Kültür – San’at Yazıları

Prof.Dr.Tamilla Abbashanlı ALİYEVA[i]

Makaleyi bu günlerde bir facia sonucu hayatını kaybeden Azerbaycan Türkoloji ilminin önde gelen alimlerinden  dünyaca ünlü bilim insanı Ord.Prof.Dr. Tofik Hacıyev’in ölmez hatırasına ithaf ediyorum.

***

Neden bu makaleyi Ord.Prof.Dr.Tofik Hacıyev’in ruhuna ithaf ettim? Türk Dünyasının büyük şairi dilimizi ince ince, nakış nakış şiirlerine işleyen, sözün ressamı şair Yavuz Bülent Bakiler’ in 21 Eylül 2003 yılında Karacaoğlan şiir şöleninde imzalayıp bana verdiği Harman kitabında Ord.Prof.Dr. Tofik Hacıyev şair hakkında şunları yazmıştır: Yavuz Bülent’i okudukça gördüm ki, onun kaleminden çıkanlar hem şiirdir, hem Türkçenin tarihidir, hem Anadolu köylerindeki Türklerin canlı dilidir. Bu dil layla (ninni) gibi temizdir.  Yavuz Bülent’in Türkçesi benim Türkçemdir. Benim Türkçem Yavuz Bülent’in Türkçesi’dir.

"Mehmet Ali Kalkan’ın kelime mimarisine baktığımız zaman görüyoruz ki, onun tertemiz, pırıl pırıl ve zengin bir Türkçesi var. Şiirlerini güzel ve çekici kılan özelliklerin başında, bana göre onun bu dil zenginliği, Türkçe hassasiyeti geliyor. Yani Mehmet Ali Kalkan, bizim dil zevkimizi bozacak bir tek uyduruk-kaydırık kelime kullanmıyor. Kalkan, şiirlerini hep anamızın sütü gibi helal ve güzel kelimelerle örüyor." Evet, Tofik Hocamızın değerli şairimiz Yavuz Bülent Bakiler için dediği fikirleri Yavuz Bey Mehmet ali Kalkan için demektedir.  Tofik Hocam Yavuz Bey için "Türkçenin tarihini yazan şair kelimesini kullanmıştır. Yavuz Bey de o fikirleri bir başka şekilde Mehmet Ali Kalkan için demektedir: "Mehmet Ali Kalkan kültür köklerimize çok bağlı ve sevdalıdır.  Dini inancımız, dünya ve ahret anlayışımız, tarih şuurumuz, insan sevgimiz, vatanımıza-milletimize yürekten bağlılığımız onun şiirlerinde kendine yuva kurmuştur."

Burada güzel bir üçlük görmekteyiz.  İki şair Anadolu’dan, bir bilim insanı Kafkasların yıldızı Azerbaycan’dan aynı fikirler, aynı düşüncelerle yaşıyorlar. Nurlar içinde uyuyan Tofik Hocam çok başarılı şair Yavuz Bülent Bakilerin Türkçesine hayran, Yavuz Bülent Mehmet Ali Kalkan’ın Türkçesine hayran.. Kendi dediği gibi: Hayatımda hiç kimseyi, ama hiç kimseyi kıskanmadım. Ama imrendiğim kimseler elbette çok oldu. Mehmet Ali Kalkan’ın şiirlerini okurken, doğrusu ona çok imrendiğimi ve zaman zaman "Ah keşke ben de böyle güzel şiirler yazabilseydim" diye iç çektiğimi bilmelisiniz.           

Mehmet Ali Kalkan’a verilen bu değerden sonra ben de şaire imrendim ve şiirleri su gibi içmeğe başladım, evet, okumadım, su gibi içtim... Güzel şiire hasret kalanlar gibi, suya hasret kalanlar gibi yana yana içtim mısraları... Ve yazacağım makaleye önce isim aradım ve dörtlükteki son mısra kalbimi çaldı, ben, sadece ben olurum makaleye başlık- dedi...

Şükür, bende ben Yaşatan,

Şükür, tende can yaşatan,

Şiir şiir, vatan vatan,

Türk olmak güzel mesela.           

