12 Ağustos 2022

Rahmetli Tanpınar’ın:

            “Ne içindeyim zamânın,

            Ne de büsbütün dışında;

            Yekpâre, geniş bir ânın

            Parçalanmaz akışında.”

diyerek kristâl kelimelere döktüğü zaman, aslında ömür haddahênesi. Orada dövülen ve kalıba sokulan vakit cetveli, İlâhî hesap merkezinde ölçüp biçilerek önümüze konuyor. Yüce kitâbımız Kur’ân’da pek çok âyette ifâde edildiği gibi, insan “cehûl (pek câhil)”dür, “aceleci”dir, “ziyân”dadır, “çâresiz”dir, “nankör”dür. Bu hâllerine bakmayan insanoğlu, yine Kur’ân’da ifâdesini bulan bir cür’etle, dağların dahî üstlenmediği ağır yüke tâlib olmuştur. Bahsedilen insanlık yükünü taşıyan nakliye vâsıtasına “hayat, ömür, yaş” gibi isimler veriliyor.

Sanki, elma veyâ portakal dilimliyormuş gibi, çâresiz ve âciz insan, böbürlenmenin ve kibirlenmenin şâhikasına çıkarak zamanı parçalara ayırıyor. Sâniye, dakîka, saat, gün, hafta, ay, yıl, asır gibi zaman bölümleri, bâzı durumlarda insanlığın toplu sevinmelerine vesîle biliniyor. Hâlbuki, Tanpınar’ın dediği gibi, zaman yekpâre, geniş bir ândır. Onun tamâmı, Yüce Hâlık’ın tezihânesinde kesilip biçilmiş ve bize takdîm edilmiştir. Yeni bir milâdî yıla girerken ortaya dökülen mübâlâğalı karşılama sahneleri, insan hakkında sarf edilen Kur’ân ifâdelerine uyuyor.

Memleketimizin mühim bir kısmında son derecede ciddî sıkıntılar yaşanırken, her ân yeni bir Haçlı Seferi’ne uğramamız beklenirken, neredeyse bütün komşu ülkelerle muhâtaralı hâle gelinmişken, güle oynaya yeni yıl karşılamanın, en hafifi “gaflet” olan sıfatlarla yâd edilmesi lâzımdır. Elbette, bütün insan neslinin iyi dileklere, niyâzlara, temennîlere ihtiyâcı vardır ve yeni yıl mesajları, bu iş için güzel bir vesîledir. Lâkin millî ve dinî duruşlarımıza bîgâne vâdîlerde dolaşarak, bize Haçlı kîni ile bakmaktan aslâ vazgeçmemiş Batı Âlemi’ne yaranma tavırları ortaya koymak, “hacâlet”ten başka bir şey değildir. Ecdâdın diline pelesenk olmuş “hacâlet” kelimesi, “utangaçlıkla yolunu şaşırma” demektir. Bu fiilin fâiline de “hacîl” deniyor ki, o da “utançtan yüzü kızarmış kişi” demektir. Yalnız, Bizim Diyâr’ın hacîllerinde, eskilerin yüz kızarıklığını göremiyoruz. Demek ki, yeni bir merhale daha aşılmış ve bunca kızarma vesîlesine rağmen kızarmayan yüzlerimiz var.

Dün ne yaptığını bilen, bugünün hakkını verir ve yarına âit plân, program hazırlar. Dolayısıyla, “yekpâre, geniş bir ân”ı idrâk edebilen kişi, içinde vatanın bütünlüğü de olan her çeşit millî bekâ reçetesini cebine koymuştur. Türk milletinin yeni yılı kutlu olsun ve yekpâre bir Türk vatanında idrâk edilsin…

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: