakaladı. Savaş meydanlarında düşmanlarına arkadan vurmaya, tuzak kurmaya alışkın olmayan, erce dövüşmekten hoşlanan civanmert karakterli Yıldırım Bayezıd, bir yılan gibi sessizce hareket eden Emir Timur’un ordusunu bir gece saldırısıyla yok edebilecekken toparlanmalarına izin verdiği için büyük bir fırsatı kaçırdı.

Savaş başladıktan sonra büyük şehzade Süleyman Çelebi, bu savaşı kazanma şanslarının olmadığını gören vezir-i azam Ali Paşa’nın telkinleriyle, olanca hızıyla süren savaş alanından çekildi.

İnatçı bir yiğit olan Yıldırım Bayezid’in vuruşma sırasında kılıcı kırılmıştı. Ama o gözü kara savaşçı, oğulları gibi er meydanından kaçmak yerine, kazanamayacağını bildiği halde savaşı sonuna kadar sürdürmek istiyor, kaçmayı gururuna yediremiyordu. Bayezid Han, kırılan kılıcını yere çaldı, yerden bir savaş baltası kaptı ve etrafında karıncalar gibi kaynaşan düşmanın üzerine yürüdü. İki ağızlı savaş baltasıyla karşısına çıkanlara öylesine öldürücü darbeler indiriyordu ki, ikinci defa vurmasına gerek bile kalmıyordu. Timur ordusunun ana kuvvetleri tarafından etrafı sarılan Yıldırım Bayezid, son bir umutla düşman okçularını yarıp dağdan aşağı inmeyi denedi. Ama yakalandı, görkemli atından indirildi.

Bayezid Han ile birlikte oğulları Musa ve Mustafa Çelebi, Sarı Timurtaş Paşa, Rumeli beylerbeyi Firuz Paşa, Minnet Bey ve Mustafa Bey’de Emir Timur’a esir düştüler. Esirler iplere bağlanıp, çadırında oğluyla satranç oynayan Emir Timur’un huzuruna çıkarıldılar.

Yıldırım Bayezid esir düştükten sonra Emir Timur, babasını düşmanıyla baş başa bırakarak er meydanından kaçan Süleyman Çelebi’yi yakalaması için torunu Mehmed Mirza komutasında otuz bin askerden oluşan bir kuvveti Bursa üzerine sevk etti.

Zorlu bir yolculuktan sonra Ali Paşa ile birlikte Bursa’ya ulaşmayı başaran Süleyman Çelebi, dinlenmeye bile fırsat bulamadan kız kardeşi Fatma Sultan ile küçük kardeşi şehzade Kasım’ı yanına aldı ve Gemlik körfezine indi. Deniz yoluyla Anadoluhisarı’na çıkan Süleyman Çelebi, böylece Gemlik’e kadar kendisini ısrarla takip eden Emir Timur’un askerlerinin eline düşmekten kurtuldu.

Mehmed Mirza’nın komutanlarından Emir Şeyh Nureddin savunmasız kalan Bursa kalesine girdi. Bursa’da gözetim altında tutulan Karamanoğlu Alaaddin Bey’in oğulları Mehmed ve Ali beyleri zindandan çıkarıp serbest bıraktı. Devlet hazinesinde bulunan altın, gümüş, mücevherat ve değerli kumaşlara el koyan Emir Şeyh Nureddin, şehri askerlerine yağmalattıktan sonra bununla da yetinmedi ve şehri ateşe verdirdi.

Bu büyük yangın fetret devrinde Bursa’nın gördüğü ilk yangındı, ancak sonuncusu olmayacak, Bursa halkı daha çok yangın görecekti.

Osmanlı İmparatorluğu’nun Asya’daki topraklarını fetheden, Emir Timur’un bütün komutanları, oğulları ve torunları Kütahya Ovası’nda buluştular. Büyük Han’ın zaferi için görkemli eğlenceler düzenlendi. Ordusunun tamamına bir şölen düzenleten Emir Timur eski hizmetlerini dikkate almadan Kur’an ve vicdanlara aykırı davranarak, Ankara zaferine gölge düşürmüş olan kendi komutanlarından bazılarını şölen alanında idam ettirdi. Yıldırım Bayezid de Emir Timur’un yanında onur konuğu olarak yemeğe katılmak zorunda bırakıldı.

Ankara savaşının ardından on bir sene sürecek olan fetret devri başladı. Osmanlı tahtını ele geçirmek için şehzadeler arasında yapılan savaşlar Anadolu’yu kan ve ateş içinde bıraktığı gibi Rumeli’nden Avrupa içlerine doğru artarak süren Türk ilerleyişi de durdu. Anadolu, Emir Timur’un yanında Osmanlılara karşı savaşan beyler arasında paylaşıldı ve neticede Türk siyasi birliği bozuldu. İstanbul’un fethi yarım asır sonraya kaldı.

Bizans İmparatoru Manuel ise Yıldırım Bayezid’in Ankara savaşında yenildiğini ve esir düştüğünü duyunca ilk iş olarak Bayezid Han’ın zorlamasıyla İstanbul’a yerleştirilen Türkleri şehirden çıkardı ve camilerini kapattırdı.

Ankara meydan savaşında Osmanlı ordusu yenilip, sert ve eğilmez karakterli Yıldırım Bayezid Han, Emir Timur’a esir düşünce ortada kalan Osmanlı tahtına sahip olabilmek için oğulları arasında on bir yıl sürecek kanlı bir iç savaş başladı.

Asya kaplanı Emir Timur Anadolu’daki tek Hıristiyan şehri olan İzmir’in fethiyle uğraşırken Balıkesir dolaylarında bulunan İsa Çelebi bu fırsatı iyi kullandı ve Timur’un askerleri tarafından talan edilip yakılan, hâlâ dumanları tütmeye devam eden Bursa kalesine girerek Padişahlığını ilan etti.

9 Mart 1403 tarihinde Yıldırım Bayezid Han vefat etti. Timur, Bayezid’in cenazesini Ankara savaşında esir düşen oğlu Musa Çelebi’ye teslim etti. Serbest bıraktığı Musa Çelebi’ye babasının mülkünde hüküm sürmesi için izin veren Emir Timur, babasının ani ölümünden dolayı son derece üzgün olan şehzadeye, Bursa’ya varınca Yıldırım Bayezid’i hükümdarlara yakışır bir törenle defnetmesini tavsiye ettikten sonra yanına kendi askerlerini de katarak cenaze ile birlikte Bursa’ya gönderdi.

Babasının tabutu ile Bursa’ya gelen Musa Çelebi, kardeşi İsa Çelebi’yi şehirden çıkarmayı başardı. Fakat bir süre sonra Bursa yeniden İsa Çelebi’nin eline geçti.

Amasya’da bulunan Şehzade Mehmed, Bursa’da hükümdarlığını ilan eden İsa Çelebi’ye haberciler göndererek Anadolu’nun aralarında paylaşılmasını teklif etti.

İsa Çelebi “ Ben, ulu kardeşim, sen küçüksün,” diyerek bu öneriyi kabul etmedi.

Anadolu’da hüküm süren ve bir türlü anlaşamayan iki şehzade arasındaki savaş kaçınılmaz bir noktaya gelmişti. Uluabad önlerinde yapılan iç savaşta ilk defa Türk askerleri karşı karşıya geldiler, birbirlerine kılıç çektiler ve Türk kılıçlarıyla akıtılan Türk kanlarını kutsal Anadolu topraklarına döktüler.

Kılıç kınından çıkmış, ilk kan akıtılmış, Timur’un yağmalayıp talan ettiği Anadolu toprakları üzerinde son kardeş hayatta kalana kadar sürecek olan ölümüne bir mücadele başlamıştı.

Bir zamanlar ortak düşmana karşı omuz omuza savaşan Paşalar da Osmanlı tahtına sahip olmak isteyen dört kardeş gibi saflarını belirlemiş ve birbirlerine düşmüşlerdi.
Uluabad önlerinde karşılaşan iki ordudan Çelebi Mehmed’in ordusunu Timur’a karşı Ankara kalesini başarıyla savunan Yakup Paşa komuta ediyor, İsa Çelebi’nin ordusunu ise Sarı Timurtaş Paşa yönetiyordu.

Uluabad önlerinde yapılan savaşta Yakup Paşa’nın amansız saldırılarına dayanamayan Timurtaş Paşa hayatta kalmayı başarabilen bir avuç askeriyle geri çekilmek zorunda kaldı. Ağır bir yenilgiye uğrayan Timurtaş Paşa aynı gece çadırına giren kendi kölesi tarafından hançerlenerek öldürüldü.

Uluabad savaşında ordusu bozguna uğrayan ve ordusunun tecrübeli komutanı kendi kölesi tarafından öldürülen İsa Çelebi, kardeşinin eline düşmemek için kaçmak zorunda kaldı ve önce Yalova’ya, sonra da İstanbul’a geçip Bizans İmparatorunun yanına sığındı.

Uluabad savaşını kazanan azim, irade ve enerji dolu genç Çelebi Mehmed, Bursa ve İznik’i topraklarına katarak hükümdarlığını ilan etti. Kölesi tarafından öldürülen Sarı Timurtaş Paşa’nın kafasını kestiren ve Edirne’de hüküm süren büyük biraderi Süleyman Çelebi’ye gönderen Çelebi Mehmed, bu hareketiyle Anadolu’nun mutlak hâkimi olduğunun herkes tarafından bilinmesini istiyordu.

DEVAM EDECEK
 
KAYNAKLAR
BÜYÜK OSMANLI TARİHİ: Ord. Prof. İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI
BÜYÜK OSMANLI TARİHİ: Baron Joseph Von Hammer Purgstall
OSMANLI TARİHİ: Alphonse de Lamartıne
OSMANLI TARİHİ: Lord Kınross
Yazar
Hasan ERDEM

Hasan Erdem; 1961 yılında Tekirdağ ili Hayrabolu ilçesi Kutlugün köyünde doğdu. İlkokul, ortaokul ve liseyi Eskişehir’de okudu. Askerden geldikten sonra Bursa’da otomotiv sektöründe üretim yapan bir firmada 25 yıl güvenlik şefi ol... devamı

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2024

medyagen