"Türk olmak güzel mesela..." başlığına hayır dua verdim ve mısralarla kol boyun olup şiirin yollarına düştük.  

        

Mehmet Ali Kalkan’ın şiirlerinin konusu esasen Türk’ün kahramanlıklarla dolu şerefli tarihimiz ve soy kökümüz hakkındadır. Bu konuyu etraflı, daha derinden işlemek için diğer konular da bize yardım etti. Gerçekten Yavuz Bülent Bakiler’in dediği gibi, Mehmet ali Bey Türkçeyi sür gibi sağmış, okurlarına içirmiştir. Eğer bu şiirler hakkında makale yazmalı olsak birkaç konu rahatlıkla işlenile bilir. Örneğin; Vatan, Millet, Tarihimiz, Soy kökümüz; Dinimize saygı; Ölüm, Fani Dünya, Üstatlara Saygı vs. Şiirler dil ve üslup yönünden incelenirse mutlaka edebiyat teorisinde verilen kuralların burada nasıl kullanıldığına dikkat yetirmek lazımdır. Özellikle, eserin diline ve üslubuna bakmak lazımdır. Sonra ise şiirin dilinde kullanılan leksik vahitleri incelemek lazımdır. Bildiğimiz gibi, leksikoloji ilminin araştırma, inceleme objesi sözdür. O sözün manasını (gerçek ve mecazi) belli ediyor,  menşeini (Türk veya alınma) öğreniyor, sözün uygun sinonim ve antonimi seçiyor. Şiirin dilindeki folklor örnekleri de dili zenginleştirmektedir.      

mehmet ali kalkan

   

Mehmet Ali Kalkan’ın Gök Aradık Tuğlara adlı şiir kitabındaki konular çok olsa da en önemli konu kahramanlığın çiçek açtığı tarihimiz ve soy kökümüzdür. Bir de eserin dil ve üslubu dikkatimizi çekti. Yani eserin poetikası. Antik dönemde Yunan bilim insanı Aristo’nun, XVII asırda Fransa’da Aristo’nun Poetika eserinin etkisiyle Edebiyat Teorisi ─Poetika adlı eser─ yazan Nikolo Bualo’nun diliyle eserin poetikası bizi hayran etti. Gerçekten şiirlerin poetikası şahane, yani alanın üstünde. Bu poetikayı da zenginleştiren kulakları tırmalamayan, çok kullanılmış tekrar sözler değil, çimende açılan nadide çiçekler gibi sözlerdir. Mehmet Ali Kalkan’ın halkın söz hazinesinden tane tane seçerek söz dağarcığına yığdığı ve şiirlerinin diline dizdiği sözler bizi bizden aldı, esrarengiz bir dünyaya götürdü, kalbimizden: ─Allah’ım, dünyada ne mucizeler yaratmışın─ demekten kendimizi tutamadık. Söz hiridarı çok değerli Yavuz Bülent Bakiler Hocama hak kazandırdım, dedim ki,  bu şiirler söz ustasını imrendiriyorsa, o zaman bizler bu güzellik karşısında şaşırıp kalacağız. Bazı insanlar var ki, doğada biten çiçeklerin, otların bin bir derde deva olduğunu biliyor ve bunları toplayarak lokman hekim gibi insanlara içirir, onlara hayat veriyorlar. Halkın söz hazinesi de zengin, şifalı çiçek ve otlarla dolu olan çimene benzer. Mehmet Ali Kalkan ve onun gibi güçlü şairler de halkın söz hazinesi olan çimende dolaşır, oradan nadide, kalpleri gönülleri iyileştiren sözler seçerek dolu gönülleri daha da zenginleştirir, boş gönüllere girip oraya huzur, sevgi, barış, merhamet tohumları atıyorlar. Evet, Mehmet Ali Kalkan da gönüllerin Lokman Hekim’idir bizim fikrimizce.           

