Kültür – San’at Yazıları

                                                                                                                                          

 

Mehmet Ali KALKAN

Rasim Köroğlu ile tanıştığım ilk zamanlardaydı,bir türkü başladı radyoda;                                               

Yolumuz gurbete düştü

Hazin hazin ağlar gönül

Araya hasretlik girdi

Hazin hazin ağlar gönül

Garip garip ağlar gönül

Dertli dertli ağlar gönül

 

Son kıtası da şöyleydi;

Beyhani’yim budur halim

Yardan ayrı düştü yolum

Bu hasretlik bize zulüm

Hazin hazin ağlar gönül…

Sonra konu aşıklardan açıldı. Beyhani’den  Reyhani’ye geldi ve orada kaldı.

Rasim, Aşık Reyhani’yi çok seviyordu. Daha yıllar önce bir ilçede öğretmenlik yaparken bir mekanı salona benzetmiş Aşık Reyhani’yi davet etmiş, orada konser verdirmiş. Sonra Rasim’le beraber defalarca Aşık Reyhani Ağabey’le aynı mekanlarda bulunduk, evine misafir olduk, programlar düzenledik. Güzel hatıralar biriktirdik. Rasim hadiselere mizahi gözle bakınca da her şey daha da güzelleşiyordu. Aynı  zamanda Türk Aşıklık geleneğini çok iyi biliyordu. Hafızası mükemmeldi. Türk Aşıklık Geleneği ile okumadığı kitap yoktur. Ben de bulduğum kitapları alıp Rasim’e verirdim. Rasim yurt içinde, yurt dışında Halk aşıklarıyla defalarca program yaptı.

                                                                          &   &  &  

Babamın gözleri yaşlılıktan ve şeker hastası olmasından dolayı zor görmeye başlamıştı.Bir de Ankara’ya götürelim istedik.Babam ,Rasim ve ben Ankara’ya gittik,muayene olduk.Oradan şair -yazar Ahmet Tufan Şentürk Ağabey’in evine  uğradık.Ahmet Ağabey bize bir otlu çorba yaptı ki mükemmel.Babam vefat edinceye kadar o çorbadan bahsederdi.Sanki yolda ya da Ankara’da yemek yiyecek yer yok gibi annem bunlar aç kalmasınlar diye domates,salatalık,biber koymuş,köfte yapmış,yumurta haşlamış,börek yapmış.Yol kenarında oturduk.Gazeteyi yaydık bir güzel karnımızı doyurduk.

Ahmet Tufan Şentürk Ağabey Hisar Dergisi yazarların da, yazı işleri müdürlüğünü yapmıştı. Sık sık uğradığımız yerlerden biriydi. İlk şiir kitabım Geceye Göz Ekledim çıktığında  Rasim’le matbaadan almış, Ahmet Ağabey’e gitmiştik. Ahmet Ağabeyde zorla 1.000 TL para vermişti. Zaten ilk ve tek parasını aldığım kitaptı. Ötekileri eşe dosta dağıtmıştım.

28 Mayıs 2011 tarihinde yapılan bir tören’e Rasim’le beraber Ahmet Tufan Şentürk Türk şiirine hizmet ödülü almıştık.

                                                                           &   &   &

Rasim’e “hadi” deyince bir yerlere giderdik. Bir gün Eskişehir’de oturuyoruz. Telefon ettik. Dilaver Cebeci Ağabey Esen köydeki evinde imiş. Arabamıza bindik gittik. Dilaver Cebeci Ağabey’in yanına gece yarısında vardık. Ayla Abla, İbrahim Okur, Dilaver Ağabey ile epey sohbet ettik. Daha sonraki bir tarihte Rasim’in Bursa’da Aşıklık Geleneği’ni anlatması kararlaştırıldı. Bursa da tarihi bir mekanda misafir olmuştuk, Rasim Aşıklık Geleneği’ni anlatmıştı. 

 

ibrahim sagir dilaver cebeci mehmet ali kalkan rasim koroglu

İbrahim Sağır, Dilaver Cebeci, Mehmet Ali Kalkan, Rasim Köroğlu

  

                                                                          &   &   &  

Bir şiir şöleninde ezan başladı, okuyan arkadaş sustu, ezanın bitmesini bekledi. Ezan bitince de sordu, ezan hangi makamda okundu diye. Rasim cevap verdi;

“Makamını bilmem ama okuyan hoca çok güzel okudu” sonra görev yaptığı köylerden birinden hatırasını anlattı. Köyde sabahtan akşama kadar tarlada uğraşan adam yorgun argın köy camisinin önüne gelir. O sırada ezan okunmaya başlar Köroğlu, köylüye “nasıl, hoca ezanı güzel okuyor, değil mi?” deyince “okuyacak tabi” der köylü,”dinlenik adam.”  