Sıra ile şairin şiirleri hakkında yazarken şiirlerdeki leksik vahitler, mecazlar, deyimler ve sözlü edebiyat hakkında makaleler yazmayı düşündük. Şiirlerde temeli Antik Roma Edebiyatının ünlü komedyanı Plavt’ın Hazine eserinde atılan söz oyunu türü de dikkatimizi çekti. Bu hakta da makale yazıla bilir. Dâhili kafiyeler ustalıkla kullanılmıştır. Biliyoruz klasik edebiyatımızda, özellikle, sözlü edebiyatımızın incisi olan manilerde cinas çoktur. Azerbaycan’ın üstat ozanları Aşık Elesger, Sarı Aşık, Aşık Kurbani, Molla Cuma vs. aşıkların cınaslı koşmaları fazladır. Bir Azerbaycan manisi:

Aziziyim Salyana,

Dara zülfün sal yana,

Nicesin bir ah çekim,

Çay kuruya, sal yana.

      

Bu örneği Mehmet Ali Kalkan’dan:

Gökyüzü çadırımdı, say ki, dağlar kanattı,

Gün oldu yaralarım dost bildiğim kanattı,

Kanattığı yetmedi hatırama kan attı.

Makalemizde Mehmet Ali Kalkan’ın Gök Aradık Tuğlara kitabındaki şiirlerin içerisinde kullandığı leksik vahitlerden, yani şiirin leksikolojiden konuşacağız.               

Önce leksika nedir? Sorusuna cevap verelim. Azerbaycan’ın ünlü bilim insanı rahmetli Prof.Dr.Hasret Hasanov Çagdaş Azerbaycan Dilinin Leksikası adlı kitabında leksikoloji sözünü açıklarken şunu söylemektedir: Leksika dilin lügat terkibine dahil olan bütün söz, temrin, frazeoloji birleşmelerin  bir arada bulunmasıdır. Leksikolojinin esas araştırma objesi sözdür. O sözün manasını (gerçek ve mecazi) belli ediyor, menşeini öğreniyor, sözün uygun sinonim ve antonimini seçiyor.      

Mehmet Ali Kalkan’ın şiirlerinin dilinde çok sayıda sinonim ve antonim vardır, onun dilinin zenginliği de bunlardan geliyor. Önce sinonimlere dikkat edelim. Sinonim ne demektir? Yine Hasret Hasanov Hocamızın dediği gibi, Sinonimler bir genel mana ile ilgili olup bir mefhumu çeşitli şekilde adlandıran, leksik semantik sürümlerine göre aynı hesap eden, manaca yakın sözlere denilmektedir. Sinonimleri araştırırken bu önemli özelliklere dikkat yetirmek lazımdır: 1. Mana yakınlığı; 2. Sıra düzeltme; 3. Karşılıklı yer değişme; 4. Çeşitli kuruluşa malik olması, 5. Aynı nitk hissesine ait olması (fani isim, fili sıfat vs.) 6. Aynı fonksiyonu taşıması, 7. Sözün çokanlamlılığı.          

Gelin birlikte Mehmet Ali Kalkan’nın Gök Aradık Tuğlara kitabındaki şiirlerde kullandığı sinonimlere dikkat edelim.

1. Mana yakınlığına göre sinonimlerde manaca yakın, formaca çeşitli sözler bir mefhumu bildirmelerine göre birleşir. Sinonimlerde genel olan eşya değil, mefhumdur.

                                                      

Yağmuruna, karına,

Yokluğuna, varına,

İbrahim’in narına,

Dağ dağ ataşa yazdım. S.20)

     

Buradaki sinonimler yağmur, kar manaca yakın sinonimlerdir.

2. Sinonim münasebette olan söz gurupları sinonim cerge (sıra) adlanır. Sinonim guruplar çeşitli kuruluşlu sözleri leksik-semantik sürümlerine göre birleşir.  Sinonim cergenin (sıranın)bütün üyeleri aynı formada olmalıdır.

                                

Çınarlara hilal doğsun, aşiretten çıksın devlet,

Devlette yok eş, dost, hısım... Emmi, dayı aşirette (s.49)

3. Sinonim sözlerde yer değişme. Şiirde şair tekrardan kaçmak, ince mana çalarlığını ifade etmek, üslupta rengârenklik oluşturmak maksadı ile manaca aynı veya yakın sözlerden istifade ediyor.

                                                          

Baş vardır boyun egen,

Baş vardır arşa değen.

Deryayı özlemeyen,

Irmak olmaz, çay olmaz. (s.36)

4. Çeşitli kuruluşluk. Sinonim çeşitli köke malik, çeşitli kuruluşlu sözlerdir. Kökü aynı olan sözler ek kabul etseler de sinonim sayılır.

Boğa için boğaç gerek,

Şahin gitmez leş üstüne (s.22)

Bilen bilir kim haksızdır kim haklı,

Fıtratımda nice âlemler saklı (s.100)

5. Aynı nitk hissesine ait olma. Sinonim sözler aynı nitk hissesine ait oluyor.

İsim:

Deryayı özlemeyen,

Irmak olmaz, çay olmaz (s.36)       

İsim ve yer zarfı:

Anlatır Hoca Yesevi,

Yesevi ki, iman yeri.

Işık ışık, sevi sevi,

 

Irmaklar denize doğru (s.46)    

   

Fiil:

Dün gittiğim yerlere,

Bugün de varılmaz mı? (s.23)

Yardımcı nitk hissesine ait olma:                                            

İster unutmayı her daim çağır,

Yine de gönülde özlemler büyür.

Hasretler "acaba", "keşke"yle uyur,

Ümitler buğulu, daralı işte (s.94)

6. Aynı görevi taşımak.

Hıra benim, Tur da benim, Ural da,

Kurt da bende, kuş da bende, maral da,

Bey de benim, han da benim, kral da,

Benim işte yeryüzünde tuğlar ey! (s.100)

7. Sözün çokanlamlılığı.

Hey hey’li nidalarla,

Âminli dualarla.

Hıra’lı sevdalarla,                                                   

Yana-tutuşa yazdım (s.20) 

Yan-taraf anlamında da kullanılır, tutuşmak – ele ele tutuşmak gibi kullanılır. Burada ise yana ─ yanmak anlamında, tutuşmak-tutuşup yanmak anlamındadır. Veya: Geceye göz ekledim, her daim bakmak için (s.113)  ifadeleri de hem çok manalıdır, hem de aynı görevi taşıyorlar.                     

Şimdi ise Mehmet Ali Kalkan’ın Gök Aradık Tuğlara kitabındaki şiirlerin dilinde çok sayıda antonimler vardır. Antonimlerin kullanılması şiirin diline ne katmıştır? Gelin antonimler hakkında Prof.Dr.H.Hasanov’un bilgilerine baş vuralım.                  

"Antonimler kemiyet ve keyfiyet, zaman ve mekân içerikli mefhumların zıt yönlerini ifade eden çeşitli fonetik terkipli sözlerdir. Bir mefhumun zıt, eksi yönlerini gösteren, formaca çeşitli, manaca bir birine ters olan sözlerle ifade olunan semasioloji olaya antonim denilir".        

Aslında antonim Yunan sözüdür, zıt anlamlı iki sözün birlikte adıdır. Antonimlerin tasnifinden konuşurken onu demek lazımdır ki, antonimler dil vahitlerine, menşece, kuruluşça, manaca vs. türlerine göre araştırılmalıdır, aynı zamanda mutlak ve nispi antonimler de vardır.         

Şimdi ise M. Kalkan’in şiirlerinin dilini zenginleştiren antonimler hakkında konuşmadan önce okurlarımıza şunu demek istiyoruz ki, Antonimlerin tasnifini sinonimler gibi ayrıntılarla vermedik. Örnegin, 1. Dil vahitlerine göre antonimler; 2. Antonimlerin menşece türleri; 3. Antonimlerin kuruluşca növleri; 4. Antonimlerin nitk hisselerine göre tasnifi; Mutlak ve Nispi antonimler. Gelecekte sinonimleri ve antonimleri ayrı ayrı yazarsak bunu da yapacağız.

Şairin şiirlerinde 40’dan fazla antonim bulduk ve inceledik. Tabii ki, örneklerin hepsini mısralarla vermek imkânsız. Birkaç örnek verip diğer örnekleri de tek tek takdim edeceğiz.