 

rasim koroglu2

Rasim Köroğlu

 

&   &  &   

İstanbul’da Pera Palas’ta yapılacak şiir şölenine gidilecek önceden bir liste hazırlıyorlar. Proğramı Feyzi Halıcı, Gültekin Samanoğlu,Ahmet Özdemir hazırlayıp sunuyor. Pera Palas Osmanlıdan kalma bir otel,sahibi şiiri çok seviyor. Bu toplantıya  İstanbul’dan ve diğer illerden şairler katılıyor.

Rasim her hadiseye mizahi gözle bakar ya bu gidişi de şiirleştirmiş. Bir hafta kimler gidecek diye araştırmış. Toplantıya Muharrem Kubat ile Nedim Uçar gelmiyor. Gidenler İbrahim Sağır, Rasim Köroğlu, Ertuğrul Şakar, Mustafa Ünal, Kuddusi Çetinkuş, Mehmet Yavuz, Aydın Çetinkaya. Yolculuk trenle olacak. “Ertuğrul Şakar pikniğe gider gibi ne varsa almış gelmiş bir piknik tüpü eksik diyordu” Rasim şöyle başlamış şiire;

Aziz dosttum sana ben bu şiiri,

Okuyup okuyup gül diye yazdım

Bir kenara atıp gamı kahiri,

Birazcık neşeyle dol diye yazdım,

 

Yedi günde yapmış ya planı.

“Bunlarla yolculuğa çıkılmaz" diye bazıları da gelmemiş. Bu kıta da oraya;

 

Yedi günde tamam ettik planı

Gitmem dedi çıktı işin bileni

Bizlerde topladık geri kalanı

Doldurduk treni ful diye yazdım.

Tren Ankara’dan kalkıyor,gece yarısı Eskişehir’e geliyor. Bizim gurupta kalabalık, tren kapısı da arızalı biraz da gürültü yapınca yolcular rahatsız oluyor haliyle. Onları da şöyle anlatmış Rasim;

İstasyonda kaldı piknik tüpümüz

Gürültü, patırtı dolduk hepimiz

Bozuk çıktı trendeki kapımız

Böylece başladı yol diye yazdım  

Yolcunun birisi “Biraz saygılı olun, uyuyan insanlar var” deyince Mustafa; şimdi bindik, yerleşelim susarız demesi gerekirken “Daha yeni başladık” diye konuşunca yolcu, arkadaşın üzerine yürümüş. Adam güçlü kuvvetli, Mustafa’nın iki katı. Zor sakinleştirmişler adamı. Mustafa’ya da şöyle demiş:

Adam seni  eline bir dolasa

Buradan fırlatır Pera Palası’a

Parmağın ucuyla hafif yalasa

Ne kafa kalır ne kol diye yazdım.

Neyse trene yerleşmişler, yolculuk başlamış. Her taraf bizimkilerin eşyalarıyla dolu. Koridorda neredeyse geçecek yer yok.

Rasim koridor tarafına oturmuş uyukluyor.Kolunu yana koymuş, iki parmağınıda yüzüne dayamış. Bir müddet sonra yaşlı, sakallı bir amca Rasim’e dönerek “utanmıyor musun kocaman adamsın” diye bağırmaya başlamış. Rasim’in bir şeyden haberi yok,şaşırmış,o da adama kızmış ama neden olduğunu da bilmiyor. Daha sonra olayı gören bir arkadaş anlatmış. Bizimkilerin biri su şişesini poşete koymuş,bir yerlere asmış,şişenin ucu koridor tarafında. Yaşlı amcanın paltosu su şişesine çarpınca şişenin ucu da amcanın poposuna değmiş. Huylanmış ama anlamda verememiş. İkinci defa geçişinde de aynı hadise tekrar edince Rasim’den şüphelenmiş. Sonra da elini alnına koyup uyur numarası yaptığına hükmetmiş. O yüzden bağırıyormuş. İnince bakmışlar ki amca çok uzaklarda sırtını duvara dayamış sinirli sinirli duruyor. Ona da bir şeyler söylemiş Rasim.

Şişe değer değmez onun kıçına

Korku düşmüş Hacı Bey’in içine

İyi de Rasim’in bunda suçu ne?

Vallahi atmadım el diye yazdım.

Neyse Pera Palas’a varıyorlar, toplantı esnasında İbrahim Sağır İstanbul’da okuyan Ağabey’in oğlu da ziyaretlerine geliyor. Şiir salonunda çay, kahve, yiyecek her şey bedava ama İbrahim Abi çocuğuyla daha sakin görüşebilmek için başka bir yere geçiyor. Orada çay içiyorlar ama bir çay parası gelmiş ki, o parayı çoçuğuna verse bir hafta harçlık yapabilir.Bir dörtlükte de ona;

Milyona içilir çayın ağırı

İçer iken gördüm bizim Sağır’ı

Ödedi hesabı yandı bağırı 

Bakıyor şimdi mel mel diye yazdım.

&   &   &

Yazımızı Rasim’in  şiiriyle bitirelim, rahmetler dileyerek…

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

20963767