                                                           

Adalet yaya yaya,

Güne, geceye, aya,

Yerdeki karıncaya,

Gökteki kuşa yazdım (s.19)

 

Dağ, ova, deniz, dere,

Dirlik verdi erlere.

Dün gittiğin yerlere,

Bugün de varılmaz mı? (s.23)

 

Günü geldi düştüm dara,

Yakın baktım uzaklara.

Dünya iki hükümdara,

Çok gelirdi, az belledim (s.27)

 

Gâh ateştim, dut ağacı yandırdım,

Gâh su oldum günahları söndürdüm.

Rüzgâr oldum pervaneler döndürdüm,

Diyar diyar aşk yaktığım yerdeyim (s.34)

 

Gece kara, gün beyaz,

Düşlerim ayaz ayaz.

Diriler ölüden az,

Ah etmek hakkımız var (s.65) 

                   

Bu örneklerdeki gün, gece, yer, gök, karınca, kuş, dağ, ova, deniz, dere, dün, bugün, ateş, su, yandırmak, söndürmek, yakın, uzak, çok, az ifadeleri antonimlerdir. Göründüğü gibi şair bir bendin, bir mısranın içinde birkaç antonim kullanmıştır. Bunlar fikrin, sözün, şiirin zenginliğini artırmıştır. Buradaki antonimler nitk hisselerinin çeşitli türlerindedir. İsim, sıfat, zarflık, say, fiildir. Karınca, kuş, ateş, su isim, yandırmak, söndürmek fiil, gece, gündüz, dün, bu gün zaman zarfı, az, çok saydır.     

Son dörtlüğün içerisi hem dilcilik, hem mana, idea bakımından çok zengindir. Mecazi anlamlar şiirin felsefi gücünü artırmıştır. Özellikle "Diriler ölüden az" ifadesindeki satır altı anlam insanın varlığını yerinden koparır semum yellerine vererek uçsuz bucaksız sahralara götürür. Bu mısradan sonraki açıklama mısranın içindeki fikri açıklamaya çalışsa da gücü yetmemiş, söz bir kere denilmiş artık, açıklamaya ihtiyaç yok. Akıllı okuyucu mesajını aldı...

Gündüzü kara günün; Gecesinde ay olmaz (s.36)  Bu iki misrada verilen Gündüz gece ifadesi antonimdir, ama iş bununla bitmiyor. Burada şairin istidadı sayesinde kara ve ay sözleri de antonim sayıla bilir, antonimin bir başka türüdür, çünkü kara karanlık anlamdadır, aslında gerçek değil, mecazi anlamdadır, çünkü halk arasında bir deyim vardır, "Onun günü karadır" yani hayatı çilelerle doludur anlamda. Burada da eğer insanın günü karadırsa gecesinde de ay yoktur, çünkü ayın işıgı geceyi aydınlatır, onu süt renginde ediyor. Demeli iki mısrada hem mutlek (gerçek) antonim, hem de nispi antonim vardır. Yine örnekler:  Sen küçüksen, dünya büyük; Sen büyüksen dünya küçük (s.44). Bu mısrada da mecazi anlam var, aslında örneklerde örnek getirdiğimiz örnek dörtlük şeklinde verilecek, ama makalenin çok uzun olmasın diye dikkat ettiğimiz için örneği tam anlatmak zor oluyor. Bu mısrada hem antonimler, hem de şairin kendine mahsus özel söz oyunu var. Burada da mutlak ve nispi antonimler vardır, nispi antonimler içerinde mecaz taşıyor. "Kor götürün buza doğru" (s.46). Burada kullanılan kor buz mutlak antonim değil, içindi mecaz olan nispi antonimdir. İnsanın içinde vatana zor günlerde nasıl yardım edile bilir, vatan anaya yardıma koşun gibi bir sesleyiş vardır: Dermanı sizdedir ancak ifadesi buna işarettir. Getirdiğimiz örnekler Kuruluş ve Hedef şiirindendir. Bu şiir baştanbaşa mecaz, deyim, antonim, sinonimdir. Hatta burada öyle ifade var ki,  edebiyatımızda, şiirimiz dilinde ilk defadır ki, M.Kalkan kullanmıştır. Kullandığı ifade hem sinonim, hem antonimdir. Bu şiirde güneş mum ifadesi aslında antonim sayıla bilir.Büyük küçüklüğe göre, ama her ikisi ışıklandırmak gücüne malik oldukları için sinonim sayıla bilir. Hatta bu Nobel ödüllü Hint yazarı R. Tagor’un dilinde de vardır. Diyor ki, "mum veya çırak Güneşe sen benim bacımsın" diyor. M. Kalkan’ın Kuruluş ve Hedef şiiri ayrıca incelenmek ister. Çünkü şiir baştan başa sinonim, antonim, deyim, söz oyunu folklor örnekleri ile doludur. Birkaç örnek: Haksızlık-adalet; Yokuş-düz; Kara kış-yaz; Gök yer; Ay-toz (toz nispi); Karalar-al, Diken-gül; Kabuk-öz; Hayır-Şer; Karınca-fil; sabah-akşam; yeşil-çöl (nispi); uzak-yakın vs. Dediler ki şiirinde Dag-düz; mazi-ati; karalar-akta (s.51) Öteler şiirinde elmas-kömür (s.73); Ölen – yaşayan (s.82); korkak-er (83); Egri-doğru (s.87); yer-gök (s.87); kötü-iyi; uzalır-kısalı (s.94) Burada uzalır-kısalır mecazi anlamdadır); yatmak-yürümek; sevgi-dert (s.99); gölge-ışık (s.110); vuslat – hayal (hayal nispi); gece-gün; uzar-kısalı (s.111); ne ölü-ne diri (s.112); Bana Ellerini Ver şiiri de ayrıca incelenmek ister, tertemiz sevgi konusunda en güzel şiir. Şiirde gözyaşı gibi tertemiz duygular, ince ruh, zarafet, ölmez aşk var. Burada da bol bol antonim vardır. Gök-yer; yaz-kış; kök-dal; sus-konuş; ilk-son gölge-gün; serin-sıcak (s.120-121). Şiirde mecazi ifadeler bol kullanıldığı için şiirin dili çok zengindir.      

Biz bu makalede sadece M. Ali Kalkan’ın Gök Aradık Tuğlara kitabında topladığı şiirlerin dilindeki sinonim ve antonimlerden konuştuk. Bir soruya da cevap vermek istiyoruz:- Sinonim ve antonimler M. Kalkan’ın şiirlerinin diline neleri kattı? Önce sinonimlerin bedii edebiyatta, özellikle, şiirde işledilmesi sözün manasının daha dakik anlaşılmasına yardım oluyor.

1. Sinonimler esasında ortaya çıkan çift sözler semantik yönden mefhumları ilmi ve bedii dakikleştirme, genelleştirme ve kuvvetlendirme maksadıyla işletilir, örneğin;

Oğul!  Ben bu sözleri,

Kavim, kardaşa yazdım (s.19)

2. Sinonimlerin mısrada bir birinin ardınca verilmesi manayı kuvvetlendirir, örneğin;

Deryayı özlemeyen,

Irmak olmaz, çay olmaz (s.36)

3.  Sinonimlerin şiirsel konuşmada kullanılması ahenk darlığı artırır, şiire müzik katıyor.  Örneğin;

Gurur, kibir öte düşe,

Uzak olsun şer kapısı (s.72)

Dünya lokma Yunuslara

Ekmek, hamurdan ötesi (s.73)

4. Şiirdeki bedii fikirlere belli bir üslup-ekspressiv çalarlık vermek, fikrin dakik -ve aydın ifade olunması, tekrardan kaçmak için sinonimler kullanılmaktadır. Örneğin;

Mensubuyuz Yüce Dinin,

Yeri yok riyanın, kinin (s.72)         

Şimdi de antonimlerin şiirin diline faydası hakkında sonuçlara bakalım. Öncelikle onu demek lazımdır ki, şair ve yazarlar antonimler aracılığı ile eserlerinin dilinde lakonik, portatif, somut vs. özellikler oluşturmak veya olayların, karakterlerin manevi dünyasını açmak için antonimlerden istifade etmektedir.

1. Şair veya yazarlar kahramanların tuttuğu sosyal durumu tezatlı formada okurlara iletmek için antonimlerde müracaat ederler. Örneğin; Şair Bana Ellerini Ver şiirinin lirik kahramanı olan delikanlının sevdiği kıza olan duygularını daha da kuvvetlendirmek için antonimlerden istifade etmiştir:

Sevgisiz dünya kurak,

Gönül ilk ve son durak.

Kokunu yele bırak,

Bana ellerini ver (s.120) 

2.  Şairler antonimler aracılığı ile lirik kahramanların iç dünyasını açarak onun kalbindeki acıları okurların dikkatine iletmeğe çalışıyorlar. Babamın Mezarında adlı şiirdeki lirik kahraman babasının vefatından doğan acıları dile getirmektedir:

Hem varda, hem yoktasın,

Gidilen duraktasın.

Bir nefes uzaktasın,

Baba seni özledim (s.102)

3. Şairler doğayı daha esrarengiz göstermek için antonimlere müracaat ediyorlar:

Gelin gibi süslensen de her bahar,

Kış gelende ümidine kar yağar.

Sur üflense bir nefeslik canın var,

Mağrur olmak nene derim dağlar ey? (s.100)

4. Şairler tezatlı zaman, mekân, kemiyet anlayışlarını verirken antonimlerden istifade ediyorlar:

Zaman:

Gündüzler güneşin tapulu malı,

Geceler içinde belli ay oğul (s.25)

Mekân:

Dağ, ova, deniz dere,

Dirlik verdi erlere. (s.23)

Kemiyet:

Az milletim, çok oldum,

Yıldızlara gök oldum (s.55)

5.  Şairler lirik kahraman, eşya, doğa olayları ve diğer olaylar hakkında aydın, güzel fikir oluşturmak, aynı zamanda fikri daha dakik, emosional (duygulu) vermek için antonimleri kullanıyorlar.

Gök karışır yere vurur,

Gece biter gün kurtulur.

Ölünce doğmaya durur,

Tohum çürür aşk içinde (s.109)

Böyle, Türk dünyasının tanınmış şairi Mehmet Ali Kalkan’ın şiirleri üzerinde leksik vahitlerle ilgili çalışmamıza son versek de inanıyoruz ki, o biri konular da bir gün onlara da sıra geleceklerini bekliyorlar. İnşallah, bu işi bizim yapmaya imkânımız olmasa da biz genç araştırmalara nasıl derler, "ipucu" verdik. İnanıyoruz ki, onlar da bizim Mehmet Ali Kalkan’ın şiir gülistanından açtığımız yolla bizleri takip edecekler ve bir gün Mehmet Ali Kalkan’ın şiirlerinde vatan, millet konusu; Şiirlerde tarihimiz, soy kökümüz; Şiirlerde deyimler; Şiirlerde kullanılan folklor örnekleri, Şiirlerde tarihimiz, soy kökümüz, Şiirlerde aşk konusu üzerinde ciddi bir araştırma, inceleme yapacaklar. Şimdi ise Mehmet Ali Kalkan’ın şiir gülistanından ayrılmak istemesek de ayrılmak zorundayız, ama bir gün yeniden bu gülistanda buluşacağımıza da eminiz. Ne diyelim? Böyle derin içerikli, felsefi yönden zengin olan, Türkçemizin aydan arı, sudan duru sözlerini ustalıkla kullandığınız için Size sadece yazan elleriniz, düşünen beyniniz yorulmasın. Her zaman elinizde kalem, yüreğiniz millet, vatan, halk sevgisi olsun. Her zaman dilinizde Allahü Ekber, yüzünüzde solmayan tebessüm, odanızda güneş, yolunuzda yeşil ışık olsun...

gok aradik tuglara

------------------------------------------------------

[i] Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü,Öğretim Üyesi

Medeniyet Tasavvuru

Neşet TOKU
Hukuk Üzerine
Saadettin Yağmur GÖMEÇ
Eski Türk Dininin Temel Özellikleri
Zeki Salih ZENGİN
İslam, Ahlâk ve Etik

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

27751881